2. Uygulanacak hükümler
Madde 9 - (1) Ticari işlerde; kanuni, anapara ile temerrüt faizi hakkında, ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.
2. Uygulanacak hükümler
Madde 9 - (1) Ticari işlerde; kanuni, anapara ile temerrüt faizi hakkında, ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Başlangıç hükümleri arasında yer alan 9. maddesi, ticari işlerde uygulanacak faiz rejiminin temel yasal dayanağını teşkil etmektedir. Kanun koyucu, ticari hayatın dinamik yapısı ve ekonomik dalgalanmalar karşısında faiz oranlarının değişkenlik göstermesi gerekliliğini dikkate alarak, faiz oranlarını Kanun metninde sabit bir oran veya doğrudan tek bir yasa ismi ile belirtmekten kaçınmıştır [1]. Madde gerekçesinde de açıkça ifade edildiği üzere, faiz ve temerrüt faizi oranlarını gösteren 3095 sayılı Kanun ve benzeri mevzuatın sıklıkla değişikliğe uğraması ihtimali karşısında, normun güncelliğini yitirmemesi amacıyla “ilgili mevzuat hükümleri” şeklinde genel bir atıf (gönderme) yapılması tercih edilmiştir [1].
TTK m. 9, ticari işlerde kanuni faiz, anapara faizi ve temerrüt faizine ilişkin ihtilaflarda hâkimin başvuracağı normatif çerçeveyi belirler. Bu atıf kuralı, ticari işin niteliği gereği adi işlerden ayrılan faiz rejiminin (özellikle bileşik faiz, avans faizi ve faiz oranındaki serbesti ilkelerinin) hukuki zeminini oluşturur [2], [3]. Maddenin "ilgili mevzuat" kavramı ile işaret ettiği temel düzenlemeler; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK), 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun ve somut olayın niteliğine göre 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun gibi özel kanunlardır [4], [3].
Bir hukuki işlemin, fiilin veya davanın "ticari iş" niteliği taşıması, o işe uygulanacak faiz rejimini doğrudan değiştirir [5], [6]. TTK m. 3 ve TTK m. 19 bağlamında ticari iş sayılan hallerde, faiz oranları adi işlere nazaran daha yüksek oranlarda (örneğin avans faizi oranında) talep edilebilir ve belirli şartlar altında (TTK m. 8/2) faize faiz (bileşik faiz) yürütülmesi mümkün hâle gelir [7], [8], [9].
Anapara faizi (kapital faizi), bir miktar paranın belirli bir süre boyunca kullanılmasından mahrum kalınması karşılığında ödenen, temerrüt olgusu aranmaksızın sözleşme veya kanun gereği doğan faiz türüdür [10]. TTK m. 9 gereğince, taraflarca sözleşmede anapara faizi öngörülmemiş olsa dahi, işin ticari niteliğinden kaynaklanan kanuni durumlarda (örneğin TTK m. 20 uyarınca tacirin verdiği avanslar için) ödeme tarihinden itibaren anapara faizi istenebilir [11]. Anapara faizi oranı sözleşmede kararlaştırılmamışsa, 3095 sayılı Kanun m. 1 gereğince yıllık kanuni faiz oranı üzerinden hesaplama yapılır.
Temerrüt faizi, para borcunun vadesinde ödenmeyerek borçlunun temerrüde düşmesi (gecikmesi) üzerine, alacaklının herhangi bir zararını ispat etmesine gerek kalmaksızın kanun gereği talep edebileceği faizdir [10]. TTK m. 9'un atfı uyarınca, ticari işlerde temerrüt faizi 3095 sayılı Kanun m. 2/2 hükmüne tabidir. Buna göre alacaklı, dilerse genel kanuni temerrüt faizi oranını, dilerse Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının (TCMB) kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranını (avans faizi) talep etme hakkına sahiptir [8], [12].
TTK m. 9’da zikredilen "ilgili mevzuat" kavramı, öncelikle 3095 sayılı Kanun'u işaret etmektedir [3]. Bununla birlikte TBK m. 88 ve 120, TTK m. 1530 (geç ödemelerde temerrüt faizi) ve bankacılık/finans mevzuatındaki özel faiz hükümleri de bu kapsamda değerlendirilir [13], [14]. Hüküm, ticari faiz konusunda statik bir düzenleme getirmek yerine dinamik bir atıf zinciri kurmuştur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtisas daireleri (özellikle 11. HD ve 19. HD), ticari işlerde faiz taleplerinde TTK m. 9 ve 3095 sayılı Kanun m. 2/2 bağlamında istikrarlı bir içtihat geliştirmiştir.
Olay 1 (Sözleşmeden Doğan Ticari Satış İhtilafı): A Tekstil A.Ş., B Konfeksiyon Ltd. Şti.'ne vadeli olarak 500.000 TL değerinde kumaş satmış ve teslim etmiştir. Taraflar arasındaki sözleşmede temerrüt faizi oranına ilişkin herhangi bir madde bulunmamaktadır. B Ltd. Şti., vade tarihinde ödeme yapmamıştır. A A.Ş., alacağının tahsili amacıyla icra takibi başlatırken "avans faizi ile birlikte tahsil" talebinde bulunmuştur. Hukuki analiz: Her iki taraf da tacir ve işlem TTK m. 3 uyarınca mutlak ticari iş niteliğindedir. Sözleşmede faiz oranı belirlenmediğinden, TTK m. 9 devreye girer. Hükmün yönlendirmesiyle 3095 sayılı Kanun m. 2/2 uyarınca, A A.Ş.'nin vade tarihinden itibaren T.C. Merkez Bankası kısa vadeli avans faizini talep etmesi hukuka uygundur. Borçlu, oranın TBK m. 120 gereği sınırlandırılmasını ticari işlerdeki oran serbestisi nedeniyle talep edemez.
Olay 2 (Ticari Nitelikteki Haksız Fiil): Lojistik faaliyeti yürüten C Nakliyat A.Ş.'ne ait kargo tırı, taşıma faaliyetini icra ederken kusurlu olarak bir kamu kurumu olan D idaresine ait binanın duvarına çarparak maddi hasara yol açmıştır. D idaresi, zararının tazmini için C Nakliyat A.Ş.'ye dava açmış ve kaza tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi (avans faizi) talep etmiştir. Hukuki analiz: Haksız fiilin faili olan C Nakliyat A.Ş., eylemi ticari işletmesi ile ilgili faaliyeti (taşıma) sırasında gerçekleştirmiştir. TTK m. 3 gereğince, tacirin ticari işletmesini ilgilendiren haksız fiiller ticari iş niteliğindedir [28], [25]. Yargıtay içtihatlarına göre, mağdur taraf tacir olmasa dahi (somut olayda idare), borçlu tacirin haksız fiilinden kaynaklanan alacaklar için ticari iş hükümleri (TTK m. 9 ve 3095 sayılı Kanun m. 2/2) uygulanır ve haksız fiil tarihinden itibaren avans faizine hükmedilir [25], [26].
TTK m. 9'un "ilgili mevzuat hükümleri" gibi soyut ve esnek bir kavrama yer vermesi, doktrinde farklı değerlendirmelere tabi tutulmuştur. Sabih Arkan, Mehmet Bahtiyar, Ünal Tekinalp, Reha Poroy gibi yazarların da tartıştığı temel sorun, TBK m. 88 ve m. 120’deki faiz sınırlamalarının TTK m. 8 ve m. 9 karşısındaki durumudur [16], [17], [30]. Ticaret hukukunda kural olarak "oran serbestisi" geçerli olmakla birlikte (TTK m. 8/1), TBK'da yer alan emredici tavan oranların tacirler arasında dahi bir "genel ahlak" ve "sömürünün önlenmesi" sınırı olarak uygulanması gerektiğini savunan yazarlar bulunmaktadır [17]. Buna karşılık, baskın görüş ve kanunun hazırlık komisyonunun yaklaşımı, ticari işlemlerin riski ve finansman boyutu dikkate alındığında TBK'daki matematiksel sınırların (örneğin %50 ve %100 tavanlarının) doğrudan ticari işlere uygulanamayacağı, ancak fahiş faizlerin TBK m. 27 (kesin hükümsüzlük) ve gabin (TBK m. 28) kuralları çerçevesinde veya tacirin basiretli iş adamı gibi davranma yükümlülüğü de gözetilerek çok istisnai hallerde (örneğin işletmenin mahvına sebep olması durumu) indirilmesi gerektiği yönündedir [17], [31], [32].
Kanun koyucunun 3095 sayılı Kanun'a açık bir yollama yapmaktan kaçınması, metnin eskimesini engelleme amacı taşısa da (TTK m. 1530'da TCMB faiz oranına doğrudan işaret edildiği düşünüldüğünde) TTK m. 9'un normatif kesinlik (belirlilik) ilkesi bakımından zayıf kaldığı eleştirileri doktrinde kendine yer bulmuştur [1]. Reform önerileri arasında, ticari faiz oranlarının belirlenmesinde sözleşme serbestisinin sınırlarının, doğrudan Ticaret Kanunu içerisinde özel ve sarih bir üst sınır hükmü ile (örneğin Avrupa Birliği Geç Ödemeler Yönergesine uyumlu mekanizmalarla) yeniden yapılandırılması yer almaktadır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.