1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) "Ticari Defterler" başlıklı beşinci kısmının, "Değerleme İlkeleri" bölümünde yer alan 74. maddesi, "Aktifleştirme yasağı" başlığını taşımaktadır [1]. Madde, finansal tabloların gerçeğe uygun, şeffaf, ihtiyatlı ve güvenilir bir biçimde hazırlanması temel ilkesinin somut bir yansımasıdır. Bilançonun aktif kısmı, işletmenin sahip olduğu ve ekonomik değer ifade eden varlıkları (assets) gösterir. Aktifleştirme yasağı; paraya çevrilme kabiliyeti bulunmayan, objektif bir piyasa değeri ile ölçülemeyen veya ileride ekonomik bir fayda yaratıp yaratmayacağı kesin olmayan harcama ve değerlerin bilançonun aktifinde bir varlık olarak gösterilmesini engellemeyi amaçlar.
Hükmün temel ratio legis'i (konuluş amacı), alacaklıların korunması ilkesi ve sermayenin korunması ilkesidir. Bilançoda fiktif (hayali) aktiflerin yer alması, şirketin mali durumunun olduğundan daha güçlü görünmesine yol açarak (bilançonun şişirilmesi) üçüncü kişileri, yatırımcıları ve alacaklıları yanıltma tehlikesi taşır. TTK m. 74, bu tehlikeyi bertaraf etmek üzere üç fıkra hâlinde belirli harcama ve varlık kalemlerinin aktifleştirilmesini yasaklamış, ancak her üç fıkrada da "Türkiye Muhasebe Standartlarında (TMS) aksi öngörülmemişse/öngörülmüş olsun" şeklindeki dinamik atıf kuralıyla yasakların sınırlarını muhasebe biliminin uluslararası standartlarına bırakmıştır [1].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Kuruluş ve Özkaynak Sağlama Amacıyla Yapılan Harcamalar
Maddenin birinci fıkrası uyarınca, işletmenin kuruluşu ve özkaynak sağlanması amacıyla yapılan harcamalar (kuruluş ve örgütlenme giderleri) kural olarak bilançoya aktif kalem olarak konulamaz [1]. Ticari bir işletme veya şirket kurulurken yapılan noter masrafları, harçlar, fizibilite etütleri, avukatlık ve danışmanlık ücretleri gibi giderler, işletme faaliyete geçmeden önce katlanılan maliyetlerdir. Doktrinde de vurgulandığı üzere, bu ilk kuruluş ve örgütlenme giderlerinin bağımsız bir şekilde paraya çevrilme özelliği yoktur [2]. Hukuki ve iktisadi bir değer olarak üçüncü bir kişiye devredilemeyecekleri için, bu giderlerin bilançonun aktifinde yer alması bilançonun gerçek değerini yansıtmasını engeller. Nitekim TTK m. 376 bağlamında hazırlanan borca batıklık bilançosunda dahi bu hesaplara yer verilmemesi gerektiği kabul edilmektedir [2].
2.2. Bedelsiz Olarak Elde Edilmiş Maddi Olmayan Duran Varlıklar
Maddenin ikinci fıkrası, bedelsiz olarak elde edilmiş maddi olmayan duran varlıkların (intangible fixed assets) bilançonun aktifine konulmasını yasaklamaktadır [1]. Maddi olmayan duran varlıklar; fiziksel bir tözü bulunmayan ancak işletmeye uzun vadede ekonomik yarar sağlayan haklar, imtiyazlar, patentler, lisanslar, markalar ve şerefiye (goodwill) gibi unsurlardır. Hükmün gerekçesinde de açıkça ifade edildiği üzere; bir işletmenin kendi ürettiği, yarattığı, kendisine ait ticaret unvanı, marka, patent, faydalı model, tasarım gibi fikri mülkiyet haklarını ve peştemaliye benzeri değerleri aktifleştirmesi yasaktır [3]. Zira, satın alınmış olmayan (yani objektif bir maliyet bedeli bulunmayan) bu tür hakların bilançoda gösterilmesi, işletmenin değerini suni olarak artırma riski taşır [2].
TMS 38 (Maddi Olmayan Duran Varlıklar Standardı) bağlamında, işletme içi yaratılan bir maddi olmayan duran varlığın muhasebeleştirilebilmesi için "araştırma safhası" ve "geliştirme safhası" ayrımı büyük önem taşır [4]. Araştırma aşamasında yapılan harcamalar bilançoda raporlanamaz, doğrudan kâr/zarar tablosunda gider olarak muhasebeleştirilir [4]. Ancak geliştirme safhasına geçen ve TMS 38'deki katı kriterleri sağlayan belirli unsurlar istisnai olarak aktifleştirilebilir.
2.3. Sigorta Sözleşmelerinin Yapılması İçin Gerekli Olan Giderler
Maddenin üçüncü fıkrasında, sigorta sözleşmelerinin yapılması için gerekli olan giderlerin aktifleştirilemeyeceği belirtilmiştir [1]. Bu hüküm özellikle sigorta şirketlerinin kuruluşunda ve portföy oluşturulmasında acentelere, brokerlere ödenen komisyonlar veya poliçe tanzim giderleri gibi harcamaların bilançoda bir yatırım veya varlık gibi gösterilmesini engeller. Bu tür giderlerin doğrudan ilgili dönemin gelir tablosuna yansıtılması (gider yazılması) gerekmektedir.
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 88 ve TTK m. 515 (Türkiye Muhasebe Standartlarına Uyum): TTK m. 74, yapısal olarak TMS'ye bağımlı bir maddedir. TTK m. 88 uyarınca gerçek ve tüzel kişi tacirler, finansal tablolarını Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) tarafından yayımlanan TMS'ye uygun hazırlamak zorundadır
[5]. TTK m. 74'teki yasaklar mutlak olmayıp, her bir fıkrada TMS'ye atıf yapılmıştır.
- TTK m. 342 ve 127 (Sermaye Olarak Konulabilecek Malvarlığı Unsurları): TTK m. 127 ve 342 uyarınca, devrolunabilen ve nakden değerlendirilebilen fikri mülkiyet hakları ticaret şirketlerine ayni sermaye olarak konulabilir
[6], [7]. Ancak, TTK m. 74/2 ile bedelsiz elde edilen içsel markaların aktifleştirilememesi, bu değerlerin ayni sermaye olarak şirkete getirilip getirilemeyeceği hususunda doktrinde ciddi sistematik tartışmalara yol açmıştır [8], [3].
- TTK m. 376 (Sermaye Kaybı ve Borca Batıklık): Şirketin borca batık olup olmadığının tespitinde çıkarılacak ara bilançoda, TTK m. 74 uyarınca aktifleştirilmesi yasak olan fiktif kalemler (örneğin ilk kuruluş giderleri veya bedelsiz elde edilmiş içsel markalar) aktifte yer alamaz
[2]. Bu kalemlerin aktiften çıkarılması, özkaynak hesaplamasını doğrudan etkiler.
- VUK m. 269 vd. (Vergi Hukuku ile İlişki): Vergi Usul Kanunu, belirli durumlarda kuruluş ve örgütlenme giderlerinin aktifleştirilip yıllara sâri olarak itfa edilmesine imkân tanıyabilmektedir. Ancak TTK m. 64/5 gereği ticari defterlerin tutulması VUK'a göre yapılsa da
[9], anonim ve limited şirketlerin yılsonu finansal tabloları TTK m. 74 ve TMS hükümlerine göre hazırlanmak zorundadır [10].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin (özellikle 11. Hukuk Dairesi) yerleşik içtihatlarında, bilançoların gerçeği yansıtması ilkesi titizlikle korunmaktadır. Genel kurul tarafından bilançonun onaylanması (TTK m. 424) kural olarak yönetim kurulu üyelerinin ibrası sonucunu doğurur [11]. Ancak, bilançoda TTK m. 74'e aykırı olarak; paraya çevrilebilirliği olmayan hayali kuruluş giderlerinin veya işletme içinde yaratılmış ve maliyet bedeli olmayan bir markanın fahiş bedellerle aktifleştirilmiş olması (bilançonun makyajlanması), bilançonun dürüst resim ilkesini (TTK m. 515) ve şeffaflığı ihlal eder.
Yargıtay kararlarında, genel kurul kararlarının iptali veya yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu davalarında, bilançonun TMS/TFRS'ye uygun hazırlanıp hazırlanmadığı hususunun uzman bilirkişi heyetlerince incelenmesi gerektiği vurgulanmaktadır [12]. Araştırma aşamasındaki harcamaların aktifleştirilmesi gibi muhasebe hileleri [4], şirketin mali durumunu gerçekte olduğundan daha iyi göstererek kâr dağıtımına veya borca batıklığın gizlenmesine sebebiyet verdiğinde, yönetim kurulu üyelerinin TTK m. 553 anlamında hukuki sorumluluğuna ve hatta Türk Ceza Kanunu kapsamında evrakta sahtecilik veya dolandırıcılık hükümlerine konu olabilmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo):
ABC Anonim Şirketi, yıllar içinde geliştirdiği ve piyasada oldukça tanınır hâle gelen "Alfa" markasını, şirketin üst üste zarar etmesi ve TTK m. 376 kapsamına girmesi üzerine, bağımsız bir değerleme şirketine 5.000.000 TL olarak değerletmiş ve bu tutarı bilançonun aktifine "Maddi Olmayan Duran Varlıklar" kalemi altına eklemiştir. Karşılığında da özkaynaklar altında bir yeniden değerleme fonu oluşturmuştur.
Hukuki Analiz: TTK m. 74/2 hükmü, bedelsiz olarak (işletme içinde) yaratılmış olan maddi olmayan duran varlıkların, TMS'de aksi öngörülmedikçe bilançonun aktifine konulmasını kesin olarak yasaklamıştır [1]. TMS 38 standardına göre de işletme içi yaratılan markalar (internally generated brands) maliyetleri işletmenin bütünü geliştirme maliyetinden güvenilir biçimde ayrılamadığı için bilançoya yansıtılamaz. Dolayısıyla ABC A.Ş.'nin, mali yapısını güçlü göstermek amacıyla kendi yarattığı markayı aktifleştirmesi hukuka aykırıdır; oluşturulan bu bilanço fiktiftir ve borca batıklık hesaplamasında bu kalem aktiften indirilmelidir [3], [2].
Olay 2 (Kurmaca Senaryo):
Yeni kurulan XYZ Teknoloji Limited Şirketi, kuruluş aşamasında avukatlara, mali müşavirlere ve pazar araştırması yapan kurumlara toplam 500.000 TL ödeme yapmıştır. Şirket yönetimi, bu tutarın kâr/zarar tablosunda cari yıl zararı olarak görünmesini engellemek için tutarı bilançoda "Kuruluş ve Örgütlenme Giderleri" adı altında aktifleştirmiş ve 5 yıla yayarak itfa etmeye karar vermiştir.
Hukuki Analiz: TTK m. 74/1 çok açık bir biçimde işletmenin kuruluşu ve özkaynak sağlanması amacıyla yapılan harcamaların bilançoya aktif kalem olarak konulmasını yasaklamıştır [1]. VUK uygulamasında (vergi mevzuatında) bu tür giderlerin aktifleştirilerek itfa edilmesine imkân tanınsa da, ticaret hukuku ve TMS açısından finansal raporlamada bu giderler oluştukları dönemde doğrudan kâr/zarar tablosunda gider olarak muhasebeleştirilmek zorundadır. Yapılan aktifleştirme işlemi geçersizdir ve bilançonun genel kurulca onaylanması hâlinde ilgili kararın iptali talep edilebilir [13], [12].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Bilançoda aktifleştirilen bir maddi olmayan duran varlığın veya giderin, TTK m. 74'teki yasağın istisnası olan TMS standartlarına (örneğin TMS 38 geliştirme safhası kriterlerine) uygun olduğunu ispat yükü, bunu aktifleştiren şirket yönetimine aittir
[4].
- Zamanaşımı / Süreler: Gerçeğe aykırı bilançolar düzenlenmesi sebebiyle yönetim kurulu üyelerine karşı açılacak sorumluluk davaları (TTK m. 553), davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği tarihten itibaren beş yıl içinde açılmalıdır (TTK m. 560).
- Görevli/yetkili mahkeme: Bilançonun dürüst resim ilkesine ve TTK m. 74'e aykırı olması sebebiyle genel kurul kararının iptali veya yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu talebiyle açılacak davalarda görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir; yetkili mahkeme ise şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir
[14], [15].
- Yaygın uygulama hataları: Vergi hukuku (VUK) ile Ticaret hukuku (TTK ve TMS) arasındaki değerleme farklarının göz ardı edilmesi en yaygın hatadır
[10]. Tacirlerin, VUK'un izin verdiği "kuruluş giderlerini aktifleştirme" imkânını, TTK finansal tablolarında da geçerli zannetmeleri bilançoların geçersizliği ve yasal sorumluluk doğurur.
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 74 hükmü, Türk ticaret hukuku doktrininde köklü tartışmalara yol açmıştır. Özellikle Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Sabih Arkan ve Mehmet Bahtiyar gibi otoriteler, yeni TTK'nın finansal raporlama rejiminin VUK'tan bağımsızlaşarak TMS'ye entegre edilmesini devrim niteliğinde bulmaktadırlar [16], [10]. Ancak bu entegrasyon beraberinde bazı doktriner çıkmazları da getirmiştir.
En hararetli tartışma, bedelsiz elde edilen maddi olmayan duran varlıkların (özellikle markaların) sermaye olarak taahhüdü meselesindedir [3]. TTK m. 342, fikrî mülkiyet haklarının ve devrolunabilen her türlü değerin ayni sermaye olarak konulmasına açıkça izin vermektedir [8], [17]. Doktrinde haklı olarak şu eleştiri yöneltilmektedir: Şirketin kendi yarattığı ve yıllar içinde devasa bir ekonomik değere ulaşan (ancak bilançoda aktifleştirilemeyen) bir marka, bir başka şirkete ayni sermaye olarak konulduğunda değer biçilerek bilançoya girebilecektir [3]. Ancak, TMS 38 ve TTK m. 74/2 uyarınca, işletmenin kendi içinde (bedelsiz) yarattığı marka, güvenilir bir maliyet ölçümü yapılamadığı gerekçesiyle kendi bilançosunda gösterilememektedir [8].
Bu durum, modern ticari hayatta varlıklarının çok büyük bir kısmı fikrî mülkiyet, teknoloji ve markadan oluşan şirketlerin (örneğin yazılım ve teknoloji firmaları) bilançolarının, şirketin gerçek piyasa değerinin çok altında kalmasına neden olmaktadır [3]. Bazı yazarlar (örneğin Harun Eryiğit [18]), güvenilir bir şekilde ölçülebildiği, nakden değerlendirilebildiği ve bağımsız denetimden geçtiği hâllerde, işletme içi yaratılan markaların da rayiç bedel üzerinden aktifleştirilmesine izin verilmesi gerektiğini, aksi takdirde TTK m. 74'ün katı lafzının ticaret şirketlerinin gerçek varlıklarını raporlamasını engellediğini savunmaktadırlar [8], [19]. Bu bağlamda kanun koyucunun, "muhasebenin ihtiyatlılık ilkesi" ile "gerçeğe uygun raporlama ilkesi" arasındaki dengeyi, gelişen ticari gereksinimler ışığında TMS komiteleri (KGK) ile birlikte yeniden gözden geçirmesi önerilmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.