Resmi Metin

**II

  • Teselsül karinesi**

Madde 7 - (1) İki veya daha fazla kişi, içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari nit eliği haiz bir iş dolayısıyla, diğer bir kimseye karşı birlikte borç altına girerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse müteselsilen sorumlu olurlar. Ancak, kefil ve kefillere, taahhüt veya ödemenin yapılmadığı veya yerine getirilmediği ihbar edil meden temerrüt faizi yürütülemez. 7 26/6/2012 tarihli ve 6335 sa yılı Kanunun 2 nci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “davalara” ibaresi ise “davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine” şeklinde değiştirilmiştir. 8 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanunun 31 inci maddesiyle bu fıkrada yer alan “paranın ödenm esi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında” ibaresi “para olan alacak, tazminat, itirazın iptali, menfi tespit ve istirdat davalarında,” şeklinde değiştirilmiştir. (2) Ticari borçlara kefalet hâlinde, hem asıl borçlu ile kefil, hem de kefiller arasındaki ilişkilerde de birinci fıkra hükmü geçerli olur.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 7 hükmü, ticaret hukukunun en temel prensiplerinden biri olan "teselsül karinesi"ni (müteselsil sorumluluk karinesi) düzenlemektedir [1, 2]. Hukuk sistemimizde borçlular arasında müteselsil sorumluluğun doğabilmesi için, kural olarak Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 162 uyarınca tarafların bu yönde açık bir irade beyanında bulunmaları veya kanunda bu hususta özel bir düzenleme yer alması gerekmektedir [3, 4]. Adi işlerde "paylı sorumluluk" asıl iken, ticari hayatın doğası gereği ihtiyaç duyulan hız, güven ve alacaklının korunması ilkeleri doğrultusunda, TTK m. 7 ile bu kuralın tam aksi benimsenerek ticari işlerde "müteselsil sorumluluk" (teselsül) asıl kural olarak kabul edilmiştir [1, 5].

TTK m. 7 hükmü, alacaklılara daha güçlü bir teminat sağlamak amacıyla kanundan doğan bir müteselsil sorumluluk hâli ihdas etmiştir [1]. Maddenin lafzı ve ruhu incelendiğinde, kanun koyucunun ticari işlemlerde birden fazla kişinin borç altına girdiği veya kefil olduğu durumlarda, alacaklının tatminini güvence altına almak için borçluları zincirleme bir sorumluluk ağına dâhil ettiği görülmektedir [1, 6]. Bu kural, emredici nitelikte olmayıp yedek hukuk kuralı mahiyetindedir; dolayısıyla taraflar sözleşme ile teselsül karinesinin aksini her zaman kararlaştırabilirler [5]. Ancak aksi kararlaştırılmadığı müddetçe genel kural, ticari işlerde teselsülün varlığıdır [7].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Birlikte Borç Altına Girme ve Teselsül Karinesi (TTK m. 7/1)

Maddenin birinci fıkrası, iki veya daha fazla kişinin bir ticari iş dolayısıyla birlikte borç altına girmesi hâlini düzenler. Hükmün uygulanabilmesi için aranan temel şart, işlemin "içlerinden yalnız biri veya hepsi için ticari niteliği haiz bir iş" olmasıdır [1, 2]. Diğer bir ifadeyle, borçlulardan yalnızca birisi için dahi işlemin ticari iş mahiyetinde olması, diğer borçluların da müteselsil sorumlu tutulabilmesi için yeterlidir [1]. Teselsül karinesinin işlemesi için borçluların irade açıklamasına ihtiyaç duyulmaz; kanun gereği kendiliğinden doğar [5].

2.2. Ticari Borçlara Kefalet ve Müteselsil Kefalet (TTK m. 7/2)

İkinci fıkra, kefalet müessesesini ticari hukuk perspektifinden yeniden yapılandırır. TBK m. 586 uyarınca kefalette "adi kefalet" kural, "müteselsil kefalet" istisnadır ve müteselsil kefalet için kefilin bu yönde açıkça irade beyanında bulunması (kendi el yazısıyla belirtmesi) gerekir [8]. Ancak TTK m. 7/2 uyarınca, ticari bir borca kefalet söz konusu olduğunda, bu kefalet kanun gereği doğrudan doğruya "müteselsil kefalet" olarak kabul edilir [7-9].

Burada dikkat edilmesi gereken en önemli doktriner ve yargısal nokta şudur: Kefilin ticari borca müteselsil kefil sayılabilmesi için borcun yalnızca alacaklı veya asıl borçlu bakımından ticari olması yeterlidir; borcun bizzat kefil bakımından ticari bir mahiyet taşımasına lüzum yoktur [6]. Ayrıca bu fıkra, "birlikte kefalet" kurumuna da uygulanarak, ticari borca kefil olan birden fazla kişinin kendi aralarındaki ilişkide de (adi işlerdeki paylı sorumluluğun aksine) müteselsil sorumlu olmalarını öngörmektedir [6, 10].

2.3. Kefile İhbar Şartı (TTK m. 7/1 Son Cümle)

Maddenin birinci fıkrasının son cümlesi, kefili koruyan istisnai bir usul kuralı getirmiştir. Buna göre; asıl borçlunun borcunu yerine getirmemesi durumunda, bu temerrüt durumu kefile ihbar edilmedikçe, kefilden temerrüt faizi talep edilemez [2, 6]. Kefilin temerrüt faizi yüküyle karşılaşabilmesi, alacaklının kendisine yapacağı bir bildirim (ihbar) şartına bağlanmıştır.

3. Sistematik İlişkiler

  • TBK m. 162 (Müteselsil Borçluluk) — TBK uyarınca müteselsil borçluluk ancak tarafların açık iradesiyle veya kanunun özel olarak belirttiği hâllerde doğar [3, 4]. TTK m. 7, ticaret hukuku alanında bu genel kuralın istisnasını teşkil ederek teselsülü asıl kural hâline getirmiştir [1, 5].
  • TBK m. 586 ve m. 587 (Kefalet ve Birlikte Kefalet) — TBK kapsamında adi kefalet ve birlikte kefalette paylı sorumluluk geçerlidir [8, 10]. TTK m. 7/2 ise ticari işlerde bu maddelerin uygulanmasını dışlayarak müteselsil kefalet ve birlikte kefillerin müteselsil sorumluluğu prensibini devreye sokar [7, 9, 10].
  • 6502 sayılı TKHK m. 4/6 (Tüketici İşlemlerinde Kefalet) — Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) m. 4/6 uyarınca, tüketici işlemlerinde tüketicinin edimlerine karşılık olarak alınan şahsi teminatlar her ne isim altında olursa olsun "adi kefalet" sayılır [11]. Bu özel kanun hükmü, TTK m. 7 hükmüne bir istisna oluşturmakta ve tüketici işlemlerinde TTK m. 7'nin teselsül karinesinin uygulanmasını engellemektedir [11, 12].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay kararlarında TTK m. 7 uygulamasının en çok tartışıldığı alan, tüketici işlemleri ve banka kredi sözleşmeleridir. Yargıtay, bir sözleşmede borçlulardan birinin ticari işletmesi ile ilgili hareket etmesi hâlinde, bu durumun karşı taraf (örneğin tüketici veya adi kefil) açısından da ticari iş sayılıp sayılmayacağı ve teselsül doğuracağı konusunu detaylıca irdelemiştir [4, 13, 14].

Yerleşik içtihatlara göre; TTK m. 7/2 kapsamında kefilin müteselsil sorumlu olabilmesi için asıl borç ilişkisinin ticari olması yeterli bulunmakla birlikte [6], şayet asıl borç ilişkisi bir "tüketici işlemi" niteliği taşıyorsa (örneğin bireysel ihtiyaç kredisi), burada TKHK m. 4/6 emredici hükmü devreye girer. Yargıtay, zayıf tarafı koruma ilkesi gereğince, tüketici kredilerinde verilen şahsi teminatların, banka tacir olsa dahi, adi kefalet olarak değerlendirilmesi gerektiğini, dolayısıyla TTK m. 7'nin teselsül karinesinin tüketiciyi veya onun kefilini ezemeyeceğini hüküm altına almıştır [11].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Birlikte Borçlanmada Teselsül Karinesi): A (Mobilya Üreticisi Tacir) ve B (Memur), C Bankasından bir taşıt kredisi çekerek birlikte borç altına girmişlerdir. A bu aracı ticari işletmesinde mal dağıtımı için kullanırken, B hafta sonları kişisel ulaşımı için kullanmaktadır. Kredi geri ödemeleri aksadığında C Bankası, doğrudan B'nin maaşına ve malvarlığına tüm borç miktarı için haciz başlatır. B, borcun yarısından sorumlu olduğunu ve öncelikle A'ya gidilmesi gerektiğini iddia eder. Hukuki analiz: İşlem, kredi veren C Bankası ve krediyi ticari işletmesi için kullanan A bakımından ticari iştir. TTK m. 7/1 uyarınca, borçlulardan yalnızca biri için dahi ticari niteliği haiz olan bir iş söz konusu olduğunda (sözleşmede aksi kararlaştırılmadıkça) borçlular müteselsilen sorumlu olurlar [1, 2]. Dolayısıyla C Bankası, borcun tamamı için dilediği borçluya başvurma hakkına sahip olduğundan B'nin itirazı haksızdır.

Olay 2 (Ticari Kefalette İhbar Yükümlülüğü): X Limited Şirketi, Y A.Ş.'den yüklü miktarda hammadde satın almıştır. X şirketinin borcuna, şirket ortağı Z şahsen kefil olmuştur. X şirketi borcunu vadesinde ödemeyerek temerrüde düşmüştür. Y A.Ş., altı ay bekledikten sonra hiçbir bildirimde bulunmadan kefil Z aleyhine, asıl alacak ve altı aylık temerrüt faizi talebiyle dava açar. Hukuki analiz: X ve Y arasındaki satım ilişkisi ticari bir iş olduğundan, TTK m. 7/2 uyarınca Z'nin kefaleti doğrudan müteselsil kefalettir [7-9]. Ancak TTK m. 7/1 son cümlesi gereğince, kefile taahhüdün yerine getirilmediği ihbar edilmeden temerrüt faizi yürütülemez [2, 6]. Y A.Ş., temerrüt durumunu Z'ye önceden ihbar etmediği için, Z'den altı aylık gecikme faizini talep edemeyecek, yalnızca asıl alacaktan (ve ancak dava tarihinden itibaren işleyecek faizden) sorumlu tutabilecektir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Ticari bir iş dolayısıyla birden fazla kişinin borç altına girmesi hâlinde teselsül kuraldır. Bunun aksini, yani taraflar arasında müteselsil değil paylı sorumluluk kararlaştırıldığını iddia eden borçlu, bu durumu ispatla mükelleftir [5].
  • Zamanaşımı / Süreler: TTK m. 7/1 uyarınca kefilden temerrüt faizi istenebilmesi için yapılması gereken ihbar herhangi bir kanuni süreye bağlanmamıştır, ancak alacaklının faiz hakkını başlatabilmesi için bu ihbarı yapması zaruridir [6].
  • Görevli/yetkili mahkeme: TTK m. 7 kapsamında ortaya çıkan uyuşmazlıklar, mutlak veya nispi ticari dava niteliği taşıdıklarından (TTK m. 4 uyarınca) kural olarak Asliye Ticaret Mahkemelerinin görev alanına girmektedir [15].
  • Yaygın uygulama hataları: Ticari uyuşmazlıklarda alacaklı vekillerinin, asıl borçlunun temerrüdünü kefile ihbar etmeksizin asıl borçlu ile birlikte kefile de temerrüt faizi işleterek icra takibi başlatması yaygın bir hatadır. Bu durumda kefilin yapacağı kısmi itiraz ile faiz talebi iptal edilebilmektedir [6].

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk ticaret hukuku doktrininde TTK m. 7 hükmünün, borçlar hukuku ve tüketici hukuku sınırlarıyla çatıştığı alanlarda yoğun tartışmalar mevcuttur. Rıza Ayhan, Mehmet Bahtiyar ve Sabih Arkan gibi önde gelen ticaret hukuku akademisyenleri, ticari iş karinesi ve teselsül karinesinin, zayıf konumda olan (tacir olmayan) kişileri gereğinden fazla korumasız bırakabileceğine dikkat çekmişlerdir [11, 16, 17].

Özellikle bankacılık sözleşmelerinde bir kişinin tüketici kredisine müteselsil kefil olması durumunda TTK m. 7'nin sert sonuçlar doğurma riski, TKHK m. 4/6'nın açık lafzıyla (tüketici kefaletinin adi kefalet sayılacağı hükmüyle) bertaraf edilmiştir [11]. Ancak doktrinde, sırf karşı tarafın tacir olması nedeniyle sıradan bir gerçek kişinin dahil olduğu işlemlerin tamamının TTK m. 19/2 (ticari iş karinesi) ve dolayısıyla TTK m. 7 (teselsül karinesi) sarmalına sokulmasının, Türk Borçlar Kanunu'nun zayıfı koruyan sistematik yapısını zedelediği yönünde eleştiriler ileri sürülmektedir [16]. Söz konusu katı yorumun daraltılması ve teleolojik (amaca uygun) yorum metodunun benimsenerek tüketici veya tacir olmayan üçüncü şahısların ticari yükümlülüklerden ari tutulması gerektiği ağırlıklı olarak savunulmaktadır [16, 17].


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.