**B) Çeşitli hükümler I
- Zamanaş ımı**
Madde 6 - (1) Ticari hükümler koyan kanunlarda öngörülen zamanaşımı süreleri, Kanunda aksine düzenleme yoksa, sözleşme ile değiştirilemez.
**B) Çeşitli hükümler I
Madde 6 - (1) Ticari hükümler koyan kanunlarda öngörülen zamanaşımı süreleri, Kanunda aksine düzenleme yoksa, sözleşme ile değiştirilemez.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Başlangıç hükümleri bölümünde, “Çeşitli hükümler” üst başlığı altında yer alan 6. maddesi, ticari uyuşmazlıklarda uygulanacak zamanaşımı sürelerinin emredici niteliğini düzenlemektedir [1]. Madde lafzı açıkça, "Ticari hükümler koyan kanunlarda öngörülen zamanaşımı süreleri, Kanunda aksine düzenleme yoksa, sözleşme ile değiştirilemez" kuralını ihdas etmiştir [1, 2].
Bu düzenlemenin temel amacı, ticari hayatta hukuki güvenliği, öngörülebilirliği ve istikrarı sağlamaktır. Ticaret hukuku, yapısı gereği sürat ve emniyet gerektirdiğinden, kanun koyucu ticari uyuşmazlıklar için öngörülen zamanaşımı sürelerinin, tarafların iradesine (sözleşme özgürlüğüne) bırakılmasını prensip olarak yasaklamıştır [2, 3]. Bu bağlamda, ticari hükümler içeren TTK'da veyahut diğer kanunlarda öngörülen zamanaşımı sürelerinin değiştirilemezliği ilkesi, ticaret hukukunda kamu düzenini ilgilendiren mutlak ve emredici bir karakter taşır [3]. Kural olarak, kanunlarda ticari işler için öngörülen zamanaşımı süreleri ne uzatılabilir ne de kısaltılabilir [3, 4].
TTK m. 6 bağlamında "ticari hükümler koyan kanunlar" ifadesi, yalnızca Türk Ticaret Kanunu'nu değil, aynı zamanda ticari nitelikteki ihtilafları düzenleyen diğer tüm mevzuatı kapsamaktadır [2]. TTK m. 1/1 uyarınca, bir ticari işletmeyi ilgilendiren işlem ve fiillere ilişkin diğer kanunlarda yazılı özel hükümler de ticari hüküm niteliğindedir [5]. Dolayısıyla, tarafların işlemi veya fiili ticari nitelik taşıyorsa, o ilişkiye özgülenmiş ve ticari hüküm niteliğine bürünmüş olan diğer kanunlardaki (örneğin Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, Bankacılık Kanunu, Sermaye Piyasası Kanunu vb.) zamanaşımı süreleri de kural olarak TTK m. 6'nın kapsamına dâhil olarak değiştirilemezlik kuralına tabi olur [2, 6, 7].
Maddede ifade edilen "sözleşme ile değiştirilemez" ibaresi, tarafların irade muhtariyeti (sözleşme özgürlüğü) ilkesine getirilmiş ağır bir sınırlamadır. Doktrindeki hâkim görüşe (Ülgen/Helvacı/Kendigelen/Kaya/Nomer Ertan) göre bu hüküm emredici karakterde olup, belirlenen sürelerin sözleşmeyle uzatılmasını da, kısaltılmasını da kesin olarak yasaklar [3, 4]. Sözleşme serbestisi kapsamında, taraflar bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler; ancak kanunun emredici kural niteliğinde kabul ettiği zamanaşımı sürelerine yönelik değişiklik iradeleri batıldır [8, 9].
Kanun koyucu, katı değiştirilemezlik kuralına bir istisna getirerek "Kanunda aksine düzenleme yoksa" ifadesine yer vermiştir. Eğer özel bir kanun hükmü veya yine TTK'nın kendi içerisindeki istisnai bir kural, taraflara zamanaşımı süresini sözleşmeyle belirleme veya mevcut süreyi uzatma/kısaltma imkânı tanıyorsa, sözleşme özgürlüğü devreye girebilir [2, 4]. Örneğin, deniz ticareti alanında yolcu taşıma sözleşmelerinden doğan bazı tazminat istemlerinde zamanaşımı süresinin, istem doğduktan sonra tarafların yazılı anlaşmasıyla uzatılabileceği kanunda özel olarak belirtilmiştir (TTK m. 1270/3) [10]. Benzer şekilde, TKHK m. 12'de, kanunlarda veya taraflar arasındaki sözleşmede "daha uzun bir süre" belirlenmediği takdirde şeklindeki ifadeler, kanunun aksine düzenleme yaptığı spesifik hallere örnek teşkil eder [4].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ticaret dairelerinin (özellikle Yargıtay 11. ve 19. Hukuk Daireleri) müstekkar içtihatlarında, ticari uyuşmazlıklarda kanun tarafından emredici olarak öngörülen zamanaşımı sürelerinin taraflarca daraltılmasının veya genişletilmesinin hukuken geçerli olmadığı sıklıkla teyit edilmektedir.
Yerleşik Yargıtay kararlarında açıklandığı üzere, kanunda düzenlenen zamanaşımı süreleri kamu düzeninden kabul edilir. Tarafların ticari bir sözleşmeye koydukları "işbu sözleşmeden doğan uyuşmazlıklarda zamanaşımı süresi 6 aydır" (kanun 1 yıl veya 3 yıl öngörüyor ise) şeklindeki düzenlemeler TTK m. 6 uyarınca yargı mercileri tarafından kendiliğinden (re'sen) geçersiz (batıl) sayılır. Yargıtay, tarafların iradesine ancak ilgili kanun maddesinde açıkça "taraflar aksini kararlaştırabilir" veya "daha uzun bir süre öngörülebilir" gibi lafzi bir cevaz varsa değer atfetmektedir [2, 4]. Aksi takdirde, sözleşmedeki zamanaşımına ilişkin hukuka aykırı ibare iptal edilmiş sayılarak, uyuşmazlığa doğrudan TTK'daki veya ilgili ticari kanundaki yasal zamanaşımı süresi tatbik edilir.
Olay 1 (kurmaca senaryo): A Lojistik A.Ş. ile B Tekstil A.Ş. arasında akdedilen bir deniz yoluyla eşya taşıma sözleşmesinde (navlun sözleşmesi) yer alan bir genel işlem şartında, "İşbu sözleşmeden doğacak her türlü zıya ve hasar iddiaları bakımından dava açma süresi, eşyanın teslimi tarihinden itibaren 3 aydır" hükmü yer almaktadır. Taşıma sırasında meydana gelen hasar sebebiyle B Tekstil A.Ş., olayın üzerinden 10 ay geçtikten sonra A Lojistik A.Ş.'ye karşı asliye ticaret mahkemesinde tazminat davası açmıştır. Taşıyıcı şirket, 3 aylık sözleşmesel sürenin dolduğunu iddia ederek zamanaşımı def'inde bulunmuştur. Hukuki analiz: TTK m. 1246 uyarınca deniz taşıma sözleşmelerinden doğan alacaklar kural olarak bir yılda zamanaşımına uğrar [13, 14]. Taşıyıcı ve taşıtan arasında bu süreyi 3 aya indiren sözleşme kaydı, TTK m. 6'nın "Ticari hükümler koyan kanunlarda öngörülen zamanaşımı süreleri, Kanunda aksine düzenleme yoksa, sözleşme ile değiştirilemez" emredici hükmüne [1] aykırıdır. Taşıma hukukunda bu sürenin kısaltılabileceğine dair aksine bir düzenleme bulunmadığından, söz konusu sözleşme maddesi kesin hükümsüzdür. B Tekstil A.Ş.'nin 10. ayda açtığı dava, kanuni 1 yıllık zamanaşımı süresi içinde olduğundan mahkemece dinlenmelidir.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Ticari bir satım sözleşmesinde, taraflar alıcının ayıplı maldan doğan sorumlulukları için TTK m. 23 ve TBK m. 231 bağlamındaki 2 yıllık zamanaşımı süresini karşılıklı iradeleri ile 5 yıla çıkaran bir protokol imzalamıştır. Alıcı, teslimden 4 yıl sonra ortaya çıkan bir ayıp nedeniyle sözleşmeden dönme davası açmıştır. Hukuki analiz: Doktrindeki Ülgen/Helvacı/Kendigelen/Kaya/Nomer Ertan gibi otoritelerin vurguladığı üzere, TTK m. 6 gereği ticari hükümlerdeki zamanaşımı süreleri ne uzatılabilir ne de kısaltılabilir [3]. Tüketici işlemleri istisnaları hariç olmak üzere, salt tacirler arası ticari satımlarda kanunun öngördüğü sürenin uzatılması da "değiştirilemezlik" yasağına takılır. Eğer ilgili ticari hükümde sürenin uzatılabileceğine dair özel bir cevaz bulunmuyorsa [4], 5 yıla uzatma anlaşması da TTK m. 6'ya aykırı olup geçersiz sayılacak ve davanın zamanaşımından reddi gerekecektir.
Doktrinde TTK m. 6 hükmünün mutlak ve katı ifadesi çeşitli tartışmalara neden olmaktadır. Ülgen, Helvacı, Kendigelen, Kaya ve Nomer Ertan gibi yazarların işaret ettiği gibi, ticari kanunlarda öngörülen zamanaşımı sürelerinin "ne uzatılabilir ne de kısaltılabilir" [3] şeklinde yorumlanması, hukuki kesinliği sağlamakla birlikte, bazen dürüstlük kuralı ve hakkaniyete aykırı katılıklar yaratabilmektedir. Zira ticari hayatın esnekliği, bazı hallerde taraflara daha uzun bir zamanaşımı süresi belirleme ihtiyacı (örneğin, karmaşık makine satımlarında garanti sürelerinin ticari ihtiyaçlara göre uzun tutulması) doğurmaktadır.
Ayrıca, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'da olduğu gibi, bazı kanunlarda "daha uzun bir süre belirlenmediği takdirde" şeklindeki esnekliklerin [4], TTK m. 6 karşısındaki durumu da "ticari hüküm" nitelendirmesi üzerinden tartışılmaktadır [6, 7]. Tüketici lehine getirilen esnekliklerin TTK m. 6 engelini aştığı kabul edilmekte ise de, saf ticari (tacirler arası) ilişkilerde benzer bir esnekliğin kanun koyucu tarafından genel bir fıkra ilavesiyle sağlanıp sağlanmaması gerektiği, hukuk reformları kapsamında sıkça önerilmektedir. Doktrin, zayıf tarafı veya hakkı korumak adına sadece sürenin "kısaltılmasını" yasaklayan, ancak "uzatılmasına" makul ölçülerde izin veren bir yasal revizyonun ticari hayatın doğasına daha uygun olabileceğini tartışmaktadır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.