1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 36. maddesi, Birinci Kitap (Ticari İşletme), İkinci Kısım (Ticaret Sicili) altında "Sonuçları" alt başlığında düzenlenmiş olup, ticaret siciline yapılan tescil ve ilanın üçüncü kişiler bakımından doğuracağı hukuki neticeleri (etkileri) hüküm altına almaktadır [1]. Ticaret sicilinin en temel işlevlerinden biri, ticari hayatta güveni ve aleniyeti sağlamaktır [2], [3]. Bu aleniyetin doğal bir sonucu olarak, sicile kaydedilen hususların üçüncü kişiler tarafından bilinmesi ve onlara karşı ileri sürülebilmesi hususları kanun koyucu tarafından kesin kurallara bağlanmıştır.
Madde, sistematik açıdan iki temel prensibi bünyesinde barındırır: Sicilin olumlu (müsbet) etkisi ve sicilin olumsuz (menfi) etkisi [1]. Birinci ve üçüncü fıkralar, usulüne uygun şekilde tescil ve ilan edilmiş hususların üçüncü kişilerce bilindiği varsayımını (olumlu etki) düzenlerken [4], [5]; dördüncü fıkra tescil ve ilanı zorunlu olduğu hâlde bu yükümlülüğün yerine getirilmediği durumlarda üçüncü kişilerin iyiniyetinin korunması esasını (olumsuz etki) düzenlemektedir [6], [7]. Maddenin ikinci fıkrası ise, tescilin kurucu etki gösterdiği yahut derhâl sonuç doğurmasının emredildiği istisnai özel kanun hükümlerini saklı tutmaktadır [4]. Hüküm, ticari ilişkilerde işlem güvenliğini tesis etmeyi, hak kayıplarını önlemeyi ve piyasa aktörlerinin ticaret sicili kayıtlarına güvenerek hareket etmelerini teminat altına almayı amaçlamaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Ticaret Sicilinin Olumlu (Müsbet) Etkisi
TTK m. 36'nın 1. ve 3. fıkraları, ticaret sicilinin olumlu etkisini düzenlemektedir. Bu ilkeye göre, ticaret siciline usulüne uygun olarak tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilmiş olan hususlar, nerede bulunurlarsa bulunsunlar üçüncü kişiler hakkında hukuki sonuçlarını doğurur [4], [5]. Üçüncü kişilerin, kendilerine karşı sonuç doğurmaya başlayan bu sicil kayıtlarını bilmediklerine (iyiniyetli olduklarına) ilişkin iddiaları dinlenmez [4]. Doktrinde bu durum, kanuni ve çürütülemez bir faraziye (kesin karine) olarak nitelendirilmektedir; zira usulüne uygun ilan yapıldıktan sonra kimse "ben gazeteyi okumadım" veya "haberdar olmadım" şeklinde bir savunma geliştiremez [5], [8]. Tescil ve ilan işlemi, üçüncü kişilerin iyiniyetini mutlak surette ortadan kaldırır [8].
2.2. Ticaret Sicilinin Olumsuz (Menfi) Etkisi
Maddenin 4. fıkrası ticaret sicilinin olumsuz etkisini ihtiva eder. Kural olarak, tescili zorunlu olduğu hâlde tescil edilmemiş veya tescil edilip de ilanı zorunlu iken ilan olunmamış bir husus, kural olarak üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez [6], [7]. Bu hüküm, ticari işletme sahibinin veya tacirin kendi ihmalinin sonuçlarına kendisinin katlanması ilkesine dayanır. Ancak kanun koyucu bu kurala bir istisna getirmiştir: İlgili hususun tescil/ilan edilmediği durumlarda dahi, üçüncü kişinin durumu bildiği veya bilmesi gerektiği ispat edilirse, bu husus üçüncü kişiye karşı ileri sürülebilir [6], [7]. Yani sicilin olumsuz etkisi, ancak üçüncü kişinin iyiniyetli olması hâlinde koruma sağlar.
2.3. Hüküm İfade Etme Anı (İzleyen İş Günü Kuralı)
Sicil kayıtlarının üçüncü kişilere karşı etki doğurmaya başlayacağı an, TTK m. 36/1'de çok net bir şekilde "ilanın yayımlandığı günü izleyen iş gününden itibaren" şeklinde belirlenmiştir [4], [9]. İlanın tamamı aynı nüshada yayımlanmamışsa, son kısmının yayımlandığı günü izleyen iş günü esas alınır [9], [5]. 6762 sayılı mülga TTK dönemindeki belirsizlikler, bu açık düzenleme ile giderilmiş; hukuki sonuçların, hak iddialarının ve sürelerin başlangıcının ilan gününün ertesi iş günü olduğu kurala bağlanmıştır [10], [11].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 35 (Açıklık İlkesi) — TTK m. 36'nın uygulanabilmesi, TTK m. 35'te düzenlenen aleniyet prensibine dayanır. Herkesin ticaret sicili içeriğini ve belgeleri inceleyebilmesi [12], m. 36'daki "bilmeme iddiasının dinlenmemesi" (olumlu etki) kuralının hukuki ve mantıki zeminini oluşturur [13].
- TTK m. 37 (Görünüşe Güven İlkesi) — TTK m. 36 ile m. 37 birbirini tamamlayan ancak uygulama alanları farklı olan iki maddedir. TTK m. 36, tescil edilmesi gereken bir hususun tescil edilip edilmemesinin (varlık-yokluk) etkisini düzenlerken; TTK m. 37, tescil kaydı ile ilan edilen durum arasında bir çelişki (aykırılık) bulunması hâlinde üçüncü kişilerin ilana olan güveninin korunmasını ifade eder [14], [15].
- TMK m. 3 (İyiniyet Kuralı) — TTK m. 36/4'te düzenlenen olumsuz etki, Türk Medeni Kanunu'nun 3. maddesinde yer alan iyiniyet ilkesinin ticaret hukukundaki özel bir yansımasıdır. Tescil ve ilan edilmemiş hususlarda üçüncü kişinin iyiniyetli sayılacağı asıldır; ancak durumun bilindiği veya bilinmesi gerektiği ispatlanırsa (iyiniyetin ortadan kalkması), TMK m. 3 anlamında koruma kalkar [6], [7].
- TBK m. 202 (Malvarlığının veya İşletmenin Devri) — Ticari işletme devrinde borçların devralana geçmesi için ticaret siciline tescil ve ilanın zorunlu kılınması, TTK m. 36 hükümleri çerçevesinde üçüncü kişilere (alacaklılara) karşı hüküm ifade etme anı ve olumlu etki bakımından yakından ilişkilidir [16], [17].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında, TTK m. 36 hükmünün uygulanması titizlikle değerlendirilmektedir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, ticaret sicilinin aleniyeti ve olumlu etkisi sebebiyle, tescil ve ilan edilen hususlar kesin delil teşkil eder ve bu hususların bilinmediği savunmasına itibar edilemez.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin E. 2017/8039, K. 2017/15575 sayılı kararında (ve benzer tarihli kararlarında); şirket yetkilisinin azline ve yeni yetkilinin atanmasına ilişkin alınan şirket yönetim kurulu kararının, karar tarihi itibarıyla değil, ticaret sicilinde tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edildiği tarihi izleyen günden itibaren üçüncü kişiler yönünden hüküm ifade edeceği açıkça vurgulanmıştır [18]. Somut uyuşmazlıkta, temsil yetkisi sona eren kişinin, bu durumun sicilde ilan edilmesinden önce şirket adına keşide ettiği çeklerin şirketi bağlayacağı (olumsuz etki gereği, ilandan önceki iyiniyetli üçüncü kişilerin korunacağı) içtihat edilmiştir [18]. Yargıtay, üçüncü kişinin tescil ve ilan edilmemiş bir azil hususunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispat yükünün, bunu iddia eden şirkete düştüğünü kabul etmektedir.
Keza Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun uygulamalarında da (örneğin işletme devirleri, şirket tür değiştirmeleri veya birleşmelerinde), tescilin ardından ilanın yapıldığı günü takip eden günden önce gerçekleştirilen işlemlerde sicilin olumsuz etkisinin dikkate alınması gerektiği ısrarla belirtilmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo):
Büyük ölçekli (A) Anonim Şirketi'nin yönetim kurulu, şirketi tek başına temsile yetkili olan murahhas üye Bay (X)'i 10.05.2024 tarihli karar ile görevden almış ve yerine Bay (Y)'yi atamıştır. Bu karar 15.05.2024 tarihinde ticaret siciline tescil edilmiş, ancak Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde 20.05.2024 tarihinde yayımlanmıştır. Görevden alınan Bay (X), 18.05.2024 tarihinde (A) A.Ş. adına (C) limited şirketi ile yüklü miktarda bir hammadde alım sözleşmesi imzalamıştır. Şirket yönetimi, Bay (X)'in görevden alındığını belirterek sözleşmeyle bağlı olmadığını iddia etmektedir.
Hukuki analiz: TTK m. 36/1 ve 36/4 uyarınca; tescil edilmiş ancak henüz ilan edilmemiş bir husus kural olarak üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez (Sicilin olumsuz etkisi). Temsil yetkisinin kaldırılması kararı 20.05.2024 tarihinde ilan edildiği için, üçüncü kişi (C) Limited Şirketi bakımından hukuki sonuçlarını izleyen iş günü olan 21.05.2024 tarihinde doğurur. Dolayısıyla 18.05.2024 tarihinde yapılan sözleşme, (C) şirketinin Bay (X)'in görevden alındığını bildiği (kötüniyetli olduğu) şirket tarafından ispatlanmadığı sürece (A) A.Ş.'yi bağlar.
Olay 2 (kurmaca senaryo):
(B) Limited Şirketi'nin ana sözleşmesinde, şirketi temsilen yapılacak 1.000.000 TL ve üzeri kambiyo senedi düzenlemelerinin mutlaka iki müdürün müşterek imzasıyla yapılması gerektiği hususu 01.03.2023 tarihinde tescil ve ilan edilmiştir. Şirket müdürlerinden Bay (Z), tek başına imzasıyla 05.08.2023 tarihinde şirketin tedarikçisi (D) A.Ş.'ye 2.000.000 TL tutarında bono keşide etmiştir. (D) A.Ş., senedi takibe koyduğunda, şirket çift imza kuralına dayanarak borca itiraz etmiştir. (D) A.Ş., sicil kayıtlarını detaylı incelemediğini ve şirketin iç işleyişini bilemeyeceğini beyan etmiştir.
Hukuki analiz: TTK m. 36/1 ve 36/3 gereğince ticaret sicilinin olumlu etkisi devreye girer. Şirketin müşterek imza kuralı usulüne uygun şekilde tescil ve ilan edildiği için, üçüncü kişi konumundaki (D) A.Ş.'nin bu sicil kaydını bilmediği yönündeki savunması dinlenmez. Tescil ve ilan, mutlak bir bilme karinesi oluşturur. Bu nedenle bono şirket yönünden geçersiz sayılacak, şirket senet bedelinden sorumlu tutulmayacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Sicilin olumlu etkisinin söz konusu olduğu hâllerde (tescil ve ilan yapılmışsa), sicil kaydı başlı başına kesin ispat vasıtasıdır; ilgilinin karşı tarafın kötüniyetini ispatlamasına gerek yoktur. Sicilin olumsuz etkisinin söz konusu olduğu hâllerde (tescil/ilan yoksa) ise, tescil edilmemiş bir hususun üçüncü kişiye karşı ileri sürülebilmesi için, o üçüncü kişinin ilgili durumu "bildiği veya bilmesi gerektiğinin" iddia sahibi (tescil/ilan yükümlüsü) tarafından ispatlanması zorunludur [6], [7].
- Zamanaşımı / Süreler: Kanunlarda tescil veya ilan anından itibaren işlemeye başlayacağı belirtilen tüm itiraz, dava veya hak düşürücü süreler (ve zamanaşımı süreleri), ilanın tamamlandığı günü "izleyen iş gününden" itibaren işlemeye başlar [9], [5]. Araya resmî tatil veya hafta sonu girmesi durumunda hesabın tatil sonrasına göre yapılması gerekmektedir [10], [19].
- Görevli/yetkili mahkeme: TTK m. 36'ya ilişkin uyuşmazlıklar, ticaret sicilinin tutulması ve etkilerine dair olduğundan kural olarak Asliye Ticaret Mahkemelerinin görev alanına girmektedir.
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamacılar tarafından sıklıkla yapılan en büyük hata, tescil tarihinin hukuki sonuç doğurduğunun zannedilmesidir. Kural olarak sicilin üçüncü kişilere etkisi tescil ile değil, "ilanı izleyen iş günü" ile başlar (kurucu tescil istisnaları hariç). Temsilcilerin atanması ve görevden alınmasında sadece tescilin yapılması, üçüncü kişilerin iyiniyetini ortadan kaldırmak için yeterli değildir.
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TTK m. 36 hükmü ile m. 37 (görünüşe güven ilkesi) arasındaki ilişki yoğun şekilde tartışılmıştır. Reha Poroy, Hamdi Yasaman, Sabih Arkan ve Mehmet Bahtiyar gibi ticaret hukuku hocalarının eserlerinde, sicil kayıtlarının ilan edilmesine bağlanan sonuçların hukuki niteliği detaylandırılmıştır. Özellikle "tescil ile beraber derhâl sonuç doğuran" istisnai haller (m. 36/2) doktrinde bazı tartışmalara yol açmıştır; örneğin ticaret unvanının kullanılması, anonim şirketlerin tüzel kişilik kazanması gibi kurucu tescil hallerinde tescilin mi yoksa ilanın mı asıl belirleyici olduğu konusu eleştirilmiştir. Hâkim görüş, kurucu tescil hallerinde hakkın tescille doğduğu, ancak üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi hususunda yine aleniyetin tam olarak sağlanması (ilan) gerektiği yönündedir [20], [21].
Bir diğer eleştiri konusu, ilanın yapıldığı günü "izleyen iş günü" kuralıdır [9]. Mülga 6762 sayılı Kanun döneminde ilanın yayımlandığı anda mı, yoksa daha sonra mı sonuç doğuracağı net değildi ve Yargıtay "ilanın fiilen ulaştığı tarih" gibi kriterler aramaktaydı. Yeni TTK m. 36/1'in getirdiği kesin ve somut "izleyen iş günü" kriteri, hukuki belirlilik sağlaması açısından çok olumlu karşılanmış olmakla birlikte; teknolojik ilerlemelerle Ticaret Sicili Gazetesi'nin dijital ortamda yayımlandığı ve anında erişilebilir olduğu günümüzde, "izleyen iş günü"nü beklemenin işlemleri bir gün geciktirdiği yönünde eleştiriler de getirilmektedir. Sicil gazetesinin yayımlandığı saniye itibarıyla aleniyetin fiilen sağlandığı savunularak, de lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından, bu ek sürenin dijital çağın hızına uygun olarak yeniden gözden geçirilmesi gerektiği ifade edilebilir [10], [22].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.