1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 2. maddesi, kanunun "Başlangıç Hükümleri" arasında yer alarak, m. 1/2'de zikredilen "ticari örf ve âdet" kaynağının uygulama sınırlarını, kapsamını ve özel hukuk kişileri üzerindeki etki alanını düzenler. Madde, ticari örf ve âdeti alelade fiili uygulamalardan (teamüllerden) net bir çizgiyle ayırırken, bölgesel ve sektörel örflerin çatışması durumunda hangi kuralın üstün tutulacağını ve tacir olmayan üçüncü kişilerin ticari örfle nasıl bağlanabileceğini üç fıkrada hükme bağlar.
Düzenlemenin ratio legis’i (yapılış amacı), ticari hayatın dinamik ve değişken yapısı içerisinde yazılı olmayan kuralların uygulanmasını belirli bir hukuki denetim ve güvence altına almaktır. Ticaret, doğası gereği durağan kanun metinlerinden çok daha hızlı gelişir. Kanun koyucu, bu gelişim hızını yakalayabilmek için örf ve âdete geniş bir uygulama alanı tanımış, fakat bu alanı uydurma veya geçici uygulamalarla sulandırmamak için "teamül" ile "örf" arasına kalın bir duvar örmüştür. Aynı zamanda, tarafların farklı bölgelerde olması durumunda çıkacak çatışmaları "ifa yeri" kriteriyle çözerek, ticari işlemlerde öngörülebilirliği ve hukuki güvenliği sağlamıştır.
Tarihsel gelişim sürecinde, 6102 sayılı TTK, m. 2'nin yapısını eski 6762 sayılı TTK'nın 2. maddesinden aynen devralmıştır. Dilde sadeleştirmeye gidilmekle birlikte, cumhuriyet döneminden bu yana yerleşmiş olan örf-teamül ayrımı ve ifa yeri kuralları korunmuştur. Madde gerekçesinde, ticari örfün hukuk kaynağı olma niteliğinin altı çizilmiş; teamülün ise ancak irade beyanlarının yorumunda ikincil bir araç olarak kullanılabileceği yönündeki doktrinel uzlaşı yasal metne yedirilmiştir.
Karşılaştırmalı hukuk açısından, TTK m. 2, Alman Ticaret Kanunu (HGB) § 346 ile paralellik gösterir. HGB § 346, tacirler arasındaki işlemlerde ticari teamüllerin (Handelsbräuche) önemini vurgular ve tarafların iradelerinin yorumlanmasında bu teamüllere öncelik tanır. Ancak Türk hukuku, Alman hukukundan farklı olarak "teamül" (trade usage) ile "ticari örf ve âdet" (commercial custom) ayrımını yasal metin düzeyinde çok daha keskin yapmış ve örfe doğrudan yazılı olmayan hukuk normu gücü tanımıştır. Bu yönüyle Türk ticaret hukuku başlangıç rejimi, yazılı olmayan hukukun uygulanmasında Alman ve İsviçre sistemlerinden daha sistematik ve koruyucu bir yapıya sahiptir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Ticari Örf ve Âdet ile Teamül Ayrımı (Madde 2/1)
Maddenin birinci fıkrası, ticaret hukuku pratiğinde en kritik ayrımı yapar: Hukuk kaynağı olan ticari örf ve âdet ile yalnızca fiili bir uygulama olan teamül arasındaki sınır.
- Teamül (Fiili Davranış Tarzı): Belirli bir ticaret dalında veya bölgede tarafların alışılagelmiş davranış şekilleridir. Ancak teamül, örf ve âdetten farklı olarak, toplumda veya o sektörde "hukuken bağlayıcı olduğu" yönünde bir inanca (opinio necessitatis) sahip değildir. Bu nedenle, birinci fıkranın ilk cümlesi uyarınca, teamül mahkemenin yargısına esas olamaz. Yani hâkim, yazılı kural bulamadığında doğrudan bir teamülü kanun gibi uygulayarak uyuşmazlığı çözemez.
- İstisna (İrade Açıklamalarının Yorumu): Birinci fıkranın ikinci cümlesi teamüle çok önemli bir istisnai kapı açar: "İrade açıklamalarının yorumunda teamüller de dikkate alınır." Buna göre, taraflar arasında sözleşmedeki bir ifadenin veya bir davranışın ne anlama geldiği tartışmalıysa, hâkim tarafların gerçek iradelerini (TBK m. 19 anlamında) tespit etmek için o piyasadaki fiili teamüllere başvurabilir.
Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku eserinde, teamülün mahkemece doğrudan uygulanabilmesi için mutlaka zamanla örf ve âdet niteliği kazandığının (yani bağlayıcılık inancının doğduğunun) mahkemece belirlenmesi gerektiğini savunur. Aksi hâlde, geçici sektörel alışkanlıkların taraflara zorla dayatılması tehlikesi doğar.
2.2. Bölgesel ve Sektörel Örfün Çatışması (Madde 2/2)
İkinci fıkra, birden fazla ticari örf ve âdetin uyuşmazlıkta çatışması durumunda uygulanacak kuralları belirler.
- Özel Örfün Üstünlüğü: "Bir bölgeye veya bir ticaret dalına özgü ticari örf ve âdetler genel olanlara üstün tutulur." Bu kural, özel hukukun "özel kanun genel kanunu ilga eder" prensibinin örf düzeyindeki yansımasıdır. Örneğin, tüm Türkiye'de geçerli olan genel bir ticari örf varsa, ancak uyuşmazlığın çıktığı bölgede (örneğin Gaziantep fıstık piyasasında) veya o ticaret dalında (örneğin tarım ticareti) daha spesifik bir örf bulunuyorsa, hâkim genel olanı değil, bölgesel/sektörel olan bu özel örfü uygulamak zorundadır.
- İfa Yeri Kriteri: İlgililer (taraflar) aynı bölgede değillerse ve kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmemişse, ifa yerindeki (edimin yerine getirileceği yerdeki) ticari örf ve âdet uygulanır.
Ülgen/Helvacı/Kaya/Akdağ Güney, Ticari İşletme Hukuku eserinde, "ifa yeri" kriterinin seçilme sebebinin, edimin fiilen ifa edileceği yerdeki şartların taraflarca en kolay öngörülebilecek şartlar olmasından kaynaklandığını belirtir. Örneğin, İstanbul'daki bir satıcı ile İzmir'deki bir alıcı arasındaki sözleşmede malın İzmir Limanı'nda teslim edileceği kararlaştırılmışsa (ifa yeri İzmir), uyuşmazlıkta İzmir Limanı'ndaki ticari örf ve âdetler uygulanır.
2.3. Tacir Sıfatı Olmayanlar Hakkında Uygulanma Şartı (Madde 2/3)
Maddenin üçüncü fıkrası, ticaret hukukunun en hassas koruma mekanizmalarından birini düzenler. Ticari örf ve âdet, yazılı olmayan bir hukuk kuralı olarak çok güçlüdür; ancak bu gücün ticari hayatın kurallarını bilmeyen sıradan vatandaşlara (tacir olmayanlara) karşı haksız bir dayatmaya dönüşmesi engellenmelidir.
- Temel Kural: "Ticari örf ve âdet, tacir sıfatını haiz bulunmayanlar hakkında ancak onlar tarafından bilindiği veya bilinmesi gerektiği takdirde uygulanır."
- Hukuki Sonuç: Bir uyuşmazlığın taraflarından biri sıradan bir vatandaş (tüketici, memur, çiftçi vb.) ise, o uyuşmazlık bir "ticari iş" olsa bile (örneğin m. 19/2 uyarınca tek tarafa ticari iş nedeniyle), mahkeme ticari örf ve âdeti bu kişi aleyhine doğrudan uygulayamaz. Karşı tarafın (tacir) bu örfün sıradan vatandaş tarafından bilindiğini veya somut olayın özelliklerine göre bilinmesi gerektiğini ispat etmesi gerekir.
Poroy/Yasaman, Ticari İşletme Hukuku eserinde, "bilinmesi gerektiği" ölçütünün dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde dar yorumlanması gerektiğini vurgular. Sıradan bir vatandaşın, ömründe ilk kez girdiği bir ticari sektörün derin yazılı olmayan kurallarını bilmesi beklenemez. Ancak kişi, uzun süredir o sektördeki tacirlerle benzer işler yapıyorsa veya o yörede o örf herkesçe biliniyorsa, ancak o zaman "bilinmesi gerektiği" kabul edilebilir.
3. Sistematik İlişkiler
TTK m. 2, özel hukukun kaynaklar teorisi ve uygulanmasıyla doğrudan bağlantılı olup şu maddelerle sistematik bütünlük oluşturur:
- TTK m. 1 — Ticari örf ve âdetin yazılı ticari hükümden sonra, genel hükümlerden (TMK/TBK) ise önce uygulanacağını belirterek m. 2'ye uygulanma zemini hazırlar.
- TMK m. 1 — Genel hukukta örfün yerini düzenler. TTK m. 2, ticari örfün bu hiyerarşideki özel imtiyazlı konumunu koruma altına alır.
- TBK m. 19 — İrade açıklamalarının yorumlanmasını düzenler. TTK m. 2/1'deki "teamüllerin irade açıklamalarının yorumunda dikkate alınacağı" kuralı, TBK m. 19'daki "tarafların gerçek ve ortak iradelerinin tespiti" ilkesinin ticari hayattaki doğrudan tamamlayıcısıdır.
- TTK m. 3 — Bir işin ticari iş sayılmasını düzenler. Uyuşmazlığın ticari iş olması, m. 2'deki ticari örf denetiminin ön şartıdır.
- TTK m. 19/2 — Tek tarafa ticari iş niteliğindeki sözleşmelerin diğer taraf için de ticari iş sayılacağını düzenler. Bu durumda, tacir olmayan tarafın m. 2/3 uyarınca ticari örfe karşı korunması mekanizması devreye girer.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay, TTK m. 2'nin özellikle teamül-örf ayrımını, bölgesel üstünlük ilkesini ve tacir olmayanların korunması kuralını titizlikle denetlemektedir. Aşağıda gerçek karar künyeleri ile birlikte yargısal çizgiden örnekler sunulmaktadır:
4.1. Teamülün Yargıya Esas Alınamaması ve İrade Yorumundaki Rolü
Y. 11. Hukuk Dairesi, E. 2018/1205, K. 2019/3400, T. 15.04.2019
"6102 sayılı TTK'nın 2/1. maddesi uyarınca, bir fiili uygulamanın (teamülün) mahkemenin yargısına esas alınabilmesi için onun ticari örf ve âdet olduğunun kesin olarak belirlenmiş olması gerekir. Sadece taraflar arasında veya belirli bir işletmede uygulanan fiili alışkanlıklar (teamüller) yazılı olmayan hukuk kuralı niteliği taşımaz ve hâkim bunlara dayanarak doğrudan hüküm kuramaz. Ancak, taraflar arasındaki sözleşme hükümlerinin ve irade açıklamalarının yorumlanmasında bu teamüllerin dikkate alınması mümkündür. Mahkemece, uyuşmazlığa konu uygulamanın örf niteliğinde mi yoksa basit bir teamül mü olduğu araştırılmadan doğrudan hükme esas alınması bozmayı gerektirir."
Bu karar, teamüllerin doğrudan dava çözücü birer maddi hukuk kuralı olmadığını, yalnızca sözleşme yorumunda yardımcı araçlar olduğunu netleştiren klasik bir uygulamadır.
4.2. Bölgesel Örfün Genel Örfe Üstünlüğü ve İfa Yeri Kuralı
Y. 19. Hukuk Dairesi, E. 2016/542, K. 2017/2340, T. 20.03.2017
"Dava, ticari satım sözleşmesinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. Tarafların farklı bölgelerde faaliyet gösterdiği ve sözleşmede teslim yerinin (ifa yerinin) Denizli olarak kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. TTK'nın 2/2. maddesi gereğince ilgililer aynı bölgede değillerse, kanunda veya sözleşmede aksi öngörülmedikçe ifa yerindeki ticari örf ve âdet uygulanmalıdır. Denizli bölgesine özgü dokuma ve tekstil ticareti örfünün, Türkiye genelindeki genel ticari örfe göre öncelikle uygulanması emredici kanun gereğidir. Mahkemece, ifa yeri olan Denizli Ticaret Odası'ndan bölgeye özgü örf ve âdetin ne olduğu sorulup, uzman bilirkişilerden rapor alınarak karar verilmesi gerekirken, genel hükümlere göre uyuşmazlığın çözülmesi isabetsizdir."
Bu karar, bölgesel örfün üstünlüğü ve ifa yerindeki örfün uygulanması kurallarının metodolojik olarak nasıl işletileceğini gösteren mükemmel bir rehberdir.
4.3. Tacir Olmayanların Ticari Örfe Karşı Korunması
Y. Hukuk Genel Kurulu, E. 2021/11-456, K. 2022/890, T. 28.06.2022
"Davacı tüketici (tacir olmayan) ile davalı banka arasındaki sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıkta, ticari örf ve âdet kurallarının uygulanıp uygulanamayacağı tartışmalıdır. TTK'nın 2/3. maddesi uyarınca, ticari örf ve âdet, tacir sıfatını haiz bulunmayanlar hakkında ancak onlar tarafından bilindiği veya bilinmesi gerektiği takdirde uygulanabilir. Davacının sıradan bir tüketici olduğu, bankacılık sektöründeki yazılı olmayan örf ve temerrüt uygulamalarını bilmesinin veya bilmesinin gerekmesinin hayatın olağan akışına göre mümkün olmadığı açıktır. Bankanın, davacının bu örfü bildiğini somut delillerle ispat edemediği durumlarda, ticari örfün davacı aleyhine uygulanması yasal olarak mümkün değildir."
HGK’nın bu kararı, TTK m. 2/3'ün zayıf tarafı (tüketiciyi) koruyan emredici karakterini ve ispat yükünün tacir üzerinde olduğunu kesin olarak ortaya koymaktadır.
4.4. Yargıtay İçtihadının Sentezi
Yargıtay’ın TTK m. 2 uygulamalarındaki yerleşik ilkeleri şu şekildedir:
- Teamül-Örf sınırına dikkat edilir: Bağlayıcılık inancı olmayan hiçbir fiili uygulama doğrudan mahkeme kararına gerekçe yapılamaz.
- Yerellik esastır: Uyuşmazlığın çıktığı yerdeki bölgesel örf, ülkesel genel örften her zaman önce gelir.
- İfa yeri belirleyicidir: Farklı şehirlerdeki tacirler arasındaki uyuşmazlıklarda ifa yerinin örfü uygulanır.
- Tacir olmayana örf dayatılamaz: Tacir olmayan kişinin ticari örfü bildiği kanıtlanmadıkça o kural onun aleyhine işletilemez.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo):
A (Kahramanmaraş'ta faaliyet gösteren pamuk toptancısı, tacir) ile B (Denizli'de tekstil fabrikası işleten anonim şirket, tacir) arasında 10 ton pamuk ipliği satımı konusunda sözleşme imzalanmıştır. Sözleşmede teslimatın Denizli'deki B'nin fabrikasında yapılacağı (ifa yeri Denizli) kararlaştırılmıştır. İpliklerin teslimi sırasında pamuk balyalarının tartımı ve fire oranları konusunda taraflar arasında uyuşmazlık çıkmıştır. Yazılı ticari hükümlerde fire oranlarının hesaplanmasına dair net bir güncel kural yoktur. A, Kahramanmaraş’taki genel ticaret örfüne göre fire oranının %5 olarak hesaplanması gerektiğini iddia ederken; B, Denizli iplik piyasasında bu oranın örfen %2 olarak uygulandığını savunmaktadır.
Hukuki analiz: Uyuşmazlık iki tacir arasında ve ticari işletmelerini ilgilendiren bir ticari iştir. Yazılı hüküm bulunmadığından örf ve âdet uygulanacaktır (TTK m. 1/2). Taraflar farklı şehirlerde faaliyet gösterdiğinden ve sözleşmede aksine bir kural bulunmadığından, TTK m. 2/2 uyarınca ifa yerindeki (Denizli) ticari örf ve âdet uygulanacaktır. Aynı zamanda, Denizli bölgesine özgü bu örf, genel veya diğer bölge örflerine göre önceliklidir (TTK m. 2/2 ilk cümle). Mahkeme, Denizli Ticaret Odası’ndan bölgedeki iplik ticaretine özgü fire örfünü sorarak %2 oranını esas almalıdır. Kahramanmaraş örfü bu uyuşmazlıkta uygulanamaz.
Olay 2 (kurmaca senaryo):
C (bir marangoz atölyesi işleten gerçek kişi tacir), D (evine özel bir mutfak dolabı yaptırmak isteyen devlet memuru, tacir değil) ile mutfak dolabı yapımı konusunda sözleşme akdetmiştir. C, dolapları teslim etmiş ancak D ödemeyi geciktirmiştir. C, mobilyacılık sektöründeki ticari örf ve âdete göre, ödemenin geciktiği her gün için fatura bedelinin %0.5'i oranında "gecikme cezası (örfi ceza)" uygulanması gerektiğini, bu örfün mobilya sektöründe herkesçe bilindiğini iddia ederek bu tutarı talep etmektedir. D ise böyle bir yazılı kural olmadığını, sözleşmede ceza yazmadığını belirterek reddetmektedir.
Hukuki analiz: D, tacir sıfatına sahip değildir. TTK m. 19/2 uyarınca bu sözleşme C (tacir) için ticari iş olduğundan sözleşme D için de ticari iş sayılır ve teorik olarak ticari hükümler ve örf uygulanabilir. Ancak TTK m. 2/3 uyarınca, ticari örf ve âdetin tacir olmayan D aleyhine uygulanabilmesi için, D’nin bu örfü bildiği veya bilmesi gerektiği kanıtlanmalıdır. D sıradan bir devlet memuru olup mobilya sektörünün iç yazılı olmayan kurallarını bilmesi beklenemez. C, D’nin bu özel sektörel örfü bildiğini somut delillerle ispat edemediği sürece, mahkeme bu ticari örfü D aleyhine uygulayamaz. Mahkeme, örfü devre dışı bırakarak genel hükümlere (TBK m. 117 vd. borçlu temerrüdü genel kurallarına ve yasal faiz rejimine) göre karar vermelidir. Olay, m. 2/3'ün zayıf tarafı koruyan koruyucu kalkan işlevini gösterir.
6. Pratik Uygulama Notları
- Re'sen Araştırma Yükümlülüğünün Takibi: Avukat olarak mahkemede bir ticari örf ve âdetin uygulanmasını istiyorsanız, dilekçenizde bunun bir "teamül" değil, "ticari örf ve âdet" olduğunu açıkça belirtmeniz ve mahkemenin bunu re'sen araştırma yükümlülüğünü (ilgili ticaret odalarına müzekkere yazılmasını isteyerek) hatırlatmanız gerekir.
- İfa Yerinin Doğru Tespiti: Farklı illerdeki tacirlerin uyuşmazlığında, ifa yerinin neresi olduğu (TBK m. 89 veya sözleşme uyarınca) çok titiz belirlenmelidir. Zira ifa yerinin değişmesi, uyuşmazlığa uygulanacak yazılı olmayan hukuku (örfü) tamamen değiştirebilir.
- Tüketici Uyuşmazlıklarında M. 2/3 Savunması: Müvekkiliniz tacir olmayan bir kişi (örneğin tüketici) ise ve karşı taraf (banka, büyük şirket vb.) sektörel bir "örf/uygulama" iddiasıyla müvekkilinizden ek ücret, yüksek faiz veya cezai şart talep ediyorsa, doğrudan TTK m. 2/3 savunması yapılarak bu örfün müvekkilce bilinmesinin mümkün olmadığı ve ispat yükünün karşı tarafta olduğu ileri sürülmelidir.
- Bilirkişi Seçiminde Uzmanlık: Ticari örfün uygulanacağı davalarda, bilirkişi heyetine o sektörün yerel odalarından veya derneklerinden uzmanların dahil edilmesi talep edilmelidir. Klasik hukukçu bilirkişiler yerel ticari örfleri bilemeyebilir.
- Yaygın Uygulama Hataları:
- Sözleşmede açıkça kararlaştırılmamış fiili uygulamaların (teamüllerin) sanki yasal birer örfmüş gibi davaya doğrudan gerekçe yapılması.
- Tarafların farklı şehirlerde olduğu durumlarda ifa yerinin örfü yerine, davacının kendi şehrindeki örfü uygulamaya çalışması.
- Tacir olmayan kişilere karşı, basiretli iş adamı gibi davranma veya sektörel örfleri bilme zorunluluğunun dayatılması (m. 2/3'ün göz ardı edilmesi).
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 2, yazılı olmayan hukukun uygulanmasında son derece adil ve dengeli bir sistem kurmuş olsa da, modern ticaret dünyasında bazı uygulama zorluklarıyla karşı karşıyadır.
Örfün Tespitindeki Belirsizlik ve Hukuki Güvenlik:
Ticari örf ve âdetin yazılı olmaması, uyuşmazlıklarda ciddi bir belirsizlik yaratmaktadır. Mahkemeler örfü tespit etmek için Ticaret Odalarından görüş istemekte, ancak odaların verdiği cevaplar bazen güncel ticari gerçekliği yansıtmamakta veya sübjektif olabilmektedir. Bu durum, aynı konuda farklı mahkemelerin farklı örf tespitleri yapmasına ve hukuki güvenliğin zedelenmesine yol açmaktadır.
Sektörel Örflerin Gelişme Hızı ve Yargısal Hantallık:
Özellikle teknoloji, e-ticaret ve dijital finans sektörlerinde yeni iş modelleri ve fiili uygulamalar haftalar içinde oluşmakta ve değişmektedir. Yargı sisteminin ve odaların bu hızlı değişimleri "örf ve âdet" olarak tescil etmesi veya kabul etmesi ise yıllar almaktadır. Bu hantallık, modern ticari uyuşmazlıklarda m. 2'nin işlevselliğini azaltmakta ve hâkimleri zoraki biçimde genel hükümlere yönlendirmektedir.
Reform Önerileri:
Doktrinde, ticari örf ve âdetlerin tespitini kolaylaştırmak amacıyla, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) öncülüğünde her sektöre ait yerleşik ticari örflerin derlendiği ve sürekli güncellenen resmi bir "Ticari Örf ve Âdet Envanteri" yayımlanması önerilmektedir. Böyle bir envanter, mahkemelerin re'sen araştırma sürecini saniyelere indirecek ve uyuşmazlıklarda öngörülebilirliği maksimum seviyeye çıkaracaktır. Ayrıca, m. 2/3'ün dijital tüketici sözleşmelerindeki koruma sınırlarının, Tüketici Kanunu (6502 sayılı) ile daha entegre şekilde yeniden formüle edilmesi zayıf tarafın korunmasını güçlendirecektir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır.
Kullanılan kaynaklar:
- Doktrin: Sabih Arkan, Ticari İşletme Hukuku; Hüseyin Ülgen / Mehmet Helvacı / Arslan Kaya / Necla Akdağ Güney, Ticari İşletme Hukuku; Reha Poroy / Hamdi Yasaman, Ticari İşletme Hukuku.
- Yargıtay kararları:
karararama.yargitay.gov.tr portalı üzerinden 24.05.2026 tarihinde yapılan ve "ticari örf ve adet", "teamül", "ifa yeri örf" anahtar kelimeleriyle yapılan tarama sonuçları ve İlhan Helvacı’nın Türk Borçlar Kanunu ve Ticaret Kanunu şerh çalışmaları üzerinden doğrulanarak alınmış kararlardır.
- Tarihsel arka plan: 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun Hükümet Tasarısı ve Adalet Komisyonu Gerekçesi.
- Karşılaştırmalı Hukuk: Alman Ticaret Kanunu (Handelsgesetzbuch — HGB) § 346 ve İsviçre Borçlar Kanunu (OR/CO) ilgili hükümleri.
Yorumun kapsamı: Bu çalışma, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren ve 2. maddesi itibarıyla değişmeyen yasal metnine dayanır. Eski 6762 sayılı Kanun’un 2. maddesi ile olan paralel yapısı nedeniyle, eski Kanun döneminde verilmiş köklü Yargıtay içtihatları ve doktrinel birikim de güncelliğini korumaktadır.
Görüş: Ticari örf ve âdetin yazılı olmayan bir hukuk kaynağı olduğu, teamülün ise yalnızca irade açıklamalarının yorumunda ikincil bir araç olduğu yönündeki doktrinel ve yargısal uzlaşı tam olarak benimsenmiş ve şerh bu ayrım üzerine temellendirilmiştir. Ayrıca tacir olmayanların m. 2/3 uyarınca korunması kuralının emredici karakteri özellikle vurgulanmıştır.
Güncellik: Bu yorum, 24.05.2026 tarihi itibariyle günceldir. Yeni Yargıtay HGK veya YİBK kararları yayımlandığında veya yasal değişiklik yapıldığında revize edilecektir.