1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 16. maddesi, ticaret hukukunun en temel süjelerinden biri olan "tacir" sıfatının, tüzel kişiler bakımından nasıl kazanılacağını ve hangi hallerde istisnalara tabi tutulacağını düzenleyen temel bir normdur [1-3]. Türk ticaret hukuku sistemi, tacir sıfatının kazanılmasında gerçek kişiler ve tüzel kişiler bakımından ikili bir yapı öngörmüştür. Gerçek kişilerin tacir sıfatını kazanabilmesi için kural olarak bir ticari işletmenin fiilen, kısmen dahi olsa kendi adına işletilmesi koşulu (TTK m. 12) aranırken; tüzel kişilerde bu durum, tüzel kişinin türüne ve kuruluş gayesine göre şekillendirilmiştir [3-6].
Madde 16’nın birinci fıkrası, tacir sıfatını haiz olacak tüzel kişileri sayma usulüyle (numerus clausus olmamak kaydıyla) belirlemiş; ticaret şirketlerini, amacına ulaşmak için ticari işletme işleten dernek ve vakıfları ile kamu tüzel kişileri tarafından kurulan ve özel hukuk hükümlerine göre yönetilen kurum ve kuruluşları tacir olarak nitelendirmiştir [6-9]. İkinci fıkra ise, kamu menfaatinin ve devletin egemenlik yetkisinin korunması gayesiyle bir istisna rejimi ihdas etmiş; devlet, il özel idaresi, belediye ve köy gibi asli kamu tüzel kişileri ile kamuya yararlı dernekler ve gelirinin belirli bir oranını kamu görevine tahsis eden vakıfların, doğrudan veya dolaylı olarak ticari işletme işletseler dahi tacir sıfatını kazanamayacaklarını emredici bir dille hüküm altına almıştır [3, 10-12]. Bu düzenleme, kamu hizmetinin kesintisizliği ve kamu tüzel kişilerinin iflası gibi ağır hukuki sonuçlardan masun tutulması felsefesine dayanmaktadır [13, 14].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Ticaret Şirketleri
TTK m. 16/1 lafzında ilk olarak zikredilen "ticaret şirketleri", TTK m. 124 uyarınca kollektif, komandit, anonim, limited ve kooperatif şirketlerden ibarettir [8, 15, 16]. Ticaret şirketleri, tüzel kişilik kazandıkları andan itibaren, fiilen bir ticari işletme işletip işletmediklerine bakılmaksızın mutlak olarak tacir sıfatını haiz olurlar [3, 16]. Gerçek kişi tacirler için aranan ticari işletmenin varlığı ve işletilmesi şartı, ticaret şirketleri için aranmaz; tüzel kişiliğin ticaret siciline tescili ile tacir sıfatı kendiliğinden doğar [3, 4, 17]. Kanun koyucu, bu şirketlerin yapısı ve kuruluş amaçları gereği ticari hayatın doğal ve asli aktörleri olduklarını karine olarak kabul etmiştir.
2.2. Ticari İşletme İşleten Dernek ve Vakıflar
Dernekler ve vakıflar, Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 56 ve m. 101 vd. uyarınca kural olarak ideal (manevi, ekonomik olmayan) amaçlarla kurulan tüzel kişilerdir [18-21]. Bununla birlikte, bu tüzel kişilerin ideal amaçlarına ulaşabilmek için ihtiyaç duydukları ekonomik kaynağı sağlamak maksadıyla ticari işletme işletmeleri hukuken mümkündür [3, 7, 18, 22, 23]. TTK m. 16/1, bir dernek veya vakfın, asli amacı olmamak kaydıyla, gayesine varmak için bir ticari işletme işletmesi halinde tacir sıfatını kazanacağını öngörmektedir [3, 7, 20, 24]. Bu durumda dernek veya vakıf, tacir olmanın tüm nimet ve külfetlerine (iflasa tabi olma, basiretli iş adamı gibi davranma vb.) tabi hale gelir [13, 20, 25].
2.3. Kamu Tüzel Kişileri Tarafından Kurulan Kurum ve Kuruluşlar
Devlet, il özel idaresi, belediye ve köyler bizzat tacir olmamakla birlikte, bu idareler tarafından kurulan ve "kendi kuruluş kanunları gereğince özel hukuk hükümlerine göre yönetilmek veya ticari şekilde işletilmek üzere" teşkilatlandırılan kurum ve kuruluşlar (örneğin Kamu İktisadi Teşebbüsleri - KİT'ler, İktisadi Devlet Teşekkülleri, Belediye İktisadi Teşebbüsleri - BİT'ler) TTK m. 16/1 uyarınca tüzel kişi tacir sayılırlar [7, 26-28]. Bu kuruluşların tacir sayılabilmesi için kendi kuruluş kanunlarında özel hukuk hükümlerine tabi olacaklarına veya ticari usullerle işletileceklerine dair açık veya zımni bir iradenin bulunması gerekmektedir [28, 29].
2.4. Tacir Sayılmama İstisnası (Kamu Tüzel Kişileri ve Kamuya Yararlı Kuruluşlar)
TTK m. 16/2 hükmü, devlet, belediye, il özel idaresi gibi kamu tüzel kişileri ile "kamuya yararlı çalışan dernekler" ve "gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcayan vakıfların", bir ticari işletme işletseler dahi tacir sayılmayacaklarını düzenlemektedir [10, 12, 13]. Bu istisnanın rasyosu, kamu gücü kullanan veya kamu menfaatine hizmet eden bu yapıların iflas, ticari defter tutma gibi tacir olmanın getirdiği katı özel hukuk yaptırımlarına tabi tutulmasının kamu düzenini bozacağı endişesidir [13, 14]. Bu kurumlar tacir sayılmasalar da, işlettikleri ticari işletmeler bağlamında haksız rekabet veya ticari davalara ilişkin bazı hükümlerin uygulanması mümkündür [30, 31].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 12 (Gerçek Kişi Tacir) — Gerçek kişilerin tacir sıfatını kazanması fiili bir durum olan "işletme" eylemine bağlanmışken, m. 16 tüzel kişilerde kural olarak şekli veya yapısal kriterleri esas almıştır [1-3, 5].
- TTK m. 18 (Tacir Olmanın Hükümleri) — TTK m. 16 uyarınca tacir sıfatını kazanan ticaret şirketleri ile ticari işletme işleten (ve kamuya yararlı olmayan) dernek ve vakıflar, TTK m. 18 gereği her türlü borçları için iflasa tabi olurlar, ticaret unvanı kullanmak ve ticari defter tutmak zorundadırlar [25, 32, 33].
- TTK m. 124 (Ticaret Şirketleri) — Madde 16'da atıf yapılan ticaret şirketlerinin sınırları ve türleri m. 124'te belirlenmiştir. Kooperatifler de bu kapsama girdiğinden doğrudan tacirdirler [8, 15, 34].
- TMK m. 56 ve 101 (Dernek ve Vakıfların Amacı) — Dernek ve vakıfların ideal amaçlarla kurulması kuralının ticari hayattaki yansıması ve sınırları, TTK m. 16 ile entegre şekilde yorumlanmalıdır [18, 19].
- İİK m. 43 (İflasa Tabi Şahıslar) — Tacir sayılan tüzel kişilerin iflas kapasiteleri İİK m. 43 ile tamamlanmaktadır. İstisna kapsamında olan kamu tüzel kişileri ve kamuya yararlı kuruluşlar ise iflasa tabi değildir [13, 35].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtisas daireleri (özellikle 11. ve 19. Hukuk Daireleri), TTK m. 16/2 uyarınca istisna kapsamında olan tüzel kişilerin durumunu birçok kararda irdelemiştir.
Örneğin, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.09.2015 tarih ve 2014/15-1026 E., 2015/1765 K. sayılı kararında; kamuya yararlı bir vakfın ticari işletme işletmesi halinde tacir sayılmayacağı ve iflasa tabi tutulamayacağı, ancak işlettiği ticari işletmenin faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıkların mutlak ticari dava niteliğinde olduğu vurgulanmıştır [31].
Keza, Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 09.09.2019 tarihli ve 2018/3317 E., 2019/4252 K. sayılı kararında; kamu yararına çalışan bir derneğin işletmesinden kaynaklanan davada derneğin tacir sayılamayacağı ve davanın Asliye Ticaret Mahkemesinde değil, Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiği belirtilmiştir. Ancak bu tür kararlara doktrinde ve daire içi muhalefet şerhlerinde, uyuşmazlığın ticari işletmeden kaynaklanması hasebiyle ticari dava sayılması gerektiği yönünde haklı eleştiriler yöneltilmiştir [36]. Yargıtay ayrıca, Türkiye Kızılay Derneği gibi kuruluşların işletmelerine ilişkin davalarda, tüzel kişinin kendisine yöneltilen iflas taleplerini, m. 16/2 hükmüne dayanarak reddetmektedir [14].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
Ankara'da faaliyet gösteren "Doğa Severler Derneği", derneğin ağaçlandırma faaliyetlerine finansman sağlamak amacıyla şehir merkezinde sürekli ve bağımsız faaliyet gösteren büyük bir restoran (ticari işletme) açmış ve işletmeye başlamıştır. Derneğin kamuya yararlı dernek statüsü bulunmamaktadır. Restoranın et tedarikçisi olan şirket, ödenmeyen faturalar nedeniyle dernek aleyhine iflas yoluyla takip başlatmıştır.
Hukuki analiz: Somut olayda dernek, TMK m. 56 uyarınca ideal bir amaçla kurulmuş olmakla birlikte, amacına ulaşmak için ticari işletme işletmektedir. Kamuya yararlı dernek statüsünde (Bakanlar Kurulu/Cumhurbaşkanı kararı) olmadığı için TTK m. 16/2'deki istisnadan yararlanamaz. TTK m. 16/1 uyarınca bizzat dernek tüzel kişiliği "tacir" sıfatını kazanır. Tacir olmanın hükmü olarak TTK m. 18/1 ve İİK m. 43 uyarınca dernek, her türlü borcundan dolayı iflasa tabidir. Alacaklının iflas talebi hukuka uygundur.
Olay 2:
Bir büyükşehir belediyesi, toplu taşıma hizmetlerini daha verimli yürütmek amacıyla kendi bünyesinde bir "Otobüs İşletmesi" kurmuş, ancak bu işletmeyi ayrı bir sermaye şirketi (A.Ş. veya Ltd. Şti.) olarak örgütlememiş, doğrudan kendi tüzel kişiliği altında idare etmeye başlamıştır.
Hukuki analiz: Belediye, TTK m. 16/2 uyarınca asli kamu tüzel kişisidir. Bir ticari işletmeyi doğrudan doğruya işletiyor olsa dahi kendisi tacir sıfatını kazanamaz. Bu işletmeden doğan borçlar nedeniyle belediyenin iflası istenemez veya belediyeye karşı tacir olmaya bağlanan ağırlaştırılmış yaptırımlar (basiretli iş adamı gibi davranma, ticari temerrüt faizi vb. hususlarda kamu hukuku sınırları dahilinde) doğrudan tacir statüsünde uygulanamaz. Ancak uyuşmazlıklar, işletmenin ticari mahiyeti gereği ilgili usul ve maddi hukuk kuralları çerçevesinde ticari hükümlere tabi olabilir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Bir derneğin veya vakfın TTK m. 16/2'deki istisnadan yararlanabilmesi için bu statülerini ispatlamaları gerekir. Dernekler için Cumhurbaşkanı (mülga mevzuatta Bakanlar Kurulu) kararıyla kamuya yararlı dernek statüsünün alındığının ispatı; vakıflar için ise yıl sonu mali tablolarıyla gelirinin yarısından fazlasını kamu görevi niteliğindeki işlere harcadığının ispatı vakıf yönetimine aittir [13, 18, 31, 37].
- Zamanaşımı / Süreler: Tacir sayılan dernek, vakıf veya kamu kurumlarının işlettikleri ticari işletmelerle ilgili alacak ve borçlarında, ticari hükümlerden doğan zamanaşımı süreleri (TTK m. 6) uygulanır. Ayrıca bu tüzel kişilerin ticari işletmeyi açtıkları tarihten itibaren 15 gün içinde ticaret siciline tescil yükümlülükleri (TTK m. 40) mevcuttur [25].
- Görevli/yetkili mahkeme: Tacir sayılan (TTK m. 16/1) tüzel kişilerin ticari işletmeleriyle ilgili davaları nispi veya mutlak ticari dava kapsamında Asliye Ticaret Mahkemesinde görülür. İstisna kapsamında olup (m. 16/2) tacir sayılmayan kamuya yararlı dernek/vakıfların ticari işletmelerinden doğan uyuşmazlıklarda ise, Yargıtay'ın bazı kararlarında Asliye Hukuk Mahkemesi görevli sayılsa da, doktrinde bu işlerin mutlak ticari dava olduğu yönünde güçlü itirazlar mevcuttur [31, 36, 38, 39].
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada, kamu tüzel kişileri tarafından kurulan ve özel hukuk hükümlerine tabi olan İktisadi Devlet Teşekkülleri veya sermaye şirketlerinin (Örn: BİT'ler) ana kurum olan devlet veya belediye ile karıştırılarak "tacir sayılamayacakları" ve "iflasa tabi olmadıkları" şeklinde hatalı savunmalar yapıldığı görülmektedir. Oysa tüzel kişiliği ayrı olan ve ticari şekilde işletilen bu kurumlar TTK m. 16/1 gereği mutlak tacirdir [7, 26, 27].
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 16/2 hükmünün uygulanması, Türk ticaret hukuku doktrininde son derece derin ve haklı eleştirilere konu olmuştur. Prof. Dr. Reha Poroy, Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Prof. Dr. Sabih Arkan ve Prof. Dr. Ali Bozer gibi otoriteler, bu hükmün yarattığı "tüzel kişiliği olmayan ticari işletme" anomalisine şiddetle karşı çıkmışlardır [30, 40].
Kanun koyucu, m. 16/2 ile kamuya yararlı dernekleri ve belirli vakıfları tacir saymamıştır. Ancak Ticaret Sicili Yönetmeliği (TSY) m. 43/3, bu kuruluşların işlettikleri ticari işletmelerin ticaret siciline tescil edilmesini zorunlu kılmaktadır [30]. Bu durum, hukuken tüzel kişiliği (ve dolayısıyla hak süjesi olma ehliyeti) bulunmayan "ticari işletmenin" sanki bir hak süjesiymiş gibi sicile kaydedilmesi garabetini doğurmaktadır. Doktrinde haklı olarak şu sorular sorulmaktadır: İşletmenin kendisi tacir sayılacaksa, borca batık hale geldiğinde iflası kimin üzerinden istenecektir? Zira iflas edebilmek için hak ehliyetine sahip bir tüzel kişi olmak şarttır [13, 30, 41]. Dernek veya vakıf tacir sayılmadığı için iflas edemez; ticari işletme ise bir "malvarlığı topluluğu" (hak objesi) olduğundan iflas edemez. Bu durumda, kamuya yararlı bir derneğin işlettiği ticari işletmeyle işlem yapan ve alacağını tahsil edemeyen üçüncü kişilerin (alacaklıların) hukuki güvenliği ağır bir şekilde zedelenmektedir [13, 14, 40].
Nitekim Prof. Dr. Ali Bozer ve Prof. Dr. Celal Göle, bu düzenlemenin TTK'nın sistematiğine aykırı olduğunu, kamu yararı mülahazasının, üçüncü kişilerin ve ticari güvenliğin feda edilmesi pahasına bu şekilde korunmaması gerektiğini vurgulamaktadır [30]. Doktrindeki hakim görüş; mevcut sorunların aşılması için, kamuya yararlı dernek ve vakıfların ticari işletmelerini mutlaka "ayrı bir sermaye şirketi (örneğin bir limited veya anonim şirket)" kurarak işletmelerinin yasal bir zorunluluk haline getirilmesi yönündedir [40, 42]. Bu sayede, tacir sıfatı doğrudan bu yeni kurulan ticaret şirketine (TTK m. 16/1 ve m. 124) ait olacak ve ticari hayatın güvenliği, iflas ve sorumluluk kuralları bütünüyle işlerlik kazanacaktır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.