3. Ücretin miktarı
Madde 115 - (1) Sözleşmede hüküm yoksa ücretin miktarı, acentenin bulunduğu yerdeki tic ari teamüle, teamül de mevcut değilse hâlin gereğine göre o yerdeki asliye ticaret mahkemesince belirlenir.
3. Ücretin miktarı
Madde 115 - (1) Sözleşmede hüküm yoksa ücretin miktarı, acentenin bulunduğu yerdeki tic ari teamüle, teamül de mevcut değilse hâlin gereğine göre o yerdeki asliye ticaret mahkemesince belirlenir.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Birinci Kitabının, "Ticari İşletme" başlığını taşıyan Yedinci Kısmında "Acentelik" müessesesi düzenlenmiştir. Acentelik ilişkisinin temel unsurlarından biri, acentenin bağımsız bir tacir yardımcısı sıfatıyla müvekkili nam ve hesabına yürüttüğü aracılık veya sözleşme yapma faaliyetinin karşılığında bir ücrete (komisyona) hak kazanmasıdır [1, 2]. Acentenin ücret talep etme hakkı TTK m. 113'te [3], bu ücrete hak kazanma zamanı TTK m. 114'te [4] düzenlenmiş olup, ücrete ilişkin miktar belirlemesi ise TTK m. 115 hükmü ile güvence altına alınmıştır [5].
TTK m. 115 hükmü, acente ile müvekkil arasında akdedilen acentelik sözleşmesinde ücretin miktarına ilişkin açık bir düzenlemenin bulunmadığı durumlarda devreye giren tamamlayıcı (yedek) bir hukuk kuralıdır [5]. Hüküm, ücretin belirlenmesinde üç aşamalı bir hiyerarşi öngörmüştür: Öncelikle tarafların sözleşmesel iradesi, ardından acentenin bulunduğu yerdeki ticari teamül ve son çare olarak mahkemenin takdir yetkisi. Bu düzenleme, ticari hayatta emeğin ve sermayenin karşılıksız kalmaması (ivazlılık) ilkesinin acentelik hukuku alanındaki en somut yansımalarından biridir.
Acentelik sözleşmesi, kural olarak tam iki tarafa borç yükleyen, ivazlı bir iş görme sözleşmesidir [6]. Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 26'da ifade edilen sözleşme özgürlüğü ilkesi uyarınca taraflar, acentenin alacağı ücretin miktarını, hesaplanma yöntemini (maktu, nispi/yüzde usulü, kademeli vb.) serbestçe kararlaştırabilirler. TTK m. 115 hükmünün uygulama alanı bulabilmesi için, taraflar arasında akdedilen sözleşmede ücretin miktarına ilişkin hiçbir hükmün bulunmaması veya var olan hükmün geçersiz (butlan) olması gerekir [5]. Eğer taraflar, ücret miktarını sonradan belirlemek üzere anlaşmış ancak anlaşamamışlarsa yine bu maddenin sağladığı yasal hiyerarşi devreye girer.
Madde metnindeki en kritik doktriner tartışma noktalarından biri "ticari teamül" kavramıdır. Türk Ticaret Kanunu m. 2/1 uyarınca, "Kanunda aksine bir hüküm yoksa, ticari örf ve âdet olarak kabul edildiği belirlenmedikçe, teamül, mahkemenin yargısına esas olamaz." [7]. Teamüller, henüz "hukukilik (opinio necessitatis)" unsurunu kazanmamış, sadece fiili bir alışkanlık (itiyat) niteliğinde olan ve tacirlerin uymak zorunda olduklarına dair genel bir inancın oluşmadığı uygulamalardır [8, 9].
Ancak TTK m. 115, TTK m. 2/1'deki bu genel kuralın kanuni bir istisnasıdır [10]. Zira kanun koyucu, TTK m. 2/1'deki "Kanunda aksine bir hüküm yoksa" ibaresiyle bu istisnalara kapı aralamış ve TTK m. 115'te "teamülün" doğrudan yargılamaya ve ücretin belirlenmesine esas alınmasını emretmiştir [10, 11]. Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer önemli husus, dikkate alınacak teamülün "müvekkilin" değil, "acentenin bulunduğu yerdeki" ticari teamül olmasıdır [5]. Yasa koyucu, acentenin kendi bölgesindeki ekonomik şartlara ve o bölgenin piyasa rayiçlerine göre korunmasını amaçlamıştır.
Şayet acentenin bulunduğu yerde, ilgili ticaret veya sanayi dalına (örneğin sigortacılık, deniz taşımacılığı, turizm vb.) ilişkin yerleşik bir ticari teamül mevcut değilse, miktar Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından belirlenir [5]. Mahkeme bu belirlemeyi yaparken "hâlin gereğini" gözetir. Hâlin gereği kavramı; acentenin sarf ettiği mesai, yaptığı masraflar, müvekkile sağladığı ekonomik menfaat, müşteri çevresinin genişliği, aracılık edilen işlemlerin zorluk derecesi ve işlem hacmi gibi objektif kıstasları kapsar.
Bu madde, ticaret hukukunun genel ve özel hükümleriyle doğrudan bir etkileşim içindedir:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, acente ile müvekkil arasında ücretin miktarına ilişkin ihtilaf çıkması hâlinde mahkemenin izlemesi gereken usul katı bir şekilde sınırlandırılmıştır.
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Merkezi İstanbul'da bulunan bir tekstil firması (müvekkil), ürünlerinin Ege Bölgesi'nde pazarlanması ve sözleşmelerin akdedilmesi amacıyla İzmir'de yerleşik bir tacir ile acentelik sözleşmesi imzalamıştır. Sözleşmede, acenteye ödenecek prime/komisyona ilişkin madde, taraflar anlaşıp altını doldurmadıkları için boş bırakılmıştır. Acente, 1 yıllık başarılı faaliyetinin ardından %10 komisyon talep etmiş, müvekkil ise İstanbul piyasasındaki teamülün %5 olduğunu ileri sürerek bu ödemeyi reddetmiştir. Hukuki analiz: TTK m. 115'in lafzı son derece açıktır. Sözleşmede hüküm bulunmadığından, dikkate alınacak ölçüt "müvekkilin bulunduğu yer (İstanbul)" değil, doğrudan "acentenin bulunduğu yer (İzmir)" ticari teamülüdür [5]. İzmir Asliye Ticaret Mahkemesi, İzmir Ticaret Odası'na tekstil acenteliği hususundaki yerel teamülü soracak, İzmir'deki teamül %8 ise ücret buna göre hüküm altına alınacaktır.
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): Yapay zekâ destekli endüstriyel veri analizi yazılımları pazarlamak üzere Ankara'da yeni kurulan bir şirket, Türkiye çapında bir yazılım bayisini acente olarak atamıştır. İlgili sektör Türkiye'de son 1 yıl içinde oluştuğundan, sözleşmede ücret belirlenmediği gibi ilgili kurumlara yazılan müzekkerelerde "henüz bu yeni sektörde yerleşik bir ticari teamül veya örf adet oluşmadığı" cevabı verilmiştir. Hukuki analiz: TTK m. 115 gereği, sözleşmede hüküm yoksa ve piyasada bir "ticari teamül" henüz teşekkül etmemişse, Ankara Asliye Ticaret Mahkemesi "hâlin gereğine" göre ücreti tayin edecektir [5]. Mahkeme, yazılımın lisans bedeli, acentenin müşteri bulmak için harcadığı efor, teknik kurulumdaki katkısı gibi unsurları uzman bilirkişiler aracılığıyla inceleterek adil bir komisyon bedeline hükmedecektir.
Doktrinde (Özellikle Sabih Arkan, Mehmet Bahtiyar, Reha Poroy, Hamdi Yasaman gibi müellifler tarafından) Türk ticaret hukukunun kaynakları sıralanırken "teamül" ile "örf ve âdet" arasındaki dogmatik fark üzerinde sıklıkla durulmaktadır [8, 9, 21]. TTK m. 2/1'deki emredici nitelikteki "teamül, mahkemenin yargısına esas olamaz" kuralının [7] hemen ardından, TTK m. 115'te acente ücretinin tespiti için doğrudan "teamüle" atıf yapılması, normatif bir istisnadır [5, 10, 11].
Bu istisnanın temel felsefesi; ticari hayatın dinamizmi içinde yeni gelişen veya yerel kalan ticari alışkanlıkların, henüz hukuki bir inanç (örf ve adet) seviyesine ulaşmamış olsa bile, profesyonel olarak ticari vekalet faaliyeti yürüten acentenin emeğinin değerlendirilmesinde en gerçekçi piyasa referansı olmasıdır. Ancak kanun tekniği açısından, TTK'da farklı kavramların (örf ve adet ile teamül) birbirinin ikamesi gibi veya usul hukuku prensiplerine (HMK'ya) istisna yaratacak şekilde kazuistik olarak kullanılması eleştirilmektedir. Reform tartışmalarında, yargılamanın öngörülebilirliği açısından ticaret odalarının bu "teamülleri" düzenli periyotlarla yazılı cetveller (tarifeler) hâline getirerek objektifleştirmesi gerektiği savunulmaktadır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.