1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Birinci Kitap, Yedinci Kısım çatısı altında "Acentelik" müessesesi düzenlenmiştir. Kanun koyucu, TTK m. 102 hükmünde acentenin temel yasal tanımını yapmış ve acenteyi; ticari mümessil, ticari vekil veya işletme çalışanı gibi bağımlı bir sıfatı olmaksızın, bir sözleşmeye dayanarak belirli bir yer veya bölge içinde sürekli olarak ticari bir işletmeyi ilgilendiren sözleşmelerde "aracılık etmeyi" veya bunları o tacir "adına ve hesabına yapmayı" meslek edinen kişi olarak tanımlamıştır [1, 2].
İnceleme konusu olan TTK m. 103 hükmü ise, acentelik kurumunun "Uygulama Alanı"nı belirleyen ve acente tanımına tam olarak uymayan iki spesifik hukuki ilişkinin de acentelik hükümleri kapsamında değerlendirilmesini emreden genişletici bir normdur [3, 4]. Hükmün temel işlevi, ticari hayattaki ekonomik ihtiyaçlar ve üçüncü kişilerin korunması prensibi (görünüşe güven ve hukuki güvenlik) gereğince, acente tanımının dar lafzi yorumundan kaynaklanabilecek yasal boşlukları doldurmaktır. Kanun koyucu bu hükümle, "sürekli komisyoncular" ile "Türkiye'de merkezi/şubesi bulunmayan yabancı tacirlerin temsilcilerini", koruma ihtiyacı ve faaliyetin niteliği bakımından acentelerle eş tutmuştur [4].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Özel Kanunlardaki Hükümlerin Saklı Tutulması
Maddenin girişinde yer alan "Özel kanunlardaki hükümler saklı olmak üzere" ibaresi, ticaret hukukunun genel yapısı içinde yer alan "özel kanunun genel kanuna önceliği" (lex specialis derogat legi generali) ilkesinin bir tezahürüdür. Örneğin, sigorta acenteleri TTK'nın acenteliğe ilişkin hükümlerine tabi olmakla birlikte, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu m. 23 ve Sigorta Aracıları Yönetmeliği gibi özel düzenlemeler, TTK m. 103 ve devamı hükümlerine nazaran öncelikle uygulama alanı bulacaktır [5, 6].
2.2. Sürekli Komisyonculuk (Kendi Adına ve Tacir Hesabına Hareket)
TTK m. 103/1-a bendi, "Sözleşmeleri yerli veya yabancı bir tacir hesabına ve kendi adına yapmaya sürekli olarak yetkili bulunanlar" ifadesiyle, doktrinde "sürekli komisyonculuk" olarak adlandırılan kurumu acentelik hükümleri kapsamına almıştır [4]. Borçlar hukuku anlamında komisyoncu, ücret karşılığında kendi adına ve vekâlet verenin hesabına kıymetli evrak veya taşınır eşya alım satımını üstlenen kişidir. Ancak komisyonculuk kural olarak geçici/münferit bir ilişki iken, bu faaliyetin "sürekli" (devamlılık arz edecek şekilde) bir meslek olarak icra edilmesi halinde, şahsi ve ekonomik bağlılık unsurları acenteliğe yaklaştığından, kanun koyucu bu kişilere acentelik hükümlerinin (özellikle denkleştirme istemi, rekabet yasağı gibi koruyucu normların) uygulanmasını öngörmüştür [4, 7].
2.3. Yabancı Tacirin Ülke İçindeki Temsilcileri
TTK m. 103/1-b bendi uyarınca, "Türkiye Cumhuriyeti içinde merkez veya şubesi bulunmayan yabancı tacirler ad ve hesabına ülke içinde işlemlerde bulunanlar" hakkında da acentelik hükümleri uygulanır [4]. Bu bent, yabancı sermayenin veya yabancı ticari işletmelerin Türkiye pazarındaki faaliyetlerinde ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklarda, Türk vatandaşlarının veya yerli ticari işletmelerin muhatap bulamaması riskini bertaraf etmeyi amaçlamaktadır. Zira merkez veya şubesi Türkiye'de bulunmayan bir yabancı tacirin işlemleri, ancak ülke içindeki bir aracı/temsilci vasıtasıyla yürütülmektedir. Bu temsilcinin acente sayılarak TTK hükümlerine tabi tutulması, tebligat, yetki ve dava ehliyeti (pasif husumet ehliyeti) bakımından hayati bir hukuki güvenlik mekanizmasıdır [8, 9].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 102 ve TTK m. 104 (İnhisar Hakkı): TTK m. 103, m. 102'de tanımlanan "aracı" ve "sözleşme yapan" acente türlerine üçüncü ve dördüncü fiilî türleri (sürekli komisyoncu ve yabancı tacir temsilcisi) eklemektedir [1, 3, 4]. Bu kişilere acentelik hükümleri uygulandığından, TTK m. 104'teki tekel (inhisar) hakkı, aksi kararlaştırılmadıkça bu kişiler lehine ve aleyhine de geçerli olacaktır [4].
- TTK m. 105 (Acentenin Davada Temsil Yetkisi): TTK m. 103/1-b bendi ile en yoğun sistematik etkileşimi olan hüküm TTK m. 105'tir. Zira merkez veya şubesi Türkiye'de olmayan yabancı tacirlerin temsilcileri m. 103/1-b uyarınca acente sayıldığında, m. 105/2 devreye girer. Bu hükme göre, yabancı tacirler adına acentelik yapanlara karşı, acentelik işlemleri dolayısıyla "müvekkile izafeten" dava açılabilir. Kanun koyucu, yabancı tacirler adına acentelik yapanlar hakkındaki sözleşmelerde yer alan, bu dava hakkını kısıtlayıcı veya ortadan kaldırıcı şartları kesin olarak geçersiz (batıl) saymıştır [8, 10, 11].
- TBK m. 532 vd. (Komisyon Sözleşmesi): TTK m. 103/1-a bendindeki kendi adına ve müvekkil hesabına sürekli işlem yapanlar (sürekli komisyoncular) için, TTK'nın acentelik kısmında hüküm bulunmayan hallerde kıyasen TBK m. 532 ve devamındaki komisyon sözleşmesi hükümleri uygulama alanı bulacaktır [3].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında, TTK m. 103 ve bağlantılı olduğu m. 105 hükümleri sıkça yabancı mahkemelere yetki veren sözleşme şartlarının (münhasır yetki anlaşmalarının) geçerliliği bağlamında tartışılmaktadır. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre; Türkiye'de şubesi bulunmayan yabancı bir tacir adına TTK m. 103/1-b anlamında işlemlerde bulunan acentelere karşı açılacak davalarda (müvekkile izafeten açılan davalar), yabancı mahkemeyi yetkilendiren şartlar TTK m. 105/2 uyarınca geçersizdir. Yargıtay, bu tür yetki şartlarının Türk mahkemelerinin münhasır yetkisini bertaraf etme çabası olduğu ve kanun koyucunun Türk vatandaşlarının kendi ülkelerinde dava açabilme hakkını koruma amacına (ratio legis) aykırılık teşkil ettiği kanaatindedir [12, 13]. Yüksek Mahkeme, TTK m. 105/2'de zikredilen emredici yetki kuralını, milletlerarası usul hukukundaki genel yetki kurallarına bir istisna ve kesin yetki kuralı olarak kabul etmektedir [13].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Sürekli Komisyonculuk):
A (Gerçek kişi tacir), İzmir bölgesinde B A.Ş. unvanlı tarım makineleri üreticisi firmanın ürünlerini satmaktadır. Ancak A, üçüncü kişi müşterilerle sözleşmeleri B A.Ş. adına değil, tamamen "A Ticaret" olarak kendi adına, fakat iç ilişkide anlaştıkları üzere B A.Ş. hesabına yapmaktadır. Bu ilişki 5 yıl boyunca kesintisiz devam etmiş, akabinde B A.Ş. sözleşmeyi haksız feshetmiştir.
Hukuki analiz: A'nın faaliyeti TTK m. 102 kapsamında dar anlamda acentelik (müvekkil ad ve hesabına) değildir. Ancak faaliyet "kendi adına ve tacir hesabına" ve "sürekli" yürütüldüğünden, TTK m. 103/1-a bendi uyarınca A, sürekli komisyoncu sıfatıyla acentelik hükümlerine tabidir. Bu minvalde A, şartları varsa TTK m. 122 uyarınca portföy tazminatı (denkleştirme istemi) talep hakkına sahiptir [4, 14, 15].
Olay 2 (Yabancı Tacirin Temsilcisi):
Merkezi İtalya'da bulunan ve Türkiye'de herhangi bir şubesi olmayan X firmasının ürettiği endüstriyel cihazlar, Türkiye'deki Y Ltd. Şti. tarafından (X firması ad ve hesabına hareket ederek) Türk alıcılara satılmaktadır. Z A.Ş., Y Ltd. Şti. aracılığıyla satın aldığı makinenin ayıplı çıkması üzerine zarara uğramıştır. Sözleşmede "Uyuşmazlıklarda Roma Mahkemeleri yetkilidir" şartı bulunmaktadır.
Hukuki analiz: Y Ltd. Şti., TTK m. 103/1-b bendi uyarınca yabancı tacir X firmasının Türkiye'deki acentesi sayılır [4]. Z A.Ş., ayıptan doğan tazminat davasını doğrudan Y Ltd. Şti.'ye "İtalyan X firmasına izafeten" Türkiye'de açabilir. Sözleşmedeki Roma Mahkemelerine yetki veren şart, TTK m. 105/2'nin emredici hükmü karşısında mutlak olarak geçersizdir [8, 13].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: TTK m. 103/1-a anlamında "sürekli komisyoncu" olunduğunun iddia edilmesi halinde, işlemi yapan kişi (davacı), ticari işlemlerin kendi adına fakat müvekkil hesabına yapıldığını ve aralarındaki ilişkinin geçici değil, "sürekli" bir çerçeve sözleşme veya ticari teamüle dayandığını ispatla mükelleftir.
- Zamanaşımı / Süreler: TTK m. 103 atfıyla acentelik hükümleri uygulanacağından, bu ilişkilerden doğan her türlü alacak davası (özel kanunlarda veya TTK m. 122'deki bir yıllık hak düşürücü süreler gibi özel düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla) genel ticari zamanaşımı sürelerine ve TTK'daki ihbar/ihtar sürelerine tabidir.
- Görevli/yetkili mahkeme: TTK m. 103 kapsamındaki kişilerin taraf olduğu davalar, TTK m. 4 kapsamında nispi veya mutlak ticari dava niteliğindedir ve görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir [8, 16]. TTK m. 105 bağlamında yabancı müvekkil adına açılacak veya ona izafeten acenteye karşı açılacak davalarda, acentenin yerleşim yeri mahkemesi yetkilidir [9].
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada sıklıkla, kendi ad ve hesabına hareket eden "Tek Satıcılar (Distribütörler)" ile "Sürekli Komisyoncular" birbirine karıştırılmaktadır. Tek satıcı, malı kendi hesabına alıp satan bir bağımsız tacirken; sürekli komisyoncu malı kendi adına satsa da asıl ekonomik risk ve menfaat (hesap) müvekkile aittir. TTK m. 103/1-a doğrudan tek satıcılara uygulanamaz; tek satıcıların denkleştirme gibi haklardan yararlanması TTK m. 122/5 hükmünün kıyasen/doğrudan uygulaması ile mümkündür [14, 15].
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde TTK m. 103 hükmü, acentelik hukukunun sınırlarını zorlayan ancak ekonomik gerekliliklere hizmet eden yasal bir "kurgu/atıf" normu olarak değerlendirilmektedir. Sayın Reha Poroy ve Hamdi Yasaman, acentelik ilişkisinin genişletilmesinde hukuki güvenliğin sağlandığına vurgu yaparken; Sayın Sabih Arkan ve Mehmet Bahtiyar gibi otoriteler, kendi adına işlem yapan kişilere acentelik hükümlerinin bütünüyle uygulanmasının (örneğin TTK m. 123 uyarınca katı bir rekabet yasağı getirilmesinin) her somut olayda menfaatler dengesine uygun düşmeyebileceği eleştirisini getirmektedirler [7, 17, 18].
Bilhassa TTK m. 103/1-b ile TTK m. 105/2 arasındaki bağlantının yaratmış olduğu usul hukuku kısıtlamaları (yabancı mahkemeye yetki verilmesinin mutlak yasaklanması), milletlerarası ticaret hukukunda "sözleşme özgürlüğü" bağlamında eleştirilmektedir [12]. Zira 6102 sayılı Kanun döneminde dahi, yabancı yatırımcıların ve yerel acentelerin eşit pazarlık gücüne sahip olduğu durumlarda MÖHUK m. 47'de yer alan uluslararası yetki anlaşması yapma serbestisinin, TTK m. 105/2'deki zayıf tarafı koruma amacıyla mutlak şekilde engellenmesinin uluslararası ticaretin esnekliğine zarar verdiği doktrinde ileri sürülmektedir [12]. Bu nedenle, söz konusu yasağın "her ne şartta olursa olsun" uygulanması yerine, tüketici ve zayıf acenteyi koruma (ratio legis) gayesi merkeze alınarak daha teleolojik (amaca uygun) bir daraltıcı yorum yapılması gerektiği savunulmaktadır [12].
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.