1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Başlangıç hükümleri içerisinde yer alan 10. maddesi, ticari işlerde faizin başlangıç anını düzenlemektedir [1, 2]. Madde metninde yer alan "Aksine sözleşme yoksa, ticari bir borcun faizi, vadenin bitiminden ve belli bir vade yoksa ihtar gününden itibaren işlemeye başlar" şeklindeki düzenleme, ticari nitelikteki para borçlarında faiz yükümlülüğünün zaman boyutunu tayin eden temel bir normdur [2].
Bu hüküm, ticari hayatın gerektirdiği hız, güven ve paranın zaman değeri ilkelerinin bir yansımasıdır. Nitekim ticari işlerde paranın bir an dahi atıl kalması, ticari işletme sahibi açısından bir yoksunluk (lucrum cessans) anlamına gelir. Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) temerrüde ilişkin genel hükümleri (TBK m. 117 vd.) karşısında TTK m. 10, ticari işler bakımından özel (lex specialis) bir düzenleme mahiyetindedir [3]. Kanun koyucu, ticari bir borcun ifasında gecikme yaşanması halinde uygulanacak faizin başlangıç noktasını, yedek hukuk kuralı (emredici olmayan) niteliğinde düzenleyerek taraflara sözleşme serbestisi alanı tanımıştır [1]. Taraflarca faizin başlangıç anına dair bir belirleme yapılmadığı durumlarda ise devreye TTK m. 10 girecek ve faiz, "vadenin bitimi" ya da "ihtar günü" itibarıyla işlemeye başlayacaktır [2].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Aksine Sözleşme (Sözleşme Serbestisi)
Hükmün "Aksine sözleşme yoksa" ibaresiyle başlaması, ticari işlerde faizin başlangıç anının tayininde taraf iradelerinin öncelikli olduğunu göstermektedir. Taraflar, ticari bir borcun doğumu anından, fatura tarihinden veya edimin ifa edildiği günden itibaren faiz işletilebileceğini serbestçe kararlaştırabilirler. Ticari faiz (özellikle anapara faizi) uygulamalarında sözleşme serbestisi asıldır ve emredici sınırlamalar saklı kalmak kaydıyla tarafların belirlediği tarih esas alınır [4, 5].
2.2. Ticari Bir Borç
Hükmün uygulanabilmesi için ortada "ticari bir borç" bulunmalıdır. Bir borcun ticari olup olmadığı, TTK m. 3 ve TTK m. 19 hükümleri çerçevesinde belirlenir [6]. Taraflardan her ikisi için de ticari olan (mutlak ticari davaya konu veya her iki tarafın ticari işletmesini ilgilendiren) işler ile taraflardan yalnızca biri için ticari işletmesiyle ilgili olan sözleşmeler, kanunda aksine hüküm bulunmadıkça ticari iş niteliğindedir ve bu işlerden doğan borçlara TTK m. 10 tatbik edilir [7, 8].
2.3. Vadenin Bitimi (Belirli Vade)
Sözleşmede taraflarca ifa zamanı açıkça kararlaştırılmışsa (belirli vade), borçlunun temerrüde düşmesi ve temerrüt faizinin işlemeye başlaması için kural olarak alacaklının ihtarına gerek yoktur (Dies interpellat pro homine). TTK m. 10 uyarınca, kesin veya belirli vadeli ticari borçlarda faiz, vadenin dolduğu anın bitiminden itibaren kendiliğinden işlemeye başlar [2, 9].
2.4. İhtar Günü (Belirsiz Vade)
Taraflar arasında ifa günü belirlenmemişse (belirsiz vade), alacaklının borçluyu temerrüde düşürebilmesi için hukuki işlem benzeri bir irade açıklaması olan "ihtar" kurumuna başvurması gereklidir [3]. Kanun lafzında yer alan "ihtar gününden itibaren" ifadesi, doktrinde detaylı olarak incelenmiştir. İhtarın hüküm ifade edebilmesi için varması gerekli bir irade açıklaması olması hasebiyle, faiz ihtarın gönderildiği gün değil, borçluya ulaştığı (tebliğ edildiği) gün veya ihtarda ifa için makul bir mehil (ek süre) verilmişse bu sürenin bitiminden itibaren işlemeye başlar [3].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 8 ve m. 9: Ticari işlerde faiz oranının serbestçe belirlenebileceğini öngören TTK m. 8 ve kanuni, anapara ve temerrüt faizine ilişkin ilgili mevzuata atıf yapan TTK m. 9 hükümleri, TTK m. 10 ile bir bütün oluşturur [1, 2]. Oran m. 8'e göre, başlangıç ise m. 10'a göre belirlenir.
- TTK m. 18/3 (Şekle Bağlı İhtar): Hükümdeki "ihtar günü" kavramı, her iki tarafın da tacir olduğu durumlarda TTK m. 18/3 ile birlikte okunmalıdır. Zira tacirler arasında, diğer tarafı temerrüde düşürmeye yönelik ihtarların noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta (KEP) sistemi ile yapılması şarttır [10, 11]. Geçerli bir şekle uygun yapılmayan ihtar, ticari faizin başlamasına hukuken vücut veremez.
- TBK m. 117 ve m. 120: Türk Borçlar Kanunu'nun temerrüdün şartlarını düzenleyen 117. maddesi, TTK m. 10'un genel hukuk alanındaki temelidir [3, 9]. Ticari temerrüt faiz oranlarının üst sınırları bakımından TBK m. 120 uygulanmaz; ticari işlerde temerrüt faizi TTK m. 8 gereği serbesttir, aksi halde 3095 sayılı Kanun m. 2 (avans faizi) uygulanır [4, 12].
- TTK m. 1530 (Geç Ödemenin Sonuçları): Ticari işletmeler arasında mal ve hizmet tedariki amacıyla yapılan sözleşmelerde geç ödemeye ilişkin olarak TTK m. 1530'da son derece önemli emredici bir istisna getirilmiştir [13, 14]. Bu madde kapsamında, borçlu faturanın veya eş değer ödeme talebinin alınmasını izleyen 30 (veya duruma göre 60) gün içinde ödeme yapmazsa, herhangi bir "ihtar"a gerek kalmaksızın doğrudan temerrüde düşer ve temerrüt faizi işlemeye başlar [14-16]. Dolayısıyla mal ve hizmet tedariki bağlamındaki sözleşmelerde TTK m. 10'daki ihtar şartı, m. 1530 ile bertaraf edilmiştir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ticaret daireleri (öncelikle mülga 19. HD ve 11. HD), ticari işlerde faizin başlangıcına ilişkin kararlarında TTK m. 10 ve m. 18/3 hükümlerini katı bir şekilde uygulamaktadır.
Yerleşik Yargıtay içtihatlarına göre; sadece "fatura gönderilmesi" ve faturanın TTK m. 21/2 uyarınca 8 gün içinde itiraza uğramayarak kesinleşmesi, fatura bedelinin ve içeriğinin kabul edildiğini gösterir; ancak faturanın üzerinde tek taraflı olarak yazan "vade farkı alınır" veya "şu tarihte ödenecektir" ibaresi, taraflar arasında açık bir yazılı sözleşme yoksa borçluyu temerrüde düşürmez [17-19]. Yargıtay, taraflar arasında belirli bir vade yoksa, borçluya TTK m. 18/3'te öngörülen geçerli yollarla (noter vb.) ihtar çekilmedikçe, temerrüt faizinin ancak icra takibi veya dava tarihi itibarıyla başlatılabileceğine hükmetmektedir [11]. Ayrıca Yargıtay, "ihtar günü"nden kastedilenin, ihtarın çekildiği tarih değil, borçluya tebliğ edildiği tarih olduğunu açıkça karara bağlamıştır [3].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo):
Büyük ölçekli bir tekstil üreticisi olan A A.Ş., kumaş tedarikçisi B Ltd. Şti.’nden 500.000 TL değerinde hammadde satın almıştır. Taraflar arasındaki sözleşmede herhangi bir ödeme tarihi belirlenmemiştir. B Ltd. Şti., malları 01.03.2023 tarihinde teslim etmiş ve aynı gün faturayı kargo ile A A.Ş.’ye ulaştırmıştır. A A.Ş. ödeme yapmayınca, B Ltd. Şti. 01.08.2023 tarihinde noter kanalıyla ihtarname göndererek borcun ödenmesini talep etmiş, ihtarname 05.08.2023 tarihinde A A.Ş.'ye tebliğ edilmiştir.
Hukuki analiz: Olay bir mal tedariki olduğundan, TTK m. 1530 özel hükmü devreye girecektir [14]. TTK m. 1530/4-a uyarınca faturanın alınmasını takip eden 30 günlük sürenin sonunda, yani 31.03.2023 tarihinde A A.Ş. hiçbir ihtara gerek kalmaksızın temerrüde düşmüştür [14, 15]. Ancak olay mal ve hizmet tedariki dışında (örneğin salt bir karz ilişkisi) olsaydı, TTK m. 10 ve m. 18/3 gereğince temerrüt ve faizin başlangıç tarihi, ihtarın tebliğ edildiği 05.08.2023 tarihi olacaktı.
Olay 2 (kurmaca senaryo):
Ticari bir kredi sözleşmesi çerçevesinde X Bankası, tacir Y'ye kredi kullandırmış ve geri ödeme tarihi kesin vade olarak 15.11.2023 şeklinde belirlenmiştir. Y bu tarihte ödeme yapmamıştır. Banka, 01.12.2023 tarihinde borçluya temerrüt ihtarnamesi göndermiştir.
Hukuki analiz: Sözleşmede açıkça ifa günü kararlaştırıldığı (belirli vade) için TTK m. 10'un ilk fıkrası gereğince, "vadenin bitimi" olan 15.11.2023 gününün sonundan itibaren temerrüt faizi işlemeye başlayacaktır [2]. Bankanın daha sonra 01.12.2023'te gönderdiği ihtarname, faizin başlangıç anını değiştirmez; sadece kurumsal bir tahsilat adımı mahiyetindedir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Borçlunun temerrüde düştüğünü, vadenin kesin olduğunu veya şekle uygun ihtarın yapıldığını (ve borçluya hangi tarihte tebliğ edildiğini) ispat yükü, Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 6 ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) genel ilkeleri uyarınca alacaklıya aittir.
- Zamanaşımı / Süreler: Ticari faiz alacakları, asıl alacak zamanaşımına uğradığında fer'i nitelikleri gereği zamanaşımına uğrar (TBK m. 147/b.1 gereği dönemsel edimler için 5 yıllık zamanaşımı söz konusudur). Anapara alacağı sona erdiğinde birikmiş faiz talep hakkı, aksi saklı tutulmadıkça (ihtirazi kayıt) sona erer.
- Görevli/yetkili mahkeme: Faiz alacağının kaynağı olan asıl borç ticari bir iş niteliğinde olduğundan, uyuşmazlığın çözüm yeri Asliye Ticaret Mahkemeleridir (TTK m. 4 ve m. 5).
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada en sık karşılaşılan hata, tek taraflı olarak kesilen ve faturaya dercedilen "vade farkı / gecikme faizi" notlarının, ihtar yerine geçeceğinin düşünülmesidir. Faturaya süresinde itiraz edilmemesi, faturanın faiz başlangıcına dair bir vade anlaşmasına dönüştüğü anlamına gelmez; yalnızca faturadaki mal/hizmet kalemleri ve fiyat kesinleşir [18-20]. Ticari temerrüdün oluşması için TTK m. 18/3 usullerine uygun bir ihtar şarttır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 10 düzenlemesi doktrinde (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Sabih Arkan, Mehmet Bahtiyar gibi otoritelerce) lafzi formülasyonu bakımından eleştirilmektedir [3]. "İhtar günü" ifadesi gramatikal olarak okunduğunda ihtarın gönderildiği anı işaret ediyor gibi görünse de, Türk borçlar hukukunun temelini oluşturan "varma kuramı" (teori) çerçevesinde ihtarın borçlunun hâkimiyet alanına girdiği anın (tebliğ anı) esas alınması gerektiği hususunda doktrinde görüş birliği bulunmaktadır [3]. Kanun koyucunun TBK m. 117'deki modern ifade tekniğine paralel şekilde bu lafzı "ihtarın borçluya ulaştığı günden itibaren" şeklinde revize etmesi, hukuki güvenlik ve kanunun açıklığı ilkesi açısından daha isabetli olacaktır.
Bunun yanı sıra, yeni TTK ile hukukumuza dâhil olan m. 1530 (mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçları), TTK m. 10'un uygulama alanını önemli ölçüde daraltmıştır [13, 14]. Tedarik sözleşmeleri bağlamında kanun koyucunun ihtara gerek kalmaksızın 30 günlük süreler öngörmesi, TTK m. 10'un "ihtar" şartını ticari hayatın büyük bir bölümü için istisna konumuna indirgemiştir [14, 15]. Bu durum, kanunun kendi sistematiği içerisinde, genel kural (TTK m. 10) ile istisnai özel kuralın (TTK m. 1530) çatışması sorununu yaratmış olup, yargılamalarda mahkemelerin uyuşmazlığın salt bir para borcu mu yoksa bir tedarik sözleşmesi uzantısı mı olduğunu çok hassas tespit etmesini gerektirmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.