Türk Ticaret Kanunu (TTK)

TTK Madde 605

Şirketler Hukuku Maddelerine Dön

Resmi Metin

3. Geri ödeme


Madde 605 - (1) Yerine getirilen ek ödeme yükümlülüğünün kısmen v eya tamamen geri verilebilmesi için ek ödemeye ilişkin tutarın, serbestçe kullanılabilecek yedek akçeler ile fonlardan karşılanabilir olması (…) 90 şarttır.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) limited şirketlere ilişkin hükümlerini içeren Altıncı Kısmı’nın "Ek Ödeme ve Yan Edim Yükümlülükleri" başlığı altında yer alan 605. maddesi, limited şirketlerde ortaklar tarafından yerine getirilen ek ödemelerin iadesini (geri ödenmesini) düzenlemektedir. Hükmün ratio legis’i (konuluş amacı), ek ödeme yükümlülüğünün hukuki mahiyetinde yatmaktadır.

Makro perspektiften bakıldığında, limited şirketler birer sermaye şirketi olmalarına rağmen, şahıs şirketi unsurlarını da bünyelerinde barındırırlar [1, 2]. Ek ödeme yükümlülüğü de bu şahsi unsurlardan biridir. Ek ödemeler, sermaye artırımında olduğu gibi şirkete nihai ve kesin olarak tahsis edilen (karşılıksız) bir sermaye unsuru değil; bilânço açıklarını kapatmak, şirketin geçici finansal sıkıntılarını aşmasını sağlamak ve şirketin işlerine devam edebilmesi için öngörülen geçici bir ek finansman aracıdır [3, 4]. Dolayısıyla, şirketin içine düştüğü finansal kriz aşıldığında ve ek finansman ihtiyacı ortadan kalktığında, ortakların yapmış oldukları bu ödemelerin kendilerine iade edilmesi, kurumun niteliğinin ve hakkaniyetin doğal bir sonucudur [5]. Zira ek ödemelerin sahiplerine geri dönmeyeceği bir sistemde, hiçbir ortak bu yükümlülüğü üstlenmek istemeyecektir [4].

Ancak kanun koyucu, alacaklıların korunması ve sermayenin muhafazası ilkelerini dengelemek amacıyla, bu iadeyi son derece sıkı şekli ve maddi şartlara bağlamıştır. İadenin yapılabilmesi, yalnızca şirketin serbestçe kullanabileceği yedek akçelerin veya fonların bulunması şartına tabi tutulmuştur [5, 6]. Bu sayede, iade adı altında şirket malvarlığının içinin boşaltılması ve alacaklıların tatmin imkânının tehlikeye atılması engellenmek istenmiştir [7, 8].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. İade Edilebilirlik ve Geçici Finansman Aracı Olma Vasfı

TTK m. 601 uyarınca kural olarak ortaklara esas sermaye payı bedeli geri verilemez [9]. Ancak TTK m. 605, ek ödemelerin iadesini düzenleyerek bu kuralın dışında konumlanan, kendine özgü bir mekanizma ihdas etmiştir. Ek ödeme yükümlülüğü, TTK m. 603'te sayılan (bilanço zararının esas sermaye ve kanuni yedek akçeleri aşması vb.) kriz anlarında doğar [10]. Bu kriz atlatıldığında, ödemenin "kısmen veya tamamen" iadesi gündeme gelir. Buradaki "kısmen veya tamamen" ibaresi, iadenin tek seferde yapılabileceği gibi şirketin likidite durumuna göre taksitler halinde de yapılabileceğine işaret etmektedir [11].

2.2. Serbestçe Kullanılabilecek Yedek Akçeler ve Fonlar

İadenin yapılabilmesi için en temel maddi şart, iade edilecek tutarın "serbestçe kullanılabilecek yedek akçeler ile fonlardan" karşılanabilir olmasıdır [12].

  • Yedek Akçeler: Şirketin kanuni veya esas sözleşmesel yükümlülükler nedeniyle ayırmak zorunda olduğu ve belirli bir amaca özgülenmiş (bağlı) yedek akçeler dışındaki, genel kurul kararıyla serbestçe tasarruf edilebilen yedek akçelerdir [12, 13].
  • Fonlar: Kanun metninde "fon" kavramının kesin bir tanımı yapılmamıştır [14]. Doktrinde Pulaşlı; yeniden değerleme ile taşınmaz ve iştirak satışı getirilerinden oluşan fonların bu kapsama gireceğini savunmaktadır [14]. Tekinalp ise, sermaye ve kanuni yedek akçeler ile şirketin iktisap ettiği kendi payları için ayırdığı yedekler ve kanuni yeniden değerleme fonlarıyla ek ödemenin karşılanması halinde geriye ödeme yapılabileceğini belirtmektedir [15]. Alacaklıların tatminini tehlikeye düşürebilecek nitelikteki şüpheli alacak karşılıkları bu fonlara dâhil edilemez.
2.3. İşlem Denetçisi Raporu Şartının İlga Edilmesi

Maddenin ilk halinde, iadenin yapılabilmesi için serbest fonların mevcudiyetinin "işlem denetçisi tarafından doğrulanmış bulunması" şartı yer almaktaydı [6]. Ancak 6335 sayılı Kanun'un 41. maddesi ile işlem denetçisi kurumu TTK sistematiğinden çıkarıldığından, bu ibare madde metninden silinmiştir [6, 16]. Doktrinde bu silinme, şirketin içini boşaltma riskini artırdığı, müdürlerin keyfi veya hileli bilançolarla iade yapmasının önünü açtığı gerekçesiyle eleştirilmektedir [7, 8]. Zira denetim mekanizmasının zayıflaması, alacaklıların korunması ilkesine gölge düşürmektedir.

3. Sistematik İlişkiler

Bu maddenin Türk Hukuk sistemindeki yatay ve dikey bağlantıları şu şekildedir:

  • TTK m. 603 (Ek Ödeme Yükümlülüğünün Doğumu): İade edilecek değerin hukuki altyapısı bu madde ile kurulur. Zararı karşılayamama şartı [10]. İade sonrası şirketin mali durumu tekrar bozulursa, TTK m. 603 şartları dâhilinde bu tutarlar yeniden talep edilebilir [17].
  • TTK m. 609 (Faiz Yasağı): Ek ödemelere faiz verilemez [12, 18]. Dolayısıyla TTK m. 605 kapsamında yapılacak iadelerde, ortaklara ödedikleri anapara dışında herhangi bir faiz veya nema ödemesi yapılamaz [19]. Bu durum, ek ödemenin bir ikraz (borç verme) sözleşmesi olmadığını kanıtlar [19].
  • TTK m. 553 ve m. 644 (Müdürlerin Sorumluluğu): Şartlar oluşmadan (serbest yedek akçe yokken) iade yapan müdürler, kanundan doğan yükümlülüklerini ihlal ettikleri için şirkete, ortaklara ve şirket alacaklılarına karşı şahsen ve müteselsilen sorumlu olurlar [11, 20].
  • TBK m. 77 vd. (Sebepsiz Zenginleşme): Kanuna aykırı olarak iade edilen ek ödemeler, şirketin malvarlığından haksız yere çıkmış sayılacağından, ortaklar sebepsiz zenginleşme ve TTK'daki haksız kar payının iadesi hükümlerine kıyasen iade yükümlülüğü altındadır.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

6102 sayılı Kanun ile hukukumuza giren ek ödeme yükümlülüğü bağlamında Yargıtay içtihatları, sermayenin ve malvarlığının korunması temel prensibi etrafında şekillenmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi kararlarında, şirket malvarlığının ortaklara haksız ve dayanaksız yere iade edilmesi işlemlerinin, alacaklıların korunması ilkesine aykırılık teşkil ettiği ve mutlak butlanla batıl olduğu vurgulanmaktadır [21].

Özellikle şirket yöneticilerinin (müdürlerin), şirketin finansal durumu elvermediği halde ortaklara nakit çıkışı yapması, Yargıtay tarafından TTK m. 553 bağlamında özen yükümlülüğünün ihlali ve haksız fiil olarak nitelendirilmektedir. Yargıtay, limited şirketin sermaye şirketi vasfını ön planda tutarak, şirketin alacaklılarının tek teminatının şirket malvarlığı olduğunu (TTK m. 602) [9], dolayısıyla geri ödemenin (iadenin) TTK m. 605'teki kati şartlar (serbest yedek akçe) oluşmadan yapılmasını geçersiz saymaktadır.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca Senaryo): (X) Limited Şirketi, 2024 yılındaki küresel kriz nedeniyle ciddi bir bilanço açığı vermiş ve esas sermayesi karşılıksız kalmıştır. Şirket genel kurulu kararı ve şirket sözleşmesindeki hükme istinaden, ortak (A) ve (B)'den toplam 500.000 TL ek ödeme talep edilmiş ve tahsil edilmiştir. 2025 yılı sonunda şirket yeniden kâra geçmiş, ancak geçmiş yıl zararları tamamen kapatılamamış ve serbest yedek akçe oluşturulamamıştır. Buna rağmen müdür (M), ortakların mağduriyetini gidermek adına 500.000 TL'yi faiziyle birlikte iade etmiştir. Hukuki analiz: Müdür (M)'nin bu işlemi TTK m. 605'e açıkça aykırıdır. Ortada serbestçe kullanılabilecek yedek akçe veya fon bulunmamaktadır [12]. Üstelik TTK m. 609 uyarınca faiz ödenmesi mutlak surette yasaktır [12, 18]. Müdür (M), TTK m. 553 uyarınca şirkete ve alacaklılara karşı oluşan zarardan sorumludur. Ortaklar (A) ve (B), haksız olarak aldıkları bu tutarı şirkete iade ile mükelleftir.

Olay 2 (Kurmaca Senaryo): (Y) Limited Şirketi'nde, ihtiyaç üzerine ortak (C)'den ek ödeme alınmıştır. İlerleyen yıllarda şirket büyük bir atılım yapmış, gayrimenkul satışından elde ettiği geliri yeniden değerleme fonuna (serbest fon) aktarmıştır. Fon miktarı, ek ödemeyi karşılayacak seviyededir. Şirket genel kurulu kararıyla ek ödemenin (C)'ye iadesine karar verilmiş ve anapara iade edilmiştir. Bir yıl sonra şirket tekrar ekonomik darboğaza girmiştir. Şirket alacaklıları, iadenin haksız olduğunu iddia ederek (C)'ye başvurmuştur. Hukuki analiz: İade yapıldığı anda şirketin serbest fonu bulunduğundan, iade işlemi TTK m. 605'e hukuken uygundur [5]. İade anında kanuni şartlar sağlandığı için alacaklıların iadenin haksız olduğu yönündeki iddiaları mesnetsizdir. Ancak, şirketin sonradan tekrar darboğaza girmesi halinde, TTK m. 603 şartları yeniden oluşmuşsa, müdürler ortak (C)'den yasal sınırlamalar dâhilinde yeniden ek ödeme talebinde bulunabilirler [17].

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: İade işleminin TTK m. 605 şartlarına uygun (serbest yedek akçe veya fon bulunduğu) yapıldığını ispat yükü, ödemeyi yapan limited şirket müdürlerine ve parayı tahsil eden ortaklara aittir. Bilançoların ve muhasebe kayıtlarının ibrazı zorunludur.
  • Zamanaşımı / Süreler: Haksız iade neticesinde ortaklara veya müdürlere yöneltilecek sorumluluk ve iade talepleri, zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl ve her halde zararı doğuran fiilin üzerinden beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (TTK m. 560 kıyasen ve m. 611/3) [22, 23].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Şirketin merkezinin bulunduğu yer Asliye Ticaret Mahkemesidir.
  • Yaygın uygulama hataları: Şirketin sadece kasa mevcudunun (likiditesinin) bulunmasına aldanılarak, bilançoda zarar varken veya yedek akçe ayrılmadan ek ödemelerin ortaklara iade edilmesi uygulamada en sık rastlanan hukuki hatadır. Ek ödemeye ticari temerrüt faizi işletilerek iade edilmesi de kanunun amir hükümlerinin ihlali anlamına gelmektedir.

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrin perspektifinden TTK m. 605 incelendiğinde, en büyük eleştiri kanun yapım sürecindeki revizyonlara yöneliktir. Hükmün ilk halinde bulunan "bu durumun işlem denetçisi tarafından doğrulanmış bulunması" şartının 6335 sayılı Kanun ile mülga edilmesi [6], alacaklıların korunması mekanizmasında ciddi bir zaafiyet yaratmıştır [7]. Şirketin içini hileli şekilde boşaltmak isteyen kötü niyetli yöneticiler, gerçeğe aykırı muhasebe hileleriyle serbest fon yaratıp ek ödemeleri iade edebilirler. Denetçi tasdikinin kalkması, bu suistimalleri mahkeme aşamasına (dava yoluna) kadar gizli kılabilmektedir.

İkinci eleştiri noktası "fonlar" kavramının kanun lafzında net bir şekilde tanımlanmamış olmasıdır. Öğretide Tekinalp ve Pulaşlı'nın yorumları ile [14, 15] bu belirsizlik aşılmaya çalışılsa da, hangi bilanço kalemlerinin "serbestçe kullanılabilecek fon" addedileceği vergi hukuku ve ticaret hukuku uygulamalarında ihtilaf doğurmaya gebedir. Hukuk güvenliğinin tesisi adına, bu fonların niteliğinin ikincil mevzuatla (tebliğlerle) netleştirilmesi veya kanun metnine açık atıflar eklenmesi de de lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından isabetli olacaktır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.