F) İntifa senetleri
Madde 584 - (1) Şirket sözleşmesinde intifa senetlerinin çıkarılması öngörülebilir; bu konuda anonim şir ketlere ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
F) İntifa senetleri
Madde 584 - (1) Şirket sözleşmesinde intifa senetlerinin çıkarılması öngörülebilir; bu konuda anonim şir ketlere ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) limited şirketlere ilişkin hükümleri arasında yer alan 584. maddesi, limited şirketlerde intifa senetlerinin çıkarılabilmesine olanak tanıyan temel ve yenilikçi bir düzenlemedir [1, 2]. Hüküm, “Şirket sözleşmesinde intifa senetlerinin çıkarılması öngörülebilir; bu konuda anonim şirketlere ilişkin hükümler kıyas yoluyla uygulanır” şeklindeki lafzıyla, şahıs unsuru barındıran ancak temelde bir sermaye şirketi olan limited şirketlere, finansman ve menfaat dağıtımı esnekliği bağlamında anonim şirketlere benzer bir yapısal imkân sunmuştur.
Sermaye şirketlerinde intifa senetleri, pay (hisse) sahipliği sıfatı vermeksizin, sahibine şirketin malvarlıksal değerleri üzerinde (özellikle net kâr ve tasfiye artığı) belirli haklar sağlayan kıymetli evrak niteliğindeki senetlerdir [3]. Eski kanun döneminde limited şirketlerde intifa senedi ihracının mümkün olup olmadığı tartışmalı bir husus iken, 6102 sayılı TTK m. 584 ile bu tartışmalara son verilmiş ve kurum pozitif hukuka açıkça dâhil edilmiştir. Kanun koyucu, bu müesseseyi detaylıca yeniden düzenlemek yerine, kanun tekniği açısından TTK’nın anonim şirketlere ilişkin 502 ve 503. maddelerine kıyas yoluyla atıf yapmayı tercih etmiştir [2-4].
İntifa senetleri, anonim ve limited şirketler tarafından, şirket sermayesine doğrudan iştirak etmeyen veya etmiş olsa dahi pay bedeli itfa edilen kişilere, kuruculara yahut alacaklılara sağlanan malvarlıksal nitelikteki hakları temsil eden senetlerdir [4]. TTK m. 503/1 hükmünün amir düzenlemesi uyarınca, intifa senedi sahiplerine “pay sahipliği hakları verilemez” [3]. Bu kişilere yalnızca net kâra katılma, tasfiye sonucunda kalan tutara (tasfiye artığına) iştirak etme veya yeni çıkarılacak payları alma hakkı tanınabilir [3].
Doktrinde Ömer Teoman ve Oğuz İmregün gibi yazarların da sıklıkla vurguladığı üzere, intifa senedi sahibi ile şirket arasındaki ilişki "ortaksal (korporatif)" bir ilişki değil, "sözleşmesel" bir ilişkidir [5, 6]. Dolayısıyla bu senetler, oy hakkı, bilgi alma ve inceleme hakkı, genel kurul kararlarının iptalini talep hakkı gibi yönetimsel (idari) haklar bahşetmezler [7].
TTK m. 584 uyarınca intifa senedi çıkarılabilmesinin mutlak şeklî şartı, bu hususun "şirket sözleşmesinde" öngörülmüş olmasıdır [1, 2]. Kuruluş aşamasında ilk şirket sözleşmesine bu yönde bir hüküm konulabileceği gibi, sonradan şirket sözleşmesi (esas sözleşme) değişikliği yoluyla da intifa senedi ihracına karar verilebilir. TTK m. 587/1-g bendi uyarınca, eğer öngörülmüş ise intifa senetlerinin sayısı ve bunlara sağlanan hakların içeriğinin ticaret siciline tescil ve Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde ilan edilmesi kanuni bir zorunluluktur [8].
Maddedeki atıf dolayısıyla, TTK m. 502 ve m. 503 hükümleri limited şirketler için de uygulama alanı bulur [3, 4]. Kıyasın doğası gereği, anonim şirketin katı sermaye yapısına ilişkin kurallar, limited şirketin kendine özgü (şahsi unsurları ağır basan) yapısıyla çelişmediği ölçüde uygulanır. İntifa senetleri emre veya hamiline yazılı olarak ihraç edilebilir (TTK m. 502/2) [4]. Ayrıca kurucular lehine intifa senedi çıkarılması halinde TTK m. 348’deki kurucu menfaatlerini sınırlayan katı hükümler de (örneğin kârın belirli bir miktarından fazlasının kuruculara verilemeyeceği) limited şirketlerde de aynen geçerli olacaktır [9].
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, intifa senedi sahiplerinin şirket ile aralarındaki ilişki sözleşmesel bir nitelik taşıdığından, bu kişiler doğrudan ortak sıfatını (pay sahipliği statüsünü) haiz değildir. Nitekim Yargıtay (örneğin 11. HD. 15.06.2016 T. 2015/14641 E. 2016/6636 K. sayılı kararında), kurucu intifa senedi sahiplerinin "genel kurul kararlarının iptalini talep hakkı olmadığına" hükmetmiştir [14, 15]. Kararın gerekçesinde, iptal davası açma yetkisinin münhasıran "ortak (pay sahibi)" statüsündeki kişilere tanındığı, intifa senedi sahiplerinin genel kurula katılıp oy kullanamayacağı, dolayısıyla iptal davası açmakta aktif husumet ehliyetlerinin bulunmadığı vurgulanmıştır [14].
Buna karşın Yargıtay, intifa senedi sahiplerinin mali haklarının zedelenmesi veya ortadan kaldırılması durumunda (örneğin kâr dağıtımı yapılmaması veya yapısal değişikliklerde haklarının ihlali), şirket aleyhine eda davası (alacak/tazminat davası) açabileceklerini kabul etmektedir [5, 16]. Zira sözleşmesel hakların ihlali, Türk Borçlar Kanunu’nun borca aykırılık hükümlerine (TBK m. 112 vd.) tabi bir uyuşmazlıktır.
Olay 1 (Sözleşmesel Finansman Modeli Olarak İntifa Senedi Tesisi): Bir limited şirket, yenilikçi bir teknoloji projesi geliştirmek için melek yatırımcı statüsündeki (X) kişisinden ciddi bir nakit desteği sağlamıştır. Ancak limited şirketin kurucu ortakları, şirketin yönetimini ve oy dengesini (X)'e devretmek istememektedir. Şirket genel kurulu toplanarak şirket sözleşmesini değiştirir ve (X) lehine, herhangi bir oy ve yönetim hakkı içermeyen ancak her yıl net dağıtılabilir kârın %10’unu ödemeyi taahhüt eden nama yazılı intifa senetleri çıkarılmasına karar vererek bunu tescil ettirir. Hukuki analiz: Bu işlem, TTK m. 584 ve kıyasen uygulanan m. 502/503 çerçevesinde tamamen hukuka uygundur. (X), bu senede dayanarak her hesap dönemi sonunda kâr payı talep hakkı elde etmiştir, ancak limited şirket genel kuruluna katılıp karar süreçlerine müdahil olamaz [3, 4].
Olay 2 (Yapısal Değişikliklerde İntifa Senedi Sahibinin Durumu): Yukarıdaki örnekte yer alan limited şirket, ilerleyen yıllarda bir anonim şirket ile devralınma suretiyle birleşme kararı alır. Birleşme sözleşmesinde intifa senedi sahibi (X)'in durumu hakkında hiçbir hükme yer verilmez. İntifa senedi sahibi (X), haklarının kaybolacağı endişesiyle birleşme kararının alındığı genel kurul kararının iptali istemiyle ve denkleştirme davası talebiyle mahkemeye başvurur. Hukuki analiz: Doktrin ve Yargıtay içtihatları gereği, (X)’in genel kurul kararının iptalini talep hakkı yoktur; zira o bir şirket ortağı değildir (TTK m. 503) [7, 14]. Aynı şekilde TTK m. 191’deki denkleştirme davası da kural olarak “her ortak” için öngörüldüğünden intifa senedi sahibi bu davayı doğrudan açamaz [17, 18]. Ancak (X), TTK m. 140/5 amir hükmüne dayanarak, devralan anonim şirketten "kendisine eş değerde haklar tanınmasını yahut intifa senedinin gerçek değeriyle satın alınmasını" talep edebilecek bir eda/tazminat davası yöneltebilecektir [10, 11].
Doktrinde (Ömer Teoman, Oğuz İmregün, Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu) intifa senetlerinin niteliği ve kapsamı üzerine yürütülen tartışmaların odak noktası, bu senetlerin sahibine tanıdığı “sözleşmesel” zırhın, şirketin “korporatif” iradesiyle ne ölçüde delinebileceğidir [6, 13]. TTK m. 584'ün anonim şirket hükümlerine yaptığı genel ve yalın atıf kanun tekniği açısından pratik görünse de, limited şirketin daha kapalı ve ortakların şahsi özelliklerinin ön planda olduğu yapısı düşünüldüğünde bazı belirsizlikler doğurmaktadır.
Özellikle birleşme, bölünme ve tür değiştirme gibi yapısal değişiklik süreçlerinde, intifa senedi sahiplerinin korunması amacıyla açılacak davalar (örn. TTK m. 191 denkleştirme davası) bakımından "ortak" sıfatını taşımamaları nedeniyle aktif dava ehliyetinden mahrum kalmaları ciddi bir hak arama hürriyeti sorunudur [17, 18]. Her ne kadar TTK m. 140/5 hükmü "eş değer hak tanıma veya satın alma" zorunluluğu getirse de [11], bu yükümlülüğün ihlali durumunda kanun koyucunun usuli koruma yollarını açıkça düzenlememiş olması eleştiriye açıktır. Doktrindeki haklı eleştiriler, de lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından intifa senedi sahiplerinin de yapısal değişikliklerde iptal ve denkleştirme davası açabilecekleri yönünde açık bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç duyulduğuna işaret etmektedir [19-21].
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.