**VI
- Yetkili mahkeme**
Madde 561 - (1) Sorumlular aleyhinde şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde dava açılabilir. ONİKİNCİ BÖLÜM Cezai Sorumluluk A) Suçlar ve cezalar 78 79
**VI
Madde 561 - (1) Sorumlular aleyhinde şirketin merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesinde dava açılabilir. ONİKİNCİ BÖLÜM Cezai Sorumluluk A) Suçlar ve cezalar 78 79
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun ("TTK") 561. maddesi, anonim şirketlerde (ve atıf yoluyla limited şirketler ile sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerde) kurucu, yönetim kurulu üyesi, yönetici, tasfiye memuru ve denetçilerin hukuki sorumluluklarına ilişkin açılacak tazminat davalarında görevli ve yetkili mahkemeyi düzenleyen temel usul hukuku normudur [1-3]. Madde, TTK'nın İkinci Kitap, Dördüncü Kısım, Onbirinci Bölümü olan "Hukuki Sorumluluk" başlığı altında, maddi hukuk bağlamındaki sorumluluk sebeplerinin (TTK m. 549-554) tamamlayıcısı niteliğinde sevk edilmiştir [1, 4, 5].
Mülga 6762 sayılı Eski Ticaret Kanunu (eTTK) döneminde, sorumluluk davalarında yetkili mahkeme m. 309/3 hükmünde zamanaşımı ve diğer maddi hukuk kuralları ile iç içe, karmaşık bir yapıda düzenlenmişti [6, 7]. 6102 sayılı TTK, modern yasa yapma tekniğinin bir gereği olarak, yetki ve görev kuralını TTK m. 561 adı altında bağımsız bir hüküm hâline getirerek sistematiği sadeleştirmiş ve usuli öngörülebilirliği artırmıştır [6, 7]. Hüküm, usul hukukuna ilişkin forum (mahkeme) kuralı ihdas etmekte olup, sorumluluk davasının açılacağı yargı merciini netleştirerek davacı (şirket, pay sahibi veya şirket alacaklısı) bakımından usul ekonomisi ile adalete erişim kolaylığı sağlamayı amaçlamaktadır (Ratio Legis).
Madde metnindeki "sorumlular" ifadesi, TTK'nın 549 ila 554. maddeleri arasında sayılan ve şirketin yönetimi, kuruluşu veya denetimi ile organik bağ içinde bulunan, kusurlu fiilleriyle zarara sebebiyet veren süjeleri ifade eder [8]. Bunlar; kurucular, yönetim kurulu üyeleri, yöneticiler, tasfiye memurları (TTK m. 553) ile bağımsız denetçiler ve özel denetçilerdir (TTK m. 554) [1, 9]. Sorumluluk davalarında pasif husumet (davalı sıfatı) bu kişilere yöneltilmektedir [10, 11].
Türk şirketler hukukunda ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) sistematiğinde tüzel kişinin yerleşim yeri, kural olarak esas sözleşmesinde gösterilen ve ticaret siciline tescil edilen yerdir [12, 13]. TTK m. 339/2-a bendi uyarınca şirketin merkezinin bulunacağı yer, esas sözleşmenin zorunlu unsurlarındandır [12, 14]. Fiili yönetim merkezi farklı bir yer olsa dahi, TTK m. 561 bağlamında yetkili mahkemenin tayininde mutlak surette ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmiş olan hukuki merkez (mülki idare birimi) esas alınacaktır [12, 13].
Madde lafzı, sorumluluk davalarında görevli mahkemenin mutlak surette "Asliye Ticaret Mahkemesi" olduğunu vurgulamaktadır [6, 7]. TTK m. 4 uyarınca şirketler hukukundan doğan tüm ihtilaflar mutlak ticari dava niteliğindedir [15, 16]. Bu nedenle Asliye Ticaret Mahkemesi'nin bulunmadığı yargı çevrelerinde, Asliye Hukuk Mahkemeleri, bu davalara Asliye Ticaret Mahkemesi sıfatıyla bakmakla görevlidir [17, 18]. Görev kuralları kamu düzeninden olup yargılamanın her aşamasında re'sen gözetilir.
Doktrinde ve yasa gerekçesinde önemle vurgulanan en kritik nüans, "dava açılabilir" lafzıdır [6, 7]. Kanun koyucu burada "açılır" veya "açılmak zorundadır" gibi kesin yetki ifade eden bir ibare kullanmamıştır. Bu durum, TTK m. 561 ile getirilen yetki kuralının kesin (inhisari) bir yetki kuralı olmadığını göstermektedir [6, 7]. Hüküm, HMK'da yer alan genel yetki kurallarına (örneğin HMK m. 6 uyarınca davalının yerleşim yeri mahkemesi) ek olarak getirilmiş özel ve seçimlik bir yetki kuralıdır [6, 7]. Bu niteliği gereği, taraflar arasında tahkim sözleşmesi veya usulüne uygun bir yetki sözleşmesi yapılması mümkündür [6, 7].
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, şirket organlarının hukuki sorumluluğuna ilişkin davalarda TTK m. 561 bağlamında tesis edilen mahkeme yetkisi kesin yetki değildir. Yargıtay, sorumluluk davası birden çok yöneticiye karşı açılacaksa, HMK'daki "davalıların birden fazla olması hâlinde davanın, davalılardan birinin yerleşim yeri mahkemesinde açılabileceği" kuralı ile TTK m. 561'in şirket merkezi yetkisi arasında davacıya seçimlik hak tanındığını kabul etmektedir.
Ancak Yargıtay; şirketin iç işleyişini ilgilendiren, delillerin (ticari defterler, genel kurul ve yönetim kurulu karar defterleri vs.) büyük bir kısmının şirket merkezinde bulunduğu göz önüne alındığında, davaların şirket merkezinde açılmasının tahkikat kolaylığı sağlayacağına da sıklıkla işaret etmektedir. Şayet davalılar tarafından tahkim ilk itirazı ileri sürülmüşse ve taraflar arasında veya esas sözleşmede geçerli bir tahkim şartı varsa (ve söz konusu uyuşmazlık tahkime elverişli ise), TTK m. 561 kesin yetki kuralı olmadığından Yargıtay tahkim itirazını yerinde bularak davanın usulden reddini onamaktadır (TTK m. 561 Gerekçesi) [6, 7]. Ayrıca basit yargılama usulünün (TTK m. 1521) emredici olduğu, usuli aşamaların HMK md. 316 vd. çerçevesinde yürütülmemesinin bozma nedeni sayıldığı da Yargıtay kararlarında açıkça yer bulmaktadır [19, 20].
Olay 1 (kurmaca senaryo): X Anonim Şirketi'nin ticaret siciline tescil edilmiş merkezi Ankara'dır. Şirket, yönetim kurulu üyeleri olan A (yerleşim yeri İstanbul) ve B'nin (yerleşim yeri İzmir) kusurlu kararları neticesinde şirketi ağır bir zarara uğrattıkları iddiasıyla her ikisi aleyhine müteselsil sorumluluk davası açmak istemektedir. Şirket vekili, davayı Ankara Asliye Ticaret Mahkemesinde açar. Davalılar, süresi içinde HMK m. 6'yı ileri sürerek yetki itirazında bulunur ve kendi yerleşim yeri mahkemelerinin yetkili olduğunu iddia ederler. Hukuki analiz: TTK m. 561 uyarınca, sorumlular aleyhine şirket merkezinin bulunduğu yer (Ankara) asliye ticaret mahkemesinde dava açılması hukuka uygundur [6]. TTK m. 561, davacı şirkete bir seçimlik yetki tanımıştır [6]. Davacı şirket, seçimlik yetkisini kullanarak davayı şirket merkezinde açtığından, davalıların HMK'nın genel yetki kuralına dayanarak yaptıkları yetki ilk itirazı mahkemece reddedilmelidir.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Y Limited Şirketi, müdür C aleyhine, şirketin işletme konusuna aykırı, kusurlu işlemleri neticesinde doğan zararın tazmini (TTK m. 644/1-a atfıyla m. 553) talebiyle dava açacaktır. Taraflar arasında akdedilen yöneticilik sözleşmesinde "İşbu sözleşmeden veya yöneticilik görevinden doğacak tüm uyuşmazlıklarda İstanbul Tahkim Merkezi (İSTAC) kuralları uyarınca tahkim yoluna başvurulacaktır" şeklinde geçerli bir tahkim şartı bulunmaktadır. Şirket ise TTK m. 561 hükmünü gerekçe göstererek davayı asliye ticaret mahkemesinde açmıştır. Davalı C, ilk itiraz olarak tahkim itirazında bulunmuştur. Hukuki analiz: TTK m. 561 hükmü inhisari (kesin) bir yetki kuralı koymamıştır [6, 7]. Doktrinde ve Kanun'un gerekçesinde açıkça belirtildiği üzere "tahkim ve yetki sözleşmesi yapmak yolu da açıktır" [6, 7]. Uyuşmazlığın tahkime elverişli olması koşuluyla, davalı C'nin süresinde ve usulüne uygun şekilde ileri sürdüğü tahkim ilk itirazı mahkemece kabul edilmeli ve dava, dava şartı yokluğu (tahkim şartının mevcudiyeti) nedeniyle usulden reddedilmelidir.
Mülga 6762 sayılı Ticaret Kanunu m. 309/3'te yer alan ifade ("Mesul olan kimselerin cümlesi aleyhinde şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesinde dava açılabilir"), sorumluluk maddi hukuk maddesinin içine sıkıştırılmış bir usul kuralı niteliğinde idi [6, 7]. 6102 sayılı TTK'nın konuyu tamamen bağımsızlaştırarak 561. madde altında kaleme alması, şüphesiz normatif dizgi açısından daha isabetli bir tercihtir [6, 7].
"Açılabilir" ibaresinin korunması ve yetkinin münhasır (kesin) kılınmaması doktrinde haklı bir tasviple karşılanmıştır [6, 7]. Zira sorumluluk hukuku alanında tarafların sözleşme veya tahkim serbestisine gereksiz yere müdahale edilmemiş, şirket ile yabancı veya kurumsal yöneticiler arasında akdedilebilecek tahkim sözleşmelerinin (ICC, İSTAC vb.) geçerliliği yasal güvence altında tutulmuştur [6, 7]. Bununla beraber, HMK m. 11 hükmünde yer alan tüzel kişiliğin organlarına veya pay sahiplerine karşı açılacak şirket içi davalardaki kesin yetki kuralı ile TTK m. 561 arasında uygulamada yaşanabilecek yorum farklılıkları mevcuttur. Doktrinde, TTK m. 561’in "özel kanun" niteliğiyle, HMK m. 11 karşısında kesin olmayan alternatif bir yetki yarattığı kabul edilerek bu çatışma teorik zeminde aşılmaktadır.
TTK m. 557'de kabul edilen farklılaştırılmış teselsül ilkesi gereğince, hâkimin her bir davalının kusur oranına ve ödeme gücüne (teselsül tavanı) göre ayrı ayrı sorumluluk saptaması gerekeceğinden, tüm sorumluların aynı mahkemede (şirket merkezinde) yargılanması, çelişik kararların önüne geçilmesi ve usul ekonomisinin sağlanması bakımından uygulamada elzem bir pratik fayda sunmaktadır [26, 27].
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.