Türk Ticaret Kanunu (TTK)

TTK Madde 555

Şirketler Hukuku Maddelerine Dön

Resmi Metin

**B) Şirketin zararı I

  • Genel olarak**

Madde 555 - (1) Şirketin uğradığı zararın tazminini, şirket ve her bir pay sahibi isteyebilir. Pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini isteyebilirler. (2) Pay sahibinin açtığı davayı hukuki ve maddi sebepler haklı gösterdiği takdi rde, mahkeme, dava giderleriyle avukatlık ücretini, bu giderler davalıya yükletilemediği hâllerde, davacı pay sahibiyle şirket arasında, hakkaniyete göre paylaştırır. 75 26/6/2012 tarihli ve 6335 sayılı Kanunun 41 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “kusurlarının bulunmadığını ispatlamadıkça,” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. 76 26/6/2012 tarihli ve 6335 sayılı Kanunun 28 inci maddesiyle, bu fıkrada yer alan “yükümlülüklerini” ibaresinden sonra gelmek üzere “ kusurlarıyla” ibaresi eklenmiş ve metne işlenmiştir. 77 Bu madde başlığı “VI - Denetçinin ve işlem denetçilerinin sorumluluğu” iken, 26/6/2012 tarihli ve 6335 sayılı Kanunun 29 uncu maddesiyle metne işlendiği şekilde değiştirilmiştir.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 555 hükmü, anonim şirketlerde kurucuların, yönetim kurulu üyelerinin, yöneticilerin ve tasfiye memurlarının (TTK m. 553) ile denetçilerin (TTK m. 554) hukuka aykırı eylem ve işlemleri neticesinde şirketin malvarlığında meydana gelen eksilmelerin giderilmesi amacıyla açılacak sorumluluk davalarında aktif dava ehliyetini ve tazminatın tahsis yönünü düzenleyen temel kuraldır [1-3]. Sorumluluk rejiminin işleyebilmesi için bir zararın varlığı şart olup, TTK m. 555 doğrudan doğruya şirketin malvarlığında meydana gelen zararların (şirketin doğrudan zararı) tazminini konu edinmektedir [2, 4].

Söz konusu hükmün ratio legis’i (konuluş amacı), tüzel kişiliğin malvarlığının, alacaklıların ve pay sahiplerinin yegâne teminatı olması prensibine dayanır. Şirket organlarının veya yetkililerinin kusurlu fiilleriyle şirketi zarara uğratmaları, dolaylı olarak pay sahiplerinin pay değerlerinin düşmesine ve alacaklıların tatmin imkânının azalmasına neden olur [5-7]. Mülga 6762 sayılı mülga Ticaret Kanunu’nun (eTK) 309. maddesinden farklı olarak yeni TTK, şirket alacaklılarına (şirket iflas etmedikçe) doğrudan dava açma hakkı tanımamış, aktif dava ehliyetini şirket tüzel kişiliğine ve her bir pay sahibine özgülemiştir [1, 8, 9]. Kanun koyucu, şirketin borçlarını ödediği sürece alacaklının zarara uğramadığı varsayımını kabul ederek sistemi sadeleştirmiş ve pay sahibini şirketle aynı düzeyde konumlandırmıştır [8, 10]. Pay sahibine bu hakkın bağımsız olarak tanınmasının (actio pro socio niteliği) temel nedeni, zarara sebebiyet veren yöneticilerin genellikle şirket yönetimini fiilen ellerinde bulundurmaları ve şirketin kendi organlarına karşı dava açmaktan kaçınması ihtimalinin bertaraf edilmesidir [1, 9].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Şirketin Zararı ve Doğrudan/Dolaylı Zarar Ayrımı

Sorumluluk hukukunun temel prensipleri uyarınca bir zararın tazmin edilebilmesi için fiil ile zarar arasında uygun illiyet bağı bulunmalıdır. TTK m. 555 kapsamında "şirketin zararı", tüzel kişiliğin malvarlığının rızası dışında eksilmesi veya artmasının önlenmesi (kâr yoksunluğu) anlamına gelir [11-13]. Pay sahipleri, yöneticilerin eylemleri nedeniyle iki tür zarara uğrayabilirler. Eğer pay sahibinin şahsi malvarlığı doğrudan hedef alınmışsa bu "doğrudan zarar"dır. Ancak yöneticinin şirketi zarara uğratması nedeniyle şirket malvarlığının azalması ve buna bağlı olarak pay senedinin borsa veya içsel değerinin düşmesi, pay sahibi için "dolaylı (yansıma) zarar" niteliğindedir [5, 6]. TTK m. 555/1 hükmü, pay sahibine, uğradığı bu dolaylı zararın telafisi maksadıyla şirket adına dava açma yetkisi vermektedir [5, 7].

2.2. Aktif Dava Ehliyeti (Şirket ve Pay Sahibi)

Hüküm uyarınca aktif dava ehliyeti asli olarak şirkete aittir [1]. Şirket, yönetim kurulu tarafından temsil edilerek bu davayı ikame edebilir. Ancak eTK m. 341'de yer alan ve sorumluluk davası açılabilmesi için "genel kurul kararı" (dava şartı) alınmasını zorunlu kılan hüküm, 6102 sayılı TTK'ya alınmamıştır [14]. Bu durum, davayı açma yetkisini görev başındaki yönetim kuruluna bırakmıştır [15]. Şayet zarara sebep olanlar görevdeki yönetim kurulu üyeleri ise ve şirket organ yoksunluğu ya da menfaat çatışması yaşıyorsa, Türk Medeni Kanunu m. 426/3 uyarınca şirkete mahkemece bir temsil kayyımı atanması ve davanın bu kayyım vasıtasıyla yürütülmesi imkânı doktrinde kabul edilmektedir [16]. İkincil ve bağımsız aktif dava ehliyeti ise herhangi bir pay (nisap) oranına bağlı olmaksızın "her bir pay sahibine" tanınmıştır [3, 8].

2.3. Tazminatın Şirkete Ödenmesi Kuralı

TTK m. 555/1'in emredici kuralı uyarınca, pay sahipleri ancak "tazminatın şirkete ödenmesi" talebiyle dava açabilirler, tazminatın kendi malvarlıklarına ödenmesini (kişisel eda) talep edemezler [2, 8, 10]. Zarara uğrayan mamelek şirketin malvarlığı olduğundan, tazminatın da o malvarlığına (şirket kasasına) girmesi hukuki bir zorunluluktur. Bu durum, hem sermayenin korunması ilkesine hizmet eder hem de diğer pay sahipleri ile şirket alacaklılarının haklarının haleldar olmasını engeller.

2.4. Dava Giderleri ve Avukatlık Ücretinin Paylaştırılması (M. 555/2)

Pay sahibinin, tazminatı kendisine değil şirkete verilecek olan bir dava için yüksek yargılama giderlerine katlanması, fiilen dava hakkının kullanılmasını engelleyebilecek bir risk taşır. Kanun koyucu TTK m. 555/2 ile bu sorunu hafifletmeyi amaçlamıştır [7, 17]. Pay sahibinin açtığı davanın "hukuki ve maddi sebeplerle haklı görünmesi" (davanın kazanılması veya kısmen kazanılması ancak tahsil kabiliyetinin olmaması gibi durumlar) şartıyla, davalı yöneticilere yükletilemeyen giderler ile avukatlık ücreti, hâkim tarafından davacı pay sahibi ile şirket tüzel kişiliği arasında "hakkaniyete göre" paylaştırılır [7, 17].

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 553 ve 554 (Sorumluluğun Maddi Dayanağı): TTK m. 555 usuli bir çerçeve çizerken, sorumluluğun maddi şartları (kusur, hukuka aykırılık, zarar ve illiyet bağı) TTK m. 553 (Kurucu ve yöneticilerin sorumluluğu) ve TTK m. 554 (Denetçinin sorumluluğu) hükümlerine tabidir [2, 18, 19]. Yeni TTK, 6335 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikle m. 553/1'de "kusurun ispatını davacıya (iddia edene) yükleyen" kusur sorumluluğu ilkesine dönmüştür [4, 20, 21].
  • TTK m. 556 (Şirketin İflası Hâli): Şirket iflas ettiğinde, TTK m. 555'te öngörülen dava hakkının kullanımı değişir. İflas halinde doğrudan zarara uğrayan kişi yine şirket olsa da, dava hakkı öncelikle İflas İdaresine geçer [16, 22]. İflas idaresi davayı açmazsa, artık sadece pay sahipleri değil, "şirket alacaklıları" da şirketin zararının iflas masasına ödenmesi talebiyle dava ikame edebilirler [23, 24].
  • TTK m. 557 (Farklılaştırılmış Teselsül): TTK m. 555 uyarınca açılacak davada, birden çok kişi zarardan sorumlu ise eTK'daki katı "mutlak teselsül" yerine, her bir davalının kendi kusuru ve durumun gereklerine göre sorumlu tutulduğu "farklılaştırılmış teselsül" kuralları uygulanır [25, 26]. Davacı zararın tamamını müteselsilen isteyebilir, hâkim iç ilişki rücu paylarını dahi aynı davada tespit edebilir [26, 27].
  • TTK m. 644/1-a (Limited Şirketlere Atıf): Anonim şirketlerin sorumluluk rejimini düzenleyen TTK m. 555 hükmü, m. 644/1-a bendi atfıyla limited şirket müdürleri, kurucuları ve tasfiye memurlarının sorumluluğu bakımından da aynen kıyasen uygulanır [9, 28, 29]. Limited şirket ortakları da doğrudan doğruya şirketin uğradığı zararlar için şirkete ödenmek şartıyla dava hakkını haizdir [9, 10].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve bilhassa ticaret şirketleri uyuşmazlıklarına bakan 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında, TTK m. 555'in uygulanma sınırları kesin hatlarla çizilmiştir. Yargıtay, sorumluluk davası açan pay sahibinin eda talebinin kesinlikle "tazminatın şirkete ödenmesi" şeklinde olması gerektiğini, aksi takdirde "aktif husumet (dava takip) ehliyeti yokluğundan" veya doğrudan davanın reddine karar verilmesi gerektiğini istikrarla vurgulamaktadır. Yine eTK döneminde uygulanan "dava şartı olarak genel kurul kararı alınması" zorunluluğunun TTK m. 555 sistematiğinde tamamen ortadan kalktığı Yargıtay kararlarında açıkça teyit edilmektedir [14]. Yargıtay ayrıca, TTK m. 553/3 uyarınca, üyelerin kontrolü dışında kalan kanuna aykırılıklar veya yönetim yetkisinin hukuka uygun biçimde devredildiği (TTK m. 367 iç yönergesi vb.) hallerde, soyut bir gözetim yükümlülüğüne dayanılarak yöneticilerin sorumlu tutulamayacağı kuralını titizlikle incelemektedir [30-32].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: A Anonim Şirketi yönetim kurulu üyeleri X ve Y, şirkete ait oldukça değerli bir gayrimenkulü, kendi şahsi işletmelerine piyasa rayicinin çok altında bir bedelle devrederek şirketi ağır bir zarara uğratmıştır. Şirketin %5 pay sahibi olan Z, bu durumu öğrenmiş ve asliye ticaret mahkemesinde X ve Y aleyhine, hissesi oranına isabet eden tutarın (örneğin zararın %5'inin) "kendi banka hesabına ödenmesi" talebiyle sorumluluk davası açmıştır. Hukuki analiz: Somut olayda tüzel kişiliğin malvarlığı doğrudan azalmış olup, ortada bir şirket zararı vardır. Pay sahibi Z’nin zararı yansıma (dolaylı) zarardır. TTK m. 555/1'in kesin hükmü gereğince, pay sahipleri tazminatın ancak şirkete ödenmesini talep edebilir [2, 8, 17]. Z'nin şahsi malvarlığına eda talepli bu dava, davanın türüne ve maddi hukuk şartlarına aykırı olduğundan mahkemece reddedilecektir. Davanın dinlenebilmesi için Z'nin, tazminatın A Anonim Şirketi'ne ödenmesini talep etmesi zorunludur.

Olay 2: B Limited Şirketi müdürü M, şirketin ticari defterlerinde tahrifat yaparak fiktif işlemlerle şirket kasasından kendi hesabına para aktarmıştır. Ortak O, durumu tespit ederek şirkete tazminat ödenmesi talebiyle TTK m. 644/1-a yollamasıyla TTK m. 555 uyarınca sorumluluk davası açmıştır. Dava haklı bulunmuş ve M tazminata mahkûm edilmiştir. Ancak icra takibi aşamasında M'nin hiçbir malvarlığı kalmadığı ve acz içinde olduğu tespit edilmiştir. Ortak O, dava için 50.000 TL yargılama ve bilirkişi gideri yapmış olup, bu meblağı M'den tahsil edememektedir. Hukuki analiz: Ortak O’nun davası hukuki ve maddi sebeplerle haklı görülerek kazanılmıştır. Ancak tahsil imkânsızlığı nedeniyle davalıya yükletilen dava giderleri karşılanamamıştır. TTK m. 555/2 gereğince Ortak O, bu giderlerin B Limited Şirketi ile kendisi arasında hakkaniyete göre paylaştırılmasını mahkemeden talep edebilir [7, 17]. Mahkeme, davanın şirket lehine açıldığını göz önüne alarak, tahsil edilemeyen yargılama giderlerinin şirket kasasından Ortak O'ya ödenmesine karar verebilecektir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: 6335 sayılı Kanun değişikliği ile, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu kusur ilkesine döndürülmüştür [4, 20, 21]. Bu sebeple TTK m. 555 bağlamında dava açan davacı (şirket veya pay sahibi), davalının hukuka aykırı fiilini, zararı, kusurunu ve aradaki uygun illiyet bağını bizzat ispat etmekle mükelleftir.
  • Zamanaşımı / Süreler: Sorumluluk davası, TTK m. 560 uyarınca, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren "iki yıl" ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren "beş yıl"lık zamanaşımı süresine tabidir [33, 34]. Fiil, TCK anlamında daha uzun bir dava zamanaşımına tabi bir suç teşkil ediyorsa, bu daha uzun ceza zamanaşımı süresi uygulanır [33, 35].
  • Görevli ve yetkili mahkeme: TTK m. 561 gereği, davalar şirketin merkezinin bulunduğu yer Asliye Ticaret Mahkemesi'nde açılır [36, 37]. TTK m. 1521 uyarınca pay sahiplerinin şirket yöneticilerine karşı açtığı bu tür uyuşmazlıklarda "basit yargılama usulü" tatbik edilir [38, 39].
  • Arabuluculuk Dava Şartı: Sorumluluk davaları TTK m. 4 kapsamında nispi/mutlak ticari dava niteliğindedir. Konusu tazminat edası olan bu davalarda, TTK m. 5/A uyarınca dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması zorunlu bir dava şartıdır [40-42].
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada sıklıkla yapılan hata, doğrudan şahsi zarara uğradığı yanılgısıyla hareket eden pay sahibinin, şirketin yansıma zararını kendi mamelekine talep etmesidir. Bir diğer yaygın hata, şirketin iflas ettiği (veya iflasın ertelenmesi/konkordato sürecinde olduğu) gözden kaçırılarak, TTK m. 556 kurallarının (İflas idaresinin öncelikli dava hakkı) işletilmemesi ve davanın reddedilmesidir [16, 23].

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde TTK m. 555'in işleyişine yönelik çeşitli eleştiriler bulunmaktadır. Öncelikle eTK 309'da şirket alacaklılarına tanınan dava hakkının, 6102 sayılı TTK'da iflas durumu haricinde kaldırılmış olması (TTK m. 555/1), alacaklıların korunması bakımından zafiyet yarattığı gerekçesiyle eleştirilmektedir [1, 8]. Kanun koyucu, alacaklının sadece alacağını tahsil edemediği durumlarda zarar gördüğü teorisinden hareket etse de, şirketin içinin boşaltılması durumunda iflas beklenmeksizin alacaklılara şirket namına dava açma (actio subrogatoria benzeri) bir yetkinin tanınması gerektiği savunulmaktadır.

Öte yandan, TTK m. 555/2'de yargılama giderlerinin paylaştırılmasında "hakkaniyete göre" şeklinde oldukça geniş ve belirsiz bir ifade kullanılması eleştiriye açıktır. Mahkemelere tanınan bu geniş takdir yetkisinin belirsizlik yaratması, pay sahiplerini, kazansalar dahi tahsil kabiliyeti şüpheli bir dava için yüklü harç ve masraflar altına girmekten alıkoyabilmektedir. Bu hükmün, Anglo-Sakson hukukundaki türev davalarda (derivative suits) olduğu gibi, asgari masraf iade garantileri ile daha somut kurallara bağlanması, hesap verme ve kurumsal yönetim ilkelerinin etkinliği açısından elzemdir. Ayrıca 6335 sayılı Kanun değişikliği ile ispat yükünün tekrar davacıya döndürülmesi, içeriden bilgiye erişimi kısıtlı olan pay sahiplerinin davayı kazanma şansını ciddi şekilde düşüren talihsiz bir yasal geri adım olarak değerlendirilmektedir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.