(Mülga: 26/6/2012 - 6335/43 md.) II - Yabancı şirketlerin Türkiye şubeleri
Madde 525 - (Mülga: 26/6/2012 - 6335/43 md.) III - Özet fin ansal tabloları
(Mülga: 26/6/2012 - 6335/43 md.) II - Yabancı şirketlerin Türkiye şubeleri
Madde 525 - (Mülga: 26/6/2012 - 6335/43 md.) III - Özet fin ansal tabloları
Akademik Değerlendirme
Aşağıda, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) mülga 525. ve 526. maddelerine ilişkin akademik şerh ve analiz yer almaktadır.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun sistematiğinde, anonim şirketlerin finansal tabloları ve yedek akçeleri, Kanun'un "Dördüncü Kısım", "Dokuzuncu Bölüm" başlığı altında düzenlenmiştir [1]. İlk kanunlaştırma aşamasında, bu bölüm altında "Yabancı şirketlerin Türkiye şubeleri" kenar başlıklı 525. madde ile "Özet finansal tabloları" kenar başlıklı 526. madde ihdas edilmiştir [2, 3].
Ancak 6102 sayılı TTK, 14.02.2011 tarihinde kabul edilip 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe girmeden hemen önce, iş dünyasından gelen yoğun eleştiriler ve "aşırı düzenleme" (over-regulation) kaygıları sebebiyle 26.06.2012 tarihli ve 6335 sayılı Kanun ile kapsamlı bir revizyona tabi tutulmuştur [4]. 6335 sayılı Kanun'un 43. maddesi uyarınca, TTK m. 525 ve m. 526 henüz yürürlüğe girmeden bütünüyle ilga edilmiştir (mülga) [2, 3, 5]. Kanun koyucunun buradaki temel amacı (ratio legis), şirketler üzerinde ağır maliyet ve bürokrasi yaratacak olan ek finansal raporlama ile ilan yükümlülüklerini hafifletmek ve yabancı şirket şubeleri ile yerli şirketler arasındaki karmaşık raporlama silsilesini uluslararası standartlara (TMS/TFRS) havale etmektir [6, 7].
Mülga 525. madde, merkezleri Türkiye dışında bulunan çok uluslu ticaret şirketlerinin Türkiye'deki şubelerine özel finansal raporlama ve denetim kıstasları getirmeyi öngörmekteydi. Bu madde yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, yabancı şirket şubelerinin hukuki statüsü TTK m. 40/4 çerçevesinde korunmuştur. Buna göre, merkezleri Türkiye dışında bulunan ticari işletmelerin Türkiye’deki şubeleri, kendi ülkelerinin kanunlarının ticaret unvanına ilişkin hükümleri saklı kalmak şartıyla, yerli ticari işletmeler gibi tescil olunur [8]. Mülga 525'in yokluğunda, bu şubelerin finansal tablo hazırlama yükümlülükleri, Vergi Usul Kanunu (VUK) hükümleri ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) düzenlemeleri ile TTK'nın genel hükümlerine tabidir [6].
Mülga 526. madde, küçük ve orta ölçekli yatırımcıların, karmaşık ve hacimli finansal raporlar yerine, daha anlaşılır "özet" finansal tablolar ile bilgilendirilmesini amaçlıyordu [2]. Ancak 6335 sayılı Kanun ile işlem denetçiliği [9] gibi kurumların kaldırılmasına paralel olarak, şirketlerin birden fazla formatta bilanço ve tablo hazırlamasının (konsolide, münferit, özet vb.) yaratacağı iş yükü göz önüne alınarak bu madde ilga edilmiştir. Günümüzde anonim şirketlerde finansal tablolar, TTK m. 68/3 ve m. 514 uyarınca asgari olarak bilanço, gelir tablosu ve dipnotlardan oluşmakta olup, standartlar doğrudan KGK tarafından belirlenmektedir [10, 11].
Söz konusu TTK m. 525 ve m. 526 hükümleri, Kanun yürürlüğe girmeden önce (26.06.2012 tarihinde) 6335 sayılı Kanun ile mülga edildiğinden [5], doğrudan bu maddelerin lafzına dayanan herhangi bir Yargıtay içtihadı bulunmamaktadır.
Bununla birlikte, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu kararlarında, yabancı şirket şubelerinin Türkiye'deki faaliyetlerinden doğan uyuşmazlıklarda "aktif ve pasif dava ehliyeti" ile "tüzel kişilik perdesinin aralanması" prensipleri sıklıkla tartışılmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre; Türkiye'deki şube, merkezin bir uzantısı olmakla birlikte, iç hukuk bakımından bağımsız bir ticari işletme gibi tescil edildiğinden, şubenin taraf olduğu işlemlerde Türkiye'deki şube yetkililerinin temsil yetkisi ve sorumluluğu TTK'nın genel hükümlerine göre değerlendirilir. Finansal şeffaflık ile ilgili ihtilaflarda ise mahkemeler TTK m. 514 vd. hükümleri ile KGK standartlarına atıf yapmaktadır [1, 12].
Olay 1 (kurmaca senaryo): Almanya merkezli Müller AG'nin İstanbul şubesi, yıllık genel kurulunu tamamlamış ancak TTK m. 525 uyarınca şubeye özgü ayrı bir "Özet Finansal Tablo" yayımlamadığı ve bunu Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına sunmadığı gerekçesiyle azınlık pay sahiplerinden biri tarafından şube yöneticilerine karşı dava açılmıştır. Hukuki analiz: Davacı tarafın dayandığı TTK m. 525 ve m. 526 hükümleri 6335 sayılı Kanun ile bütünüyle mülga edilmiştir [2, 3, 5]. Dolayısıyla, yabancı şirket şubesinin TTK m. 525 kapsamında spesifik bir "özet tablo" yayımlama yükümlülüğü yoktur. Şubenin finansal denetimi, eğer KGK kriterlerini sağlıyorsa bağımsız denetim standartlarına (BDS) tabidir. İptal ve sorumluluk davası yasal dayanaktan yoksundur ve davanın reddi gerekir.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Türkiye'de halka kapalı statüde bulunan bir anonim şirketin yönetim kurulu, pay sahiplerinin şirketin mali durumunu incelemesini kolaylaştırmak bahanesiyle, detaylı bilanço ve gelir tablosu yerine yalnızca bir sayfalık "Özet Finansal Tablo" hazırlayarak genel kurula sunmuştur. Pay sahipleri, bu durumun bilgi alma haklarının (TTK m. 437) ihlali olduğunu iddia etmiştir [14]. Hukuki analiz: TTK m. 526 yürürlükten kaldırıldığı için [2, 5], anonim şirket yönetim kurulunun finansal tabloları sadece "özet" formatta sunarak yasal yükümlülüklerinden (TTK m. 514) kurtulması hukuken mümkün değildir [12]. Yönetim kurulu, TMS/TFRS veya BOBİ FRS (şirketin ölçeğine göre) standartlarında asgari tabloları tam set olarak sunmak zorundadır [11, 15]. Bu bağlamda, pay sahibinin bilgi alma hakkı kısıtlanmış olup (TTK m. 437), ilgili finansal tabloların onaylanmasına ilişkin genel kurul kararı TTK m. 445 uyarınca iptal edilebilir niteliktedir [16, 17].
TTK m. 525 ve m. 526'nın yürürlüğe dahi girmeden 6335 sayılı Kanun ile ilga edilmesi, Türk şirketler hukuku doktrininde köklü tartışmalara yol açmıştır. Prof. Dr. Ünal Tekinalp öncülüğündeki TTK Tasarısı Hazırlık Komisyonu, bu maddelerle Türkiye'deki yabancı sermayeli şubelerin ve KOBİ niteliğindeki şirketlerin şeffaflık ile hesap verilebilirliğini Avrupa Birliği standartlarına çıkarmayı hedeflemiştir.
Ancak Prof. Dr. Abuzer Kendigelen gibi akademisyenler ile TOBB başta olmak üzere sivil toplum örgütleri, Türkiye'nin ekonomik gerçeklikleri karşısında bu denli katı ve karmaşık bir raporlama silsilesinin şirketleri felç edeceğini savunmuştur [22]. Nitekim 6335 sayılı Kanun müdahalesiyle bu yükümlülükler geri alınmış; şeffaflık ideali ile pratik ticari hayatın ihtiyaçları arasındaki çatışmada tercih, maliyetlerin düşürülmesinden yana kullanılmıştır.
Bugün gelinen noktada, salt özet finansal tabloların veya yabancı şubelere özgü raporlamaların eksikliği bir yasal boşluk yaratmamıştır. Zira KGK'nın ihdas ettiği standartlar (TMS, TFRS, BOBİ FRS vb.) ve Kamu Aydınlatma Platformu (KAP) uygulamaları, Kanun'da maddeler halinde sayılmak istenen detayları zaten ikincil mevzuat düzeyinde dinamik biçimde düzenlemektedir [6, 11].
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.