**D) Çeşitli hükümler I
- İlan**
Madde 524 - (Mülga: 26/6/2012 - 6335/43 md.) II - Yabancı şirketlerin Türkiye şubeleri
**D) Çeşitli hükümler I
Madde 524 - (Mülga: 26/6/2012 - 6335/43 md.) II - Yabancı şirketlerin Türkiye şubeleri
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (“TTK”) “Çeşitli Hükümler” ve “İlan” başlıkları altında, “Yabancı şirketlerin Türkiye şubeleri” kenar başlığıyla ihdas edilen 524. maddesi, Kanun henüz yürürlüğe girmeden önce, 26.06.2012 tarihli ve 6335 sayılı Kanun’un 43. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır (mülga) [1-3].
Söz konusu hüküm, esas itibarıyla yabancı sermayeli veya merkezi yurt dışında bulunan anonim şirketlerin Türkiye'de açacakları şubelerin finansal tablolarının, faaliyet raporlarının ve diğer kurumsal belgelerinin Türk kamuoyuna ne şekilde ilan edileceğini düzenlemeyi hedeflemekteydi. Ne var ki, 6102 sayılı TTK'nın ilk metninde yer alan ve ticari hayatın aktörleri üzerinde ağır bürokratik ve mali yükler doğuracağı endişesiyle doktrinde ve uygulamada yoğun eleştirilere tabi tutulan birçok şeffaflık ve denetim kurumu (örneğin işlem denetçiliği [4, 5] ve istisnasız tüm şirketler için öngörülen internet sitesi kurma zorunluluğu [6-9]), 6335 sayılı Kanun ile ya tamamen kaldırılmış ya da kapsamı daraltılmıştır [10, 11]. TTK m. 524 hükmü de bu kapsamlı revizyon sürecinin bir parçası olarak mülga edilmiş ve yabancı şirket şubelerinin ilan ve aydınlatma yükümlülükleri, TTK'nın genel sicil ve ilan hükümleri ile ikincil mevzuata (Ticaret Sicili Yönetmeliği) bırakılmıştır.
Bu çerçevede, TTK m. 524'ün mülga olması, yabancı şirketlerin Türkiye şubelerinin tamamen denetimsiz veya ilansız bir rejimde faaliyet göstereceği anlamına gelmemektedir. Zira ticaret sicili, tescil, unvan ve temsil kurumlarına ilişkin genel kurallar yabancı şirket şubeleri için de geçerliliğini sürdürmektedir [12, 13].
Ticaret şirketlerinin tabiiyeti ve merkezinin belirlenmesi, şirketler hukuku doktrininde öteden beri tartışılan bir husustur [14]. Yabancı bir anonim şirketin Türkiye'de tüzel kişiliğinden bağımsız, ancak merkeze bağlı bir şube açması durumunda bu şubenin statüsü TTK'nın genel tescil kuralları ile belirlenir. TTK m. 40/4 uyarınca, merkezleri Türkiye dışında bulunan ticari işletmelerin Türkiye’deki şubeleri, kendi ülkelerinin kanunlarının ticaret unvanına ilişkin hükümleri saklı kalmak şartıyla, yerli ticari işletmeler gibi tescil olunur [12, 13]. Dolayısıyla yabancı bir anonim şirketin Türkiye şubesi, yerli bir sermaye şirketi şubesinin tabi olduğu aleniyet ve tescil rejimine tabidir.
Ticaret hukukunda "ilan", üçüncü kişilerin ve kamunun, şirket hakkındaki hukuki durumlardan haberdar olmasını sağlayan kurucu veya bildirici nitelikteki temel mekanizmadır. TTK m. 524'ün mülga olması neticesinde yabancı şirket şubelerinin aleniyeti TTK m. 35/4 uyarınca Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi ("TTSG") vasıtasıyla sağlanır [15, 16]. Ticaret sicili kayıtları nerede bulunurlarsa bulunsunlar, üçüncü kişiler hakkında, tescilin TTSG'de ilan edildiği günü izleyen iş gününden itibaren hukuki sonuçlarını doğurur (TTK m. 36/1) [16].
Mülga TTK m. 524'ün yarattığı hukuki çerçevenin eksikliği, yabancı şirket şubelerinin yönetim ve temsilinin kim tarafından ve nasıl gerçekleştirileceği sorusunu doğurur. TTK m. 40/4 hükmü, yabancı şirketlerin Türkiye şubeleri için yerleşim yeri Türkiye’de bulunan tam yetkili bir "ticari mümessil" atanmasını emredici bir kural olarak düzenlemiştir [13]. Bu ticari mümessil, şubenin olağan ve olağanüstü tüm işlemlerini ifa etmeye, şirketi adli ve idari merciler önünde temsil etmeye ehildir.
TTK m. 524, Kanun yürürlüğe girmeden önce mülga edildiğinden, doğrudan bu madde tahtında verilmiş bir Yargıtay kararı bulunmamaktadır. Ancak yabancı şirket şubelerinin Türkiye'deki faaliyetleri, temsili ve ilan eksikliklerinin sonuçlarına ilişkin olarak Yargıtay'ın yerleşik içtihatları (özellikle Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi kararları) şu ilkeleri barındırmaktadır:
Yargıtay kararlarında, merkezi yurt dışında bulunan bir şirketin Türkiye'de tescil edilmiş bir şubesi vasıtasıyla faaliyette bulunması halinde, Türkiye'deki bu şubenin iç ilişkide bağımsız olmamakla birlikte, dış ilişkide (üçüncü kişilerle olan işlemlerde) müstakil bir ticari işletme gibi muamele göreceği ve taraf ehliyeti ile husumet ehliyeti bağlamında şube yöneticisinin (ticari mümessilinin) şirketi tam yetkiyle temsil edeceği vurgulanmaktadır. İlan ve tescilin şekli kurallarına uyulmaması halinde ise, iyiniyetli üçüncü kişilerin, şubenin dışarıya yansıyan görünüşte haklılık (güven) ilkesi çerçevesinde korunacağı, tescil edilmemiş temsil yetkisi kısıtlamalarının üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceği (TTK m. 371/2) içtihat edilmiştir [20, 22-24].
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Almanya merkezli (A) Aktiengesellschaft, Türkiye'de altyapı projeleri yürütmek üzere İstanbul'da bir şube açma kararı almıştır. Şube, yerleşim yeri Berlin'de bulunan Bay (B)'yi şube müdürü olarak atamış ve şube unvanını "(A) AG İstanbul" olarak belirleyip Ticaret Sicili'ne tescil ettirmek istemiştir.
Hukuki analiz: TTK m. 524 mülga olmuş olsa da, TTK m. 40/4 uyarınca merkezleri Türkiye dışında bulunan şirketlerin Türkiye şubeleri için yerleşim yeri Türkiye'de bulunan tam yetkili bir ticari mümessil atanması kanuni bir zorunluluktur [13]. Bay (B)'nin yerleşim yeri Türkiye'de olmadığından tescil talebi reddedilecektir. Ayrıca TTK m. 48/3 gereği, unvanın merkezi ve şubeyi göstermesi zorunludur; dolayısıyla unvanın "(A) Aktiengesellschaft Merkezi Berlin İstanbul Şubesi" şeklinde belirlenmesi ve bu hususun TTSG'de ilan edilmesi gerekmektedir [17].
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): Merkezi Fransa'da bulunan bir tekstil şirketinin Türkiye şubesi, yetkili ticari mümessili aracılığıyla şirket adına İstanbul'da büyük bir gayrimenkul satın almış ve şirketin esas sözleşmesinde tekstil üretimi dışında bir işletme konusu bulunmadığı için merkezin yönetim kurulu, bu gayrimenkul satım sözleşmesinin ultra vires kapsamında "yok hükmünde" (veya geçersiz) olduğunu ileri sürerek tapu iptali talebinde bulunmuştur.
Hukuki analiz: TTK m. 125/2 uyarınca ticaret şirketlerinin hak ehliyetini işletme konusuyla sınırlayan ultra vires ilkesi Türk Hukukunda terk edilmiştir [18-21]. Yabancı şirketin Türkiye şubesinin tam yetkili ticari mümessili tarafından yapılan bu işlem, üçüncü kişi satıcının söz konusu işlemin işletme konusu dışında olduğunu bildiği veya durumun gereği bilmesinin beklendiği (kötüniyetli olduğu) hususu şirket tarafından ispatlanmadıkça, yabancı şirketi bağlayacaktır (TTK m. 371/2) [20, 22, 24]. Tescil ve ilan edilmiş olması dahi tek başına üçüncü kişinin kötüniyetini ispatlamaya yetmez [25, 26].
TTK m. 524 hükmünün, 6102 sayılı Kanun henüz yürürlüğe girmeden önce 6335 sayılı Kanun ile mülga edilmesi, doktrinde farklı açılardan değerlendirilmektedir. Kanun koyucunun temel motivasyonu, yabancı yatırımcıların Türkiye pazarındaki faaliyetlerini ağır raporlama, ilan ve denetim kıstasları altına sokarak rekabet gücünü kırmamak ve "aşırı şeffaflık" adı altında hantal bir yapı oluşturmamaktı [1, 10]. İsviçre ve AB hukuk normlarına tam entegrasyon saikiyle TTK'nın ilk metnine alınan bu tür kurallar, Türk ticaret pratiğinin gerçekleri karşısında esnetilmek zorunda kalmıştır.
Bununla birlikte, bu iptalin (mülga durumunun) eleştirilecek boyutu, yabancı şirketlerin Türkiye şubelerinin faaliyetleri, finansal durumları ve merkezin ekonomik gerçekliği hakkında bilgi asimetrisi doğurmasıdır. Alacaklıların ve üçüncü kişilerin şubenin iktisadi potansiyeline güvenerek girdikleri ticari ilişkilerde, salt TTK m. 40'ta öngörülen genel sicil aleniyeti her zaman yeterli bir aydınlatma sağlamayabilir. Kaldı ki, Kanun koyucunun 6335 sayılı Kanun ile işlem denetçisini kaldırması [4, 5] ve internet sitesi zorunluluğunu sadece bağımsız denetime tabi sermaye şirketlerine hasretmesi [6, 7], yabancı şubeler de dahil olmak üzere piyasada genel bir enformasyon daralmasına yol açmıştır. Kanun koyucunun, yabancı sermaye akışını teşvik etmek adına kaldırdığı bu hükmün bıraktığı hukuki boşlukların; şube ile işlem yapan Türk vatandaşlarının, alacaklıların ve işçilerin menfaatlerini koruyacak şekilde, tali nitelikteki ikincil mevzuatla (yönetmelik ve tebliğlerle) detaylandırılması isabetli olacaktır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.