**II
- Hesaplama biçimi**
Madde 508 - (1) Esas sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, kâr ve tasfiye payı pay sahibinin sermaye payı için şirkete yaptığı ödemelerle orantılı olarak hesap edilir. (2) Yıllık kâr, yıllık bilançoya göre be lirlenir.
**II
Madde 508 - (1) Esas sözleşmede aksine bir hüküm yoksa, kâr ve tasfiye payı pay sahibinin sermaye payı için şirkete yaptığı ödemelerle orantılı olarak hesap edilir. (2) Yıllık kâr, yıllık bilançoya göre be lirlenir.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) “Kâr, Kazanç ve Tasfiye Payı” başlıklı Sekizinci Bölümü altında yer alan 508. maddesi, anonim ortaklıklarda pay sahiplerinin en temel mali hakları olan kâr payı ve tasfiye payının ne şekilde hesaplanacağına dair temel ölçütleri ihdas etmektedir [1], [2].
Sermaye şirketlerinin varlık gayesi (causa societatis), ticari faaliyet neticesinde elde edilen iktisadi değerin ortaklara dağıtılmasıdır. TTK m. 507/1 hükmü kâr ve tasfiye payı hakkının maddi hukuk boyutunu tanımlarken; inceleme konusu olan TTK m. 508 hükmü, bu hakkın matematiksel ve oransal olarak nasıl somutlaşacağını, yani "hesaplama biçimini" düzenlemektedir [1], [2].
Maddenin birinci fıkrası uyarınca, kâr ve tasfiye payı kural olarak pay sahibinin “sermaye payı için şirkete yaptığı ödemelerle” orantılı olarak hesaplanır [2], [3]. Bu düzenleme, emredici nitelikte olmayıp tamamlayıcı (yedek) hukuk kuralı mahiyetindedir. Zira fıkranın girişindeki “Esas sözleşmede aksine bir hüküm yoksa” ibaresi, anonim şirket kurucularına ve genel kuruluna, TTK m. 340 kapsamında emredici hükümler ilkesini ihlal etmemek kaydıyla, farklı hesaplama yöntemleri ihdas etme özgürlüğü tanımaktadır [4], [5].
Maddenin ikinci fıkrası ise, kâr payı hesaplamasının hukuki ve muhasebesel altyapısını kurarak, yıllık kârın "yıllık bilançoya göre" belirleneceğini emredici bir dille ifade etmektedir [3]. Bu kural, kârın farazi veya keyfi değerlemelerle değil, Türkiye Muhasebe Standartlarına (TMS) uygun, dürüst resim ilkesini (TTK m. 515) karşılayan objektif bir finansal tabloya istinat etmesi zorunluluğunu ortaya koymaktadır [6], [7].
Kâr payı ve tasfiye payının hesaplanmasında kanun koyucunun benimsediği yasal karine, itibari (nominal) değerin değil; şirkete fiilen "ödenmiş olan" sermaye miktarının esas alınmasıdır [2], [3]. Anonim ortaklıklarda, pay sahiplerinin taahhüt ettikleri sermayenin belirli bir kısmını (örneğin %25'ini) şirketin tescilinden önce, kalan kısmını ise yirmi dört ay içinde ödemeleri mümkündür (TTK m. 344) [8]. Ortaklık, henüz tahsil etmediği bir sermaye unsuru üzerinden ticari faaliyet yürütemeyeceği ve kazanç elde edemeyeceği için, hakkaniyet gereği kârın da fiilen şirketin tasarrufuna bırakılan nakdi veya ayni değer (ödenmiş kısım) oranında dağıtılması öngörülmüştür [9]. Aksi bir kabul, sermaye koyma borcunda temerrüde düşen veya henüz vadesi gelmediği için borcunu ifa etmeyen bir pay sahibinin, yükümlülüğünü tamamen ifa etmiş bir pay sahibiyle aynı oranda kârdan yararlanmasına yol açar ki, bu durum sebepsiz zenginleşme doğurur.
TTK m. 508/1, esas sözleşme ile farklı kâr ve tasfiye payı dağıtım anahtarları öngörülmesine cevaz vermektedir [2]. Bu kapsamda esas sözleşmeye konulacak bir hükümle:
Ancak bu serbestinin dogmatik bir sınırı mevcuttur. Doktrinde genel kabul gören görüşe göre, anonim şirketlerin yalnızca iktisadi amaçla kurulabileceklerinden hareketle, bir pay sahibinin tasfiye payından veya kâr payından tamamen yoksun bırakılmasını öngören esas sözleşme hükümleri geçersizdir [14]. Kâr ve tasfiye payı hakkı, pay sahibinin temel (müktesep) haklarındandır [15], [14]. Tasfiye bakiyesinin pay sahiplerine dağıtılmaması yönünde alınacak kararlar, mutlak müktesep hakların ihlali niteliğinde olup butlan yaptırımıyla karşılaşır [15], [10].
TTK m. 508/2, yıllık kârın "yıllık bilançoya göre" belirleneceğini amirdir [3]. Anonim şirketlerde, finansal durum tablosu (bilanço), kâr veya zarar tablosu ve diğer finansal tablolar (TTK m. 514 vd.) yönetim kurulu tarafından hazırlanır ve bağımsız denetimden (şirket denetime tabi ise) geçtikten sonra genel kurulun onayına sunulur [6], [16], [17], [18], [19]. Genel kurul, hesap dönemine ait bilançoyu onaylamadıkça (TTK m. 424), hukuken dağıtılabilir bir "net dönem kârı"nın varlığından söz edilemez [20], [21]. Bilançonun onaylanması kararı, kârın tespitini sağlayan kurucu (inşai) nitelikte bir tasarruftur [20]. Dolayısıyla TTK m. 508/2, kâr dağıtımının idari bir kararla (örneğin yönetim kurulu kararıyla) değil, ancak genel kurulun onayından geçmiş kesinleşmiş bilanço üzerinden yapılabileceği kuralını perçinler [22], [20].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, kâr payının veya tasfiye bakiyesinin talep edilebilmesi için, ortada usulüne uygun şekilde toplanmış bir genel kurul tarafından tasdik edilmiş bir bilanço ve bu bilançoya dayanarak alınmış bir kâr dağıtım/tasfiye kararı bulunması şarttır.
Yargıtay kararlarında ısrarla vurgulandığı üzere, şirket kâr elde etmiş olsa dahi, genel kurul, şirketin finansal durumunu (TTK m. 515 dürüst resim ilkesi uyarınca) [7], yatırım planlarını veya geçmiş yıl zararlarını dikkate alarak serbest yedek akçe ayrılmasına karar verebilir (TTK m. 523) [27]. Ancak, hiçbir makul gerekçe olmaksızın, tamamen azınlık pay sahiplerini kârdan mahrum bırakmak maksadıyla kâr dağıtılmaması yönünde alınan genel kurul kararları, TMK m. 2 (dürüstlük kuralı) ve TTK m. 357 (eşit işlem ilkesi) [28] kapsamında değerlendirilerek TTK m. 445 uyarınca iptal davasına konu edilebilmektedir.
Tasfiye payına ilişkin olarak ise Yargıtay, tasfiye memurlarının TTK m. 543 ve m. 508/1'de belirtilen oransallık kuralına (ödenmiş sermaye oranı) riayet etmeden yapacakları dağıtımların, TTK m. 553 kapsamında yöneticilerin ve tasfiye memurlarının hukuki sorumluluğunu doğuracağına hükmetmektedir [29], [23], [24].
Olay 1 (Ödenmemiş Sermaye ve Kâr Dağıtımı): Senaryo: "Alfa Teknoloji A.Ş."nin sermayesi 1.000.000 TL olup, her biri 1 TL itibari değerde 1.000.000 paya bölünmüştür. Pay sahibi (A) 500.000 TL taahhüt etmiş ancak kanuni süreler içinde yalnızca 125.000 TL (1/4 oranında) ödeme yapmıştır. Pay sahibi (B) ise 500.000 TL taahhüt etmiş ve borcunun tamamını ödemiştir. Şirket genel kurulu 400.000 TL net dönem kârı dağıtma kararı almıştır. Esas sözleşmede kâr dağıtımına ilişkin özel bir hüküm bulunmamaktadır. Hukuki analiz: Esas sözleşmede farklı bir düzenleme bulunmadığından TTK m. 508/1'in yedek hukuk kuralı derhal uygulama alanı bulur. Kâr payı, itibari değere (taahhüde) göre değil, "şirkete yapılan ödemelere" orantılı hesaplanacaktır. Şirkete ödenen toplam sermaye tutarı 625.000 TL'dir (125.000 TL + 500.000 TL). (A)'nın ödemesinin toplam ödenen sermayeye oranı %20, (B)'nin oranı ise %80'dir. Bu durumda 400.000 TL'lik kârın 80.000 TL'si (A)'ya, 320.000 TL'si ise (B)'ye dağıtılacaktır. (A)'nın eşit itibarî değerde paylara sahip olmasına rağmen kârdan eksik yararlanması hukuka uygundur.
Olay 2 (Bilançoya Dayanmayan Kâr Dağıtımı Kararı): Senaryo: "Beta Lojistik A.Ş." yönetim kurulu, üçüncü çeyrekte elde edilen yüksek kârlılığa dayanarak, henüz yılsonu bilançosu çıkarılmadan ve genel kurul kararı alınmaksızın ortaklara "kâr payı" adı altında banka üzerinden ödeme yapmıştır. Hukuki analiz: TTK m. 508/2 açıkça yıllık kârın "yıllık bilançoya göre" belirleneceğini amirdir. Bilanço çıkarılıp genel kurul tarafından onaylanmadan yapılan bu dağıtım, sermayenin iadesi yasağının (TTK m. 480) ihlali niteliğini taşıyabilir [30]. Yönetim kurulu üyeleri, haksız kâr dağıtımı sebebiyle TTK m. 553 uyarınca şirkete ve alacaklılara karşı müteselsilen sorumlu olurlar. Ancak, şirketin şartları sağlıyorsa Gümrük ve Ticaret Bakanlığı tebliği uyarınca TTK m. 509/3 kapsamında "kâr payı avansı" dağıtması mümkündür; lakin bu da belirli hukuki şekil şartlarına tabidir [3].
Türk ticaret hukuku doktrininde TTK m. 508 hükmü, anonim şirketlerin sermaye yapısı ile adalet düşüncesi bağlamında tutarlı bulunmakla birlikte, limited şirketlerle yapılan yapısal karşılaştırmalarda önemli eleştirilere tabi tutulmuştur.
Öğretide Bahtiyar ve Bilgili/Demirkapı gibi yazarların da sıklıkla işaret ettiği üzere; anonim şirketler için TTK m. 508/1 kârın "ödenen sermayeye" oranla hesaplanmasını emrederken, limited şirketlere ilişkin TTK m. 608/2 "esas sermaye payının itibari değerine oranla" hesaplanacağını düzenlemektedir [25], [9], [36]. Limited şirketler de birer sermaye şirketi olduğu halde, anonim şirketlerde uygulanan hakkaniyetli "ödenen miktar ölçütünün" limited şirketler için benimsenmemesi doktrinde (özellikle Bahtiyar tarafından) ciddi şekilde eleştirilmiş ve limited şirket genel kurulunda kâr dağıtılırken ödenmeyen sermaye taahhüdünün dikkate alınmamasının eşit işlem yapma borcuna (TTK m. 357) aykırılık teşkil edebileceği savunulmuştur [36]. Kanun koyucunun sermaye şirketleri arasında yarattığı bu sistemik çelişki (kural içi boşluk veya bilinçli tercih tartışmaları), uygulamada zorluklara neden olmaktadır [37], [36].
Ayrıca, tasfiye payından tamamen mahrum bırakma konusunda öğretideki tartışmalar (nispi müktesep hak vs. mutlak müktesep hak kavgası) hükmün lafzının darlığından kaynaklanmaktadır. Tekinalp / Poroy / Çamoğlu gibi duayenlerin vurguladığı üzere, tasfiye payının hesaplanması ve ödenmesi hususunda şirket sözleşmesiyle getirilebilecek aksi hükümlerin, çekirdek pay sahipliği haklarını ortadan kaldıracak düzeyde (asimetrik ve ölçüsüz) olmaması gerekir [14], [10]. Aksi takdirde, yatırımcı sözleşmelerinde (shareholders' agreement) veya esas sözleşmede yer alan aşırı imtiyazların, TTK'nın ruhuna ve TMK m. 2'ye aykırılık teşkil edeceği aşikârdır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.