Türk Ticaret Kanunu (TTK)

TTK Madde 478

Şirketler Hukuku Maddelerine Dön

Resmi Metin

**B) İmtiyazlı paylar I

  • Tanım**

Madde 478 - (1) İlk esas sözleşme ile veya e sas sözleşme değiştirilerek bazı paylara imtiyaz tanınabilir. (2) İmtiyaz; kâr payı, tasfiye payı, rüçhan ve oy hakkı gibi haklarda, paya tanınan üstün bir hak veya kanunda öngörülmemiş yeni bir pay sahipliği hakkıdır. (3) 360 ıncı madde hükmü saklıdır. ( 4) (Ek: 26/6/2012 - 6335/25 md.) Sermayesinin yarısından fazlası tek başına veya birlikte; Devlet, il özel idaresi, belediye ve diğer kamu tüzel kişileri, sendikalar, dernekler, vakıflar, kooperatifler ve bunların üst kuruluşlarına ait anonim şirketlerde ve bu şirketlerin aynı oranda sermaye payına sahip oldukları iştiraklerinde; bunların sahip oldukları paylara tesis edilebilecek imtiyazlar hariç olmak üzere, diğer paylara, belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine, belirli pay gruplarına ve azlığa bu Kanun da düzenlenen herhangi bir imtiyaz tesis edilemez. Bu hüküm, payları borsada işlem gören anonim şirketlere, 5411 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde tanımlanan kredi kuruluşlarına ve finansal kuruluşlara uygulanmaz.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 478. maddesi, anonim şirketler hukukunda "payların eşitliği" (oransallık) ilkesinin en önemli yasal istisnasını oluşturan "imtiyaz" kavramını ve imtiyazlı payların yasal çerçevesini düzenlemektedir [1, 2]. TTK sistematiğinde, anonim ortaklıkların "Sermaye, Paylar ve Tahviller" başlıklı dördüncü kısmında, "Paylar" ayrımının altında özel olarak kaleme alınmıştır [3].

Mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (eTK) döneminde imtiyaz kavramı açık ve net bir yasal tanıma sahip değilken, 6102 sayılı TTK m. 478/2 bendi ile imtiyaz kavramı ilk defa normatif bir tanıma kavuşturulmuştur [1, 4]. Madde, anonim şirketlerde imtiyazın ancak esas sözleşme ile (kuruluşta veya sonradan yapılacak bir değişiklikle) öngörülebileceğini emredici bir dille ifade etmektedir [3, 5]. İlgili hükmün getirdiği en köklü dogmatik esas ise, kural olarak imtiyazın kişiye değil, "paya" tanınan bir üstün hak olmasıdır [6, 7]. Bununla birlikte, kanun koyucu TTK m. 360 hükmünü saklı tutarak (TTK m. 478/3) ve kamu tüzel kişileri lehine güvenceler getirerek (TTK m. 478/4) genel kurala önemli istisnalar getirmiştir [8, 9].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. İmtiyaz Kavramı ve "Paya Tanınma" İlkesi

TTK m. 478/2 uyarınca imtiyaz; kâr payı, tasfiye payı, rüçhan ve oy hakkı gibi haklarda paya tanınan üstün bir hak veya kanunda öngörülmemiş yeni bir pay sahipliği hakkı olarak tanımlanmıştır [1, 3, 6]. Bu tanım gereği imtiyaz, oransallık ilkesinden sapmayı ifade eder [2]. Hakim doktriner görüşe (Tekinalp, Poroy, Çamoğlu, Pulaşlı) göre imtiyaz, pay sahibine eşit şartlarda bulunan diğer pay sahiplerine nazaran hakların kullanımında bir üstünlük sağlamaktadır [1, 7]. Kural olarak imtiyaz şahsa, organa veya belirli bir zümreye değil, münhasıran "paya" bağlanır [7, 10]. Bu nedenle, imtiyazlı pay devredildiğinde, imtiyaz hakkı da pay ile birlikte kendiliğinden yeni pay sahibine geçer [11, 12].

2.2. İlk Esas Sözleşme veya Sonradan Değişiklik İhtimali (m. 478/1)

Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere imtiyaz, ya şirketin kuruluş aşamasında "ilk esas sözleşme" ile öngörülür ya da anonim şirket kurulduktan sonra "esas sözleşme değişikliği" yoluyla ihdas edilir [3, 5]. İmtiyazın salt genel kurul kararı veya yönetim kurulu iç yönergesiyle yaratılması hukuken mümkün değildir; imtiyaza vücut veren asli unsur esas sözleşmedir [5, 13]. Eğer kuruluşta öngörülmemiş bir imtiyaz sonradan yaratılacaksa, TTK m. 421/3-b bendi uyarınca sermayenin en az yüzde yetmiş beşini oluşturan payların sahiplerinin veya temsilcilerinin olumlu oyu ile alınacak bir esas sözleşme değişikliği kararına ihtiyaç vardır [14, 15].

2.3. TTK m. 360 İstisnası (m. 478/3)

TTK m. 478/3 bendi, imtiyazın "paya tanınması" ilkesinin en büyük istisnası olan TTK m. 360 hükmünü saklı tutmuştur [7, 8]. TTK m. 360, belirli pay gruplarına, özellikleri ve nitelikleriyle belirli bir grup oluşturan pay sahiplerine ve azlığa yönetim kurulunda temsil edilme hakkı tanınmasına olanak vermektedir [9, 16]. Doktrinde bu durum, mülga eTK döneminde Yargıtay içtihatlarıyla geliştirilen "grup imtiyazı" kavramının yasalaşması olarak nitelendirilmektedir [9, 17, 18]. Bu istisnai halde imtiyaz, teknik anlamda bir paya değil, doğrudan doğruya belirli özellikleri taşıyan pay sahipleri grubuna tanınmış olmaktadır [9, 19].

2.4. Kamu Tüzel Kişileri Lehine Getirilen İmtiyaz Yasağı (m. 478/4)

6335 sayılı Kanun ile maddeye eklenen dördüncü fıkra, sermayesinin yarısından fazlası tek başına veya birlikte Devlet, il özel idaresi, belediye ve diğer kamu tüzel kişileri ile sendikalar, dernekler, vakıflar ve kooperatiflere ait olan anonim şirketlerde, bu kamu/sivil tüzel kişileri aleyhine imtiyaz tesis edilemeyeceğini öngörmektedir [8, 20]. Ancak bu yasağın istisnası da yine fıkranın son cümlesinde belirtilmiş olup; payları borsada işlem gören şirketler ile 5411 sayılı Bankacılık Kanunu kapsamındaki kredi ve finansal kuruluşlar bu yasaktan muaf tutulmuştur [20, 21].

3. Sistematik İlişkiler

Bu maddenin TTK'nın bütünü içerisindeki işleyişi şu normlarla doğrudan bağlantılıdır:

  • TTK m. 421/3 (Esas Sözleşme Değişikliği Nisapları): Sonradan imtiyazlı pay oluşturulması, anonim şirketin temel yapısına etki eden ağır bir işlem kabul edildiğinden, sermayenin en az yüzde yetmiş beşinin (3/4) olumlu oyu ile gerçekleştirilebilir [14, 15].
  • TTK m. 454 (İmtiyazlı Pay Sahipleri Özel Kurulu): Şirket genel kurulunun esas sözleşmeyi değiştirme veya sermayeyi artırma yönündeki kararları, mevcut imtiyazlı pay sahiplerinin haklarını ihlal edecek nitelikteyse, TTK m. 478 kapsamında yaratılmış imtiyazlı pay sahiplerinin m. 454 uyarınca özel bir toplantı yaparak bu kararı onaması zorunludur [22-24].
  • TTK m. 479 (Oyda İmtiyazlı Paylar): TTK m. 478/2'de zikredilen "oy hakkındaki üstünlük", m. 479'da sınırlandırılmış ve bir paya en çok on beş (15) oy hakkı tanınabileceği tavanı getirilmiştir [21, 25].
  • TTK m. 360 (Yönetim Kurulunda Temsil): TTK m. 478/3'ün açık atfıyla, pay yerine doğrudan bir zümreye (azlığa veya belirli özelliklere sahip gruba) yönetim kurulunda temsilci bulundurma imtiyazı verilmesinin hukuki dayanağıdır [9, 16].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin istikrar kazanmış içtihatlarına göre, anonim şirketlerde imtiyazın mevcudiyetinden söz edilebilmesi için söz konusu hakkın mutlak surette esas sözleşmede açık, şeffaf ve somut bir şekilde yer alması şarttır [5, 13]. Yargıtay, esas sözleşmede yer almayan veya muğlak ifadelere dayanan imtiyaz iddialarını "payların eşitliği" ilkesine aykırı bularak reddetmektedir.

Bunun yanı sıra, mülga eTK döneminde dahi Yargıtay, kanuni bir düzenleme olmamasına rağmen "grup imtiyazı" kavramını kabul etmiş ve belirli özelliklere sahip pay sahiplerinin bir araya gelerek oluşturduğu zümrelere yönetim kuruluna aday gösterme hakkı tanınmasını geçerli saymıştır (Örn: Yargıtay 11. HD, 08.10.1993 T., E. 1992/6626, K. 1993/6317) [18, 26, 27]. Yeni TTK m. 478 ve m. 360 düzenlemeleri, Yargıtay'ın bu 30 yılı aşkın içtihadının kanunlaşmış halidir [9, 28].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: Bir kapalı anonim şirketin (A) A.Ş. genel kurul toplantısında, şirket kârlılığının artmasına yaptığı katkılardan dolayı kurucu ortaklardan Bay (X)'e, sadece onun şahsına münhasır olmak üzere bundan sonraki tüm dağıtımlarda %10 oranında ekstra "ek kâr payı" verilmesine salt çoğunlukla karar verilmiş ve bu karar şirket iç yönergesine eklenmiştir. Hukuki analiz: TTK m. 478/1 ve m. 478/2 hükümleri karşısında bu işlem mutlak olarak geçersizdir (batıldır). Zira imtiyaz, anonim şirketler hukukunda şahsa değil "paya" tanınmak zorundadır (TTK m. 360 istisnası hariç) [6, 7, 10]. Ek olarak, imtiyazın doğabilmesi için bu hakkın doğrudan "esas sözleşme" metninde yer alması gerekir; genel kurul kararı veya iç yönerge ile imtiyaz yaratılamaz [5, 13].

Olay 2: Başlangıçta tüm payları adi nitelikte olan (B) A.Ş.'de, şirkete acil finansman sağlayacak bir yatırımcı grubunun talebi üzerine, yatırımcılara verilecek (B) grubu payların tasfiye bakiyesinde imtiyazlı olması planlanmaktadır. Olağanüstü genel kurul toplanmış ve sermayenin %60'ını temsil eden pay sahiplerinin olumlu oyu ile esas sözleşme değiştirilmiştir. Hukuki analiz: Alınan esas sözleşme değişikliği kararı TTK m. 421/3-b hükmüne aykırıdır. Kanun koyucu, sonradan "imtiyazlı pay oluşturulmasına" ilişkin kararların, ağırlaştırılmış bir nisap olan sermayenin en az yüzde yetmiş beşini (%75) oluşturan pay sahiplerinin olumlu oyu ile alınmasını emretmektedir [14, 15]. Nisap sağlanamadığı için alınan karar hükümsüzdür.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Bir anonim ortaklıkta paylara imtiyaz tanındığını iddia eden taraf, bu üstün hakkın ticaret sicilinde tescil ve ilan edilmiş olan şirket esas sözleşmesinde sarih bir biçimde yer aldığını ispatla mükelleftir [5, 13].
  • Zamanaşımı / Süreler: Sonradan imtiyaz ihdas edilmesine yönelik esas sözleşme değişikliği kararlarına karşı açılacak iptal davaları, TTK m. 445 uyarınca genel kurul kararının alındığı tarihten itibaren üç (3) ay içinde açılmalıdır [29, 30].
  • Görevli/yetkili mahkeme: İmtiyazlı pay ihdasına, imtiyazın kullanımının sınırlandırılmasına veya TTK m. 479/2 uyarınca 15 oy tavanından istisna tutulma taleplerine bakmakla görevli ve kesin yetkili mahkeme, anonim şirketin merkezinin bulunduğu yerdeki Asliye Ticaret Mahkemesidir [25, 31, 32].
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada en sık karşılaşılan hata, imtiyazların niteliğinin, kapsamının ve sınırlarının esas sözleşmede muğlak ifadelerle kaleme alınmasıdır. TTK sistemi, sınırları ve kullanılış biçimi net olmayan örtülü imtiyazları reddetmektedir [13].

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde TTK m. 478 hükmü bağlamında en çok tartışılan husus, fıkra 3'ün yollama yaptığı TTK m. 360 uyarınca azlığa veya bir zümreye yönetim kurulunda temsil hakkı verilmesinin "imtiyaz" olarak adlandırılmasıdır. Prof. Dr. Ünal Tekinalp ve Prof. Dr. Hasan Pulaşlı gibi otoriteler, TTK m. 478/2'nin açıkça "paya tanınan üstün hak" tanımını benimsediğine dikkat çekerek, şahsa veya gruba tanınan bir hakkın dogmatik olarak "imtiyaz" karakteri taşımadığını ve bunun aslında bir "sözleşmesel grup hakkı" olduğunu ileri sürmüşlerdir [7, 9]. Kanun koyucunun TTK m. 360/2'de bu hakkı "imtiyazlı sayılır" diyerek farazi bir şekilde imtiyaz kabul etmesi, anonim şirketlerin eşya hukuku karakteristiği taşıyan pay yapısı ile borçlar hukuku karakteristiği taşıyan zümre haklarını birbirine karıştırması yönüyle eleştirilmektedir [2, 9].

Ayrıca, 6335 sayılı Kanun ile eklenen 4. fıkradaki kamu tüzel kişileri lehine getirilen güvence, özel hukuk tüzel kişisi olan anonim şirketin sözleşme özgürlüğü ve pay sahipleri arasındaki eşitlik ilkesine devletin doğrudan ve emredici müdahalesi olarak görülmekte, serbest piyasa ve özel hukuk dinamikleriyle bağdaşmadığı yönünde haklı doktriner eleştirilere maruz kalmaktadır [20].


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.