1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 426. maddesi, anonim şirketler hukukunda "şirkete karşı yetkili olma" (şekli hak sahipliği / teşhis işlevi) kurumunu düzenlemektedir [1]. Anonim şirketlerde pay sahipliği haklarının (oy kullanma, kâr payı talep etme, genel kurula katılma, bilgi alma vb.) şirket tüzel kişiliğine karşı kimin tarafından ve nasıl ileri sürülebileceği, bu maddenin çizdiği hukuki çerçeve ile belirlenmektedir [1, 2].
Madde sistematiği, payların senede bağlanıp bağlanmadığına ve senede bağlanmışsa senedin türüne (nama veya hamiline yazılı olmasına) göre ikili bir ayrıma dayanmaktadır. Birinci fıkra; senede bağlanmamış (çıplak) paylar, nama yazılı pay senetleri ve ilmühaberleri kapsarken; ikinci fıkra, hamiline yazılı pay senetlerine özgülenmiştir [1]. Kanun koyucu, kıymetli evrak hukukunun temel prensiplerini anonim şirketler hukukunun kurumsal yapısıyla harmanlayarak, şirketin her devir işlemini maddi hukuk boyutuyla inceleme külfetini ortadan kaldırmış ve "şekli hak sahipliği" karineleri ihdas etmiştir.
Özellikle 27/12/2020 tarihli ve 7262 sayılı Kanun ile maddenin ikinci fıkrasında yapılan köklü değişiklik, hamiline yazılı pay senetleri bakımından yalnızca "zilyetlik" unsurunu yeterli görmemiş, Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi (FATF) standartları kapsamında "Merkezi Kayıt Kuruluşuna (MKK) bildirim" şartını da ihdas ederek anonim şirketler hukukunda şeffaflık odaklı yeni bir dönemi başlatmıştır [1, 3, 4].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Senede Bağlanmamış Paylar, Nama Yazılı Pay Senetleri ve İlmühaberlerde Şirkete Karşı Yetkili Olma
TTK m. 426/1 uyarınca, senede bağlanmamış paylar (çıplak paylar), nama yazılı pay senetleri ve geçici nitelikteki ilmühaberlerden doğan hakların şirkete karşı kullanılması, mutlak surette "pay defterine kayıtlı olma" şartına bağlanmıştır [1, 2].
Kıymetli evrak hukuku prensipleri uyarınca nama yazılı pay senetlerinin mülkiyetinin devri, ciro ve zilyetliğin devri ile tamamlanır (TTK m. 490/2) [5, 6]. Ancak maddi hukukta gerçekleşen bu mülkiyet intikali, şirkete karşı tek başına hüküm ifade etmez. Devralanın, şirket nezdinde pay sahibi sıfatını kazanabilmesi ve genel kurula katılma, kâr payı alma gibi hakları kullanabilmesi için devrin pay defterine kaydedilmesi kurucu nitelikte olmasa da "şirkete karşı ileri sürülebilirlik" (teşhis) açısından zorunludur [7, 8]. Şirketle ilişkilerde, maddi hak sahibi kim olursa olsun, yalnızca pay defterinde kayıtlı olan kişi pay sahibi olarak kabul edilir (TTK m. 499/4) [7, 8].
2.2. Hamiline Yazılı Pay Senetlerinde Şirkete Karşı Yetkili Olma ve MKK Bildirimi
TTK m. 426/2, hamiline yazılı pay senetlerinde şirkete karşı hak sahipliğinin ispatını düzenler. Mülga 6762 sayılı Kanun döneminde ve 6102 sayılı TTK'nın ilk halinde, hamiline yazılı pay senetlerinde şirkete karşı yetkili olmak için senedin zilyedi bulunmak yeterliydi [9]. Zira hamiline yazılı senetlerde hakkın senede bağlılığı en üst düzeydedir.
Ancak 7262 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik neticesinde, hamiline yazılı pay senetlerinden doğan hakların şirkete karşı kullanılabilmesi için senedin zilyedi olmanın ispatı tek başına yeterli olmaktan çıkarılmış; zilyetliğin devrinin MKK'ya bildirilmesi kurucu bir teşhis şartı haline getirilmiştir [1, 3]. Devir işleminin MKK'ya bildirilmemesi halinde, hamiline yazılı pay senedini hukuken geçerli bir sözleşme ve teslim ile devralmış olan kişi dahi, gerekli bildirim yapılıncaya kadar paya bağlı haklarını şirkete karşı kullanamaz [3, 4, 10]. Bu durum, hakların zımnen "askıya alınması" (donması) sonucunu doğurur [10].
2.3. Yazılı Yetkilendirme (Temsil)
Maddenin birinci fıkrasında belirtilen "yazılı olarak yetkilendirilmiş kişi" ibaresi, pay sahibinin genel kurula bizzat katılmak veya haklarını şahsen kullanmak zorunda olmadığı ilkesinin bir tezahürüdür [1]. TTK m. 425 hükmü ile paralel olarak, pay defterinde kayıtlı pay sahibi, haklarının kullanımı için yazılı bir vekâletname ile üçüncü bir kişiyi yetkilendirebilir [11].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 499 (Pay Defteri): TTK m. 426/1'in asli tamamlayıcısıdır. Madde 499/4'te yer alan "Şirketle ilişkilerde, sadece pay defterinde kayıtlı bulunan kimse pay sahibi ve intifa hakkı sahibi olarak kabul edilir" amir hükmü, m. 426/1'deki pay defterine kayıtlı olma şartının hukuki dayanağını oluşturur [7, 8].
- TTK m. 489 (Hamiline Yazılı Pay Senetlerinin Devri): 7262 sayılı Kanun ile değişik TTK m. 489 uyarınca, hamiline yazılı pay senetlerinin devri, şirket ve üçüncü kişiler hakkında ancak zilyetliğin geçirilmesi suretiyle Merkezi Kayıt Kuruluşuna (MKK) yapılacak bildirimle hüküm ifade eder [4, 12]. TTK m. 426/2'de yer alan şirkete karşı yetkili olma kuralı, devrin hüküm ifade etmesine ilişkin bu usuli şartın bir yansımasıdır [4, 10].
- TTK m. 415 ve 417 (Genel Kurul Hazır Bulunanlar Listesi): Şirkete karşı yetkili olmanın en somut uygulama alanı genel kurul toplantılarıdır. Yönetim kurulu, genel kurula katılabilecekler listesini (hazır bulunanlar listesi) hazırlarken, nama yazılı paylar için "pay defteri kayıtlarını", hamiline yazılı paylar için ise "MKK kayıtlarını" esas alır [13-15].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, anonim şirket ile pay sahibi arasındaki ilişkilerde, mülkiyetin maddi hukuk kurallarına göre geçip geçmediğinden ziyade, şekli hak sahipliğine bakılmaktadır.
Nama yazılı pay senetleri bakımından Yargıtay, pay defterine kaydın kurucu değil "açıklayıcı" (bildirici) olduğunu kabul etmekle birlikte, şirkete karşı hak iddia edebilmek (teşhis) için pay defterine kaydın şart olduğunu vurgulamaktadır [16]. Ciro ve teslim ile payı devralan kişi, maddi hukuka göre malik olsa dahi, eğer şirket haksız yere bu devri pay defterine kaydetmekten kaçınırsa, devralan kişinin genel kurul kararlarının iptalini doğrudan isteme hakkı bulunmamakta; öncelikle "pay defterine kayıt ve aidiyetin tespiti davası" açması gerekmektedir [17].
Hamiline yazılı pay senetleri açısından 7262 sayılı Kanun öncesi Yargıtay kararlarında "senedi ibraz edenin" pay sahibi sayılacağı ilkesi katı şekilde uygulanırken; güncel içtihat rejiminde senedin ibrazı yeterli görülmemekte, MKK nezdindeki elektronik kayıtların mevcudiyeti yargılamada bekletici mesele veya ön inceleme konusu yapılmaktadır [4, 10].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo):
X Anonim Şirketi'nin nama yazılı pay senedi hamili olan A, paylarını B'ye ciro ve teslim yoluyla temlik etmiştir. B, elindeki senetlerle birlikte şirkete başvurarak pay defterine kaydedilmeyi talep etmiş, ancak yönetim kurulu hiçbir haklı sebep göstermeksizin bu talebi sürüncemede bırakmıştır. Bir ay sonra yapılan olağan genel kurula B katılmak istemiş ancak şirkete karşı yetkili olmadığı gerekçesiyle toplantıya alınmamıştır.
Hukuki analiz: TTK m. 426/1 ve m. 499 uyarınca, şirketle ilişkilerde yalnızca pay defterine kayıtlı kişi yetkilidir [7, 8]. Şirket pay defterine kaydı reddettiği sürece B'nin genel kurula katılması hukuken mümkün değildir. B'nin, şirket yönetim kurulunun bu haksız imtina eylemine karşı "pay defterine kayıt / aidiyetin tespiti davası" açması ve haklarının zayi olmaması adına mahkemeden "oy hakkının kullandırılmasına" yönelik ihtiyati tedbir talep etmesi gerekmektedir [18, 19]. Şirket, haksız ret nedeniyle doğacak zararlardan (TTK m. 497/4 kıyasen veya genel hükümler uyarınca) sorumlu olacaktır [20, 21].
Olay 2 (kurmaca senaryo):
Y Anonim Şirketi'ne ait hamiline yazılı pay senetlerini C'den satın alan ve zilyetliği devralan D, bu devri MKK sistemine bildirmemiştir. Şirket bir ay sonra kâr payı dağıtımı kararı almıştır. D, elindeki senedi şirkete ibraz ederek kâr payını talep etmiştir.
Hukuki analiz: TTK m. 426/2 ve m. 489/1 hükümleri karşısında, hamiline yazılı pay senedi zilyetliğinin devrinin şirkete karşı hüküm ifade edebilmesi MKK bildirimine tabidir [3, 4, 12]. D, her ne kadar senedin zilyedi ve maddi hukuk bağlamında maliki olsa da, MKK kaydı bulunmadığından TTK m. 426/2 uyarınca şirkete karşı yetkili sayılmaz [10]. Şirketin kâr payı ödemesini MKK bildirimi yapılıncaya kadar reddetmesi hukuka uygundur. D'nin hakları, bildirim yapılıncaya dek "donma" (askıya alınma) durumundadır [10].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Nama yazılı paylarda, şirkete karşı pay sahibi olunduğunun ispatı pay defteri kayıtlarıyla sağlanır [16]. Ortaklığın deftere kayıt yapabilmesi için ise başvuranın, senedi usulüne uygun bir ciro silsilesi ve zilyetliğin devri ile (maddi hukukta) iktisap ettiğini ispatlaması şarttır [22]. Hamiline yazılı paylarda ise ispat yükü, senedin zilyetliğini ve MKK kayıtlarındaki sicil durumunu ibraz etmektir [1].
- Zamanaşımı / Süreler: TTK m. 426 kapsamında şirkete karşı yetkili olmanın tespiti niteliği gereği bir süreye tabi değildir. Ancak hamiline yazılı pay senetlerinin devrinde MKK bildirimi yapılmadığı sürece mali ve idari haklar kullanılamayacağı için (hakların donması), bildirim fiili bir ivedilik arz eder [4, 10].
- Görevli/yetkili mahkeme: Şirkete karşı yetkili olma hususunda doğacak ihtilaflarda (örn. pay defterine kaydın reddi), görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi, yetkili mahkeme ise şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir (HMK m. 14, TTK m. 4) [23, 24].
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada, nama yazılı pay senedini ciro yoluyla devralan kişilerin, pay defterine kayıt işlemi tamamlanmadan genel kurulda oy kullanmalarına müsaade edilmesi sık rastlanan bir hukuka aykırılıktır [7]. Yine, hamiline yazılı pay senetlerinde MKK bildirim şartının (2021 sonrası) şirket yönetim kurulları tarafından göz ardı edilerek salt senedin fiziki ibrazıyla kâr payı dağıtılması, şirket yönetim kurulunun hukuki ve cezai sorumluluğuna yol açabilecek ağır bir hatadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde, TTK m. 426 düzenlemesi ve özellikle 7262 sayılı Kanun ile eklenen MKK bildirim şartı yoğun şekilde tartışılmaktadır. Hamiline yazılı pay senetleri, tarihsel gelişimi itibarıyla süratli tedavül, tam anonimlik ve salt zilyetlikle hak sahipliğinin ispatı prensiplerine dayanmaktadır. Ancak, TTK m. 426/2'de yapılan değişiklikle MKK bildiriminin zorunlu hale getirilmesi, hamiline yazılı senedin bu "anonim" vasfını fiilen ortadan kaldırmış ve onu "kaydileştirilmiş" veya "nama yazılı" senet karakterine yaklaştırmıştır [3]. Her ne kadar bu reform, uluslararası kara paranın aklanmasının önlenmesi standartlarına (FATF) uyum gayesi taşısa da, kıymetli evrak hukukunun dogmatik yapısında bir sapma yaratmıştır [3, 10].
Ayrıca, nama yazılı senetlerde pay defterine kaydın tek ispat aracı sayılması (TTK m. 426/1), yönetim kurullarına devri fiilen engelleme (geciktirme) yönünde orantısız bir koz vermektedir. Doktrinde, pay devrinin geçerli olduğu ancak keyfi olarak deftere kaydedilmediği durumlarda, pay sahibinin genel kurula katılma ve oy hakkı gibi temel haklarının korunması adına, pay defterine kaydın mutlak (yegane) delil olmaktan ziyade "çürütülebilir bir karine" olarak yorumlanması gerektiği yahut yargısal tedbirlerin hızlandırılması gerektiği yönünde haklı eleştiriler bulunmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.