Türk Ticaret Kanunu (TTK)

TTK Madde 410

Şirketler Hukuku Maddelerine Dön

Resmi Metin

**D) Çağrı I

  • Yetki
  1. Yetkili ve görevli organlar**

Madde 410 - (1) Genel kurul, süresi dolmuş olsa bile, yönetim kurulu tarafından toplantıya çağrılabilir. Tasfiye memurları da, görevleri ile ilgili konular için, genel k urulu toplantıya çağırabilirler. (2) Yönetim kurulunun, devamlı olarak toplanamaması, toplantı nisabının oluşmasına imkân bulunmaması veya mevcut olmaması durumlarında, mahkemenin izniyle, tek bir pay sahibi genel kurulu toplantıya çağırabilir. Mahkemenin kararı kesindir.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 410. maddesi, anonim ortaklıklar hukukunda genel kurulun toplanabilmesi için hayati öneme sahip olan "çağrı yetkisi"ni düzenlemektedir. Karar organı statüsündeki genel kurul, sürekli çalışan bir organ niteliğini haiz değildir; belirli zamanlarda ve usulüne uygun bir çağrı üzerine toplanarak ortaklığın iradesini oluşturur [1]. Bu bağlamda, genel kurulun toplanabilmesi için kural olarak çağrı yetkisi idare ve temsil organı olan yönetim kuruluna aittir [2, 3].

Maddenin sistematiği incelendiğinde, kanun koyucunun organlar arası yetki paylaşımına dair temel esasları belirlediği görülmektedir [4]. Birinci fıkra, genel kurulu toplantıya çağırma yetkisinin asli sahibini (yönetim kurulu) ve tasfiye aşamasındaki yetkiliyi (tasfiye memurları) tayin ederken; ikinci fıkra, yönetim kurulunun işlevsiz kalması (organsızlık veya kilitlenme) hâlinde şirket mekanizmasının tıkanmasını önlemek amacıyla "tek pay sahibine" tanınan istisnai bir yargısal başvuru hakkını ihdas etmiştir [5, 6].

Eski 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (eTK) döneminde, yönetim kurulunun yanı sıra denetçilerin de genel kurulu toplantıya çağırma yetkisi bulunmaktaydı (eTK m. 353). Ancak 6102 sayılı TTK'nın benimsediği yeni denetim sistemi çerçevesinde, denetçilerin genel kurulu toplantıya çağırma yetkisi kaldırılmış, organ boşluğu veya kilitlenme durumlarında bu inisiyatif doğrudan pay sahibine ve mahkemeye bırakılmıştır [5, 7].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Yönetim Kurulunun Asli Çağrı Yetkisi ve "Süresi Dolmuş Olsa Bile" İbaresi

TTK m. 410/1 uyarınca genel kurulu olağan veya olağanüstü toplantıya çağırma yetkisi ve görevi kural olarak şirket yönetim kuruluna aittir [2]. Maddede yer alan "süresi dolmuş olsa bile" ibaresi, eTK döneminde doktrin ve yargı kararlarında tartışmalara yol açan bir sorunu kökünden çözmüştür. Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyelerinin görev süresi (en çok üç yıl) sona erdiğinde, şirketin kendiliğinden organsız kalıp kalmadığı sorunu, bu ibare ile bertaraf edilmiştir. Görev süresi biten yönetim kurulu, salt bu nedenle yetkilerini derhâl kaybetmez; şirketin devamlılığını sağlamak, olağanüstü ve acil durumları yönetmek ve bilhassa yeni yönetimin seçilebilmesi için genel kurulu toplantıya çağırmak hususunda yetkili ve görevli olmaya devam eder [8, 9].

2.2. Tasfiye Memurlarının Çağrı Yetkisi

Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesi, şirketin infisah etmesi veya feshedilmesi neticesinde tasfiye aşamasına geçilmesi durumunda çağrı yetkisinin kime ait olacağını düzenler. Tasfiye hâlinde olan bir anonim şirkette, şirketin gayesine uygun olarak olağan yönetim kurulu yetkileri tasfiye memurlarına geçer. Bu doğrultuda tasfiye memurları, salt görevleri ile ilgili konular için (örneğin tasfiye bilançosunun onaylanması, tasfiye sürecindeki önemli varlık satışları vs.) genel kurulu toplantıya çağırabilirler [2, 6].

2.3. Yönetim Kurulunun İşlevsiz Kalması ve Kilitlenme (Deadlock)

TTK m. 410/2, yönetim kurulunun karar alma veya toplanma kabiliyetini yitirdiği üç spesifik durumu düzenler:

  1. Devamlı olarak toplanamaması: Yönetim kurulu üyeleri hukuken veya fiilen mevcut olmalarına rağmen, aralarındaki husumet, sürekli hastalık veya devamsızlık gibi nedenlerle bir araya gelip toplantı icra edemiyorlarsa.
  2. Toplantı nisabının oluşmasına imkân bulunmaması: Ölüm, istifa veya azil gibi nedenlerle yönetim kurulu üye sayısının, TTK m. 390/1 uyarınca karar alabilmek için gereken asgari toplantı nisabının altına düşmesi ve yedek üyelerin dahi bu sayıyı tamamlayamaması [10].
  3. Mevcut olmaması: Şirketin hiçbir yönetim kurulu üyesinin kalmaması (mutlak organsızlık durumu).
2.4. Tek Bir Pay Sahibinin Mahkeme İzniyle Çağrı Yetkisi

Yukarıda zikredilen kilitlenme veya organsızlık hâllerinin varlığında, azınlık oranına (TTK m. 411) bakılmaksızın "tek bir pay sahibi" dahi şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesine başvurarak genel kurulu toplantıya çağırmak için izin isteyebilir [5, 6]. Mahkemenin izni ile genel kurulu toplantıya çağıracak olan bu pay sahibi, aynı zamanda TTK m. 413/1 uyarınca toplantı gündemini belirleme yetkisine de sahip olur [11]. Kanun koyucu, ticari hayatın gereksindiği sürat prensibini gözeterek, bu hususta verilecek mahkeme kararının kesin olduğunu hükme bağlamıştır [6, 12].

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 411 ve 412 (Azınlığın Çağrı ve Gündeme Madde Ekleme Hakkı): TTK m. 410/2'deki düzenleme, TTK m. 411'de düzenlenen azınlık hakkından yapısal olarak farklıdır. TTK m. 411'de işleyen, mevcut ve fiilen karar alabilen bir yönetim kurulu vardır; ancak azınlığın çağrı talebini reddetmekte veya yanıtsız bırakmaktadır. Bu ihtimalde çağrı izni için sermayenin en az onda birine (halka açık şirketlerde yirmide birine) sahip olunması gerekir [13, 14]. Oysa TTK m. 410/2'de yönetim kurulu fiilen veya hukuken çökmüş durumdadır; bu yüzden herhangi bir asgari sermaye payı aranmaksızın tek bir pay sahibine çağrı hakkı tanınmıştır [4, 11].
  • TTK m. 530 (Organların Eksikliği Nedeniyle Fesih): Kanunen gerekli organlardan birinin uzun süreden beri mevcut olmaması fesih sebebidir [15]. TTK m. 410/2, şirketin m. 530 uyarınca fesih ve tasfiye sarmalına girmesini önlemek amacıyla öngörülmüş bir "ön iyileştirme ve organı yeniden ihdas etme" mekanizmasıdır [16, 17].
  • TMK m. 427/4 (Tüzel Kişilere Yönetim Kayyımı Atanması): Şirketin organsız kalması durumunda Medeni Kanun uyarınca vesayet makamından yönetim kayyımı atanması talep edilebilir [18]. Ancak TTK m. 410/2 ile getirilen pratik yol tüketilmeden veya bu yolun işlevsiz kaldığı kanıtlanmadan doğrudan doğruya dışarıdan bir yönetim kayyımı atanması, anonim şirketin kendi iç dinamikleriyle sorunu çözme ilkesine (şirketler hukukunun özerkliği) aykırılık teşkil eder [19, 20].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay kararlarında TTK m. 410 hükmü, bilhassa süresi dolan yönetim kurullarının durumu ve şirkete kayyım atanması taleplerinin sınırları bağlamında derinlemesine incelenmiştir.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına (örneğin E. 2012/13135, K. 2014/3515 sayılı kararı) göre; anonim şirketlerde görev süresi biten yönetim kurulu üyelerinin bu sıfatlarının kendiliğinden düşeceğine dair yasada bir hüküm bulunmamaktadır. Şirketin yönetim kurulunun yeni yönetim seçilene kadar olağanüstü ve acil durumlar için görevine devam edeceği kabul edilmelidir. Dolayısıyla görev süresi biten yönetim kurulu, TTK m. 410 uyarınca derhâl genel kurulu toplantıya çağırmakla yükümlüdür. Bu çerçevede, görev süresinin dolmuş olması şirketin mutlak anlamda "organsız kaldığı" şeklinde yorumlanamaz. Ortaklar, sırf görev süresi doldu diye doğrudan TMK m. 427/4 uyarınca şirkete "yönetim kayyımı" atanmasını talep edemezler. Öncelikle TTK m. 410/1 uyarınca eski yönetim kurulundan çağrı beklenmeli, yapmıyorlarsa azınlık hakları (TTK m. 411) işletilmeli, bu prosedürler tükenmeden açılan kayyım davaları hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir [9, 19-21].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (kurmaca senaryo): Üç kişiden oluşan bir anonim şirket yönetim kurulunda, üyelerden ikisi ani bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Esas sözleşmede yedek üye bulunmamaktadır. Hayatta kalan tek üye, TTK m. 390/1 uyarınca karar almak için gereken üye tam sayısının çoğunluğuna (en az iki kişi) ulaşamadığı için genel kurulu toplantıya çağırma kararı dahi alamamaktadır. Hukuki analiz: Ortada TTK m. 410/2 anlamında "toplantı nisabının oluşmasına imkân bulunmaması" durumu mevcuttur. Şirketin organsızlık sebebiyle feshi (TTK m. 530) riski doğmuştur. Bu kilitlenmeyi aşmak için, şirkette %1 dahi olsa payı bulunan herhangi "tek bir pay sahibi", asliye ticaret mahkemesine başvurarak genel kurulu toplantıya çağırma izni alabilir. Mahkemenin vereceği karar kesindir ve bu pay sahibi genel kurulun gündemini bizzat belirleyerek yeni yönetim kurulu seçimini sağlar [5, 6, 10].

Olay 2 (kurmaca senaryo): Bir anonim şirketin yönetim kurulu üyelerinin 3 yıllık görev süresi 15 Mart tarihi itibarıyla dolmuştur. Şirketin acil olarak yeni yönetim seçmesi ve gecikmiş bilançoları onaylaması gerekmektedir. Yönetim kurulu üyeleri, "Süremiz dolduğu için imza atamayız, genel kurulu toplantıya çağıramayız" diyerek hareketsiz kalmaktadır. Pay sahibi (A), bu nedenle şirketin organsız kaldığını iddia ederek TMK m. 427 uyarınca sulh hukuk mahkemesinden şirkete yönetim kayyımı atanmasını talep etmiştir. Hukuki analiz: TTK m. 410/1'in açık lafzı ("süresi dolmuş olsa bile") uyarınca, eski yönetim kurulunun genel kurulu toplantıya çağırma yetkisi ve görevi devam etmektedir [6]. Şirket teknik olarak organsız kalmamıştır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatları uyarınca, pay sahibi (A)'nın doğrudan kayyım davası açmasında hukuki yararı yoktur; öncelikle TTK m. 410 ve m. 411 mekanizmalarının işletilmesi zorunludur [19, 20].

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: TTK m. 410/2 uyarınca mahkemeden çağrı izni talep eden pay sahibi, yönetim kurulunun devamlı olarak toplanamadığını, nisabın oluşmadığını veya fiilen/hukuken mevcut olmadığını (ölüm kayıtları, istifa ihtarnameleri, uzun süreli devamsızlık tutanakları vb. ile) ispat etmekle yükümlüdür.
  • Zamanaşımı / Süreler: Kanunda TTK m. 410/2 başvurusu için öngörülmüş spesifik bir hak düşürücü süre veya zamanaşımı bulunmamaktadır. Kilitlenme veya organsızlık hâli devam ettiği sürece bu talep her zaman ileri sürülebilir.
  • Görevli/yetkili mahkeme: Uyuşmazlık "mutlak ticari dava" niteliğindedir. Görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi, yetkili mahkeme ise şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir. TTK m. 410/2 uyarınca verilen mahkeme kararı kesindir, aleyhine kanun yollarına başvurulamaz [6, 12].
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada sıklıkla düşülen en büyük hata, görev süresi dolan yönetim kurullarının eylem ehliyetini tamamen yitirdiğinin zannedilmesi ve genel kurulu toplantıya dahi çağıramayacakları yanılgısıdır. İkinci büyük hata ise TTK m. 410/2 bağlamında tek bir pay sahibinin mahkemeye başvurma imkânı varken, usul ekonomisine ve ticaret hukukunun tabiatına daha ağır bir müdahale olan TMK m. 427 uyarınca temsil kayyımı atanması yoluna (vesayet makamına) gidilmesidir [19, 22].

7. Eleştirel Değerlendirme

Kanun koyucunun eTK m. 353'te yer alan denetçilerin genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırma yetkisini 6102 sayılı TTK'da kaldırmış olması doktrinde (özellikle Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Arkan, Bahtiyar gibi otoriteler nezdinde) zaman zaman tartışılmıştır [5, 7]. Denetçilere tanınan çağrı yetkisi, şirket içi kriz anlarında önemli bir emniyet sübabı iken, yeni kanun bu fonksiyonu doğrudan mahkeme denetimine ve pay sahiplerinin bireysel inisiyatifine (m. 410/2) devretmiştir.

Öte yandan, TTK m. 410/2'deki "Mahkemenin kararı kesindir" kuralı, hukuki dinlenilme hakkı ve kanun yoluna başvuru hakkı açısından usul hukuku doktrininde eleştirilmeye müsaittir. Ancak TTK Bilim Komisyonu ve madde gerekçesi, bu kesinliğin altında yatan ratio legis (kanunun konuluş amacı) olarak ticari hayatın akışkanlığını ve şirket karar mekanizmalarının aylarca kanun yolu aşamalarında felç olmasının (kilitlenmenin) engellenmesini haklı ve meşru bir sebep olarak görmüştür [12].

Ayrıca, fıkrada sayılan kilitlenme şartlarının sınırları Kanun'da kesin hatlarıyla (numerus clausus) belirtilmiş gibi görünse de, uygulamada yönetim kurulunun "devamlı olarak toplanamaması" kriterinin hangi zaman dilimini (1 ay, 3 ay, 6 ay vb.) kapsadığı takdire açık bir standarttır. Bu noktada yargıcın, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde şirket menfaatleri ile organların işleyişi arasındaki dengeyi hassasiyetle gözeterek karar vermesi elzemdir.


Metodolojik Not

[Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.]