ı) Saklı tutulan hükümler
Madde 387 - (1) Şirketi n kendi paylarını iktisap edebileceğine ilişkin diğer kanunlardaki hükümler saklıdır.
ı) Saklı tutulan hükümler
Madde 387 - (1) Şirketi n kendi paylarını iktisap edebileceğine ilişkin diğer kanunlardaki hükümler saklıdır.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), anonim şirketlerin kendi paylarını iktisap etmesi (satın alması) veya rehin olarak kabul etmesi hususunda, mülga 6762 sayılı Kanun dönemindeki katı yasaklayıcı yaklaşımı terk ederek, Avrupa Birliği Yönergeleri (özellikle İkinci Yönerge) ile uyumlu, sınırlayıcı ve istisnai kurallara dayalı modern bir rejim benimsemiştir [1]. Bu rejimin temel kuralı, TTK m. 379 uyarınca şirketin kendi paylarını esas veya çıkarılmış sermayesinin onda birini (%10) aşan miktarda ivazlı olarak iktisap edememesi ve rehin olarak kabul edememesidir [2, 3].
Bu genel kuralın ve istisnalarının düzenlendiği yasal çerçevenin (TTK m. 379-389) tamamlayıcı normu niteliğindeki TTK m. 387, "Şirketin kendi paylarını iktisap edebileceğine ilişkin diğer kanunlardaki hükümler saklıdır." şeklindeki lafzıyla, "özel kanunun genel kanuna üstünlüğü" (lex specialis derogat legi generali) ilkesinin ticaret hukukundaki somut bir tezahürüdür [4]. Bu madde, anonim şirketlerin kendi paylarını iktisap işlemlerinde, başta 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu (SerPK) ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu olmak üzere, kamu düzenini ve makroekonomik dengeleri ilgilendiren özel yasal düzenlemelerin TTK'nın genel hükümlerine nazaran öncelikli olarak uygulanacağını güvence altına almaktadır.
Sermayenin korunması, alacaklıların teminatının zedelenmemesi ve pay sahipleri arasında eşit işlem ilkesinin tesisi amacıyla ihdas edilen kendi payını iktisap sınırlandırmaları, halka açık anonim ortaklıklar gibi farklı dinamiklere sahip şirket yapıları söz konusu olduğunda esnekliğe ihtiyaç duyar [5, 6]. İşte TTK m. 387, normlar hiyerarşisi bağlamında bu esnekliği sağlayan bir "saklı tutma" (rezervasyon) hükmüdür.
Şirketin kendi paylarını iktisap etmesi, Anglo-Amerikan hukukunda "share repurchase" veya "buyback" olarak adlandırılan, bünyesinde biriken likiditeyi kâr payı dağıtımı yerine payların borsa değerini artırmak suretiyle pay sahiplerine iade etmeyi amaçlayan finansal bir işlemdir [5, 7]. TTK m. 379, şirketin bu işlemi ancak serbestçe kullanabileceği özkaynaklara sahip olması ve iktisap edilecek payların itibarî değerleri toplamının sermayenin yüzde onunu aşmaması şartıyla gerçekleştirebileceğini amirdir [2]. Zira şirketin kendi payını iktisap etmesi, özünde, esas sermayenin malvarlığı karşılığının şirketten çıkması sonucunu doğurduğundan, sermayenin korunması ilkesine aykırılık teşkil etme tehlikesi barındırır [8].
Madde metninde yer alan "diğer kanunlar" ifadesiyle kastedilen, ticaret şirketlerinin özel türlerini ve regüle edilmiş piyasaları düzenleyen mevzuattır. Bunun en tipik örneği, payları borsada işlem gören halka açık anonim şirketlerin kendi paylarını geri almalarını düzenleyen Sermaye Piyasası Kanunu (SerPK) ve ikincil mevzuatıdır [9, 10]. Sermaye piyasası araçlarının ve ihraççı şirketlerin kendine has yapısı, TTK'da öngörülen %10'luk tavanın, payların borsadaki değerinin manipüle edilmesi tehlikesinin veya yatırımcıların korunmasının Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından özel tebliğlerle farklı esaslara bağlanmasını zorunlu kılar. Madde, bu yetkiyi özel yasalara bırakmıştır.
Şirketin kendi paylarını iktisap etmesi ve sermayenin iadesi yasağı ekseninde Yargıtay'ın yerleşik içtihatları, sermayenin korunması ve alacaklıların teminatı ilkelerine katı bir bağlılık göstermektedir.
Mülga 6762 sayılı Kanun dönemi uygulamasını (ETTK m. 329) yansıtan ancak TTK'nın ruhuna da ışık tutan Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 04.10.2011 tarihli, E. 2009/5983, K. 2011/12194 sayılı kararında şu ilke vurgulanmıştır: "T.T.K.nun 329 ve 405. maddeleri uyarınca anonim şirket ortakları kural olarak şirkete yatırdıkları sermayeyi geri isteyemezler. Yetkili kurulların bir kararı olmadıkça pay senetleri de nominal bedellerinin üzerinde arz edilemezler." [8]. Yargıtay, şirketin kendi payını devralmasını "sermayenin iadesi" ile eşdeğer bir risk olarak görmekte ve alacaklıların tatmini açısından bu işlemleri batıl addedebilmektedir [8, 15]. TTK m. 387 ile getirilen ayrık durum, özel yasalarda yatırımcıyı koruyan spesifik teminatların bulunduğu hallerde bu katı içtihadi yorumun aşılabilmesini sağlamaktadır.
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Payları Borsa İstanbul'da işlem gören ve 6362 sayılı SerPK'ya tabi olan (A) A.Ş., piyasadaki olağandışı dalgalanmalar neticesinde pay değerinin aşırı düşmesini engellemek amacıyla bir "Pay Geri Alım Programı" (Buyback) açıklamış ve çıkarılmış sermayesinin %12'sine tekabül eden paylarını borsadan iktisap etmiştir. Bir azınlık pay sahibi, TTK m. 379'daki %10'luk yasal tavanın aşıldığını belirterek işlemin butlanı ve yöneticilerin sorumluluğu talebiyle dava açmıştır. Hukuki Analiz: Asliye Ticaret Mahkemesi, somut olayda TTK m. 379 hükmünün uygulanamayacağını tespit etmelidir. Zira (A) A.Ş., payları borsada işlem gören halka açık bir anonim ortaklıktır. TTK m. 387'nin "diğer kanunlardaki hükümler saklıdır" amir hükmü [4] ve TTK m. 379/5 atfı uyarınca [13], Sermaye Piyasası Kurulu'nun olağanüstü piyasa koşullarında pay geri alım limitlerini yeniden düzenleyen ilke kararları ve tebliğleri genel kanuna (TTK) üstün tutulacaktır. Dava bu gerekçeyle reddedilmelidir.
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): Sadece 5 pay sahibi bulunan ve özel bir sektörel regülasyona tabi olmayan kapalı bir (B) A.Ş., ortaklardan birinin finansal zorluğa düşmesi üzerine onun elindeki %15'lik payı doğrudan şirket kasasından nakit ödeyerek satın almıştır. Şirket yönetimi, bu işlemi ticari bir gereklilik (serbest piyasa) olarak savunmaktadır. Hukuki Analiz: Ortada TTK m. 387 kapsamında saklı tutulan özel bir kanun hükmü (Örn. SerPK) bulunmamaktadır. Dolayısıyla şirket doğrudan TTK m. 379 ve devamı hükümlerine tabidir. Şirketin %10'u aşan ivazlı iktisabı yasadışıdır [2, 3]. TTK m. 385 uyarınca kanuna aykırı iktisap edilen bu payların altı ay içinde elden çıkarılması şarttır [12].
Türk Ticaret Hukuku doktrininde anonim şirketlerin kendi paylarını iktisap etmesi (share buyback) konusu, şirketlerin finansal esneklikleri ile alacaklıların/pay sahiplerinin korunması arasındaki hassas dengenin merkezinde yer almaktadır [5]. Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu ve Erdoğan Moroğlu gibi otoritelerin vurguladığı üzere, şirketin kendi payını iktisap etmesi esasen yapay bir malvarlığı eksilmesi ve oy hakkı donması (TTK m. 389) yaratır [6, 19].
TTK m. 387 hükmü, normatif hiyerarşiyi güvence altına alması bakımından son derece isabetlidir. Ancak doktrindeki temel eleştirilerden biri, "diğer kanunlardaki hükümler" ibaresinin fazlasıyla ucu açık olmasıdır. Özellikle sermaye piyasası mevzuatında sıkça başvurulan alt düzey idari düzenlemeler (SPK Tebliğleri, İlke Kararları), normlar hiyerarşisinde "kanun" düzeyinde olmamasına rağmen, bu maddedeki genel atıf sebebiyle TTK'nın emredici sistematiğini kolayca delebilmektedir. Kanunkoyucunun, sermaye piyasalarındaki "hisse geri alım" programlarının şirket alacaklıları nezdinde yaratabileceği tasfiye payı eksilmesi riskine karşı TTK m. 387'nin etki alanını daha belirgin sınırlara (örneğin sadece alacaklıları koruyucu yedek akçe ayrılması şartının her halükarda korunması gibi) oturtması, hukuki güvenlik ilkesi açısından daha rasyonel bir tercih olabilirdi. Nitekim şirketlerin içerden öğrenenlerin ticareti (insider trading) veya piyasa manipülasyonu gibi eylemlerine zemin hazırlama riski taşıyan bu işlemler, TTK m. 387 gibi genel atıf maddeleriyle idari regülatörlerin (SPK, BDDK vb.) insiyatifine bırakılmış durumdadır [5, 7].
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.