Türk Ticaret Kanunu (TTK)

TTK Madde 365

Şirketler Hukuku Maddelerine Dön

Resmi Metin

**B) Yönetim ve temsil I

  • Genel olarak
  1. Esas**

Madde 365 - (1) Anonim şirket, yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur. Kanundaki istisnai hükümler saklıdır.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) İkinci Kitabı’nın “Yönetim Kurulu” başlıklı İkinci Bölümü’nde yer alan 365. madde, anonim ortaklıkların kurumsal yönetim mimarisinin temel taşı niteliğindedir. İlgili fıkra hükmü uyarınca, "Anonim şirket, yönetim kurulu tarafından yönetilir ve temsil olunur. Kanundaki istisnai hükümler saklıdır." [1]. Bu düzenleme, anonim şirketin bir tüzel kişi olarak iradesinin oluşumu ve bu iradenin dış dünyaya açıklanması noktasında yönetim kurulunu yasal, zorunlu ve asıl organ olarak konumlandırmaktadır [2, 3].

6762 sayılı mülga TTK döneminde, genel kurulun ortaklığın en üst ve mutlak organı (supreme organ) olduğu, yönetim kurulunun ise adeta genel kurulun bir uzantısı veya salt vekili gibi hareket ettiği yönündeki eskimiş anlayış, 6102 sayılı Kanun ile kesin bir dille terk edilmiştir [4]. Modern anonim şirketler hukukunda, "işlevler ayrılığı" ilkesi gereğince, yönetim kurulu genel kurulun bir alt organı değil, kanundan doğan devredilemez ve vazgeçilemez asli yetkilere sahip, icrai faaliyetlerin yegâne merkezidir [4, 5]. Yönetim kurulu; şirketin yapısı bakımından mevcudiyeti zorunlu olan ve süreklilik arz eden bir organdır [2, 3].

Madde metninde yer alan "yönetim" (idare) ve "temsil" kavramları, ortaklık işleyişini iki farklı boyutta ele alır. Yönetim, ortaklığın iç işleyişine, organizasyonuna ve karar alma mekanizmasına dönükken; temsil, bu kararların icrası ve ortaklığın dış dünyadaki üçüncü kişilerle olan ilişkilerinde hak ve borç altına sokulmasına ilişkindir [6, 7]. Madde lafzında yer alan "Kanundaki istisnai hükümler saklıdır" ibaresi ise, yönetim ve temsil yetkisinin devrini mümkün kılan mekanizmalar (TTK m. 367 ve 370) ile genel kurulun görev alanına giren münhasır hususları (TTK m. 408) işaret etmektedir [3, 8].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Yönetim (İdare) Yetkisi

Yönetim yetkisi, şirketin işletme konusunun gerçekleştirilmesi amacıyla iç işleyişin düzenlenmesi, stratejik, taktik ve operasyonel kararların alınması ile şirket mekanizmasının işletilmesi faaliyetlerini kapsar [3, 6]. TTK m. 365 uyarınca asli olarak yönetim kuruluna ait olan bu yetki, TTK m. 367 uyarınca esas sözleşmede hüküm bulunması ve hazırlanacak bir "iç yönerge" vasıtasıyla kısmen veya tamamen bir ya da birkaç murahhas üyeye yahut üçüncü kişilere devredilebilir [9, 10]. Ancak TTK m. 375’te tahdidi olarak sayılan; şirketin üst düzey yönetimi, organizasyon şemasının belirlenmesi, finansal planlama ve muhasebe sisteminin kurulması gibi görev ve yetkiler "devredilemez ve vazgeçilemez" niteliktedir [11]. Bu yetkilerin devrine yönelik her türlü işlem mutlak butlan yaptırımı ile maluldür [12, 13]. Yönetim yetkisi devredilmediği takdirde, yönetim kurulunun tüm üyelerine aittir [10].

2.2. Temsil Yetkisi

Temsil yetkisi, tüzel kişinin iradesinin Türk Medeni Kanunu m. 48 ve 50 anlamında dış âleme, yani üçüncü kişilere açıklanması ve şirketin hukuki işlemlerle hak kazanıp borç altına girmesini sağlayan yetkidir [14, 15]. TTK m. 370/1 uyarınca, esas sözleşmede aksi öngörülmemiş veya yönetim kurulu tek kişiden oluşmuyorsa, temsil yetkisi çift imza kuralı ile kullanılmak üzere yönetim kuruluna aittir [16]. Temsil yetkisi, yönetim yetkisinden farklı olarak ancak "temsile yetkili olanlardan en az birisinin yönetim kurulu üyesi olması" koşuluyla bir veya daha fazla murahhas üyeye veya üçüncü kişi konumundaki müdürlere devredilebilir (TTK m. 370/2) [16, 17]. Yöneticilerin, şirketin amacına ve işletme konusuna giren her türlü hukuki işlemi gerçekleştirme yetkisi bulunmaktadır; ancak 6102 sayılı Kanun ile (TTK m. 125/2) ultra vires (işletme konusu ile sınırlı hak ehliyeti) ilkesi kaldırıldığından, konu dışı işlemler de kural olarak şirketi bağlar [18-20].

2.3. "Kanundaki İstisnai Hükümler Saklıdır" İbaresi

Madde metninde yer alan bu güvence bendi, yönetim ve temsil yetkisinin mutlak ve sınırsız olmadığını belirtmektedir. Söz konusu istisnalar üç boyutta somutlaşır:

  1. Genel Kurulun Devredilemez Yetkileri: TTK m. 408 uyarınca, esas sözleşmenin değiştirilmesi, yönetim kurulu üyelerinin seçimi, ibraları, önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı gibi konular münhasıran genel kurula aittir [21, 22]. Yönetim kurulu bu konularda işlem yapamaz.
  2. Yetki Devri (Delegasyon): Yukarıda izah edildiği üzere TTK m. 367 ve 370 hükümleri çerçevesinde organ yetkilerinin murahhaslara veya ticari mümessillere devredilmesidir [8, 9, 23].
  3. Olağanüstü Temsil (Kayyım, Tasfiye Memurları): Şirketin organsız kalması halinde TMK m. 427/4 bağlamında atanan temsil/yönetim kayyımı veya tasfiye sürecine girildiğinde (TTK m. 536 vd.) şirketi temsil yetkisinin tasfiye memurlarına geçmesi [24-26].

3. Sistematik İlişkiler

Bu madde, anonim şirketlerin organ yapısına ilişkin diğer hukuki normlar ile ayrılmaz bir bağ içerisindedir:

  • TTK m. 367 (Yönetimin Devri) ve TTK m. 370 (Temsil Yetkisinin Devri): 365. maddede kurulan asıl yetki karinesinin nasıl delege edileceğini gösterir [17, 23]. TTK m. 365’teki kural ancak devrin geçersizliği veya hiç yapılmaması halinde uygulanacak "yedek hukuk kuralı" statüsüne geriler [6, 7].
  • TTK m. 371 (Kapsam ve Sınırlar) ve TTK m. 125/2 (Hak Ehliyeti): Yönetim kurulunun temsil yetkisini kullanırken bağlı olduğu sınırları belirler. Eski dönemden farklı olarak m. 125/2 ile hak ehliyeti genişletilmiş ve m. 371/2 ile işletme konusu dışında kalan işlemlerin dahi (üçüncü kişinin kötüniyeti ispat edilmedikçe) şirketi bağlayacağı öngörülmüştür [18, 20, 27].
  • TTK m. 374 ve m. 375 (Yönetim Kurulunun Görev Alanı ve Devredilemez Yetkiler): Yönetim kurulunun asli karar organı statüsü pekiştirilmiş, genel kurula hiyerarşik bağımlılık asgariye indirilmiştir [11, 28].
  • TMK m. 48 ve 50: Tüzel kişilik teorisinin bir gereği olarak; şirket, fiil ehliyetini zorunlu organı olan yönetim kurulu üzerinden kullanır [14].
  • TTK m. 408 (Genel Kurulun Yetkileri): 365. maddedeki istisnaların bir diğer görünümü olarak işlevler ayrılığı ilkesinin gereğini yerine getirir [21].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay kararlarında TTK m. 365 ve bağlantılı hükümlerin uygulanmasında, özellikle "işlevler ayrılığı" ve "şirketin organsız kalması" senaryolarında istikrar kazanmış ilkeler mevcuttur.

Örneğin, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi’nin (25.02.2014 T., E. 2012/13135, K. 2014/3515 sayılı) emsal niteliğindeki kararında; görev süresi biten yönetim kurulu üyelerinin bu sıfatlarının kendiliğinden düşmeyeceği, tüzel kişiliğin organsız kalmasını önlemek amacıyla yeni yönetim seçilene dek olağanüstü ve acil durumlar için eski üyelerin görevlerine devam edecekleri (ve genel kurulu toplantıya çağırabilecekleri) hükme bağlanmıştır [29, 30]. Bu karar, TTK m. 365 uyarınca "şirketin yönetim kurulu tarafından yönetileceği ve temsil olunacağı" yönündeki süreklilik gereksinimini vurgulamaktadır [29, 31].

Ayrıca, genel kurul ile yönetim kurulunun yetki alanlarının kesiştiği "Önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı" (TTK m. 408/2-f) durumlarında, ilgili genel kurul onayının bulunmamasının, dış ilişkide TTK m. 371/1 uyarınca iyi niyetli üçüncü kişilerle yapılan işlemi mutlak surette geçersiz kılmayacağı; yönetim kurulunun temsil yetkisinin (TTK m. 365) üçüncü kişilerin güvenini koruyacak şekilde yorumlanması gerektiği hem doktrinde hem yargısal platformlarda tartışılan ağır bir konudur [32-34].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca senaryo - Temsil Yetkisinin Devrinin Sınırları): Zeta A.Ş. yönetim kurulu, aldığı bir karar ve hazırladığı iç yönerge ile şirketin bütün yönetim ve temsil yetkisini şirketin müdürü olan, ancak yönetim kurulu üyesi sıfatını haiz bulunmayan (dışarıdan atanan) Üçüncü Kişi B'ye devretmiştir. Karar uyarınca hiçbir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisi kalmamıştır. Hukuki analiz: İşlem, TTK m. 370/2'nin açık ve emredici hükmüne aykırıdır [16, 17]. TTK m. 365 uyarınca asıl temsil yetkisine sahip yönetim kurulu, bu yetkiyi kısmen devredebilirse de, en az bir yönetim kurulu üyesinin temsil yetkisini haiz olması kanuni zorunluluktur [17]. Dolayısıyla, asgari bir kurul üyesinin temsil yetkisini taşımadığı bu tür bir iç yönerge ve tescil başvurusu sakattır, ticaret sicili tarafından reddedilmelidir.

Olay 2 (Kurmaca senaryo - Konu Dışı İşlemler ve Güvenin Korunması): İşletme konusu tekstil ürünleri ithalat ve ihracatı olan Alfa A.Ş., yönetim kurulu kararıyla (esas sözleşmesinde bulunmamasına rağmen) gayrimenkul geliştirme projesine yatırım yapmak üzere bir inşaat firmasına müşterek müteselsil kefil olmuştur [18, 19]. Şirket ortakları, işlemin yönetim kurulunun TTK m. 365 kapsamındaki olağan yetkilerini aştığını iddia etmektedir. Hukuki analiz: 6102 sayılı TTK m. 125/2 ile ultra vires ilkesi kaldırıldığından [18, 20, 27], yönetim kurulu şirketin işletme konusu dışında dahi işlem tesis edebilir. TTK m. 371/2 uyarınca, bu kefalet işlemi kural olarak Alfa A.Ş.'yi bağlar [27]. İşlemin şirketi bağlamaması için, inşaat firmasının (üçüncü kişinin) söz konusu işlemin şirketin işletme konusu dışında olduğunu bildiği veya durumun gereğinden bilebilecek durumda olduğu ispat edilmelidir [27, 35]. Yönetim kurulu üyelerinin ise kendi iç ilişkilerinde TTK m. 369 uyarınca (özen yükümlülüğü ve şirketin menfaatini koruma gereği) şirkete karşı haksız fiil veya vekâlet hukuku bağlamında sorumlulukları doğabilecektir [36, 37].

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Yönetim kurulunun temsil yetkisini aşarak konu dışı (ultra vires) veya iç yönergelere aykırı işlemi neticesinde ortaklığı bağlamaması durumunu öne süren ortaklık; üçüncü kişinin kötüniyetli olduğunu ispat yükü altındadır (TTK m. 371/2) [27, 35].
  • Zamanaşımı / Süreler: Yönetim kurulu üyelerinin TTK m. 365 vd. kapsamında görevlerini gereği gibi ifa etmemeleri (özen ve sadakat borcuna aykırılık) nedeniyle doğan hukuki sorumluluklarına ilişkin tazminat davaları, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (TTK m. 560) [38, 39].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Yönetim kurulu kararının butlanının tespiti davası (TTK m. 391) veya yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğuna ilişkin tazminat davaları (TTK m. 561), şirket merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinde görülür [12, 40, 41].
  • Yaygın uygulama hataları: Görev süresi biten yönetim kurulunun şirketi bir an dahi olsa temsil edemeyeceğini zannedip işlemleri durdurmak veya mahkemeden hemen kayyım talep etmek ciddi bir hatadır; süre dolsa bile yeni yöneticiler seçilene kadar kurul üyelerinin zaruri (acil) idare ve temsil yetkisi devam eder [29, 31]. Ayrıca yönetimin devrine dair geçerli bir "iç yönerge" çıkarılmaksızın ve tescil/ilan edilmeksizin yöneticilere sınırsız temsil ve yetki verilmesi büyük bir usul sakatlığıdır [7, 9].

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde TTK m. 365, m. 375 (Yönetim Kurulunun Devredilemez Yetkileri) ve m. 408 (Genel Kurulun Yetkileri) arasındaki sınır çizgisi önemli tartışmalara neden olmaktadır. Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu gibi yazarlar tarafından incelendiği üzere, kanun koyucu kurumsal yönetim sistematiğini kurarken İsviçre modelinden esinlenerek düalist (ikili) yapıya benzer izler taşımakla birlikte işlevsel bir güçler ayrılığı yaratmıştır [42]. ETTK döneminde geçerli olan "en üst organ teorisi" reddedilerek, TTK m. 365 ile yönetim kurulu yepyeni, kendisine has (orijinal) bir yetki alanı ile donatılmıştır [4].

Bununla birlikte, şirket uygulamalarında yönetim kurulunun yetkilerinin "şirketin işletme konusu" (TTK m. 374 ve m. 371/1) ile ne denli kısıtlı olduğu tartışmalıdır [16, 28]. Şirket malvarlığının önemli bir kısmının satışı veya kurucu/yapısal değişiklik gerektiren tasarrufların, salt TTK m. 365 lafzına dayanılarak yönetim kurulu kararıyla alınması, genel kurulun haklarını gasp anlamına gelebilmektedir [33, 43]. Kanun koyucunun, organlar arası yetki geçişkenliğine katı sınırlar çizmesi teorik açıdan isabetli olmakla beraber, hukuki güvenlik ve işlem emniyeti (transactional certainty) bağlamında dış ilişkilerde (üçüncü şahıslarla yapılan sözleşmelerde) kimi belirsizliklere yol açtığı ve mahkemelerin içtihadi kararlarla bu boşlukları doldurmak zorunda bırakıldığı doktrinde ağırlıklı olarak eleştirilmektedir [34].


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.