**II
- Özel kanunlara bağlı anonim şirketl er**
Madde 330 - (1) Özel kanunlara tabi anonim şirketlere, özel hükümler dışında bu kısım hükümleri uygulanır.
**II
Madde 330 - (1) Özel kanunlara tabi anonim şirketlere, özel hükümler dışında bu kısım hükümleri uygulanır.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 330. maddesi, ticaret şirketleri hukuku sistematiği içerisinde, anonim şirketlerin tabi olacağı normlar hiyerarşisini ve "özel kanun-genel kanun" (lex specialis derogat legi generali) ilişkisini tesis eden temel çerçeve niteliğindedir [1]. İlgili hüküm, "Özel kanunlara tabi anonim şirketlere, özel hükümler dışında bu kısım hükümleri uygulanır" şeklindeki lafzıyla, kuruluşu, yapısı ve faaliyetleri itibarıyla nev'i şahsına münhasır olan ve özel bir kanunla düzenlenen anonim ortaklıkların, öncelikle kendi özel mevzuatlarına, söz konusu özel mevzuatta hüküm bulunmayan hâllerde ise TTK'nın anonim şirketlere ilişkin genel hükümlerine tabi olacağını ifade etmektedir [1].
Sermaye Piyasası Kanunu (SerPK), Bankacılık Kanunu (BankK), Sigortacılık Kanunu, Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu gibi sektörel kanunlara tabi şirketlerin yanı sıra; özel kuruluş kanunlarına sahip Ereğli Demir ve Çelik Fabrikaları T.A.Ş., T.C. Merkez Bankası gibi nevi şahsına münhasır kurumlar, TTK m. 330 kapsamındaki "özel kanunlara tabi anonim şirketler" olarak değerlendirilmektedir [2]. Bu hüküm, karmaşıklaşan ve ihtisaslaşan modern ekonomik ilişkilerin doğurduğu regülasyon ihtiyacının, genel ticaret hukuku prensipleriyle nasıl bağdaştırılacağının kanuni zeminini oluşturmaktadır.
Kavram, kuruluş, işleyiş, organ yapısı, denetim veya sona erme aşamalarından en az birinde, genel ticaret hukukundan ayrılan, kamu yararı, piyasa güvenliği veya sektörel regülasyon amacıyla özel bir kanuni düzenlemeye tabi tutulan anonim şirketleri ifade eder [3]. Örneğin bankalar, aracı kurumlar, sigorta şirketleri veya hisse senetlerini halka arz eden halka açık anonim şirketler bu kapsamdadır [4]. Bu kurumların faaliyetleri, makroekonomik dengeler açısından yüksek hassasiyet taşıdığından, kanun koyucu bu şirketleri TTK'nın genel kurallarının ötesinde, BDDK, SPK, Hazine ve Maliye Bakanlığı gibi otoriterlerin denetimine ve daha katı özel hükümlere tabi tutmuştur.
Maddede yer alan "özel hükümler dışında" ibaresi, normlar hiyerarşisindeki özel kanun-genel kanun çatışmasının çözüm formülüdür. TTK'nın anonim şirketlere ilişkin hükümleri ile özel kanunlardaki düzenlemelerin çatışması hâlinde, her hâlükârda özel kanun hükümleri üstün tutulur [5]. Eğer özel kanun, anonim ortaklığın somut bir hukuki sorunu hakkında susuyorsa, kanun boşluğu söz konusu olmaz; TTK'nın anonim şirketlere ayrılan "bu kısım hükümleri" (Dördüncü Kısım) devreye girerek boşluğu doldurur [1]. TTK m. 340'ın TBMM'ye sunulmadan önceki metninde yer alan "bu kanun ile diğer kanunlardaki düzenleme çelişirse bu kanun hükümleri üstün tutulur" şeklindeki ifadenin kanun metninden çıkarılmış olması da, özel kanunların önceliği ilkesinin kanun koyucu tarafından tereddütsüz benimsendiğinin açık bir göstergesidir [6].
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında, TTK m. 330 (mülga 6762 sayılı TTK m. 275 benzeri) doğrultusunda, hukuki ihtilafın çözümünde öncelikle şirketin tabi olduğu özel kanun (SPK, Bankacılık Kanunu, vb.) hükümlerinin değerlendirilmesi gerektiği, özel mevzuatta hüküm bulunmayan hâllerde TTK hükümlerinin uygulama alanı bulacağı vurgulanmaktadır. Örneğin, halka açık anonim şirketlerin genel kurul toplantılarında alınacak kararların nisaplarında, sermaye piyasası mevzuatında yer alan ağırlaştırılmış veya hafifletilmiş nisapların, TTK'nın genel nisap kurallarına tercih edilmesi gerektiği içtihat edilmiştir. Yargıtay, bu ilkeyi şirket organlarının teşkili, genel kurul iptal davaları ve pay devir sınırlandırmaları (bağlam) gibi konularda istikrarlı olarak uygulamaktadır.
Olay 1 (kurmaca senaryo): X Bankası A.Ş.'nin esas sözleşmesinde, yönetim kurulunun 3 üyeden oluşacağı düzenlenmiştir. Bankacılık Kanunu uyarınca bankaların yönetim kurulu, genel müdür dâhil en az 5 kişiden oluşmak zorundadır. Ancak TTK m. 359 uyarınca anonim şirket yönetim kurulunun tek kişiden dahi oluşması mümkündür. Hukuki analiz: TTK m. 330 gereğince, X Bankası A.Ş. özel bir kanuna (Bankacılık Kanunu) tabi bir anonim şirkettir. Özel kanunların izin verdiği veya emrettiği nitelikteki düzenlemeler TTK'dan önce uygulanır [3, 5]. Dolayısıyla Bankacılık Kanunu'ndaki yönetim kurulunun en az beş kişiden oluşması kuralı geçerlidir ve şirketin TTK'nın genel esnekliğine sığınarak 3 kişilik bir yönetim kurulu teşkil etmesi hukuka aykırıdır [3].
Olay 2 (kurmaca senaryo): Payları borsada işlem gören halka açık bir anonim şirket olan Y A.Ş., kayıtlı sermaye sistemi içerisinde, yönetim kurulu kararıyla yeni pay alma haklarını kısıtlayarak sermaye artırımı gerçekleştirmiştir. Bazı pay sahipleri, TTK'nın ilgili genel kurul nisaplarına uyulmadığı gerekçesiyle işlemin iptali davası açmıştır. Hukuki analiz: Sermaye Piyasası Kanunu, halka açık anonim şirketlerin kayıtlı sermaye sisteminde yönetim kuruluna yeni pay alma haklarını kısıtlama yetkisi verebilmektedir. TTK m. 330 uyarınca, halka açık anonim şirketler özel kanun olan SerPK'ya tabidir ve TTK'daki ağırlaştırılmış nisap veya genel kurul onay gereklilikleri, SerPK'da aksi bir özel düzenleme varsa bertaraf edilir. Mahkemece TTK hükümleri değil, SerPK hükümleri esas alınarak ihtilaf çözümlenmelidir.
Türk Ticaret Kanunu sistematiğinde m. 330, norm hiyerarşisi bağlamında isabetli olmakla beraber, TTK'nın diğer amir hükümleriyle doktriner çatışmalar barındırmaktadır.
Özellikle TTK m. 333 fıkra 1'de yer alan "Bunun dışında hukuki konumu, niteliği ve işletme konusu ne olursa olsun anonim şirketin kuruluşu ve esas sözleşme değişiklikleri herhangi bir makamın iznine bağlanamaz" hükmü, bir "Anayasa maddesi edasıyla" kaleme alınmış olup [10], SerPK m. 33/2 ve BankK m. 6 gibi SPK ve BDDK’nın izin yetkisini saklı tutan düzenlemelerle açıkça çelişmektedir [9, 10]. Doktrinde Bahtiyar'ın da haklı olarak eleştirdiği üzere, bu kesin ve mutlak ifade tarzı ile TTK m. 330'daki "özel kanunların önceliği" ilkesi arasında mantıksal bir kırılma yaşanmaktadır [9, 10]. Uygulayıcılar ve yargı organları nezdinde kafa karışıklığı yaratmamak adına, m. 333'teki mutlak ifadenin "Özel kanunlardan kaynaklanan idari otorite izinleri saklıdır" şeklinde tadil edilmesi kanun yapma tekniği açısından elzemdir.
Bunun yanı sıra TTK m. 340'ta yer alan "emredici hükümler ilkesi", anonim şirketlere sadece TTK'nın açıkça cevaz verdiği durumlarda kanundan sapma imkânı tanıyarak sözleşme özgürlüğünü adeta bir "çelik korse" ile sınırlandırmışken [14]; m. 340'ın ikinci cümlesinde özel kanunların öngörülmesine izin verdiği tamamlayıcı esas sözleşme hükümlerinin o kanuna özgülenmiş olarak hüküm doğuracağının belirtilmesi [3, 5], TTK'nın katı normatif sistemi ile özel kanunların esnekliği arasında bir denge arayışının sonucudur. Doktrinde Karasu ve Pulaşlı gibi müellifler, özel yasaların getirdiği istisnaların, şirketler hukukunun evrensel temel ilkelerini (sermayenin korunması, eşit işlem) ihlal etmemesi gerektiğine dikkat çekmektedir. M. 330, tüm bu özel hukuki yapıların TTK’nın devasa teorik zeminine entegrasyonunu sağlayan hayati bir köprü vazifesi görmektedir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.