**IV
- Yeni işler
- Kural**
Madde 292 - (1) Tasfiye memurları tasfiyenin gereklerinden olmayan yeni bir işlem yapamazlar. Aksi takdirde, bu tür işlemlerden dolayı or taklara karşı müteselsilen sorumlu olurlar.
**IV
Madde 292 - (1) Tasfiye memurları tasfiyenin gereklerinden olmayan yeni bir işlem yapamazlar. Aksi takdirde, bu tür işlemlerden dolayı or taklara karşı müteselsilen sorumlu olurlar.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 292. maddesi, kanunun "Ticaret Şirketleri" başlıklı İkinci Kitabının, "Kollektif Şirket" başlıklı İkinci Kısmında, "Tasfiye" bölümünün altında yer almaktadır [1]. Hüküm, şirket tasfiyesi sürecinde şirket organlarının (tasfiye memurlarının) yetki sınırlarını belirleyen ve ticaret ortaklıkları hukukunun temel prensiplerinden biri olan "tasfiye gayesi ile sınırlılık" ilkesinin en somut dışavurumlarından biridir.
Bir ticaret şirketi infisah ettiğinde veya feshedildiğinde, derhal sona ermez; "tasfiye" (likidasyon) adı verilen özel bir sürece girer [2]. Bu evrede şirketin temel amacı artık kazanç elde etmek ve ticari faaliyetleri genişletmek değil, şirketin mevcut borçlarını ödemek, alacaklarını tahsil etmek, süregelen işleri tamamlamak ve net malvarlığını tespit ederek ortaklara dağıtmaktır (TTK m. 291) [3]. Bu doğrultuda, TTK m. 292, tasfiye memurlarının bu daraltılmış amaç dışına çıkmasını yasaklamakta ve tasfiyenin gereklerinden olmayan "yeni işler" yapmalarını açıkça men etmektedir [1].
Madde metni, kollektif şirketlere ilişkin kısımda düzenlenmiş olmakla birlikte, aynı ilke sermaye şirketleri (anonim ve limited şirketler) bakımından da geçerliliğini korur. Nitekim TTK m. 542/1-b bendi uyarınca anonim şirket tasfiye memurlarının da "tasfiyenin gerektirmediği yeni bir işlem" yapamayacakları açıkça düzenlenmiştir [4]. Hükmün ihlali halinde öngörülen yaptırım, tasfiye memurlarının ortaklara karşı müteselsilen sorumlu olmalarıdır [1]. Bu durum, kanun koyucunun, tasfiye evresindeki bir şirketin risk iştahını sıfıra indirme ve ortakların (ve dolaylı olarak alacaklıların) menfaatlerini katı bir şekilde koruma iradesinin (ratio legis) sonucudur.
Tasfiye sürecine giren şirkette, olağan dönemdeki yönetim organının (şahıs şirketlerinde yönetici ortaklar, anonim şirketlerde yönetim kurulu, limited şirketlerde müdürler) yerini tasfiye memurları alır [5]. TTK m. 269 uyarınca şirket, ehliyetini tasfiye sonuna kadar "bu amaçla sınırlı olarak" korur [6]. Doktrinde ifade edildiği üzere, tasfiye memurunun temsil yetkisi mutlak ve sınırsız değildir; şirketin tasfiye gayesi ile sınırlandırılmıştır [7]. Şirketin ticaret unvanına "tasfiye hâlinde" ibaresinin eklenmesi, üçüncü kişilere bu sınırlı ehliyet ve yetki durumunu ihbar eden aleniyet sağlayıcı bir mekanizmadır [6].
"Yeni işlem" kavramı, şirketin olağan ticari faaliyet döneminde olağan karşılanabilecek ancak şirketin tasfiye sürecine girmesiyle birlikte tasfiye amacıyla bağdaşmayan işlemlerdir. TTK m. 291 kapsamında tasfiyenin gerekleri; süregelen işlemleri tamamlamak, pay bedellerinin ödenmemiş kısımlarını tahsil etmek, aktifleri paraya çevirmek ve borçları ödemektir [3]. Bu çerçeveye girmeyen, şirketi yeni ticari riskler altına sokan, uzun vadeli taahhütler doğuran veya şirketin malvarlığını tasfiye etmek yerine genişletmeyi hedefleyen her türlü işlem (örneğin yeni bir fabrika açmak, yeni bayilik sözleşmeleri akdetmek, ham madde tedarik sözleşmeleri yenilemek) m. 292 anlamında "yeni işlem" yasağı kapsamındadır [1].
Tasfiye memurlarının yeni işlem yasağına aykırı hareket etmelerinin müeyyidesi, üçüncü kişilere veya ortaklara verilen zarardan ötürü "müteselsil" sorumluluktur [1]. Müteselsil sorumluluk, zarar gören ortakların diledikleri takdirde zararın tamamını tasfiye memurlarının herhangi birinden veya tümünden talep edebilmelerine olanak tanır. Hüküm, sorumluluğun doğması için işlemi gerçekleştiren tasfiye memurunun bu eyleminin bir zarar doğurmuş olmasını şart koşmaktadır.
Bu madde, ticaret hukuku sistemi içerisinde izole bir hüküm olmayıp, diğer yasal düzenlemelerle sıkı bir bağ içerisindedir:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle 11. Hukuk Dairesi), tasfiye memurlarının yetkilerini incelerken "tasfiye gayesi" (tasfiye amacı) kavramını merkeze almaktadır. Yargıtay içtihatlarında istikrarla vurgulanan temel ilke şudur: Tasfiye halindeki bir şirket artık piyasada rekabet eden, büyümeyi hedefleyen aktif bir organizasyon değil; malvarlığı değerlerinin likide edilerek alacaklılara ve ardından ortaklara dağıtılmasını bekleyen bir tüzel kişiliktir.
Yargıtay kararlarında, tasfiye memurlarının üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerin "dış ilişki" ile "iç ilişki" bağlamında ikiye ayrıldığı görülmektedir. İç ilişkide (TTK m. 292), tasfiye memurunun yeni bir işleme girmesi kesinlikle sorumluluk sebebidir. Ancak dış ilişkide (TTK m. 539/2 vb. kıyasen uygulanarak), eğer tasfiye memurunun yaptığı yeni işlem üçüncü kişi ile ise ve üçüncü kişi bu işlemin tasfiye gayesi dışında kaldığını bilmiyorsa (iyiniyetliyse), şirket bu işlemle bağlı kalabilmektedir [13], [14]. Yargıtay, bu gibi durumlarda şirketin üçüncü kişiyle bağlı olmasından doğan zararın tamamen tasfiye memurlarına rücu edilmesi gerektiğine (şirketin iç ilişkideki zararı) hükmetmektedir. Yönetim ve tasfiyeyi birbirinden ayırmak, Yargıtay'ın en hassas olduğu denetim noktalarından biridir.
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Türkiye çapında faaliyet gösteren ve tasfiye kararı alarak ticaret siciline "Tasfiye Halinde Alfa Tekstil Kollektif Şirketi" olarak tescil edilen bir şirket bulunmaktadır. Tasfiye memuru (X), şirketin stoklarında bulunan malları eritmek üzere satışlara başlamıştır. Ancak piyasadaki pamuk fiyatlarının çok düştüğünü görerek, bunu ileride değerlendiğinde satıp ortaklara daha yüksek bir tasfiye payı dağıtmak amacıyla, şirket kasasındaki nakit ile yüksek miktarda yeni pamuk alımı sözleşmesi akdetmiştir. Sonrasında piyasa aniden dalgalanmış ve pamuk fiyatları daha da düşerek şirket ağır bir zarara uğramıştır. Ortaklar tasfiye memuruna karşı dava açmıştır. Hukuki Analiz: TTK m. 291 uyarınca tasfiye memurunun görevi mevcut aktifleri paraya çevirmektir [3]. Spekülatif amaçlarla yeni ham madde alımı yapmak bir tasfiye gereği değil, m. 292 kapsamında açık bir "yeni işlem"dir [1]. Tasfiye memuru bu eylemi TTK m. 293 uyarınca tüm ortakların oybirliği (onayı) ile gerçekleştirmediği için [1], pamuk alım satımından doğan tüm zararlardan ortaklara karşı müteselsilen ve şahsi malvarlığı ile sorumludur. Tasfiye memurunun "şirkete daha çok kazandırma niyeti" onu kusurdan kurtarmaz, zira tasfiye dönemi risk alma değil, riskleri sonlandırma evresidir.
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): "Tasfiye Halinde Beta İnşaat A.Ş."nin tasfiye memurları, şirketin aktiflerini paraya çevirmektedir. Şirketin malvarlığında, tasfiye kararı alınmadan önce inşasına başlanmış ancak %80 seviyesinde kalmış, yarı mamul bir lüks konut projesi bulunmaktadır. Tasfiye memurları, bu projeyi %80 seviyesinde satmanın çok ciddi bir değer kaybına yol açacağını tespit etmiştir. Bu sebeple şirketin kasasındaki nakdin bir kısmını kullanarak inşaat malzemeleri satın almış ve inşaatı %100 seviyesine getirerek iskânını almış, projeyi çok daha yüksek bir bedelle satmıştır. Bir ortak, tasfiye memurlarının "yeni malzeme alımı" yaparak yeni işlem yasağını ihlal ettiğini ileri sürmektedir. Hukuki Analiz: TTK m. 291, tasfiye memurlarına "süregelen işlemleri tamamlamak" (başlanmış işleri bitirmek) yetkisi ve yükümlülüğü vermiştir [3]. Yarıda kalmış bir eserin tamamlanması için zorunlu nitelikteki malzeme alımları, TTK m. 292 anlamında hukuka aykırı bir "yeni işlem" değil, aksine m. 291 kapsamında "tasfiyenin bir gereği"dir. Zira aktifin değerini korumak ve maksimize etmek, basiretli bir tasfiye sürecinin parçasıdır. Bu bağlamda, tasfiye memurlarının m. 292 kapsamında sorumluluğu doğmayacaktır.
Türk ticaret hukuku doktrininde (Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu, Sabih Arkan, Mehmet Bahtiyar), tasfiye memurlarının yetkilerinin kapsamı ve yeni işlem yasağının sınırları geniş tartışmalara konu olmuştur.
Doktrindeki ağırlıklı görüşe (Tekinalp/Poroy/Çamoğlu ekseninde) göre, TTK m. 125/2 ile ticaret şirketlerinde ultra vires ilkesinin kaldırılarak şirketlerin işletme konusu dışında dahi işlem yapabilmesine olanak tanınması [10], [11], tasfiye halindeki şirketler için mutlak bir uygulama alanı bulamaz [12]. Zira tasfiye, tüzel kişiliğin ehliyetini "organik" olarak sınırlar (m. 269).
Eleştirilen temel noktalardan biri, "tasfiyenin gerekleri" ile "yeni işlem" arasındaki sınırın kimi zaman bulanık olmasıdır. Örneğin, eldeki bir makine parkurunun daha yüksek fiyata satılabilmesi için ufak bir teknolojik modernizasyon yapılmasının "yeni işlem" mi yoksa "aktifi paraya çevirme" stratejisi mi olduğu sınırda bir konudur. Bahtiyar ve Arkan gibi otoriteler, tasfiye memurunun "basiretli bir iş adamı" (veya yöneticisi) özeniyle hareket etmesi (m. 286) gerekliliğinin [16], bazı hallerde dar yorumlanan yeni işlem yasağı ile çelişebileceğini; tasfiyeyi hızlandırmak ve malvarlığını korumak adına atılacak makul adımların katı bir yaklaşımla m. 292 kapsamında cezalandırılmasının tasfiye ekonomisine zarar vereceğini savunabilmektedirler.
Bu bağlamda yasa koyucunun, m. 293 hükmü ile "ortakların oybirliği" veya "mahkeme onayı" istisnasını getirmiş olması isabetlidir [1]. Ancak özellikle büyük ölçekli ve çok ortaklı anonim şirketlerde "oybirliği" (kollektif şirkete dair m. 293'ün sermaye şirketlerine uygulanmasında doğan nisap problemleri) veya "mahkeme onayı" prosedürünün yavaşlığı, ticari hayattaki hızlı refleks gereksinimi karşısında hantal kalabilmektedir. Olması gereken hukuk (de lege ferenda) bakımından, sermaye şirketleri tasfiyesinde yeni işlem istisnasının belirli nisaplarla (örneğin ağırlaştırılmış genel kurul kararlarıyla) yumuşatılması veya denetçi onayına bağlanması, doktrinde tartışılmaya değer modern bir şirketler hukuku yaklaşımı olacaktır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.