1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 264. ve 265. maddeleri, ticaret şirketleri sistematiğinde İkinci Kitap (Ticaret Şirketleri), İkinci Kısım (Kollektif Şirket) ve Dördüncü Bölüm (Şirketin Sona Ermesi ve Ortağın Ayrılması) başlıkları altında düzenlenmiştir. Şahıs şirketlerinde, özellikle kollektif şirketlerde ortaklar, şirketin borç ve taahhütlerinden dolayı kural olarak müteselsilen ve bütün malvarlıklarıyla sorumludurlar [1]. Şirket alacaklılarının bu geniş başvuru imkânı, ticari hayatın güvenilirliğini ve alacaklıların tatminini sağlasa da, ortaklık sıfatı sona eren bir kişinin ilanihaye (sonsuza dek) bu ağır sorumluluk baskısı altında kalması hukukun genel ilkeleriyle ve ticari barışla bağdaşmaz.
İşte TTK m. 264 hükmü, şirketten ayrılan, iflas eden veya şirketin bizzat sona ermesi durumlarında eski ortakların kişisel sorumluluklarını zaman bakımından sınırlandıran, kanun koyucunun menfaatler dengesini kurduğu spesifik bir zamanaşımı kuralıdır. Bu maddenin temel amacı (ratio legis), hukuki belirliliği (legal certainty) sağlamak ve şirketten usulüne uygun şekilde ayrılan bir ortağın, geçmiş işlemlerden doğan sorumluluğuna karşı bir "güvenlik şeridi" oluşturmaktır. TTK m. 265 ise, bu zamanaşımı savunmasının ileri sürülemeyeceği istisnai halleri düzenleyerek, hakkın kötüye kullanılmasını ve alacaklıların haksız yere mağdur edilmesini engellemeyi amaçlar.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. İstem Haklarının Üç Yıllık Zamanaşımına Tabi Olması (TTK m. 264/1)
Madde metnine göre; şirket alacaklılarının ortaklara yöneltebilecekleri kişisel istem hakları, kural olarak üç yıllık özel bir zamanaşımına tabidir [2]. Bu sürenin işlemeye başlaması için aranan en temel kurucu şekil şartı, ayrılma, sona erme veya iflas olgusunun "Türkiye Ticaret Sicili Gazetesinde (TTSG) yayımlanması"dır [2]. Tescil ve ilan prosedürü tamamlanmadığı müddetçe, üçüncü iyiniyetli kişilere karşı bu üç yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz. Maddenin devamında, alacağın niteliği gereği daha kısa bir zamanaşımına tabi olması halinde o kısa sürenin uygulanacağı belirtilerek, genel borçlar hukuku normlarıyla senkronizasyon sağlanmıştır [2].
2.2. Muacceliyet Unsurunun Zamanaşımına Etkisi (TTK m. 264/2)
Şirket borçlarından doğan sorumlulukta, borcun muaccel (istenebilir) hale gelmesi asli unsurdur. Şayet alacak, ortağın ayrılmasına dair ilandan daha sonra muaccel hale gelmişse, üç yıllık zamanaşımı süresi ilan tarihinden değil, "muacceliyet anından" itibaren işlemeye başlar [2]. Bu hüküm, henüz talep hakkı dahi doğmamış bir alacaklının zamanaşımı ile hakkını kaybetmesinin önüne geçmektedir.
2.3. Ortakların İç İlişkisindeki Alacaklar (TTK m. 264/3)
Kanun koyucu, TTK m. 264/3 ile üç yıllık kısa zamanaşımı süresinin sadece "üçüncü kişi alacaklılar" bakımından geçerli olduğunu vurgulamıştır. Ortakların kendi aralarındaki (iç ilişki) rücu, kâr payı, tasfiye bakiyesi veya sermaye borcuna ilişkin uyuşmazlıklarda bu madde hükmü uygulanmaz [2]. İç ilişkide, Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) ilgili sözleşme tiplerine veya genel zamanaşımı kurallarına müracaat edilecektir.
2.4. Zamanaşımının İleri Sürülemeyeceği Haller (TTK m. 265)
Zamanaşımı defi'nin mutlak olmadığı haller TTK m. 265'te iki bent halinde ihdas edilmiştir.
Birincisi, alacaklının kişisel malvarlığına gitmeyip, "sadece paylaşılmamış şirket malvarlığına" başvurmasıdır [3]. Zaten burada eski ortağın kişisel malvarlığı tehdit altında olmadığından zamanaşımı savunması yapılamaz.
İkincisi, ticari işletmenin devralınması durumudur. Şayet ayrılan ortak, şirketin ticari işletmesini devralırsa, üç yıllık zamanaşımını ileri süremez [3]. Bu halde, TBK m. 202 kapsamındaki işletmenin devri hükümleri devreye girer. Diğer ortaklar içinse borcun nakli hükümlerine göre iki yıllık zamanaşımı cari olur [3, 4].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 236 ve 237 ile İlişkisi: TTK m. 236 kollektif şirket ortaklarının "müteselsil ve bütün malvarlığı ile" sorumluluğunu; TTK m. 237 ise bu sorumluluğun fer'i (ikinci derece) niteliğini düzenler (şirkete yapılan icra takibinin semeresiz kalması şartı) [1, 5]. TTK m. 264, bu fer'i ve ağır sorumluluğun "zaman" boyutundaki sınırını çizer.
- TTK m. 194 (Tür Değiştirme) ile İlişkisi: Bir kollektif veya komandit şirket, bir ticari işletmeye dönüştürülürse, eski şirket borçlarından dolayı eski ortakların müteselsil sorumluluğu TTK m. 264'teki süre boyunca (3 yıl) devam eder [6, 7]. TTK m. 264 ve 265 burada doğrudan atıf yapılan bir emniyet sübabıdır.
- TTK m. 266 (Zamanaşımının Kesilmesi): Çok önemli bir usul ve maddi hukuk kuralı olarak; alacaklının varlığını sürdüren şirkete veya diğer bir ortağa karşı dava veya takip açarak zamanaşımını kesmesi, "şirketten ayrılan ortağa karşı" zamanaşımını kesmez [8]. Ayrılan ortağın malvarlığına gidebilmek için, süresi içinde ona yönelik de zamanaşımını kesen bir işlemin (örn. doğrudan takip veya davanın ihbarı) yapılması şarttır.
- TBK m. 202 ile İlişkisi: TTK m. 265/2 uyarınca ticari işletmeyi devralan kişi ile ilgili düzenleme, TBK m. 202'deki "işletmenin devri halinde devreden ve devralanın 2 yıllık müteselsil sorumluluğu" kuralı ile paralel bir mantıkla işler [3, 4].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında, şahıs şirketi ortaklarının kişisel sorumluluklarına gidilebilmesi için TTK m. 237 uyarınca "şirkete karşı yapılan takibin semeresiz kalması veya şirketin sona ermesi" ön şartı titizlikle aranmaktadır. Ancak bu usuli ön şartın varlığı, TTK m. 264'teki üç yıllık zamanaşımı süresinin başlangıcını engellemez.
Yargıtay uygulamasına göre, şirketten ayrılan ortağa başvuracak olan alacaklı, şirketin tüzel kişiliğine karşı yürüttüğü tahsilat işlemlerinin yanı sıra, ayrılan eski ortağa karşı olan talebini de TTSG ilanından (ya da alacağın daha sonra muaccel olduğu tarihten) itibaren üç yıl içinde aktif olarak ileri sürmeli, en azından TTK m. 266 uyarınca zamanaşımını o ortak yönünden kesecek bir usuli işlem tesis etmelidir. Ticaret Sicili’ne tescil edilip de TTSG’de yayımlanmayan ayrılma işlemlerinde, Yargıtay TTK m. 36 hükmü (üçüncü kişilerin tescili bilip bilmedikleri) çerçevesinde değerlendirme yapmakta ve kural olarak ilan edilmeyen ayrılmanın alacaklıya karşı üç yıllık süreyi başlatmayacağına hükmetmektedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Muaccel Alacak ve İlan):
(A), (B) ve (C)'nin ortak olduğu ABC Kollektif Şirketi, 01.05.2018 tarihinde (X) firmasından yüklü miktarda mal alım sözleşmesi yapmış ve bedelin 01.10.2018'de ödenmesi kararlaştırılmıştır. Ortak (A), 01.03.2019 tarihinde şirketten usulüne uygun şekilde ayrılmış ve bu durum 15.03.2019 tarihinde TTSG'de yayımlanmıştır. Şirketten alacağını tahsil edemeyen ve şirket hakkında aciz vesikası alan (X) firması, eski ortak (A)'nın şahsi malvarlığına 20.04.2022 tarihinde icra takibi başlatmıştır.
Hukuki analiz: Alacak 01.10.2018 tarihinde muaccel olmuştur. Ortağın ayrılması ise 15.03.2019'da ilan edilmiştir. Alacak ilandan önce muaccel olduğu için, TTK m. 264/1 uyarınca üç yıllık zamanaşımı süresi ilan tarihi olan 15.03.2019'da işlemeye başlamış ve 15.03.2022 tarihinde sona ermiştir. (A), 20.04.2022'de başlatılan takibe karşı haklı olarak zamanaşımı def'inde bulunabilir.
Olay 2 (İlandan Sonra Muacceliyet):
Yukarıdaki şirkette (A), şirketten 01.02.2020 tarihinde ayrılmış ve bu durum 10.02.2020'de TTSG'de yayımlanmıştır. Ancak şirket, (Y) bankasından 2019 yılında çektiği bir kredinin taksitlerini ödeyememiş ve kredi borcu hesabının kat edilmesiyle birlikte tüm borç 01.08.2020 tarihinde muaccel hale gelmiştir. (Y) bankası, eski ortak (A)'ya karşı 01.06.2023 tarihinde icra takibi başlatmıştır.
Hukuki analiz: Borcun doğumu ortağın şirkette bulunduğu 2019 yılındadır. Ancak alacak, ortağın ayrılmasının ilanından sonra (01.08.2020) muaccel olmuştur. TTK m. 264/2 uyarınca üç yıllık zamanaşımı süresi ilandan değil, muacceliyet anından (01.08.2020) itibaren işlemeye başlar. Süre 01.08.2023'te dolacaktır. Bankanın 01.06.2023 tarihinde başlattığı takip süresi içindedir, (A)'nın zamanaşımı def'i reddedilecektir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Ayrıldığı için zamanaşımı def'ini ileri süren ortak, ayrılma iradesinin TTSG'de ne zaman ilan edildiğini kesin delil (sicil gazetesi sureti) ile ispat yükü altındadır. Muacceliyet tarihinin daha geç olduğunu iddia eden alacaklı ise, borcun vadesini kanıtlamak zorundadır.
- Zamanaşımı / Süreler: Özel nitelikteki üç yıllık süredir. Ancak ticari satım sözleşmelerindeki taşıma, ayıp vs. gibi daha kısa bir zamanaşımı süresi (örn. 1 yıl) varsa TTK m. 264/1'in son cümlesi uyarınca "daha kısa olan süre" uygulanır [2]. Hak düşürücü süre değil, zamanaşımı süresi olduğundan hâkim tarafından re'sen dikkate alınmaz; davalı eski ortak tarafından usulüne uygun defi olarak ileri sürülmelidir.
- Görevli/yetkili mahkeme: Şirket ortaklarının sorumluluğundan kaynaklanan bu tür davalar, TTK m. 4 kapsamında mutlak ticari dava niteliğindedir. Görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir [9]. Yetkili mahkeme ise kural olarak şirketin merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir.
- Yaygın uygulama hataları: Alacaklı vekillerinin, şirkete karşı başlatılan hukuki süreçlerin, ayrılan eski ortağa karşı da zamanaşımını kestiğini düşünmeleri en sık düşülen yanılgıdır. TTK m. 266 kuralı gereği şirket aleyhine yapılan kesme işlemi, ayrılan eski ortağa sirayet etmez [8].
7. Eleştirel Değerlendirme
Ticaret hukuku doktrininde (Prof. Dr. Reha Poroy, Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Prof. Dr. Ersin Çamoğlu ve Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar gibi otoriteler nezdinde), şahıs şirketi ortaklarının müteselsil sorumluluğu ile ticari güvenliğin sınırları sıkça tartışılmıştır.
Doktrinde, TTK m. 264'te öngörülen üç yıllık sürenin, modern ticari ilişkilerin hızı dikkate alındığında yeterli bir koruma kalkanı sunduğu kabul edilmektedir. Ancak eleştiriler bilhassa TTK m. 265 ve TTK m. 266'nın sistematik yapısı üzerinde yoğunlaşmaktadır. İşletmenin devri halini düzenleyen TTK m. 265/2 ile TBK m. 202 arasındaki süre (2 yıl ve 3 yıl) ve kavramsal farklılıkların, kanunlar arası normlar hiyerarşisinde zaman zaman uygulamada yoruma muhtaç kaldığı görülmektedir. Ayrıca, muacceliyet anından itibaren sürenin başlaması kuralı (TTK m. 264/2), ayrılan bir ortak için on yıllar sonra vadesi gelecek bir borç taahhüdü sebebiyle fiilen "ömür boyu sorumluluk riski" taşıması gibi adaletsiz bir sonucu doğurabilmektedir. Doktrinde de lege feranda (olması gereken hukuk) bakımından, muacceliyetten bağımsız olarak mutlak bir üst hak düşürücü süre (örneğin devirden itibaren 10 yıl) getirilmesinin hukuki belirlilik ilkesine daha uygun olacağı ileri sürülmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.