Türk Ticaret Kanunu (TTK)

TTK Madde 256

Şirketler Hukuku Maddelerine Dön

Resmi Metin

4. Fesih ihbar ı


Madde 256 - (1) Süresiz şirketlerde ortaklardan biri şirketin feshi ihbarında bulunduğu takdirde, diğer ortaklar feshi kabul etmeyerek, o ortağı şirketten çıkarıp şirketin kendi aralarında devam etmesine karar verebilirler. (2) Birinci fıkra hükmü, bir or tağın kişisel alacaklısının 248 veya 249 uncu maddeler gereğince itiraz veya fesih hakkını kullanması hâllerinde de geçerlidir. (3) Bu takdirde şirketin devam edeceğine ilişkin karar, alacaklıya tebliğ edilir ve borçlu ortak faaliyet dönemi sonunda şirkett en çıkarılır.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), ticaret şirketlerinin ekonomik hayattaki devamlılığını (şirketin devamlılığı ilkesi / favor negotii) esas alan modern bir yaklaşım benimsemiştir. Bu ilkenin en somut görünümlerinden biri, kollektif şirketlerin sona ermesi ve tasfiyesi rejiminde karşımıza çıkan TTK m. 256 hükmüdür [1]. Kollektif şirketler, nitelikleri gereği kişi (şahıs) ortaklıkları olup, ortakların birbirlerine duydukları karşılıklı güven (intuitus personae) temelinde şekillenir. Kural olarak şahıs şirketlerinde bir ortağın fesih ihbarında bulunması yahut ortağın kişisel alacaklısının haciz veya fesih talebi, şirketin infisahına neden olabilecek mahiyettedir.

Ancak TTK m. 256 hükmü, bir ortağın bireysel iradesiyle veya dışsal bir etkenle (kişisel alacaklı müdahalesi) tüm bir ekonomik değerin, organizasyonun ve işletmenin tasfiyeye sürüklenmesini önleyici bir "koruma kalkanı" ihdas etmektedir [1]. Madde, süresiz kollektif şirketlerde ortaklardan birinin şirketin feshini ihbar etmesi durumunda diğer ortaklara, bu feshi kabul etmeyerek ihbarda bulunan ortağı şirketten çıkarmak ve şirketi kendi aralarında devam ettirmek (ortaklığın devamı) yönünde bir karar alma yetkisi tanımaktadır [1]. Maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları ise, ortağın kişisel alacaklısının (TTK m. 248 ve m. 249) haklarını kullanması durumunda dahi, şirketin devam edebilmesine imkân tanıyan usulü detaylandırmaktadır [1]. Bu düzenlemenin ratio legis'i, bir yandan fesih hakkını kullanan ortağın veya alacağını tahsil etmek isteyen kişisel alacaklının menfaatlerini korumak, diğer yandan ise fiilen işleyen, istihdam yaratan ve ticari hayatta aktif rol alan ortaklık tüzel kişiliğinin haksız yere tasfiyeye girmesini önlemektir. Doktrinde Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu ve Mehmet Bahtiyar gibi otoriteler tarafından da sıklıkla vurgulandığı üzere, bu hüküm şahıs şirketlerindeki kırılgan yapıya karşı "işletmenin idamesi" ilkesini tahkim etmektedir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Süresiz Şirketlerde Fesih İhbarı

TTK m. 256/1 hükmünün uygulanabilmesi için öncelikli şart, şirketin "süresiz" (belirsiz süreli) olarak kurulmuş olmasıdır [1]. Süreli olarak kurulan ancak süresi bitmesine rağmen zımnen devam eden şirketler de TTK m. 247 uyarınca belirsiz süreli (süresiz) kollektif şirket sayılmaktadır [2]. Süresiz şirketlerde her bir ortağın, kural olarak, fesih ihbarında bulunarak (genellikle altı ay önceden ve hesap yılı sonu için) ortaklığı sona erdirme hakkı bulunmaktadır. Ancak bu ihbar, derhal tasfiye sürecini başlatmaz; zira TTK m. 256, diğer ortaklara bir "önleme" veya "seçimlik hak" sunmaktadır [1].

2.2. Şirketin Devamı ve Ortağın Çıkarılması Kararı

İhbar üzerine diğer ortaklar, feshi kabul etmeyebilirler. Bu durumda diğer ortaklar, ihbarda bulunan ortağı dışarıda bırakarak şirketi "kendi aralarında devam etmesine" karar verebilirler [1]. Ortağın çıkarılması niteliğindeki bu karar, ortaklığın kişi unsuru bakımından daralmasına (daralmış ortaklık yapısı) yol açar. Geriye kalan ortakların bu kararı alabilmesi, şahıs ortaklıklarına hâkim olan "oybirliği" ilkesinin gereğidir; zira ortaklık sözleşmesinde aksine bir hüküm yoksa, geride kalan tüm ortakların mutabakatı aranmalıdır. Çıkarılan ortağa, ayrılma anındaki şirket varlığı üzerinden hesaplanacak olan ayrılma payı ödenir.

2.3. Kişisel Alacaklının Haklarının (TTK m. 248 ve 249) Kullanılması

Kollektif şirketlerde ortakların şahsi alacaklıları, kural olarak doğrudan şirket mallarına başvuramazlar (TTK m. 239) [3]. Ancak alacaklılar, kişisel mallarından alacağını tahsil edemezlerse, tasfiye payına veya kâr payına haciz koydurabilirler [4], [5]. TTK m. 248 ve m. 249, şahsi alacaklıya, belli şartlarla "şirket süresinin uzatılmasına itiraz etme" veya "şirketin feshini isteme" hakları vermektedir [2], [4], [5]. TTK m. 256/2, bu ağır dış müdahaleyi yumuşatan mekanizmadır [1]. Buna göre, bir kişisel alacaklı TTK m. 248 veya m. 249 uyarınca feshini isterse, diğer ortaklar TTK m. 256/1'deki devam yetkisini aynen kullanabilirler [1].

2.4. Kararın Alacaklıya Tebliği ve Faaliyet Dönemi Sonu

Madde 256/3 uyarınca, diğer ortaklar şirketin devamına karar verirse, bu karar feshi isteyen alacaklıya tebliğ edilmek zorundadır [1]. Alacaklının fesihten beklediği tek hukuki menfaat, borçlu ortağın tasfiye payının (ayrılma akçesinin) nakde dönüşerek kendisine ödenmesidir. Dolayısıyla şirket devam kararı aldığında, borçlu ortağı "faaliyet dönemi sonunda" şirketten çıkarır ve ayrılma payını alacaklı için İcra Dairesine (veya ilgili makama) öder [1]. Faaliyet dönemi sonunun beklenmesi, şirketin mali bütünlüğünün aniden bozulmasını engeller ve nakit akışını korur.

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 248 ve 249 — Bu maddeler, ortağın kişisel alacaklısının şirketin feshini veya uzatılmasını engelleme hakkını düzenler [2], [4], [5]. TTK m. 256, bu maddelerin yaratacağı yıkıcı sonuçları bloke eden bir emniyet sübabı olarak kaleme alınmıştır [1].
  • TTK m. 257 ve 258 (İki Kişilik Şirketler) — Eğer şirket sadece iki ortaktan oluşuyorsa, fesih ihbarı veya kişisel alacaklının fesih talebi karşısında ortaklığın "kendi aralarında devam etmesi" fiilen imkânsızdır. Kanun koyucu bu ihtimali TTK m. 257 ve m. 258'de özel olarak düzenlemiş; diğer ortağa şirketin tüm iş ve varlıklarını kendi üzerine alarak (şahıs işletmesine dönüştürerek) şirkete devam etme yetkisi vermiştir [6], [7].
  • TBK m. 639 (Adi Ortaklıkta Fesih) — Adi ortaklıkların feshinde de belirsiz süreli ortaklıklarda fesih bildirimi kurumu bulunmakta olup [8], TTK'nın şahıs şirketlerindeki bu düzenlemeleriyle TBK arasında dikey bir soy bağı ve menfaatler dengesi paralelliği mevcuttur.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu (HGK) kararlarında TTK m. 256'nın uygulaması sıkı şekil ve usul kurallarına bağlanmıştır. Yargıtay içtihatlarında vurgulanan temel ilkeler şunlardır:

  1. Şekil Şartlarına Riayet: Ortağın kişisel alacaklısının, fesih davası açabilmesi için Kanun'da belirtilen altı aylık ihbar süresine ve icra iflas hukukundan doğan aciz vesikası / semeresizlik şartlarına titizlikle riayet etmesi gerekir.
  2. Kararın Niteliği ve Tebliğ Zorunluluğu: Yargıtay, şirketin devam etmesine ilişkin ortaklar kurulu kararının, kişisel alacaklıya zamanında ve usulüne uygun şekilde (Noter veya sair resmi yollarla) tebliğini geçerlilik şartı olarak aramaktadır. Eğer tebligat yapılmazsa, alacaklı fesih davasına devam edebilir.
  3. Ayrılma Payının Adil Belirlenmesi: Şirketin devamına karar verip ortağı çıkaran şahıs şirketinin, ortağın "faaliyet dönemi sonundaki" ayrılma payını, şirketin yaşayan güncel değeri (reel piyasa değeri) üzerinden adil ve objektif kriterlerle hesaplaması şarttır. Bilançodaki tarihi (nominal) kayıtlı değerin dikkate alınması Yargıtay tarafından hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmektedir.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Süresiz Ortaklıkta Ortağın Bireysel Fesih İhbarı): A, B, C ve D isimli dört ortaktan oluşan belirsiz süreli (süresiz) "X Kollektif Şirketi"nde A, diğer ortaklarla yaşadığı stratejik uyuşmazlıklar nedeniyle ortaklıktan ayrılmak amacıyla, usulüne uygun olarak fesih ihbarında bulunmuştur. A'nın amacı şirketin tasfiyesini sağlayarak yatırımlarını başka bir alana kaydırmaktır. Diğer ortaklar B, C ve D ise faaliyetlerini sürdürmek istemektedir. Hukuki analiz: TTK m. 256/1 uyarınca, A'nın fesih ihbarı şirketi derhal tasfiyeye sokmaz [1]. B, C ve D bir araya gelerek, feshin reddine, şirketin kendi aralarında devam etmesine ve A'nın ortaklıktan çıkarılmasına karar verebilirler [1]. Bu karar uyarınca şirket tüzel kişiliği korunur, tasfiyesiz olarak devam eder ve A'nın payı hesaplanarak (karar tarihine/hesap yılı sonuna en yakın gerçek değer üzerinden) kendisine ayrılma akçesi olarak nakden ödenir.

Olay 2 (Kişisel Alacaklının Şirketin Feshini İstemesi): Y Kollektif Şirketinin ortaklarından K'nın kişisel ticari faaliyetlerinden kaynaklanan 2 Milyon TL'lik ödenmemiş şahsi borcu bulunmaktadır. Alacaklı M, K'nın şahsi mallarında yaptığı icra takibinde alacağını tahsil edememiş, TTK m. 249 uyarınca K'nın tasfiye payına haciz koydurmuş ve altı ay öncesinden ihbarda bulunarak şirketin feshini talep etmiştir [4], [5]. Hukuki analiz: Y Kollektif Şirketinin diğer ortakları, K'nın borcu yüzünden başarılı bir şekilde işleyen şirketlerinin tasfiye edilmesini engellemek için TTK m. 256/2 ve 3 kapsamında toplanırlar [1]. Oybirliği ile şirketin devamına karar verirler. Bu kararı alacaklı M'ye usulünce tebliğ ederler [1]. Hükmün amir lafzı uyarınca borçlu ortak K, faaliyet dönemi (hesap yılı) sonunda şirketten çıkarılır [1]. Çıkarma tarihi itibariyle tespit edilecek olan K'nın şirketteki ayrılma payı, kişisel alacaklı M'nin icra dosyasına yatırılır. Böylece hem şirketin bekası (devamlılığı) güvence altına alınmış hem de alacaklının tahsilat menfaati tatmin edilmiş olur.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Şirketin devamı yönünde karar alındığını ve çıkarılma prosedürünün işletildiğini, kişisel alacaklının usulüne uygun şekilde bilgilendirildiğini ispat yükü, şirketi devam ettirmek isteyen ortakların (şirket tüzel kişiliğinin) üzerindedir.
  • Zamanaşımı / Süreler: Alacaklı tarafından feshin istenebilmesi için TTK m. 249 uyarınca en az "altı ay" önceden ihbarda bulunulmuş olması ve ihbarın hesap yılı sonu için hüküm ifade etmesi gerekmektedir [5]. Ortakların devam kararı ise, fesih talebinin muhatabı olduktan sonra uygun ve makul bir süre içinde alınmalı ve hesap yılı sonundan önce alacaklıya mutlaka tebliğ edilmelidir [1].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Uyuşmazlığa konu edilecek her türlü fesih yahut ayrılma payının tespitine ilişkin davalarda görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi, yetkili mahkeme ise şirket merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir.
  • Yaygın uygulama hataları: Şahıs şirketlerinde, alacaklıya yönelik yapılan TTK m. 256 tebligatlarında Noter usulünün ihmal edilmesi, faaliyet dönemi sonu gelmeden ortağın aceleyle ve haksız bir ayrılma akçesi değeriyle çıkarılmaya çalışılması uygulamada hak kayıplarına yol açan temel hatalardır.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Ticaret Hukuku doktrininde TTK m. 256 düzenlemesi, "şirketin ayakta tutulması" ideali açısından fevkalade başarılı bir reform olarak nitelendirilmekle birlikte, belirli yapısal zayıflıkları bünyesinde barındırmaktadır.

Doktrindeki en derin tartışma (Sabih Arkan, Mehmet Bahtiyar vd. tarafından yöneltilen bir dizi eleştiri), m. 256/3 hükmünde yer alan borçlu ortağın "faaliyet dönemi sonunda" şirketten çıkarılması ibaresine ilişkindir [1]. Alacaklının fesih ihbarı ile faaliyet döneminin sonu arasında geçen (bazen aylar süren) zaman diliminde, borçlu ortağın şirket içi idare ve temsil yetkilerinin akıbeti belirsizdir. Kendisinin faaliyet dönemi sonunda çıkarılacağını bilen bir ortak (özellikle yönetici ortak ise), bu "bekleme döneminde" şirket menfaatlerine, sadakat borcuna ve dürüstlük kuralına aykırı işlemler yapma riskini (moral hazard) taşımaktadır. Kanun koyucunun bu bekleme evresi için, borçlu ortağın idari yetkilerinin (oy hakkı, yönetim ve temsil vb.) otomatik olarak askıya alınmasını sağlayacak bir geçici önlem mekanizması veya kayyım atama usulü öngörmemiş olması, sistematik bir eksiklik (kanun boşluğu) olarak değerlendirilmektedir. Uygulamada bu açık, ancak TTK'nın haklı sebeple yönetim yetkisinin sınırlandırılması veya ihtiyati tedbir mekanizmaları zorlanarak doldurulmaya çalışılmaktadır. Bu sebeple, müstakbel bir yasa reformunda söz konusu araf dönemi için ortağın haklarının dondurulmasına (askıya alınmasına) ilişkin net bir düzenlemenin yapılması de lege ferenda elzemdir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.