3. Geçici yönetim
Madde 252 - (1) Bir ortağın kısıtlanması veya iflasına karar verilmesi hâlinde , Türk Borçlar Kanununun 641 inci maddesi uygulanır.
3. Geçici yönetim
Madde 252 - (1) Bir ortağın kısıtlanması veya iflasına karar verilmesi hâlinde , Türk Borçlar Kanununun 641 inci maddesi uygulanır.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) İkinci Kitap, İkinci Kısım, Dördüncü Bölümünde ("Şirketin Sona Ermesi ve Ortağın Ayrılması") yer alan 252. maddesi, kollektif şirketlerde geçici yönetim müessesesini düzenlemektedir. Şahıs şirketlerinin temelini oluşturan kollektif şirketler, ortakların birbirlerine duydukları karşılıklı mutlak güven (intuitu personae) ve şahsi, müteselsil sorumluluk ilkeleri üzerine inşa edilmiştir [1]. Bu dogmatik temel nedeniyle, ortaklardan birinin şahsi durumunda meydana gelen dramatik hukuki değişiklikler (özellikle hukuki işlem ehliyetinin sınırlandırılması veya malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisinin iflas yoluyla kalkması), şirketin iç işleyişini, dışarıya karşı temsilini ve tüzel kişiliğin bekasını doğrudan tehdit eder.
TTK m. 252, bir ortağın fiil ehliyetini etkileyen kısıtlanma kararı veya malvarlığı üzerindeki tasarruf ehliyetini kaldıran iflas kararı verilmesi halinde, şirketin "yönetim zafiyetine" veya "kilitlenmeye" düşmesini engellemek amacıyla sevk edilmiş spesifik bir koruma normudur [2], [3]. Kanun koyucu, kollektif şirkete özgü bağımsız bir geçici yönetim mekanizması ihdas etmek yerine, norm ekonomisi prensibi uyarınca 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) adi şirketlere ilişkin 641. maddesine atıf yapmayı tercih etmiştir. Bu düzenleme, ortaklığın sona ermesi veya ilgili ortağın şirketten çıkarılması işlemlerinin tamamlanmasına kadar geçecek olan "araf" dönemde, şirketin olağan ticari faaliyetlerinin ve acil idari tasarruflarının hukuki bir boşluk doğurmadan yürütülmesini güvence altına almaktadır.
Kısıtlanma, bir ortağın 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) hükümleri (akıl hastalığı, akıl zayıflığı, savurganlık, yaşlılık, ağır hastalık vb. sebepler) uyarınca fiil ehliyetinin mahkeme kararıyla sınırlandırılması veya bütünüyle kaldırılması anlamına gelmektedir. Kollektif şirketlerde her ortak kural olarak yönetim ve temsil hak ve görevine haiz olduğundan (TTK m. 218) [4], kısıtlanma kararı ile birlikte ortağın bu hakları bizzat kullanma ehliyeti ortadan kalkar. Bu durum, şirketin işlemleri açısından ehliyetsizlik nedeniyle butlan veya iptal edilebilirlik risklerini doğurur.
Kollektif şirketlerde tüzel kişiliğin iflası ile ortağın kişisel iflası birbirinden bağımsız süreçlerdir (TTK m. 240) [5]. Bir ortağın şahsi alacaklılarının talebi veya kendi beyanı üzerine iflasına karar verilmesi, onun malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisini iflas idaresine devretmesi sonucunu doğurur. İflas, ortağın şirkete olan sermaye koyma borcunu, kâr-zarar katılımını ve sorumluluk rejimini kökünden sarsar. Ortaklık payı iflas masasına dâhil olacağından, masanın şirketin idaresine hangi ölçüde müdahil olabileceği sorunsalı geçici yönetim müessesesi ile çözüme kavuşturulur.
Geçici yönetim kavramı, ortağın kısıtlanması veya iflası durumunda, onun yerine şirketin yönetim ve temsiline kimin, hangi sınırlar dâhilinde katılacağını ifade eder. TTK m. 252'nin TBK m. 641'e yaptığı açık atıf gereğince, kısıtlanan ortağın yasal temsilcisi (vasi) veya iflas eden ortağın iflas masası temsilcisi, ortaklığın tasfiyesi, ortağın şirketten çıkarılması (TTK m. 254) [6] veya şirketin diğer ortaklarla devam etmesi yönünde nihai bir karara varılana kadar, ortağın mali haklarını (kâr payı, tasfiye payı) korumak üzere geçici olarak idareye katılır. Ancak bu katılım, şahıs şirketinin intuitu personae doğası gereği, şirketin aktif işletme politikasını yönlendirmekten ziyade, mevcut hakların muhafazasına ve acil, gecikmesinde sakınca bulunan işlerin yapılmasına yöneliktir.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin (özellikle mülga 11. Hukuk Dairesinin şahıs şirketlerine yönelik ihtilaflardaki yerleşik yaklaşımı) içtihatları incelendiğinde; ticaret şirketlerinde organ zafiyeti veya ehliyet yitiminin ortaklığın dış dünyadaki ticari faaliyetlerini sekteye uğratmaması esastır.
Yargıtay, bir kollektif şirket ortağının kısıtlanması veya iflası halinde, şirketin doğrudan ve kendiliğinden infisah etmeyeceğini, bu durumun ancak haklı sebeple fesih (veya TTK m. 254 uyarınca çıkarma) nedeni olabileceğini vurgulamaktadır. İlgili içtihatlarda benimsenen temel ilke uyarınca; ortağın vesayet altına alınması halinde vesayet makamının (Sulh Hukuk Mahkemesi) atayacağı vasinin, şirket kararlarına katılımı mutlak değildir; vasi, ancak ticari işletmenin bekası ve kısıtlının mameleki haklarının zıyaa uğramaması maksadıyla (geçici yönetim sınırları dâhilinde) oy kullanabilir. İflas halinde ise iflas idaresinin kollektif şirketin aktif ticari sırlarına ve yönetim mekanizmasına müdahalesi, diğer ortakların ticari menfaatlerini zedeleyecek boyuta ulaşamaz; iflas masası kural olarak müflis ortağın tasfiye/ayrılma payının tahsili ile ilgilenir. Bu bağlamda Yargıtay, geçici yönetim sürecinde alınacak kararların iyi niyet ve dürüstlük kuralı (TMK m. 2) çerçevesinde, şirketi yeni ve ağır riskler altına sokmayacak muhafaza işlemlerinden ibaret olması gerektiğini hüküm altına almıştır.
Olay 1 (Ortağın İflası ve Geçici Yönetim Krizi): A, B ve C'nin eşit paylarla kurduğu ABC Kollektif Şirketinde, ortaklardan B'nin şahsi ticari faaliyetlerinden kaynaklanan aşırı borçlanması neticesinde Asliye Ticaret Mahkemesince iflasına karar verilmiştir. İflas idaresi, şirketin yeni ihalelere girmesine karşı çıkarak derhal B'nin payının nakden masaya ödenmesini talep etmiş, A ve C ise şirketin devam eden büyük bir projesi olduğunu belirterek bu talebe anında yanıt verememişlerdir. Hukuki analiz: Olayda TTK m. 252 bağlamında TBK m. 641 atfı devreye girer. İflas idaresi, B'nin yerine şirketin kalıcı bir yöneticisi olarak atanamaz. B'nin iflası, TTK m. 254 uyarınca diğer ortaklara müflis ortağı şirketten çıkarma hakkı verir [6]. Çıkarma kararı alınana ve pay iflas masasına ödenene kadar geçecek sürede iflas idaresi sadece "geçici yönetim" yetkisine sahiptir. Bu yetki, şirketin rutin işleyişini ve olağan ticari faaliyetini (örneğin devam eden projeyi) durduracak şekilde kullanılamaz; sadece müflisin malvarlığı değerlerinin zarar görmesini engellemek maksadıyla sınırlı olarak icra edilebilir.
Olay 2 (Ortağın Kısıtlanması ve Tasfiye Süreci): X ve Y tarafından yönetilen XY Kollektif Şirketinde, ortak X geçirdiği ağır bir kaza sonucu komaya girmiş ve TMK hükümleri uyarınca kısıtlanarak kendisine eşi Z vasi olarak atanmıştır. Y, X'in fiil ehliyetini kaybetmesini gerekçe göstererek şirketi tek başına yönetmeye başlamış ve şirkete ait bir taşınmazı üçüncü bir kişiye satmak istemiştir. Z ise vasi sıfatıyla bu satışa itiraz etmiştir. Hukuki analiz: TTK m. 252 uyarınca X'in kısıtlanması sebebiyle TBK'nın geçici yönetime ilişkin hükümleri uygulanır [2], [3]. Kısıtlanma tek başına şirketin doğrudan feshi sonucunu doğurmaz, ancak TTK m. 245/1-d uyarınca haklı sebeple fesih nedeni teşkil eder [7], [8]. Şirket varlığını sürdürdüğü müddetçe, olağanüstü işlemlerde (örneğin şirketin taşınmazının satışı) ortakların oybirliği şarttır (TTK m. 223) [10], [11]. Ortak Y'nin bu işlemi tek başına yapma yetkisi yoktur. Vasi Z, kısıtlı X'i temsilen geçici yönetim kapsamında bu satışa muvafakat etmeme hakkına sahiptir. Taşınmazın satışı geçici yönetim sınırlarını aşan bir tasarruf işlemi olduğundan, ancak vesayet makamının izni ve hususi gereklilik halinde mümkündür.
Doktrinde, TTK m. 252 hükmünün kaleme alınış tekniği ciddi eleştirilere konu olmaktadır. Ticaret şirketlerinin en spesifik ve karmaşık türlerinden biri olan kollektif şirketler için son derece kritik olan kısıtlanma ve iflas durumlarında kanun koyucunun, müstakil, sınırları net çizilmiş ve ticaret hukukunun dinamiklerine uygun bir norm ihdas etmek yerine, adi şirketlere (TBK m. 641) genel bir atıfla yetinmesi, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri açısından zafiyet yaratmaktadır.
Özellikle, iflas idaresinin veya vasinin kollektif şirketin ticari defterlerini inceleme, günlük işlemlere itiraz etme veya şirketi temsile ehil kayyım atanmasını talep etme haklarının kapsamı, TBK m. 641'in dar lafzı içinde sıkışıp kalmaktadır. Ticaret hukuku doktrininde (örneğin Prof. Dr. Reha Poroy, Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Prof. Dr. Ersin Çamoğlu ekolü ile Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar gibi yazarların da sıklıkla işaret ettiği üzere [16], [17], [18]), kollektif şirketlerin kurumsal altyapısı ile adi şirketin tamamen sözleşmesel altyapısı birbirinden farklıdır. Bu nedenle, olası bir kanun reformunda, geçici yönetime dâhil olacak yasal temsilcilerin şirket sırlarına erişim sınırları, iflas masasının nakit çekişlerine itiraz hakkı ve tasfiye payının hesaplanma anına kadar şirketin ticari faaliyetine yönelik oy kullanma kısıtlamaları doğrudan TTK metni içerisinde, ticaret hukukunun "işlemlerin hızlılığı ve güvenliği" prensibine yakışır biçimde detaylandırılmalıdır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.