**IV
- İflas
- Şirketin iflası**
Madde 239 - (1) Şirketin iflası hâlinde, şirket alacaklıları alacaklarını almadıkça, ortakla rın kişisel alacaklıları şirket mallarına başvuramazlar.
**IV
Madde 239 - (1) Şirketin iflası hâlinde, şirket alacaklıları alacaklarını almadıkça, ortakla rın kişisel alacaklıları şirket mallarına başvuramazlar.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 239'uncu maddesi, kollektif şirketlerin iflası bağlamında, şirket alacaklıları ile ortakların kişisel alacaklıları arasındaki hukuki yarışmayı ve öncelik (rüçhan) hakkını düzenleyen temel bir normdur [1, 2]. Ticaret şirketlerinin, Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 48'inci maddesi çerçevesinde bağımsız bir tüzel kişiliğe ve dolayısıyla ortaklarından tamamen bağımsız ayrı bir malvarlığına sahip olmalarının en doğal yansıması, borçlarından dolayı öncelikle kendi malvarlıkları ile sorumlu olmalarıdır [3-5].
TTK m. 239 hükmü uyarınca, "Şirketin iflası hâlinde, şirket alacaklıları alacaklarını almadıkça, ortakların kişisel alacaklıları şirket mallarına başvuramazlar" [1, 2]. Bu kural, şahıs şirketlerinde dahi tüzel kişilik perdesinin ve malvarlığı ayrılığının kesin sınırlarını çizmektedir. Ortakların kişisel borçlarından dolayı alacaklıların şirketin malvarlığına başvurarak alacağını tahsil etme imkânı kural olarak bulunmamaktadır; zira borç ilişkisinin nispiliği ilkesi ve bağımsız malvarlığı kuralı buna hukuken engel teşkil eder [6, 7]. Kanun koyucu, ticari işletmenin iktisadi bütünlüğünü ve şirket alacaklılarının güvenini tesis etmek amacıyla, tasfiye ve iflas rejiminde şirket alacaklılarına mutlak bir rüçhan (öncelik) hakkı tanımıştır.
Kollektif şirketler, tacir sıfatını haiz olmaları sebebiyle iflasa tabidirler [8, 9]. Şirketin iflası, kural olarak şirketin tüm haczi kabil malvarlığının bir araya gelerek iflas masasını oluşturması sonucunu doğurur. İflasın açılmasıyla birlikte, şirketin malvarlığı üzerindeki tasarruf yetkisi iflas idaresine geçer [10]. TTK m. 239 hükmü, tam da bu iflas masası üzerinde hak iddia edebilecek kişilerin sırasını kesin bir çizgide ayırmaktadır [1].
Madde metnindeki "şirket alacaklıları alacaklarını almadıkça" ibaresi, iflas masasına giren şirket aktifleri üzerinde, alacağı bizzat tüzel kişiliğin kendisinden doğan alacaklıların mutlak ve öncelikli hakkını ifade eder. Şirket malvarlığı, adi şirketlerin aksine, ortakların elbirliği mülkiyetinde değil, tüzel kişiliğin mülkiyetindedir [11]. Bu sebeple, şirketin malvarlığı ilk derecede kendi borçlarının teminatıdır ve bu teminat işlevi iflas tasfiyesi sonlanana kadar korunur [1, 12].
Maddenin getirdiği kesin yasak uyarınca, kişisel alacaklılar doğrudan iflas masasına (şirket mallarına) el atamazlar [1]. Kişisel alacaklıların hak arama özgürlüğü ve icra takip yetkisi, tüzel kişiliğin bağımsızlığı sınırında durur. Kişisel alacaklılar, ancak şirket tasfiye edilip (veya iflas idaresince borçlar ödendikten sonra) geriye bir malvarlığı artığı (tasfiye payı) kalırsa, ilgili ortağa düşecek bu pay üzerinde hak iddia edebilirler [7, 13].
Bu madde, şirketler hukuku ile icra-iflas hukukunun kesişim noktasında yer alır ve birçok norm ile doğrudan bağlantılıdır:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle 11. Hukuk Dairesi ve 12. Hukuk Dairesi), tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınılması suretiyle kanuna karşı hile yapılmadığı sürece, ortakların şahsi borçlarından dolayı şirket malvarlığının haczedilemeyeceği kuralını titizlikle uygulamaktadır. Yargıtay kararlarında istikrarla vurgulandığı üzere; ticaret şirketlerinde, ortakların kişisel borçlarından dolayı alacaklının, şirketin malvarlığına başvurarak alacağını tahsil etme imkânı bulunmamaktadır [6, 7].
İcra ve İflas Hukuku uygulamalarında, kişisel alacaklının şirket adına kayıtlı bir araca veya banka hesabına haciz koydurması halinde, şirket tüzel kişiliğinin istihkak iddiasında veya şikâyet yolunda bulunması Yargıtay tarafından haklı görülmekte ve konulan hacizler derhal kaldırılmaktadır. Yargıtay, TTK m. 133 ve m. 239 çerçevesinde, kişisel alacaklıların İİK m. 89 ihbarnamesi yoluyla dahi doğrudan şirket varlıklarını değil, ancak ortağın şirketteki (varsa) kâr veya tasfiye payını haczedebileceğini yerleşik içtihat haline getirmiştir [13, 14].
Olay 1 (Kişisel Alacaklının Şirket Malına Haciz Girişimi): A, B ve C'nin ortak olduğu (X) Kollektif Şirketi, ekonomik darboğaza girerek iflas etmiştir. Ortak A'nın ise şirketten tamamen bağımsız ticari işleri sebebiyle (Y) Bankasına 1 Milyon TL şahsi kredi borcu bulunmaktadır. Şirketin iflas masasında 3 Milyon TL nakit ve gayrimenkul bulunurken, şirket alacaklılarının toplam alacağı 4 Milyon TL'dir. (Y) Bankası, iflas masasına başvurarak A'nın ortaklık payına binaen 1 Milyon TL'nin kendisine ödenmesini talep eder. Hukuki analiz: TTK m. 239 uyarınca (Y) Bankasının bu talebi iflas idaresince derhal reddedilmelidir [1, 2]. Şirketin iflası halinde, şirket malvarlığı öncelikle 4 Milyon TL'lik şirket borçlarına tahsis edilir. Şirket alacaklıları tatmin edilmedikçe, ortak A'nın kişisel alacaklısı olan (Y) Bankası masadan hiçbir ödeme alamaz. Olayda şirket pasifi aktifinden fazla olduğu için, (Y) Bankası yönünden şirketten elde edilecek bir tasfiye payı da (TTK m. 133) doğmayacaktır [7, 13].
Olay 2 (İflasta Artan Malvarlığı/Tasfiye Payı): Yukarıdaki örnekte (X) Kollektif Şirketinin iflas masasında 5 Milyon TL bulunduğunu ve şirket borçlarının 2 Milyon TL olduğunu varsayalım. Şirket alacaklıları tamamen ödenmiş, masada 3 Milyon TL artmıştır. Hukuki analiz: Şirket alacaklıları alacaklarını tamamen aldıktan sonra (TTK m. 239 şartı gerçekleştiğinde), iflas süreci tasfiye aşamasına dönüşür ve artan bakiye, ortakların sermaye koyma oranlarına göre tasfiye payı olarak dağıtılır [1, 13, 14]. İşte bu aşamada (Y) Bankası, borçlusu A'ya düşecek olan tasfiye payı (örneğin 1 Milyon TL) üzerinde haciz tatbik ettirebilir ve alacağını bu paydan tahsil edebilir.
Türk Ticaret Kanunu m. 239 hükmü, doktrinde Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Ersin Çamoğlu, Sabih Arkan ve Mehmet Bahtiyar gibi otoritelerce ticaret ortaklıkları hukukunun "tüzel kişilik" felsefesinin zorunlu bir sonucu olarak haklı bulunmakta ve desteklenmektedir [16-19]. Malvarlığı ayrılığı ilkesinin iflas hukukuna izdüşümü olan bu madde, alacaklıların güveninin korunması açısından hayati bir işlev görür.
Doktrinsel olarak tartışılan temel hususlardan biri, kollektif şirket gibi şahıs ortaklıklarında ortakların şirket borçlarından dolayı sınırsız ve müteselsil sorumlu olmaları (TTK m. 236) ile şirketin kendi borçları için ilk derecede sorumlu olması (TTK m. 237) arasındaki asimetridir [12]. Şirket alacaklısı, şirket malvarlığı yetmezse ortağın şahsi malvarlığına gidebilirken; şahsi alacaklı hiçbir durumda (tasfiye artığı hariç) şirket malvarlığına gidememektedir. Bu durum, tüzel kişi şirket alacaklısına şahsi alacaklı karşısında çok güçlü bir "rüçhan" hakkı yaratmaktadır. Akademik eleştiriler, şahsi alacaklıların korunması bakımından Kanun'un m. 249 hükmünde düzenlenen "şirketin feshini isteme" ve "tasfiye payını haczettirme" kurumlarının, işleyen ve iflas etmemiş şirketlerde ekonomik değer yıkımına (fesihe) neden olabildiğine odaklanmaktadır [20, 21]. Ancak iflas durumu halihazırda şirketin ekonomik yıkımını ifade ettiğinden, TTK m. 239'un varlığı, hukuk mantığı ve adalet duygusu (suum cuique tribuere - herkese hakkını vermek) açısından tartışmasız bir kesinlik sunar.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.