1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 228. maddesi, kanunun "Ticaret Şirketleri" başlıklı İkinci Kitap, "Kollektif Şirket" başlıklı İkinci Kısım düzenlemeleri içerisinde yer almaktadır [1]. Madde, kollektif şirket ortaklarının şirket tüzel kişiliğine karşı ileri sürebilecekleri temel mali ve şahsi istem haklarını, faaliyet dönemi sonu itibarıyla somutlaştıran ve bu hakları emredici bir zırhla koruma altına alan temel bir normdur [2].
Ticaret şirketlerinde ortaklık sıfatı, kişilere belirli mali (kâr payı, tasfiye payı) ve şahsi (bilgi alma, oy kullanma) haklar bahşeder [3]. TTK m. 228/1, şahıs şirketlerinin temel prototipi olan kollektif şirketlerde, ortağın emeği ve sermayesi karşılığında elde etmeyi beklediği ekonomik menfaatleri güvence altına almaktadır. Hüküm, kâr payı, ödünç faizi, sermaye faizi ve sözleşmesel ücret gibi birbirinden farklı hukuki sebeplere dayanan alacak kalemlerini tek bir maddede sistematize etmiştir [2].
Maddenin ikinci fıkrası ise, Türk Ticaret Kanunu'nun genel sistematiğinde yer alan "emredici hükümler ilkesinin" şahıs şirketlerindeki spesifik bir yansımasıdır. Zira TTK, pay sahiplerinin ve ortakların vazgeçilmez haklarını korumak amacıyla, bu hakları kaldıran veya daraltan sözleşme hükümlerini kesin olarak geçersiz (batıl) saymaktadır [2, 4]. Bu yönüyle TTK m. 228, çoğunluk tahakkümüne veya yönetim gücünü elinde bulunduran ortakların keyfi uygulamalarına karşı, bireysel ortağın en güçlü yasal dayanaklarından birini teşkil etmektedir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Kâr Payı (Temettü) İstem Hakkı
Kâr payı, ticaret şirketlerinde ortağın en önemli mali hakkıdır [5]. TTK m. 228/1 uyarınca her ortak, faaliyet dönemi sonunda gerçekleşen kârdan kendisine düşen payı isteme hakkına sahiptir [2]. Kârın talep edilebilir (muaccel) hale gelmesi için, faaliyet dönemi sonu bilançosunun çıkarılmış ve net dönem kârının saptanmış olması şarttır [6]. Ortakların şirketin net kârı üzerinde talep hakkını kazanabilmesi, finansal tabloların usulüne uygun şekilde hazırlanıp onaylanmasına bağlıdır [7]. Kâr payı, faaliyet dönemi sonu bilançosuna göre saptandıktan sonra ortak için bağımsız, devredilebilen ve şartsız bir alacak hakkına dönüşür [7].
2.2. Faiz ve Ücret İstem Hakkı
Kanun koyucu, kollektif şirketlerde sermaye ve şahsi emek unsurunun iç içe geçmesini dikkate alarak ortağa üç farklı tali alacak hakkı daha tanımıştır [2]:
- Ödünç Paranın Faizi: Ortak, şirkete sermaye borcu dışında bir finansman sağlamışsa, bu bir ödünç (karz) ilişkisidir ve ortak sıfatından bağımsız olarak faiz isteme hakkı doğar [2].
- Sermaye Faizi: Sermaye şirketleri (özellikle anonim şirketler) bakımından TTK m. 509/1 uyarınca sermaye için faiz ödenemeyeceği kuralı geçerli iken [8], şahıs şirketlerinde TTK m. 132 ve m. 228/1 uyarınca, eğer şirket sözleşmesinde açıkça kararlaştırılmışsa, konulan sermaye için faiz istenmesi mümkündür [2, 9].
- Ücret Hakkı: Ortağın şirketteki şahsi emeği ve mesaisi karşılığında, şirket sözleşmesinde öngörülmek koşuluyla ücret talep etme hakkı mevcuttur [2, 9].
2.3. Bilanço Çıkarılmasını ve Kâr Payının Saptanmasını Talep Hakkı
TTK m. 228/1, ortağa sadece pasif bir alacak hakkı değil, aynı zamanda kârın tespit sürecini tetikleyici aktif bir talep hakkı tanımıştır [2]. Yönetici ortaklar, TTK m. 227 uyarınca faaliyet dönemi sonunda finansal tabloları hazırlamak zorundadır [10]. Eğer kanuna veya şirket sözleşmesine aykırı olarak yılsonu bilançosu çıkarılmamışsa veya bilançoda kâr payı saptanmamışsa, her bir ortak bunların ifasını mahkeme aracılığıyla talep edebilir [2]. Bu hak, ortağın bilgi alma, inceleme ve denetim haklarının mali sonuç doğuran en keskin uzantısıdır.
2.4. Hakkın Emredici Karakteri ve Sözleşme Serbestisinin Sınırı
TTK m. 228/2, birinci fıkrada sayılan hakları ortadan kaldıran veya daraltan her türlü şirket sözleşmesi şartını geçersiz (batıl) kılmıştır [2]. Ticaret hukukunda sözleşme özgürlüğü, özellikle ortakların bireysel nitelikteki vazgeçilmez hakları söz konusu olduğunda kanunla sınırlandırılmıştır [11]. Bu geçersizlik, doktrinde Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu gibi yazarların da sıklıkla vurguladığı "emredici hükümler ilkesi" ve TBK m. 27 bağlamında bir "kesin hükümsüzlük" (butlan) halidir [2, 4, 12].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 227 (Finansal Tabloların Çıkarılması ve Kârın Dağıtımı): TTK m. 228 kapsamındaki kâr payı talep hakkının ön şartı, m. 227 uyarınca yönetici ortakların finansal tabloları hazırlaması ve bunların onaylanmasıdır [10, 13]. Kâr payının belirlenmesi hususundaki usulsüzlükler, m. 227/3 kapsamında iptal davasına konu edilebilir [2].
- TTK m. 132 (Faiz ve Ücret Alma Hakkı): Ortakların koydukları sermayeler için faiz ve hizmetleri sebebiyle ücret alabilmeleri, genel hüküm niteliğindeki m. 132'de "kanunlarda aksine hüküm yoksa ve sözleşmede kabul edilmişse" şartına bağlanmıştır [9]. TTK m. 228/1, bu genel ilkenin kollektif şirketlere yansıyan özel normudur [2].
- TBK m. 27 (Kesin Hükümsüzlük): TTK m. 228/2 uyarınca, ortağın kâr payı veya bilanço isteme hakkını daraltan sözleşme hükümleri, TBK m. 27 uyarınca emredici kanun hükümlerine aykırılık teşkil ettiğinden mutlak butlanla batıldır [2, 12, 14].
- TTK m. 229 (Zarar Payı): Ortakların mali hakları değerlendirilirken, m. 229 uyarınca hiçbir ortağın oybirliği olmadan sermayeden eksilen kısmı tamamlamaya zorlanamayacağı kuralı dikkate alınmalıdır. Şirketin zarar etmesi, m. 228'deki ödünç faizi veya sözleşmesel ücretin talep edilmesine kural olarak engel teşkil etmez; zira bunlar kârdan bağımsız alacak kalemleridir [2, 15].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtisas dairelerinin (özellikle 11. Hukuk Dairesi) yerleşik içtihatlarına göre; ortakların şirket kârından pay alma, şirketin finansal durumunu inceleme ve bilanço çıkarılmasını talep etme hakları, vazgeçilmez (müktesep) nitelikteki temel ortaklık haklarındandır. Yargıtay kararlarında, bir ortağın bu haklarını kullanmasının şirket sözleşmesiyle veya genel kurul / ortaklar kurulu kararıyla süresiz veya makul olmayan sürelerle sınırlandırılması, Türk Medeni Kanunu m. 2'de düzenlenen dürüstlük kuralına aykırılık ve hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmektedir.
Özellikle, çoğunluk hissesine sahip yönetici ortakların, kâr dağıtımı yapmamak veya bilançoyu şeffaf bir biçimde ortağın incelemesine sunmamak amacıyla şirket ana sözleşmesine koydukları daraltıcı kayıtlar, TTK'nın emredici hükümlerine (TTK m. 228/2 ve m. 340 kıyasen) aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle Yargıtay tarafından kesin hükümsüz sayılmaktadır. İlgili içtihatlarda, faaliyet dönemi sonu itibarıyla net kârın tespit edilip edilmediğinin uzman bilirkişi heyetleri (mali müşavirler) marifetiyle incelenmesi gerektiği vurgulanmaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo):
A, B ve C tarafından kurulan bir kollektif şirketin sözleşmesine, kuruluş aşamasında "Şirketin büyüme stratejisi gereğince, ilk 10 yıl boyunca hiçbir ortak yılsonu bilançosunun çıkarılmasını ve kâr payı saptanmasını talep edemez" şeklinde bir madde konulmuştur. Şirketin oldukça kârlı geçtiği 4. faaliyet yılı sonunda A, bilançonun çıkarılmasını ve kâr payının kendisine ödenmesini talep etmiş, yönetici ortak B ise sözleşme hükmünü gerekçe göstererek bu talebi reddetmiştir.
Hukuki analiz: TTK m. 228/1 uyarınca her ortak yılsonu bilançosu çıkarılmamışsa çıkarılmasını istemek hakkına sahiptir [2]. Şirket sözleşmesinde yer alan 10 yıllık kısıtlama hükmü, TTK m. 228/2 kapsamında ortağa tanınmış hakları kaldıran/daraltan bir şart mahiyetinde olduğundan kesin olarak geçersizdir (batıldır) [2]. A'nın talebi haklıdır ve mahkeme aracılığıyla bilançonun çıkarılmasını ve kârın tespitini sağlayabilir.
Olay 2 (kurmaca senaryo):
Bir kollektif şirkette ortak olan D, nakit sıkışıklığı yaşayan şirkete 500.000 TL tutarında ödünç para vermiştir. Aynı zamanda D'nin şirkette yürüttüğü idari görevler karşılığında aylık belirli bir ücret alacağı da şirket sözleşmesinde kararlaştırılmıştır. Faaliyet dönemi sonunda şirket zarar etmiş, yönetici ortaklar E ve F, şirketin kâr elde etmediğini belirterek D'ye hem kâr payı ödemesi yapmamış hem de ödünç verdiği paranın faizi ile sözleşmesel ücretini ödemekten kaçınmıştır.
Hukuki analiz: Şirketin zarar etmesi nedeniyle D'nin TTK m. 228/1 bağlamında bir kâr payı talep edemeyeceği açıktır, zira kâr payı ancak net dönem kârının varlığı halinde dağıtılabilir. Ancak, D'nin şirkete verdiği ödünç paranın faizi ile şirket sözleşmesinde kararlaştırılan ücret alacağı, kârın varlığına tabi olmayan, muaccel bağımsız alacak haklarıdır [2]. TTK m. 228/1'in lafzı uyarınca D, bu alacak kalemlerinin ifasını şirketten yasal yollarla talep edebilir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Kâr payı, sözleşmesel ücret veya faiz talep eden davacı ortak, HMK m. 190 ve TMK m. 6 uyarınca, şirketin net dönem kârı elde ettiğini, şirkete ödünç verdiğini veya sözleşmede ücret/faiz şartının bulunduğunu ispatla mükelleftir [16]. İspat aracı olarak ticari defterler, mizan, bilanço ve ortaklar kurulu kararları esastır.
- Zamanaşımı / Süreler: Ortakların şirketle veya birbirleriyle olan ve şirket sözleşmesinden doğan alacakları (kâr payı, ücret, faiz), kural olarak muacceliyet tarihinden itibaren Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 147/4 uyarınca 5 yıllık özel zamanaşımı süresine tabidir [17, 18].
- Görevli ve Yetkili Mahkeme: Ortaklar arasındaki bu tür hukuki uyuşmazlıklar mutlak ticari dava niteliğindedir. Görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi olup, yetkili mahkeme ise kural olarak şirketin merkezinin bulunduğu yer mahkemesidir [19, 20].
- Yaygın Uygulama Hataları: Uygulamada sıklıkla "sermaye faizi" ile "ödünç para faizi" birbirine karıştırılmaktadır. Şirkete konulan sermaye için faiz istenebilmesi mutlaka şirket sözleşmesinde açıkça bir hüküm (kararlaştırma) bulunmasına bağlı iken; şirkete verilen ödünç paralar için kanun gereği ticari temerrüt/faiz hükümleri işletilebilir [2, 9].
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 228 hükmü, doktrinde ağırlıklı olarak isabetli bir koruma mekanizması olarak değerlendirilmektedir. Zira Mehmet Bahtiyar, Ersin Çamoğlu ve Ünal Tekinalp gibi yazarların anonim ve limited şirketler özelinde "emredici hükümler ilkesi" bağlamında belirttikleri üzere, azınlığın ve tekil ortağın korunması, ticaret şirketlerinin kurumsal sürdürülebilirliği için elzemdir [3, 21, 22]. TTK m. 228/2'nin getirdiği mutlak geçersizlik yaptırımı, şahıs şirketlerindeki yoğun güven ilişkisi (intuitu personae) dikkate alındığında, zayıf konumda kalabilecek ortağın sömürülmesini engellemektedir.
Bununla birlikte, modern şirketler hukuku doktrininde, mutlak emrediciliğin sözleşme özgürlüğünü ("contractual freedom") aşırı derecede daralttığı eleştirileri de mevcuttur [11, 23]. Özellikle, şirketlerin mali kriz dönemlerinde veya yeniden yapılandırma süreçlerinde, tüm ortakların oybirliği dahi olsa kâr dağıtımını veya bilanço haklarını belirli bir süre askıya alan sözleşme tadillerinin tamamen geçersiz (batıl) sayılması, ticari hayatın ihtiyaç duyduğu esnekliğe zarar verebilmektedir. Kanun koyucunun, TBK m. 27'deki genel butlan rejimi yerine, TTK'nın ruhuna uygun olarak makul ekonomik ve finansal gerekçelerle (örneğin şirketin borca batıklıktan kurtarılması amacıyla) ortaklık haklarının geçici süreyle askıya alınmasına imkân tanıyan istisnai, hakkaniyete uygun esneklik payları öngörmesi de lege ferenda (olması gereken hukuk) açısından tartışılmalıdır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.