A) Sözleşme serbestisi
Madde 217 - (1) Ortakların birbirleriyle olan ilişkilerinin düzenlenmesinde sözleşme serbestisi geçerlidir.
A) Sözleşme serbestisi
Madde 217 - (1) Ortakların birbirleriyle olan ilişkilerinin düzenlenmesinde sözleşme serbestisi geçerlidir.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) İkinci Kısmının İkinci Bölümünde yer alan 217. madde, kollektif şirketlerde ortaklar arasındaki iç ilişkilerin temel çerçevesini çizen "sözleşme serbestisi" (akit serbestisi) ilkesini düzenlemektedir [1]. Kollektif şirketler, yapıları gereği şahıs şirketi karakteri taşıdığından (TTK m. 124/2), ortakların birbirlerine karşı duydukları yüksek güven (intuitu personae) bağlarına dayanmaktadır [2, 3]. Sermaye şirketlerinde, bilhassa anonim şirketlerde TTK m. 340 ile vücut bulan "emredici hükümler ilkesi"nin (katı normatif sistem) [4-6] aksine, şahıs şirketlerinde kanun koyucu, şirket anayasasının kurgulanmasını geniş bir esneklikle ortakların özgür iradesine bırakmıştır.
TTK m. 217 uyarınca, "Ortakların birbirleriyle olan ilişkilerinin düzenlenmesinde sözleşme serbestisi geçerlidir" [1]. Bu hüküm, kollektif şirketin temel hukuki fizyonomisinin, ortaklar arasındaki kişisel güven ve emek unsurları üzerine inşa edildiğini normatif düzeyde teyit etmektedir [7]. Kanun, kollektif şirketlerin kuruluşu, sermaye konulması, yönetimi, kâr/zarar paylaşımı ve şirket içi organizasyonu gibi iç ilişkiye taalluk eden konularda, ortakların TTK'nın yedek (tamamlayıcı) hukuk kurallarından ayrılarak kendi spesifik ticari ve ekonomik gereksinimlerine uygun, nevi şahsına münhasır sözleşme hükümleri ihdas edebilmelerine olanak tanımıştır. Bununla birlikte, bu serbesti sınırsız olmayıp, gerek Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) kesin hükümsüzlük (butlan) kuralları, gerekse ticaret ortaklıkları hukukunun vazgeçilmez temel prensipleri ile sınırlandırılmıştır [8, 9].
Kollektif şirketler hukuku, dogmatik açıdan "iç ilişki" ve "dış ilişki" olmak üzere ikili bir ayrıma tabi tutulur. TTK m. 217'de zikredilen "ortakların birbirleriyle olan ilişkileri", şirketin salt iç yapılanmasını ve organizasyonunu ifade eder [1]. Kâr ve zararın ne şekilde dağıtılacağı (TTK m. 227 vd.), yönetimin ortaklar arasında nasıl paylaşılacağı (TTK m. 218), şirketin organizasyon şeması, denetim usulleri ve ek yükümlülükler iç ilişkinin alanına girer [1, 10]. Bu hususlarda ortaklar diledikleri gibi kural koyabilirler. Ancak, şirketin temsilini ve üçüncü kişilerle olan bağını ifade eden dış ilişkide (TTK m. 232 vd.) sözleşme serbestisi, üçüncü kişilerin iyiniyetini ve hukuki işlem güvenliğini korumak amacıyla büyük ölçüde sınırlandırılmış ve daha ziyade emredici kurallara bağlanmıştır [11].
Sözleşme serbestisi, özel hukukun kalbini oluşturan irade muhtariyeti prensibinin ticaret hukukundaki izdüşümüdür. TTK m. 217 bağlamında sözleşme serbestisi; ortakların kollektif şirket ana sözleşmesini kurarken veya değiştirirken, kanunun çizdiği asgari mecburi unsurları (TTK m. 213) sağlamak kaydıyla [12], kanundaki yedek hukuk kurallarını bertaraf edebilmelerini ve tamamen kendi ekonomik beklentilerine göre farklı kurallar vazetmelerini ifade eder. Ortaklar, emredici hükümlere aykırı olmamak koşuluyla şirket sözleşmesine diledikleri kayıtları koyabilirler (TTK m. 213/2) [13].
Madde lafzı sözleşme serbestisini salt "geçerlidir" ibaresiyle ifade etmiş olsa da, Borçlar Hukukunun genel ilkeleri mucibince bu serbestinin sınırları mevcuttur. TBK m. 27 uyarınca kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız sözleşmeler kesin hükümsüzdür [8, 9, 14]. Kollektif şirketlerde de, sınırsız sorumluluk ilkesini ortadan kaldıran (TTK m. 211) [15] veya ortaklık affectio societatis (ortak amaca ulaşma çabası) unsurunu tamamen yok eden bir esas sözleşme kaydı geçersiz olacaktır. Zira kollektif şirket, ortaklarının üçüncü kişilere karşı sınırsız ve müteselsil sorumlu olduğu bir şahıs şirketidir ve bu yapı sözleşme serbestisi kılıfı ile dahi değiştirilemez [15].
Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu, kollektif ve komandit şirketlerin iç ilişkilerindeki menfaat uyuşmazlıklarında (özellikle tasfiye, kâr payı dağıtımı ve yönetim yetkisi) TTK m. 217 ışığında öncelikle taraflar arasındaki ana sözleşmeye bakmaktadır. Yargıtay içtihatlarında yerleşik prensip şudur: Kollektif ortaklıkta iç işleyiş, kâr-zarar katılımı ve karar alma mekanizmaları tamamen ortakların serbest iradelerine tabidir.
Özellikle kâr veya zarar paylaşımına ilişkin "aslan payı" (Leonin) sözleşmelerinin geçerliliği meselesinde yargı kararları, ticari nitelikteki kollektif şirketlerde kâr payının tamamen bir kişiye ait olmasını şirket tipolojisine aykırı bulsa da, taraflardan birinin sadece kâra iştirak edip zarardan muaf tutulması (TBK m. 623/3 paralelinde) eğer taraflarca öngörülmüşse (özellikle emeğini sermaye olarak koyan ortak açısından) bunun sözleşme serbestisi (TTK m. 217) sınırları içinde geçerli olduğuna hükmetmektedir.
Buna ek olarak, Yargıtay sözleşme ile idare ve temsil yetkisinin (TTK m. 218 vd.) bir kısım ortağa tahsis edilmesini veya olağanüstü kararlar (gayrimenkul satışı vb.) için özel nisaplar öngörülmesini geçerli saymaktadır [1]. Ancak dış ilişkide, temsilcinin yetki sınırlamasının tescil ve ilan edilmediği müddetçe iyiniyetli üçüncü kişilere karşı ileri sürülemeyeceği (TTK m. 233) kesin bir ilke olarak vurgulanmaktadır [11].
Olay 1 (Kâr-Zarar Paylaşımında Kanundan Sapma): (A) ve (B), aralarında bir kollektif şirket kurarlar. (A) 900.000 TL nakit sermaye, (B) ise yalnızca emeğini ve ticari itibarını sermaye olarak koyar (TTK m. 127). Sözleşmeye, elde edilecek kârın %80'inin (B)'ye, %20'sinin (A)'ya verileceği; doğacak tüm şirketsel zararın ise yalnızca (A) tarafından üstlenileceği maddesi eklenir. Şirket zarar eder ve (A), (B)'nin de zarara katılmasını talep eder. Hukuki analiz: TTK m. 227 ve m. 229 uyarınca kâr/zarar paylaşımı konusunda kanuni yedek kurallar bulunsa da, TTK m. 217 uyarınca kollektif şirketlerin iç ilişkisinde sözleşme serbestisi esastır [1, 10]. Sadece emeğini sermaye olarak koyan (B)'nin zarardan muaf tutulmasına yönelik sözleşme hükmü kanuna (özellikle TBK'nın adi şirketlere ilişkin tamamlayıcı normlarına) ve TTK m. 217'ye göre geçerlidir. (A)'nın itirazı dinlenmez.
Olay 2 (Yönetim Hakkının Kısıtlanması ve Üçüncü Kişiye Devri): (X), (Y) ve (Z) bir kollektif şirket kurarlar. Şirket ana sözleşmesinde, "şirketi idare yetkisi yalnızca X'e aittir, Y ve Z'nin hiçbir işe itiraz ve denetim hakkı yoktur" hükmü yer almaktadır. Ayrıca şirket sözleşmesinde "şirket, sadece tekstil alanında faaliyet gösterecektir, X'in otomotiv alanında işlem yapması kesinlikle yasaktır" denilmesine rağmen bu sınırlama ticaret siciline tescil ettirilmez. (X), otomotiv satıcısı (M) A.Ş. ile şirket adına sözleşme imzalar. Hukuki analiz: TTK m. 217 gereği yönetim yetkisinin sözleşme ile sadece (X)'e bırakılması geçerlidir (TTK m. 218/1) [1]. Ancak (Y) ve (Z)'nin denetim hakkının (TTK m. 225) sözleşme ile dahi ellerinden alınması, m. 225'in "buna aykırı sözleşme geçersizdir" emredici hükmü karşısında mutlak butlanla batıldır [17]. Dış ilişki bakımından ise; işletme konusu kısıtlaması ve yönetim içi sınırlandırmalar (otomotiv alanında işlem yapma yasağı) TTK m. 233 uyarınca ticaret sicilinde ilan edilmediği takdirde iyiniyetli üçüncü kişi konumundaki (M) A.Ş.'ye karşı ileri sürülemez [11]. Şirket, m. 217 kapsamındaki bir iç kısıtlamaya dayanarak dış sorumluluktan kurtulamaz.
Türk Ticaret Hukuku doktrininde Sayın Prof. Dr. Reha Poroy, Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Prof. Dr. Ersin Çamoğlu, Prof. Dr. Sabih Arkan ve Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar gibi otoriteler, kollektif ve komandit şirketlerde "sözleşme serbestisinin" (m. 217) hukukumuz için zaruri ve işlevsel bir kurucu mantık olduğunu teyit ederler. Doktrindeki hakim görüşe göre; şahıs şirketlerindeki ortakların bizzat müteselsilen sorumlu olmaları (TTK m. 236) [19], onlara kendi ekonomik kaderlerini düzenlemede azami hürriyetin tanınmasını gerektirir. "Bütün malvarlığı ile sorumluluk" külfetinin karşı ağırlığı, iç organizasyonda devlete asgari düzeyde ihtiyaç duyan, maksimum esnekliğe sahip bir sözleşme hürriyetidir.
Ancak, modern doktrinsel eleştiriler, bu serbestinin sınırlarının kanunda sarih bir şekilde çizilmemiş olmasını tartışmaktadır. Şirketler topluluğu kurallarının şahıs şirketlerine yansımaları, rekabet yasaklarının ihlalinde sözleşme serbestisinin sınırları (TTK m. 230 vd.) [20] gibi hususlar gri alanlar barındırmaktadır. Kanun koyucunun TTK m. 217'de "geçerlidir" lafzıyla yetinmek yerine, bu serbestinin sınırlarını belirlerken İsviçre Borçlar Kanunu metodolojisinde olduğu gibi emredici sınırları açıkça işaret etmesinin daha fonksiyonel olacağı öne sürülmektedir. Ayrıca, kollektif şirket formatının fiiliyatta Türkiye'de kullanım sıklığının (limited ve anonim şirkete kıyasla) son derece zayıflaması, bu maddelerin ve sözleşme özgürlüğünün getirdiği dinamizmin ne yazık ki dogmatik tartışmalara hapsolmasına yol açmıştır. Kurumun canlandırılması için şahıs şirketlerinin vergisel ve usuli avantajlarının, buradaki "sözleşme esnekliği" ile harmanlanacak teşvik edici regülasyonlara kavuşturulması icap etmektedir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.