b) İstisna
Madde 204 - (1) Bağlı şirketin ödeme gücünü açıkça aşan, varlığını tehlikeye düşürebilecek olan veya önemli varlıklarını kaybetmesine yol açabilecek nitelik taşıyan talimat verilemez.
b) İstisna
Madde 204 - (1) Bağlı şirketin ödeme gücünü açıkça aşan, varlığını tehlikeye düşürebilecek olan veya önemli varlıklarını kaybetmesine yol açabilecek nitelik taşıyan talimat verilemez.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK), mülga 6762 sayılı Kanun’dan farklı olarak "Şirketler Topluluğu" (Konzernrecht) müessesesini pozitif hukukumuza kazandırmış ve bu kapsamda hâkim ve bağlı şirketler arasındaki karmaşık ilişkiler ağını hukuki bir zemine oturtmuştur [1, 2]. TTK’nın ikinci kitabının birinci kısmında yer alan "Şirketler Topluluğu" bölümünün "Sorumluluk" alt başlığında düzenlenen TTK m. 204, tam hâkimiyet hâlinde hâkim şirketin talimat verme yetkisinin (TTK m. 203) mutlak sınırını, diğer bir ifadeyle "istisnasını" teşkil etmektedir [3, 4].
TTK m. 203 uyarınca, bir ticaret şirketi bir sermaye şirketinin paylarının ve oy haklarının doğrudan veya dolaylı olarak yüzde yüzüne sahipse, topluluğun belirlenmiş ve somut politikalarının gereği olmak şartıyla, bağlı şirketin kaybına sebep verebilecek sonuçlar doğurabilecek nitelik taşısa dahi ona talimat verebilir [3]. Bu kural, şirketler topluluğunda ekonomik bütünlüğün ve grup menfaatinin (Konzerninteresse) hukuken tanınması anlamına gelir. Ancak kanun koyucu, bağlı şirketin tüzel kişiliğinin, alacaklılarının ve kamu menfaatinin korunması amacıyla bu sınırsız yetkiye TTK m. 204 ile çok kesin bir fren koymuştur. TTK m. 204 uyarınca, bağlı şirketin ödeme gücünü aşan, varlığını tehlikeye düşüren veya onu önemli varlıklarından yoksun bırakan talimatlar, yüzde yüz hâkimiyet olsa dahi verilemez [4]. Bu hüküm, tüzel kişilik perdesinin ardındaki alacaklıları ve piyasa güvenliğini koruyan emredici bir normdur.
TTK m. 204'ün uygulama alanı bulabilmesi için öncelikle TTK m. 203 anlamında bir "tam hâkimiyet" (yüzde yüz pay sahipliği) bulunmalıdır [3]. Tam hâkimiyetin bulunmadığı durumlarda hâkim şirketin bağlı şirketi kayba uğratacak işlemler yapması kural olarak yasaktır ve bu hallerde TTK m. 202 (Hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılması) rejimi devreye girer [5]. Tam hâkimiyette ise kayba uğratma istisnai olarak yasal hale getirilmiş, ancak TTK m. 204 ile bu yasal sınırın da "yok edici" boyuta ulaşması engellenmiştir.
Maddede yer alan "ödeme gücünü açıkça aşan" ifadesi, bağlı şirketin nakit akışını, likidite durumunu ve mevcut borçlarını karşılama kapasitesini hedef almaktadır. Şirketin finansal tablolarında yer alan özkaynak ve dönen varlık dengesini bozarak, şirketi kısa veya orta vadede borçlarını ödeyemez (illikit) duruma düşürecek talimatlar bu kapsama girer. Burada "açıkça" (evident) ibaresi kullanılmış olup, talimatın verildiği andaki objektif finansal verilere göre (örneğin TTK m. 376 kapsamındaki ara bilançolar [6]) bu durumun öngörülebilir olması gerekir.
Bağlı şirketin "varlığının tehlikeye düşmesi", şirketin İcra ve İflas Kanunu ile TTK m. 376 anlamında "borca batıklık" (pasiflerin aktifleri aşması) durumuna gelmesini ifade eder [6, 7]. Hâkim şirket, grup politikası gereği dahi olsa bağlı şirketini iflasın eşiğine getiremez, onun ticari yaşamına son verecek veya feshini gerektirecek nitelikte yıkıcı talimatlar veremez [4].
Bu kriter, TTK m. 408/2-f hükmünde yer alan "önemli miktarda şirket varlığının toptan satışı" kavramı ile paralellik arz eder [8]. Doktrinde, şirket malvarlığının önemli bir kısmının ne anlama geldiği tartışılmakla birlikte (örneğin şirket faaliyetinin yürütülmesi için hayati olan gayrimenkuller, üretim tesisleri, patentler veya işletme tesisatı), bir şirketin faaliyetine devam edebilmesi için elzem olan üretim araçlarının (örneğin fabrikanın) bedelsiz veya çok düşük bedelle hâkim şirkete devri bu kapsama girer [9, 10]. Bu tür bir talimatın icrası, şirketin iktisadi özünü boşaltacağından TTK m. 204 tarafından yasaklanmıştır [4].
Şirketler Topluluğu hükümlerinin 2012 yılında yürürlüğe girmesiyle birlikte Yargıtay, hâkim şirket ile bağlı şirketler arasındaki malvarlığı aktarımlarına (transfer pricing, asset stripping) yönelik kararlarında tüzel kişiliğin bağımsızlığı ilkesini (Trennungsprinzip) titizlikle korumuştur. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında, hâkim şirketin, yavru şirketin içini boşaltarak onu alacaklılara karşı ödeme aczine düşürmesi "tüzel kişilik perdesinin kötüye kullanılması" (hakkın kötüye kullanılması yasağı, TMK m. 2) olarak değerlendirilmektedir.
Yargıtay, her ne kadar hâkim şirkete grup politikalarını uygulama hakkı verilmiş olsa da, bağlı şirketin bir "oyuncak" olmadığını, kendi alacaklıları (işçiler, tedarikçiler, kamu borçları) bulunduğunu vurgulamaktadır. Dolayısıyla TTK m. 204 bağlamında yansımasını bulan "şirketin ödeme gücünü aşan ve varlığını tehlikeye atan" işlemler, tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle hâkim şirketin (ve ilgili yöneticilerin) doğrudan sorumlu tutulmasına neden olmaktadır. Mahkemeler, iflas erteleme, konkordato ve iptal davalarında bağlı şirketin kaynaklarının TTK m. 204'e aykırı olarak hâkim şirkete peşkeş çekilip çekilmediğini bilirkişi incelemeleriyle resen değerlendirmektedir.
Olay 1 (Grup Lehine Orantısız Kefalet/Teminat Verilmesi): A Holding A.Ş., paylarının %100'üne sahip olduğu Yavru B A.Ş.'ye, A Holding'in kullanacağı 500 Milyon TL'lik banka kredisi için Yavru B A.Ş.'nin sahip olduğu tek ve en değerli varlık olan üretim fabrikası üzerinde ipotek tesis etmesi ve ayrıca müteselsil kefil olması yönünde yönetim kurulu kararı aldırarak talimat vermiştir. Yavru B A.Ş.'nin toplam aktif büyüklüğü ise 50 Milyon TL'dir. Hukuki analiz: Her ne kadar TTK m. 395/3 uyarınca şirketler topluluğuna dahil şirketler birbirlerine kefil olabilir ve garanti verebilirlerse de [13], söz konusu talimat, Yavru B A.Ş.'nin "ödeme gücünü açıkça aşan" ve kredinin ödenmemesi durumunda tek üretim tesisini kaybederek "varlığını tehlikeye düşürebilecek" niteliktedir. Yavru B A.Ş. yöneticileri bu talimatın TTK m. 204'e aykırı olduğunu belirterek icra etmekten kaçınmalıdır. Aksi halde TTK m. 205'teki sorumsuzluk hükmünden yararlanamazlar ve şirketin uğrayacağı zarardan alacaklılara karşı şahsen sorumlu olurlar.
Olay 2 (Bedelsiz veya Düşük Bedelli Malvarlığı Devri): Hâkim X A.Ş., tamamına sahip olduğu Y Limited Şirketi'ne, stoklarında bulunan ve piyasa değeri 10 Milyon TL olan emtiaları, maliyet bedelinin bile çok altında, 1 Milyon TL bedelle X A.Ş.'ye fatura ederek devretmesi talimatını vermiştir. Y Limited Şirketi bu devir sonucunda faaliyetlerini sürdürmek için gerekli nakdi elde edememiş ve piyasaya olan muaccel borçlarını ödeyemez duruma gelmiştir. Hukuki analiz: Verilen talimat, Yavru Y'nin "önemli varlıklarını kaybetmesine yol açabilecek" ve "ödeme gücünü aşacak" niteliktedir (TTK m. 204). Bu işlem aynı zamanda TTK m. 202/1-a anlamında hâkimiyetin hukuka aykırı kullanılması teşkil eder [5]. Zarar gören alacaklılar, TTK m. 206 [11] ve ilgili sorumluluk hükümleri uyarınca hâkim şirkete ve onun kayıptan sorumlu yönetim kurulu üyelerine karşı tazminat davası açabilirler.
Doktrinde Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu gibi duayen hukukçuların eserlerinde de sıklıkla ifade edildiği üzere, TTK m. 204'te yer alan kavramlar muğlaktır ve yoruma muhtaçtır. "Ödeme gücünü açıkça aşan" veya "önemli varlıklarını kaybetmesine yol açabilecek" ifadelerinin matematiksel bir sınırı kanunda gösterilmemiştir (örneğin aktiflerin yüzde kaçı?). Bu durum, TMK m. 4 uyarınca hâkimin takdir yetkisine geniş bir alan bırakmakta, ancak aynı zamanda ticaret hayatında aranan hukuki güvenlik ve öngörülebilirlik ilkesini zedeleyebilmektedir.
Alman paylı ortaklıklar hukukunda (Aktiengesetz - AktG) geliştirilen ve Fransız "Rozenblum" doktrininden esinlenen şirketler topluluğu kurallarında, grup menfaati ile şirket menfaati arasındaki bu hassas denge uzun yıllardır içtihatlarla şekillenmiştir. Türk hukukunda da TTK m. 204'ün amacı, grubun "tek elden yönetim" ihtiyacını karşılamak (TTK m. 203) ile "bağlı şirketin alacaklılarının" korunması arasındaki altın dengeyi kurmaktır. Doktrinde getirilen en temel eleştiri, bu maddenin ihlali halinde bağlı şirketin yönetim kurulunun talimata uymayı reddetme hakkı ve yükümlülüğünün sınırlarının, uygulamada yöneticiler üzerinde ağır bir hukuki ve fiili baskı yaratmasıdır. Zira yönetici, talimata uyarsa TTK m. 204'ü ihlalden şahsen sorumlu olma riskiyle; uymazsa kendisini atayan hâkim şirket tarafından TTK m. 364 uyarınca anında görevden alınma riskiyle karşı karşıyadır [14]. Bu yapısal zayıflığın giderilmesi adına, TTK m. 204 kapsamındaki talimatların reddi halinde, yöneticilerin görevden alınmasına karşı daha güçlü yasal güvenceler (örneğin ağırlaştırılmış tazminat hakları) öngörülmesi doktrinde reform önerisi olarak tartışılmaktadır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.