1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) "Ticaret Şirketleri" başlıklı ikinci kitabının "Genel Hükümler" kısmında yer alan yapısal değişiklikler (birleşme, bölünme ve tür değiştirme), şirketlerin ekonomik gereksinimlerine göre hukuki formlarını değiştirmelerine olanak tanırken, pay sahipleri ve alacaklıların menfaatlerini de dengede tutmayı amaçlayan katı kurallara bağlanmıştır. TTK m. 158 hükmü, ticaret şirketlerinin birleşmesi prosedüründe "Alacaklıların ve çalışanların korunması" alt başlığı altında düzenlenmiş olup, özellikle şahıs şirketlerinin sermaye şirketlerine devrolunması veya birleşmesi senaryolarında ortaya çıkan kişisel sorumluluk sorunlarını çözüme kavuşturmaktadır [1, 2].
Birleşme işlemi, devrolunan şirket malvarlığının tasfiye edilmeksizin, külli halefiyet ilkesi uyarınca devralan veya yeni kurulan şirkete intikal etmesi sonucunu doğurur [3, 4]. Külli halefiyetin doğal bir neticesi olarak devrolunan şirketin tüm aktif ve pasifleri devralan şirkete geçer [5]. Ancak sermaye şirketine devrolunan şahıs şirketlerinde, şirket borçlarından dolayı kişisel ve sınırsız sorumluluğu bulunan ortakların, birleşme neticesinde sorumluluk rejimlerinin değişmesi (örneğin kollektif şirket ortağının, devralan anonim şirkette sınırlı sorumlu bir pay sahibine dönüşmesi) alacaklılar açısından ciddi bir teminat zafiyeti yaratma riski taşır [1].
TTK m. 158 hükmü, bu tehlikeyi bertaraf etmek ve alacaklıların, ortakların kişisel malvarlığına başvurma güvencesini korumak maksadıyla ihdas edilmiştir. Düzenlemenin ratio legis'i (konuluş amacı), birleşmenin mevcut sorumlulukları sona erdirmemesi, alacaklılara zarar vermemesi ve hiç kimsenin birleşme işleminden haksız bir yarar sağlamaması şeklindeki adalet ve hakkaniyet düşüncesine dayanmaktadır [6]. Kanun koyucu, alacaklıların himayesi ile borçlunun hukuki güvenliği arasındaki dengeyi, sorumluluğun devamını belirli bir süreyle (üç yıllık özel zamanaşımı) sınırlandırarak tesis etmiştir [7].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Ortakların Kişisel Sorumluluğunun Devamı İlkesi ve Zamansal Sınır
TTK m. 158/1 hükmüne göre, devrolunan şirketin borçlarından dolayı birleşmeden önce şahsen sorumlu olan ortakların bu sorumlulukları, birleşmeden sonra da devam edecektir [2, 8]. Ancak bu devamlılık, mutlak ve sınırsız değildir. Sorumluluğun devamı için aranan temel şart, söz konusu borçların "birleşme kararının ilanından önce doğmuş olması" veya "borcu doğuran sebeplerin bu tarihten önce oluşmuş bulunmasıdır" [2, 8, 9].
Doktrinde vurgulandığı üzere, birleşme kararının ilanından sonra doğan veya hukuki sebebi bu tarihten sonra oluşan borçlar için eski şahıs şirketi ortağının kişisel sorumluluğuna gidilmesi hukuken mümkün değildir [10]. Bu kısıtlama, sicil hukukunun aleniyet ilkesine ve dürüstlük kuralına dayanır; zira birleşmenin tescil ve ilanından sonra şirketle işlem yapan üçüncü kişilerin, eski ortakların şahsi malvarlığına güvenerek hareket ettikleri savunulamaz [10].
2.2. Borcu Doğuran Sebeplerin Önceden Oluşması (Hukuki Sebebin Kapsamı)
Madde metnindeki "borçları doğuran sebepler" ibaresi, son derece isabetli ve geniş bir koruma alanı yaratmaktadır. Sorumluluğu devam ettiren bu şart; yalnızca sözleşmeden doğan borçları değil, aynı zamanda haksız fiillerden, sebepsiz zenginleşmeden ve vekâletsiz işgörmeden kaynaklanan borçları da kapsar [11]. Sözleşme ihlallerinde veya haksız fiillerde, zararı doğuran eylemin veya ihlalin birleşme kararının ilanından önce gerçekleşmiş olması, kişisel sorumluluğun devamı için yeterlidir [11]. Zararın bizzat ilan tarihinden önce ortaya çıkmış veya somutlaşmış olması aranmaz [11].
2.3. Üç Yıllık Özel Zamanaşımı Süresi
TTK m. 158/2 uyarınca, devrolunan şirketin borçlarından doğan ve ortakların kişisel sorumluluğuna giden istemler, birleşme kararının ilanı tarihinden itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar [2, 8]. Eğer alacak, ilan tarihinden sonra muaccel (istenebilir) hâle gelmişse, üç yıllık zamanaşımı süresi muacceliyet anından itibaren işlemeye başlar [2, 7, 8].
Bu süre, hak düşürücü bir süre olmayıp özel bir zamanaşımı süresidir [7]. Bu özel zamanaşımı kuralı, daha önce başka hükümler gereğince zamanaşımına uğramış olan taleplere yeni bir süre (hayat) kazandırmaz [7]. Keza, alacağın tabi olduğu genel veya özel zamanaşımı süresi üç yıldan daha kısa ise, alacak kendi kısa süresine tabi olmaya devam eder; m. 158 hükmü bu kısa süreyi üç yıla uzatmaz [7]. Bu sınırlama, yalnızca devrolunan şirketin borçları sebebiyle şahsen sorumlu tutulan ortakları korur; devralan şirketin borçlarından dolayı şahsen sorumlu olan ortakların sorumluluklarına uygulanmaz [12].
2.4. Kamuya Arz Edilmiş Tahvil ve Borç Senetleri
TTK m. 158/3 uyarınca, kamuya arz edilmiş olan tahvil ve diğer borç senetlerinde ortakların sorumluluğu, izahnamede aksine bir düzenleme bulunmadıkça, itfa (ödeme/geri alım) tarihine kadar devam eder [8, 12]. Bu fıkra, sermaye piyasası araçlarına yatırım yapan geniş halk kitlelerinin güvenini tesis etmek amacıyla, üç yıllık özel zamanaşımı kuralına getirilmiş katı bir istisnadır.
2.5. İş İlişkilerinin Geçmesi (TTK m. 178 Atfı)
Maddenin 4. fıkrası, birleşme işleminde işçi alacaklarının durumu bakımından TTK m. 178 hükmüne atıf yapmaktadır [12, 13]. İş hukukunun işçiyi koruyucu temel felsefesiyle uyumlu olarak, işyeri devri niteliğindeki yapısal değişikliklerde, işçiler itiraz etmediği sürece hizmet sözleşmeleri tüm hak ve borçlarıyla devralan şirkete geçer [14-16]. Devreden şirketin birleşmeden önce borçlardan sorumlu olan ortakları, intikal gününe kadar muaccel olan borçlarla, sözleşmenin normal sona ermesi veya itiraz sebebiyle sona ermesi hallerinde doğacak borçlardan yeni işverenle (devralan şirketle) birlikte müteselsilen sorumlu olmaya devam ederler [14, 17-19].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 136 vd. (Birleşmenin Temel İlkeleri): Birleşme ile devrolunan şirket sona erer ve külli halefiyet yoluyla tüm aktif ve pasifi devralan şirkete intikal eder [3, 5]. TTK m. 158, bu külli halefiyetin pasif (borç) cephesinde şahsi teminatların akıbetini düzenler.
- TTK m. 157 (Alacakların Teminat Altına Alınması): Her iki madde de alacaklıların himayesine hizmet eder. Ancak m. 157, alacaklılara birleşmenin geçerlilik kazanmasından itibaren üç ay içinde doğrudan devralan şirketten teminat talep etme hakkı verirken [20-22]; m. 158, devrolunan şirketin eski ortaklarının şahsi sorumluluklarının devamını düzenler.
- TBK m. 202 (Malvarlığı veya İşletmenin Devralınması): Türk Borçlar Kanunu m. 202 uyarınca işletme devrinde devreden, devralanla birlikte iki yıl süreyle müteselsilen sorumlu kalır [23]. Ancak ticaret şirketlerinin yapısal değişikliklerinde (birleşme vb.) TTK m. 158 ve m. 178 hükümleri lex specialis (özel kanun) niteliğinde olup, TBK m. 202'ye göre öncelikle uygulama alanı bulur.
- TTK m. 177 ve m. 190 (Bölünme ve Tür Değiştirme): TTK, bölünme (m. 177) ve tür değiştirme (m. 190) işlemlerinde, ortakların kişisel sorumlulukları bağlamında açıkça TTK m. 158 hükmüne atıf yapmaktadır [16, 24]. Dolayısıyla m. 158, tüm yapısal değişiklikler için kilit bir genel norm işlevi görmektedir.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay kararlarında yapısal değişiklikler bağlamında alacaklıların ve özellikle işçilerin korunması büyük bir hassasiyetle ele alınmaktadır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve iş uyuşmazlıklarına bakan daireleri (özellikle 9. ve kapatılan 22. Hukuk Daireleri), birleşme ve devir işlemlerinin salt işçi alacaklarından kurtulmak amacıyla muvazaalı bir biçimde yapılmasını kesinlikle himaye etmemektedir.
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, şirketlerin birleşmesi (TTK m. 136 vd.) iş hukuku bakımından bir "işyeri devri" (İşK m. 6) mahiyetindedir [15]. Külli halefiyet ilkesi gereği, devralan şirket, devreden şirketin iş sözleşmelerinden doğan borçlarından aynen sorumludur [25, 26]. Yargıtay, devirden önce doğmuş olan ve devir tarihinde ödenmesi gereken borçlardan devreden (devrolunan) ve devralan işverenlerin birlikte ve müteselsilen sorumlu olduklarını vurgulamaktadır [26]. TTK m. 158/4 atfıyla uygulanan m. 178 uyarınca, devreden şirketin eski ortaklarının kişisel sorumlulukları da bu müteselsil sorumluluk ağına kanundaki şartlar (muacceliyet ve intikal tarihi) dâhilinde entegre edilmektedir [18].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Sözleşmesel Borç ve Zamanaşımı Sorunu):
Kollektif Şirket (A), 01.03.2023 tarihinde bir ticari mal alım sözleşmesi akdetmiştir. Mal bedelinin ödeme (muacceliyet) tarihi 01.09.2023 olarak belirlenmiştir. (A) Şirketi, 01.06.2023 tarihinde Anonim Şirket (B)'ye devrolunarak birleşmiş ve karar TSG'de ilan edilmiştir. Alacaklı (C), borcun ödenmemesi üzerine 01.10.2026 tarihinde, (A) şirketinin eski sınırsız sorumlu ortaklarından (X)'e karşı kişisel sorumluluğu kapsamında dava açmıştır.
Hukuki analiz: TTK m. 158/1 uyarınca, borç her ne kadar ilan tarihinden sonra (01.09.2023) muaccel olmuşsa da, "borcu doğuran sebep" olan sözleşme, birleşme kararının ilanından (01.06.2023) önce doğmuştur [6, 9]. Bu nedenle (X)'in kişisel sorumluluğu kural olarak devam eder. Ancak TTK m. 158/2 uyarınca, alacak ilan tarihinden sonra muaccel olduğundan üç yıllık özel zamanaşımı süresi muacceliyet tarihinden (01.09.2023) itibaren işlemeye başlar [2, 7]. Dava 01.10.2026 tarihinde açıldığından üç yıllık süre dolmuştur. Ortak (X), zamanaşımı def'i ileri sürerek sorumluluktan kurtulabilecektir.
Olay 2 (Haksız Fiil ve Kusur Sorumluluğu):
(Y) Komandit Şirketi'nin komandite (sınırsız sorumlu) ortağı olan (Z)'nin idaresindeki şirket aracı, 15.01.2024 tarihinde bir trafik kazasına karışarak (T)'ye zarar vermiştir. (Y) Şirketi, 20.02.2024 tarihinde birleşme yoluyla (W) Limited Şirketi'ne devrolunmuş ve ilan gerçekleşmiştir. (T)'nin yaralanmasına bağlı maluliyet zararı tam olarak 15.05.2024 tarihinde kesinleşmiş ve (T), eski komandite ortak (Z)'ye başvurmuştur.
Hukuki analiz: TTK m. 158/1 uyarınca haksız fiillerde, zararı doğuran fiilin (trafik kazasının) birleşme kararının ilanından (20.02.2024) önce gerçekleşmiş olması yeterlidir; zararın ilan tarihinden sonra somutlaşması (15.05.2024) kişisel sorumluluğun devamına engel değildir [11]. Eski komandite ortak (Z), (T)'nin zararından dolayı sınırsız ve müteselsil sorumluluğunu sürdürecektir.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Alacaklı, başvurduğu eski ortağın sorumluluğunun devam ettiğini ispatlamak için, alacağının veya "alacağı doğuran hukuki sebebin" birleşme kararının ticaret sicilinde ilanından önce mevcut olduğunu ispat külfeti altındadır [9, 11].
- Zamanaşımı / Süreler: Özel zamanaşımı süresi mutlak 3 yıldır. Başlangıcı, kural olarak ilan tarihi; alacak ilandan sonra muaccel olmuşsa muacceliyet tarihidir [2, 7]. Bu 3 yıllık sürenin, daha kısa zamanaşımı sürelerini (örneğin taşıma hukukundaki 1 yıllık süreleri) uzatmayacağı hususu gözden kaçırılmamalıdır [7].
- Görevli ve Yetkili Mahkeme: TTK m. 158 kapsamındaki davalar, şirketin veya borçlu ortağın niteliğine göre ticari dava mahiyetinde olup, görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir [27].
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada en sık düşülen hata, birleşme sonrasında devralan şirketin alacaklılarının da, devrolunan şirketin eski ortaklarına başvurabileceği zannıdır. TTK m. 158 yalnızca "devrolunan şirketin borçlarından dolayı birleşmeden önce sorumlu olan ortaklar" bakımından bir koruma getirmektedir [2, 8]. Bir diğer hata ise m. 158/2'deki 3 yıllık sürenin "hak düşürücü süre" olarak nitelendirilip mahkemece re'sen dikkate alınmasıdır; oysa kanun açıkça "zamanaşımı" ifadesini kullanmıştır, dolayısıyla def'i olarak ileri sürülmesi şarttır [2, 7].
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde (özellikle Poroy/Tekinalp/Çamoğlu, Pulaşlı ve Bahtiyar gibi otoritelerce yürütülen tartışmalarda) TTK m. 158 hükmünün, alacaklıların korunması bakımından Eski TTK'ya kıyasla son derece isabetli bir tasarıma sahip olduğu belirtilmektedir [28]. Özellikle "borçları doğuran sebeplerin" ilan tarihinden önce oluşması kriterinin kanun metnine açıkça derç edilmesi (m.158/1), haksız fiil ve sebepsiz zenginleşme gibi borç kaynaklarında yaşanan tereddütleri gidermiş, alacaklıları sözleşmesel olmayan koruma kalkanından da faydalandırmıştır [11].
Bununla birlikte, doktrinde m. 158'in uygulanabilmesi bakımından ilanın yapıldığı Trade Registry Gazette (TSG) dışında, fiili haber alma/öğrenme hususlarının zamanaşımı başlangıcında dikkate alınıp alınmayacağı eleştirilmektedir. Kanun koyucu salt şekli bir kriter olarak "ilanı" esas alarak hukuki güvenliği sağlamayı amaçlamışsa da, bazı yazarlar kötüniyetli ve alacaklılardan mal kaçırma kastıyla yapılan hızlı birleşme süreçlerinde, sırf ilan kriterinin alacaklı aleyhine sonuç doğurabileceğini savunmaktadır. Buna karşılık, TTK'nın birleşme prosedüründeki detaylı inceleme (m. 149) ve alacaklıların teminat altına alınması (m. 157) prosedürleri [21, 29, 30], bu tür riskleri minimize eden denge mekanizmaları olarak çalışmaktadır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.