Resmi Metin

**C) Bo rçlanmaların hükümleri I

  • Düzenlenme yeri kanunu**

Madde 821 - (1) Çekten doğan borçlanmaların sonuçları, bu borçlanmaların yapıldığı ülke hukukuna göre belirlenir.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

(Bilgilendirme Notu: Tarafınızca talep edilen formata ve spesifik doktriner atıflara –Poroy, Tekinalp, Arkan, Bahtiyar vb.– ilişkin teorik ve yargısal derinlik, sağlanan kaynak metinlerde doğrudan bütünüyle yer almadığından, varsayılan sistem yönergeleri gereği ilgili kısımlar genel akademik hukuk bilgisi ışığında tamamlanmış olup bağımsız olarak doğrulanması önerilir. Aşağıdaki metin bütünüyle objektif ve bilimsel bir şerh formatında kaleme alınmıştır.)

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Kıymetli Evrak kitabında çek, m. 780 ve devamı hükümlerinde düzenlenmiştir. Kambiyo senetlerinin uluslararası ticaretteki dolaşım kabiliyeti [1], bu senetlerin birden fazla devletin hukuk alanına temas etmesini kaçınılmaz kılmaktadır. Bu gereklilikten hareketle, kanun koyucu TTK’nın 819 ilâ 823. maddeleri arasında çekler bakımından "Kanunlar İhtilafı" kurallarını "Beşinci Ayırım" başlığı altında sistematize etmiştir [2], [3], [4].

İnceleme konumuz olan TTK m. 821, "Çekten doğan borçlanmaların sonuçları, bu borçlanmaların yapıldığı ülke hukukuna göre belirlenir" [3] amir hükmünü ihtiva etmektedir. Bu düzenleme, milletlerarası özel hukukta lex loci actus (işlemin yapıldığı yer hukuku) olarak bilinen temel ilkenin, çekten doğan taahhütlerin maddi sonuçlarına uyarlanmış spesifik bir yansımasıdır. Kambiyo hukukuna egemen olan "imzaların bağımsızlığı" (imzaların istiklali) [5] kuralının uluslararası hukuktaki tezahürü olan bu madde uyarınca, uluslararası dolaşıma giren bir çek üzerinde yer alan her bir imza sahibinin hukuki durumu ve borcunun esasa ilişkin sonuçları, senede imzanın atıldığı ülkenin maddi hukuk kurallarına tabidir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Çekten Doğan Borçlanmalar

Maddede ifade edilen "çekten doğan borçlanmalar" kavramı, çeke ilişkin kambiyo taahhüdü doğuran tüm irade açıklamalarını kapsar. Çekte, poliçeden farklı olarak muhatabın (bankanın) "kabul" müessesesi yasaklandığından [6], çekten doğan başlıca borçlanma işlemleri; senedin keşidesi (düzenlenmesi), devir iradesini barındıran ciro işlemleri ve senet borçlularından biri lehine verilen aval taahhüdüdür [7], [8]. Kural olarak, çek üzerine atılan her bir imza, o işlemi yapanı kambiyo taahhüdü altına sokar.

2.2. Borçlanmanın Yapıldığı Ülke Hukuku (Lex Loci Actus)

Borçlanmanın yapıldığı ülke, çek üzerindeki kambiyo taahhüdüne ilişkin imzanın senede fiilen dercedildiği ve senedin iradi olarak tedavüle çıkarıldığı fiziki/coğrafi mekânın tabi olduğu egemen hukuk sistemidir. Bu kuralın mutlak bir sonucu olarak, aynı çek senedi üzerinde birbirini takip eden işlemler (örneğin bir Alman tacir tarafından Hamburg'da keşide edilen çekin, bir Fransız tacir tarafından Paris'te ciro edilmesi) farklı hukuk sistemlerine tabi olacaktır. Her borçlu, taahhüdünün doğuracağı maddi hukuk sonuçları bakımından (sorumluluğun kapsamı, rücu hakkının doğumu, şahsi def’ilerin niteliği vb.) kendi imzasını attığı yerin hukukuna bağlı tutulmuştur.

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 822 (Ödeme Yeri Hukuku): TTK m. 821, çek taahhüdünün "esasa ilişkin sonuçlarını" düzenlerken; TTK m. 822, çekin mutlaka görüldüğünde ödenip ödenmeyeceği, ibraz süreleri, kısmi ödemenin kabule zorunlu olup olmadığı ve protesto çekilmesinin gerekliliği gibi ibraz, ödeme ve şekle ilişkin idari hususları lex loci solutionis (ödeme yeri hukuku) kuralına bağlamıştır [4]. Dolayısıyla, borcun nitelik ve kapsamı 821. maddeyle (işlem yeri), borcun ifa ediliş usulü ise 822. maddeyle (ödeme yeri) belirlenir.
  • TTK m. 770: Poliçelere ilişkin kanunlar ihtilafı kurallarını düzenleyen TTK m. 770 hükmü, poliçeyi kabul eden kişinin borçlanmalarının ödeme yeri hukukuna, diğer borçluların (keşideci, ciranta, avalist) borçlanmalarının ise imzanın atıldığı ülke hukukuna tabi olduğunu amirdir [9], [10]. Çekte muhatabın senedi kabul yasağı bulunduğundan [6], TTK m. 821, poliçedeki muhatap harici borçlulara uygulanan "imza yeri hukuku" prensibini tüm çek borçluları için yeknesaklaştırmıştır [3].
  • MÖHUK Genel Hükümleri ile İlişkisi: TTK m. 821, Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un sözleşmelerden doğan borç ilişkilerine uygulanacak hukuku belirleyen genel kurallarına nazaran lex specialis (özel kanun) niteliğindedir. Kıymetli evrakın kendine has sıkı şekil şartları ve tedavül kabiliyeti nedeniyle genel bağlama kuralları yerine TTK'nın özel bağlama kuralları tatbik edilir.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili dairelerinin, kambiyo senetlerinde kanunlar ihtilafına yönelik yerleşik içtihatlarında, uluslararası tedavüle çıkmış bir kıymetli evrakta her bir işlemin ve şekil şartının ayrı ayrı, ait olduğu ülke hukukuna göre değerlendirilmesi gerektiği katı bir biçimde benimsenmektedir. Yüksek Mahkeme kararlarında vurgulandığı üzere, örneğin Türkiye'de faaliyet gösteren bir banka tarafından yabancı ülkede yerleşik bir kişi lehine düzenlenen ve ödeme yeri yabancı ülke (örneğin İngiltere/Londra) olan bir poliçe veya çekte; senedin şekil şartlarına uygunluğu ve düzenleyenin borçlanmasının esası Türk hukukuna göre tayin edilirken, ibraz ve ödemeye (veya protestoya) ilişkin hususlar İngiliz hukukuna (ödeme yeri) göre çözümlenmektedir [11]. Yargıtay, TTK m. 821'in emredici nitelikteki bağlama kuralını re'sen (kendiliğinden) dikkate alarak, tarafların kambiyo borçlarından kaynaklanan uyuşmazlıklarında uygulanacak hukuku "imzaların atıldığı coğrafi merkeze" göre ayrıştırmaktadır.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Türkiye’de mukim ihracatçı (A) Anonim Şirketi, Fransa’da mukim (B) S.A.'dan ithal ettiği malların bedelini ödemek amacıyla, merkez idaresi İstanbul'da bulunan muhatap bankanın Paris şubesi [12] üzerine, (B) S.A. emrine bir çek keşide etmiştir. Çekin keşidesi İstanbul'da tamamlanmış ve senet kurye aracılığıyla Paris'e gönderilmiştir. (B) S.A., söz konusu çeki ticari ilişkisi bulunan Alman (C) GmbH'ye Paris'te ciro etmiş; (C) GmbH ise çeki Münih'te (D) AG'ye devretmiştir. Hukuki analiz:

  • (A) A.Ş.'nin çeki keşide etmesinden doğan borçlanmanın esasa ilişkin sonuçları, işlemin yapıldığı yer olan Türk hukukuna tabidir (TTK m. 821) [3].
  • (B) S.A.'nın senedi Paris'te ciro etmesinin sonuçları (örneğin garanti işlevi) Fransız hukukuna tabidir (TTK m. 821) [3].
  • (C) GmbH'nin senedi Münih'te (D) AG'ye ciro etmesinin maddi sonuçları Alman hukukuna tabidir (TTK m. 821) [3].
  • Senedin ibraz süreleri, kısmi ödemenin yapılıp yapılamayacağı gibi hususlar ise, ödeme yerinin Fransa olması hasebiyle Fransız hukukuna (TTK m. 822) tabi olacaktır [4].

Olay 2 (Kurmaca Senaryo): Belçika'da yerleşik (X), Brüksel'de düzenlediği çeki, İtalyan (Y)'ye vermiş; İtalya'da ikamet eden (Z), (X)'in borcuna teminat olmak üzere senedin ön yüzüne imza atarak İtalya'da aval vermiştir. Hukuki analiz: Aval kurumuna uygulanacak hukuk kuralı uyarınca, (Z)'nin aval taahhüdünün sonuçları, imzanın fiilen senede yansıtıldığı İtalyan hukukuna göre belirlenecektir (TTK m. 821) [3]. Asıl borçlu (X)'in keşideci sıfatıyla borçlanmasının sonuçları ise işlemin yapıldığı yer olan Belçika hukukuna göre değerlendirilecektir.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Yabancılık unsuru taşıyan hukuki uyuşmazlıklarda, yabancı hukukun muhtevasının tespitinde MÖHUK'un ilgili usul kuralları devreye girer. Hâkim, Türk kanunlar ihtilafı kurallarını ve bu kurallara göre yetkili olan yabancı hukuku re'sen uygulamak zorundadır; taraflar ise uygulanan yabancı hukukun ispatında mahkemeye yardımcı olabilirler.
  • Zamanaşımı / Süreler: TTK m. 822/1-b hükmü gereğince çeklerde ibraz süresi ödeme yeri hukukuna tabidir [4]. Poliçelerde başvurma haklarının kullanım süreleri düzenlenme yeri hukukuna tabi kılınmışken (TTK m. 769) [9], çekin doğrudan bir ödeme vasıtası olması niteliği [13] göz önüne alınarak kanunlar ihtilafında farklı ve spesifik tasniflere yer verilmiştir.
  • Görevli/yetkili mahkeme: Çekişmelerin hallinde, davanın türüne göre Türk hukuku açısından Asliye Ticaret Mahkemeleri mutlak görevli mahkemeler olup (TTK m. 4 vd.), milletlerarası yetki hususunda MÖHUK hükümleri dikkate alınmalıdır.
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada, tüm ciro zincirinin ve aval taahhütlerinin yeknesak şekilde mahkemenin bulunduğu yer (lex fori) veya sadece ödeme yeri (lex loci solutionis) hukukuna tabi olduğu yanılgısına düşülmektedir. Oysa TTK m. 821 [3] bağlamında, senedin üzerindeki her borçlanma işlemi (keşide, ciro, aval) için imzanın atıldığı ülkenin hukuku ayrı ayrı araştırılmalıdır.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk ticaret hukuku doktrininde Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Sabih Arkan ve Mehmet Bahtiyar gibi kıymetli otoritelerin kıymetli evrakta kanunlar ihtilafı tartışmalarında odaklandıkları en temel mesele, TTK m. 821'in dayandığı "bölünme (scission) teorisinin" yarattığı pratik sorunlardır. Sistemin temelinde yer alan bu teori uyarınca, senet üzerindeki her imzanın bağımsızlığı kuralı kanunlar ihtilafına da taşınmış ve böylece her borçlunun hukuki statüsü kendi taahhüdünü icra ettiği coğrafyanın normlarına bağlanmıştır.

Doktriner bağlamda bu tercih; imza sahibinin (borçlunun) kendi iradesi ile taahhüt altına girdiği yer kanunlarını bildiği varsayımına dayandığı için "hukuki öngörülebilirlik" ve "borçlunun korunması" bakımından son derece üstün ve isabetli bir yöntem olarak kabul edilmektedir. Buna karşın, aynı teori senet hamilinin korunması ve senedin tedavül kabiliyeti noktasında ciddi şekilde eleştirilmektedir. Şöyle ki; senedi sonradan iktisap eden iyi niyetli hamilin, başvurma (müracaat) hakkını kullanmak istediğinde [14] senet üzerindeki onlarca farklı imzanın atıldığı tüm ülkelerin hukuki düzenlemelerini (ve o ülkelerdeki özel def’i mekanizmalarını) bilmesi ve bunlara göre ayrı ayrı hukuki strateji geliştirmesi gerekebilmektedir. Uluslararası ticari ilişkilerin hızı ve rasyonalitesi gözetildiğinde, tek bir evrakta birden fazla hukuk sisteminin yarışması, kıymetli evrakın soyutluk ve teşhis fonksiyonlarını zayıflatabilmekte, dava ve ispat süreçlerini ağırlaştırmaktadır.

Bununla birlikte, kanun koyucunun ve Cenevre Yeknesak Çek Kanunu Anlaşması sistematiğinin, kambiyo senetlerinin niteliğinden doğan sertliği yumuşatmak ve devletlerin egemenlik alanlarında yapılan irade açıklamalarına öncelik tanımak saikiyle lex loci actus prensibini muhafaza ettiği tartışmasızdır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.