**II
- Sürelerin hesabı**
Madde 817 - (1) Kanunun bu Kısmında gösterilen süreler hesap edilirken bunların başladığı gün sayılmaz.
**II
Madde 817 - (1) Kanunun bu Kısmında gösterilen süreler hesap edilirken bunların başladığı gün sayılmaz.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Kıymetli Evrak başlıklı üçüncü kitabının, çekleri düzenleyen dördüncü ayrımında "Çeşitli Hükümler" başlığı altında yer alan TTK m. 817 hükmü, çek hukukunda sürelerin hesaplanmasına ilişkin temel metodolojiyi ihdas etmektedir. İlgili hüküm, "Kanunun bu Kısmında gösterilen süreler hesap edilirken bunların başladığı gün sayılmaz" şeklindeki emredici kuralı ile çek hukukuna özgü ibraz, zamanaşımı, protesto ve ihbar gibi hak düşürücü veya zamanaşımı niteliğindeki sürelerin başlangıç anını netleştirmektedir [1].
Hukuk dogmatiği bakımından bu hüküm, Roma hukukundan günümüze intikal eden “dies a quo non computatur in termino” (süresinin başladığı gün, hesaba dâhil edilmez) evrensel ilkesinin kambiyo senetleri ve özelinde çek hukuku alanındaki somut bir yansımasıdır. Çek, doğası gereği bir ödeme aracı olduğundan ve dolaşım hızı yüksek bir kıymetli evrak vasfı taşıdığından [2, 3], sürelerin kesin ve tereddüde mahal vermeyecek bir biçimde hesaplanması, ticari hayattaki güvenliğin ve hukuki öngörülebilirliğin tesis edilmesi açısından hayati bir öneme sahiptir. TTK m. 817 hükmü, mülga 6762 sayılı eTTK'nın 729. maddesinin dili sadeleştirilerek yeni kanuna aktarılmış halidir [4, 5]. Bu kuralın varlığı, bilhassa hak sahiplerinin (hamillerin) kanunun tanıdığı sürelerden tam ve eksiksiz bir biçimde yararlanabilmesi amacına hizmet etmektedir.
Maddede zikredilen "süreler" ifadesi, çekin düzenlenmesinden tahsiline ve yasal takip yollarına müracaat edilmesine kadar geçen süreçteki tüm kanuni süreleri kapsamaktadır. Çek hukukunda bu sürelerin başında TTK m. 796'da düzenlenen 10 günlük, 1 aylık ve 3 aylık "ibraz süreleri" ile TTK m. 814'te düzenlenen 3 yıllık "zamanaşımı süreleri" gelmektedir [6-8]. İlgili sürelerin hak düşürücü mü yoksa zamanaşımı niteliğinde mi olduğuna bakılmaksızın, TTK m. 817'nin öngördüğü hesaplama yöntemi tüm bu müddetler için yeknesak bir biçimde uygulanmaktadır.
Hesaplamada "başladığı günün sayılmaması", süreyi tetikleyen hukuki olgunun (örneğin çekin düzenlenmesi, ibraz süresinin sona ermesi veya protesto çekilmesi) gerçekleştiği günün "sıfırıncı gün" olarak kabul edilmesini ifade eder. Doktrinde ve yargı kararlarında da vurgulandığı üzere, süre hesabı, olgunun gerçekleştiği günü takip eden takvim gününden (ertesi günden) itibaren "birinci gün" olarak işlemeye başlar [7-9]. Bu sayede, olgunun günün hangi saatinde gerçekleştiğine bakılmaksızın, hamile eksiksiz tam takvim günleri kadar bir süre tanınmış olur.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtisas daireleri (özellikle kapatılan 19. Hukuk Dairesi ve 11. ile 12. Hukuk Daireleri), çekte sürelerin hesaplanmasında TTK m. 817 (ve mülga eTTK m. 729) hükmünü istikrarlı bir biçimde ve lafzına sıkı sıkıya bağlı kalarak uygulamaktadır.
Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, ibraz süresi veya zamanaşımı süresi hesaplanırken başlangıç günü dışlanmalıdır. Örneğin, Yargıtay uygulamasına yansıyan bir kararda; çekin keşide tarihi 25.12.2010 ise, 10 günlük yasal ibraz süresinin 04.01.2011 tarihinde sona ereceği belirtilmiş; ardından başlayan 3 yıllık zamanaşımı süresinin hesaplanmasında, TTK m. 817 (eTTK m. 729) uyarınca ibraz süresinin sona erdiği 04.01.2011 tarihinin hesaba katılmayacağı, dolayısıyla zamanaşımı süresinin 05.01.2011 tarihinden itibaren başlayacağı ve 05.01.2014 tarihinde dolacağı açıkça içtihat edilmiştir [7, 8]. Yargıtay, sürelerin daraltılamayacağı veya genişletilemeyeceği (TTK m. 817 ve m. 816 bağlamında tatil günleri istisnası hariç) kuralını sıkı bir denetime tabi tutmaktadır. İcra mahkemelerinde kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takiplerde yapılan şikâyetlerde, süre hesabı resen gözetilmesi gereken bir husus olup, bir günlük hesap hatası dahi takibin iptaline mesnet teşkil etmektedir.
Olay 1: A (Düzenleyen), B (Lehtar) emrine 15.04.2024 keşide tarihli ve Ankara ödeme yerli bir çek düzenlemiş ve teslim etmiştir. Çeki ciro yoluyla devralan C (Hamil), çeki ödenmek üzere muhatap bankanın Ankara şubesine hangi tarihe kadar ibraz etmelidir? Hukuki analiz: Çek aynı kıtada ve aynı ülkede (düzenlenme ve ödeme yeri Ankara) ibraz edileceğinden, TTK m. 796/1 uyarınca yasal ibraz süresi 10 gündür. Sürenin hesabı, TTK m. 817 ve TTK m. 796/3 hükümleri müştereken uygulanarak yapılır. Keşide tarihi olan 15.04.2024 "sıfırıncı gün" kabul edilir ve hesaba katılmaz. İbraz süresi 16.04.2024 günü işlemeye başlar. 10 günlük sürenin son günü 25.04.2024 mesai bitimidir. Hamil C, en geç bu tarihte çeki muhatap bankaya ibraz etmek zorundadır.
Olay 2: Süresinde (en son ibraz günü olan 20.05.2021 tarihinde) muhatap bankaya ibraz edilerek karşılıksızdır şerhi vurulan bir çek dolayısıyla Hamil (H), Düzenleyen (D)'ye karşı müracaat hakkını kullanmak istemektedir. Zamanaşımı süresi ne zaman dolacaktır? Hukuki analiz: TTK m. 814 uyarınca çeklerde müracaat borçlularına karşı zamanaşımı süresi, ibraz süresinin bitiminden itibaren 3 yıldır. İbraz süresi 20.05.2021 tarihinde bitmiştir. TTK m. 817 uyarınca, sürenin başladığı bu gün (20.05.2021) hesaba dâhil edilmez. 3 yıllık zamanaşımı süresi 21.05.2021 itibarıyla işlemeye başlar ve tam 3 yıl sonra, 20.05.2024 günü mesai saati bitiminde zamanaşımı süresi dolar. Bu tarihten sonra açılacak davalar veya icra takipleri zamanaşımı def'iyle karşılaşacaktır.
TTK m. 817 hükmü ve bunun uygulanmasına dair mülga kanun döneminde yaşanan doktrin tartışmaları, Türk ticaret hukuku doktrininin en teknik meselelerinden birini oluşturmuştur. Mülga eTTK döneminde, ibraz sürelerini düzenleyen 708. madde "çekte keşide günü olarak gösterilen tarihten itibaren" başlar demekte; ancak aynı kanunun 729. maddesi (yeni TTK m. 817'nin karşılığı) "süreler hesap edilirken bunların başladığı gün sayılmaz" demekteydi [4, 5, 11, 21, 22].
Bu durum doktrinde derin ayrılıklara yol açmıştı. Prof. Dr. Ömer Teoman, eTTK m. 708 hükmünün, m. 729 karşısında özel bir hüküm niteliğinde olduğunu, dolayısıyla çeklerde ibraz sürelerinin hesabında keşide gününün hesaba katılarak sürenin hesaplanması gerektiğini ısrarla savunmuştur [4, 11, 21]. Buna mukabil, Prof. Dr. Fırat Öztan ve Prof. Dr. Abuzer Kendigelen gibi yazarlar ise, genel kuralın uygulanması gerektiğini, eTTK 729 gereği ilk günün hesaba dâhil edilemeyeceğini ileri sürmekteydi [4, 11, 21].
Kanun koyucu, 6102 sayılı yeni Türk Ticaret Kanunu'nu sevk ederken bu doktrin tartışmasını dikkate almış ve eTTK m. 729 hükmünü aynen koruyarak TTK m. 817'ye aktarmış; ancak ibraz sürelerini düzenleyen TTK m. 796/3 fıkrasını "Birinci ve ikinci fıkralarda yazılı süreler, çekte yazılı olan düzenleme tarihinin ertesi günü başlar" şeklinde açık ve sarih bir biçimde kaleme alarak tartışmalara son vermiştir [5, 11, 23]. Yapılan bu revizyon isabetlidir ve normlar hiyerarşisi içerisindeki lafzi uyumsuzluğu ortadan kaldırarak kanunilik ilkesine ve hukuki öngörülebilirliğe hizmet etmiştir. TTK m. 817, günümüz itibarıyla çelişkiden uzak, tatbiki net bir genel kural olarak Türk çek hukukunun sağlam zeminlerinden birini oluşturmaktadır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.