Resmi Metin

**III

  • Poliçeyi eline geçirenin bilinmemesi
  1. Dilekçe sahibinin yükümlülükleri**

Madde 759 - (1) Poliçeyi eline geçiren kişi bilinmiyorsa, poliçenin i ptaline karar verilmesi istenebilir. (2) İptal isteminde bulunan kişi, poliçe elinde iken zıyaa uğradığını inandırıcı bir şekilde gösteren delilleri mahkemeye sağlamak ve senedin bir suretini ibraz etmek veya senedin esas içeriği hakkında bilgi vermekle yü kümlüdür.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 759. maddesi, kıymetli evrak hukukunun en temel sorunlarından biri olan "kambiyo senetlerinin zıyaı ve iptali" kurumunun usul ve ispat boyutunu düzenleyen temel bir normdur. Madde, poliçenin iptaline ilişkin hükümler silsilesi içerisinde (TTK m. 757-765) yer almasına karşın, TTK m. 778/1-ı bendi yollamasıyla bonolarda ve TTK m. 818/1-s bendi yollamasıyla çeklerde de uygulama alanı bulmaktadır [1, 2].

Kıymetli evrak hukukunda "hakkın senede bağlılığı" ilkesi gereğince, senet olmaksızın hakkın ileri sürülmesi kural olarak mümkün değildir [3]. Ancak senedin irade dışı elden çıkması (çalınma, kaybolma, yanma, tahrip olma) durumunda, gerçek hak sahibinin korunması amacıyla kanun koyucu "iptal davası" müessesesini öngörmüştür [4, 5]. TTK m. 759, bu iptal prosedürünün başlayabilmesi için ön koşul olan "senedi eline geçirenin bilinmemesi" ihtimalini ve bu ihtimalde talep sahibinin yerine getirmesi gereken ispat yükümlülüklerini (ferdileştirme ve yaklaşık ispat) düzenlemektedir. Bu madde, hak sahibinin mağduriyetini gidermek ile tedavül güvenliğini (üçüncü kişilerin korunması) sağlamak arasındaki hassas dengeyi kuran usuli bir mihenk taşıdır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Poliçeyi Eline Geçirenin Bilinmemesi

Kambiyo senedi zilyetliğinin irade dışı kaybedilmesi sonrasında, senedin kimin elinde olduğu biliniyorsa TTK m. 758 uyarınca "iade davası" (istirdat davası) açılması gerekmektedir [6, 7]. TTK m. 759/1 ise, senedi eline geçiren kişinin (hırsız, bulan kişi vb.) kimliğinin bilinmediği durumlarda devreye girer. İptal davası açılabilmesinin en temel ön şartı, senedin halihazırdaki zilyedinin tespit edilemiyor olmasıdır [8, 9]. Eğer yargılama aşamasında senedi elinde bulunduran kişi ortaya çıkarsa veya senedi ibraz ederse, iptal davası prosedürü durur ve mahkemece talep sahibine iade davası açması için mehil verilir (TTK m. 763) [10, 11].

2.2. Poliçe Elindeyken Zıyaa Uğrama (Zilyetliğin İrade Dışı Kaybı)

Madde fıkrasında yer alan "poliçe elinde iken zıyaa uğradığını..." ifadesi, iptal davasını açacak kişinin aktif husumet ehliyetini belirler. Yalnızca senedin zıyaı anında onun meşru ve yetkili hamili (zilyedi) olan kişi iptal davası açabilir [12-14]. Zıya kavramı, senedin çalınması, kaybolması veya yanma, yırtılma gibi sebeplerle kullanılamaz ve teşhis edilemez hale gelmesini kapsar [4, 5, 15, 16]. Senedin borçluya rızayla teslim edildikten sonra borçlu tarafından yırtılması veya senedin keşideci tarafından henüz tedavüle çıkarılmadan kaybedilmesi durumlarında hamil sıfatı bulunmadığından kural olarak iptal talep edilemez [17].

2.3. İnandırıcı Bir Şekilde Gösterme (Yaklaşık İspat Kurumu)

TTK m. 759/2'nin uygulamada en çok tartışılan ve doktriner analize muhtaç olan kavramı "inandırıcı bir şekilde gösteren deliller" ifadesidir. Çekişmesiz yargı işi olan (HMK m. 382) iptal davalarında kanun koyucu tam (kesin) ispat aramamaktadır [18-20]. Senedin kaybedildiğinin kesin delillerle ispatı çoğu olayda mantıken ve fiilen imkânsızdır. Bu nedenle doktrinde (Kendigelen/Kırca, Öztan, Sezer) ve Yargıtay içtihatlarında burada aranan ispat ölçüsünün "yaklaşık ispat" olduğu açıkça kabul edilmektedir [20, 21]. Hâkimin, senedin zayi olduğuna dair tam bir vicdani kanaate (yakîn) varması gerekmez; olayın oluş şeklinin muhtemel ve inandırıcı görülmesi yeterlidir [20, 22, 23].

2.4. Senedin Suretinin İbrazı veya Esas İçeriği Hakkında Bilgi Verilmesi (Ferdileştirme)

Senedin iptal edilebilmesi için, mahkemenin ve ilanı görerek senedi ibraz edecek üçüncü kişilerin hangi senetten bahsedildiğini açıkça anlayabilmesi gerekir. Buna doktrinde kıymetli evrakın "ferdileştirilmesi" denir [22, 24]. Talep sahibi; varsa senedin fotokopisini, yoksa düzenleyenini, muhatabını, keşide tarihini, bedelini ve özellikle çeklerde banka şubesi ile çek seri numarasını mahkemeye sunmak zorundadır [22, 24]. Senedin unsurları mahkemeye bildirilmeden soyut bir zıya iddiasıyla iptal kararı verilemez [22].

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 651 — Kıymetli evrakın zıyaı ve iptaline ilişkin genel hükümdür. TTK m. 759, kambiyo senetleri bakımından bu genel hükmün özel ve detaylandırılmış bir yansımasıdır [25, 26].
  • TTK m. 778/1-ı ve TTK m. 818/1-s — Bu yollama maddeleri sayesinde, poliçenin iptaline ilişkin usul ve esasları düzenleyen TTK m. 759; bonolar ve çekler hakkında da doğrudan uygulanır [1, 2].
  • TTK m. 757 ve m. 760 — TTK m. 759 dairesinde yaklaşık ispatın yerine getirilmesi, muhatabın ödemekten men edilmesini (TTK m. 757) [7, 27] ve mahkemenin senedi elinde bulunduranı senedi ibraz etmeye çağıran ilanı (ihtar) yapmasını (TTK m. 760) tetikleyen anahtardır [9, 28, 29].
  • HMK m. 382/2-e — Kıymetli evrakın iptali davaları, maddi anlamda bir taraf uyuşmazlığı barındırmadığı için "çekişmesiz yargı" işleri arasında sayılmıştır [18, 30]. Bu nedenle hasımsız olarak açılırlar.

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu (YHGK), TTK m. 759/2'nin uygulanmasında "yaklaşık ispat" standardını titizlikle korumakta ve alt derece mahkemelerinin aşırı şekilci tam ispat beklentilerini bozmaktadır.

Yargıtay içtihatlarında vurgulanan temel prensip şudur: TTK m. 759/2 uyarınca, davacının zıya iddiasını kesin delillerle kanıtlaması beklenemez. Örneğin Yargıtay 11. HD'nin yerleşik kararlarında; davacının, keşidecinin kim olduğunu, muhatap banka ve şubesini, çek numarasını ve çek tutarını mahkemeye bildirmiş olması, "yaklaşık ispat" kurumu çerçevesinde inandırıcı delil olarak yeterli kabul edilmiştir [20, 22]. Aksi yönde bir uygulama, yani örneğin hırsızlık anına dair kamera kaydı veya kesinleşmiş ceza mahkemesi kararı aranması, kıymetli evrakın iptali müessesesini tamamen işlevsiz ve uygulanmaz hale getirecektir [20].

Bununla birlikte Yargıtay, davacının "senedin meşru hamili" olduğu iddiasını da aynı inandırıcılıkta sunmasını aramaktadır. Ciro zincirindeki kopukluklar veya davacının senet üzerinde hak sahibi olduğuna delalet eden ticari defter kayıtları/fatura gibi emarelerin hiç sunulamaması durumunda davalar reddedilmektedir [23].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1: Ankara'da ticari faaliyette bulunan bir şirket, müşterisinden tahsilat amacıyla tam ciro yoluyla devraldığı 5 adet çeki, bankaya tahsile götürmek üzere şirket yetkilisine teslim etmiş, ancak şirket yetkilisi yolda kapkaça uğrayarak çekleri çaldırmıştır. Çekleri eline geçiren şahıslar bilinmemektedir. Şirket, çeklerin fotokopileri ve karakolda tutulan ifade tutanağı ile birlikte Asliye Ticaret Mahkemesinde iptal davası açmıştır. Hukuki analiz: Olay, TTK m. 759/1'deki "eline geçirenin bilinmemesi" şartına tam olarak uymaktadır. Davacı şirket, ciro silsilesiyle yetkili hamil olduğunu ve senetleri irade dışı kaybettiğini karakol tutanağı ve çek suretleriyle (ferdileştirme) mahkemeye sunmuştur. Bu durum TTK m. 759/2 kapsamındaki "yaklaşık ispat" ve "inandırıcı delil" şartlarını karşılar. Mahkeme, TTK m. 757 uyarınca ödeme yasağı kararı vermeli ve TTK m. 760 uyarınca ilan aşamasına geçmelidir.

Olay 2: Bir tacir, cebinde taşıdığı hamiline yazılı bir çeki nerede düşürdüğünü bilmemektedir. İptal davası açmak üzere mahkemeye başvurmuş, ancak keşidecinin adını hatırlamadığını, çek miktarını yaklaşık olarak bildiğini ve çek seri numarasını bankadan öğrenemediğini beyan etmiştir. Hukuki analiz: Bu durumda TTK m. 759/2'nin emredici kuralı olan "senedin bir suretini ibraz etmek veya senedin esas içeriği hakkında bilgi vermek" (ferdileştirme) şartı yerine getirilmemiştir. Senedin temel unsurları (keşideci, miktar, seri numarası) mahkemeye sunulamadığı için, mahkemenin hangi senedin iptaline karar vereceğini ve ilana çıkacağını belirlemesi fiilen ve hukuken imkânsızdır. Mahkeme, HMK m. 114 ve TTK m. 759/2 uyarınca dava şartı yokluğundan veya ispat edilememekten davayı reddedecektir [22-24].

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Zıyaa uğrama olgusunun ve senet üzerinde maddi/şekli hak sahibi olunduğunun ispat yükü davacı (dilekçe sahibi) üzerindedir [8, 20]. İspat standardı "yaklaşık ispat" olup, kesin ispat aranmaz [20, 21].
  • Zamanaşımı / Süreler: İptal davası açmak için kanunda öngörülen hak düşürücü bir süre bulunmamakla birlikte, hamilin ödeme yasağı kararı alabilmesi için senedin ibraz süresi veya zamanaşımı süresi dolmadan acilen mahkemeye başvurması elzemdir. İlan süreleri ise TTK m. 761 uyarınca en az üç ay, en çok bir yıldır [28, 31].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise ödeme yeri veya hamilin yerleşim yeri mahkemesidir (TTK m. 757/1) [8, 32]. İptal davası hasımsız (çekişmesiz yargı) açılır [18, 19].
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada sıklıkla yapılan en büyük hata, keşidecinin veya muhatap bankanın davalı (hasım) olarak gösterilmesidir. İptal davası çekişmesiz yargı işi olduğundan davalı taraf gösterilmemelidir [33, 34]. Bir diğer hata, keşidecinin elindeyken kaybedilen (henüz tedavüle çıkmamış) bir senet için keşidecinin iptal davası açmaya çalışmasıdır; Yargıtay içtihatları uyarınca, henüz tedavüle çıkmamış çekin zıyaı halinde keşidecinin hukuki yararı bulunmadığı kabul edilmektedir zira keşideci ödemeden men talimatı verebilir [17, 32].

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrin ve uygulamada TTK m. 759 bakımından en çok eleştirilen husus, alt derece mahkemelerinin "yaklaşık ispat" kavramını dar yorumlaması ve hak sahiplerinden hırsızlık/gasp olgularına ilişkin kesin savcılık veya ceza mahkemesi kararları talep etmesidir. Bu katı tutum, kıymetli evrakın tedavül hızına ve iptal davasının "koruyucu" felsefesine aykırıdır [20].

Ayrıca, madde metninde "inandırıcı bir şekilde gösteren deliller" ifadesi yoruma açık bırakılmıştır. Ticari hayatın dinamikleri göz önüne alındığında, senedin fotokopisinin olmaması halinde banka kayıtları, ticari defter kayıtları, tahsilat makbuzları veya kargo teslim tutanaklarının da mahkemelerce tereddütsüz inandırıcı delil olarak kabul edilmesi gerektiği doktrinde ağırlıklı olarak savunulmaktadır [22, 24]. Keza, sadece ferdileştirme yapılmasının da tek başına yeterli görülmemesi, hak sahipliğinin (meşru hamil sıfatının) de mutlaka yaklaşık ispatla desteklenmesi, kötüniyetli kişilerin mahkemeleri araç olarak kullanıp haksız iptal kararı almasını engellemek adına son derece önemlidir [35].


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.