Resmi Metin

II - Poliçeyi eline geçiren kişinin bilinmesi


Madde 758 - (1) Poliçeyi eline geçiren kişi bilindiği takdirde, mahkeme, dilekçe sahibine iade davası açması için uygun bir süre verir. (2) Dilekçe sahibi verilen süre içinde davayı açmazsa, mahkeme, muhatap hakkındaki ödeme yasağını kaldırır.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 758. maddesi, “Kıymetli Evrak” kitabının “Kambiyo Senetleri”ne ilişkin dördüncü kısmında, poliçenin iptaline dair hükümler arasında (TTK m. 757-765) yer almaktadır [1-5]. TTK m. 778/1-ı ve m. 818/1-s bentlerindeki yollamalar uyarınca bu madde, sırasıyla bonolar ve çekler hakkında da kıyasen uygulanma alanına sahiptir [6, 7].

Kıymetli evrak hukukunun temel prensiplerinden biri, hakkın senede bağlı olması ve senetsiz ileri sürülememesidir (TTK m. 645) [8]. Bu ilkenin doğal bir sonucu olarak, senedin rıza dışı elden çıkması (zıyaı) halinde, hak sahibinin senedi ibraz etmeksizin hakkını talep edebilmesi veya yeni bir senet düzenlenmesini isteyebilmesi için kanun koyucu tarafından bir iptal prosedürü (zayi nedeniyle iptal davası) öngörülmüştür [9-11].

Ancak iptal davasının (TTK m. 759 vd.) açılabilmesinin ön koşulu, senedi eline geçiren kişinin "bilinmemesi"dir [12]. TTK m. 758 hükmü, poliçenin (veya bono/çekin) kimin elinde olduğunun henüz mahkemeye başvurulmadan önce bilindiği veya çekişmesiz yargı niteliğindeki sürecin en başında tespit edildiği durumlara ilişkindir [7, 13]. Senedin zilyedinin belli olduğu bir durumda, senedin teşhis fonksiyonunun iptal kararıyla ortadan kaldırılması hukuken korunamaz. Bu ihtimalde uyuşmazlık, çekişmesiz yargı işi olmaktan çıkıp, senedi elinde bulunduran ile senedi zayi eden arasındaki maddi hukuka dayalı bir hak sahipliği ihtilafına, yani “çekişmeli yargı” işine (iade davasına) dönüşür [14, 15].

Madde, hak sahibine doğrudan iade (istirdat) davası açması için bir ön süre tanıyarak, bu süre zarfında muhatap (veya diğer senet borçluları) üzerindeki ödeme yasağının devamını sağlamakta; böylece hak sahibinin, senedin yetkisiz kişilerce tahsilini engellemesine yönelik geçici hukuki koruma (ihtiyati tedbir) niteliğinde bir kalkan sunmaktadır [16-18].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Poliçeyi Eline Geçiren Kişinin Bilinmesi

Poliçeyi (veya yollama ile bono ya da çeki) eline geçiren kişinin bilinmesi, senedin zilyedinin kimliğinin ve senedi fiilen elinde tuttuğu bilgisinin somut olarak tespit edilmiş olması anlamına gelir. Öğretide Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Mehmet Bahtiyar gibi yazarların vurguladığı üzere, kambiyo senetlerinde iptal davası açılabilmesinin negatif şartı, senedin kimin elinde olduğunun bilinmemesidir [12, 19]. Eğer senedin kimin elinde olduğu davadan önce belli ise iptal davası hiç açılamaz; doğrudan iade (istirdat) davası ikame edilmelidir. İrade dışı elden çıkan senet bir şekilde bankaya tahsile verilmiş, takas odasına ibraz edilmiş veya borçluya sunulmuş ise, senedi eline geçiren kişi artık biliniyor demektir [20].

2.2. Uygun Süre Verilmesi

TTK m. 758/1 uyarınca mahkeme, senedi elinde bulunduran kişinin tespit edilmesi halinde, dilekçe sahibine iade davası açması için "uygun bir süre" tayin eder [2]. Bu uygun süre, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 90 uyarınca hakimin takdir yetkisinde olan kesin süre niteliğindedir. Uygulamada mahkemeler genellikle bu süreyi 2 hafta veya 20 gün olarak belirlemektedir [20]. Verilen bu süre zarfında, mahkemece daha önce TTK m. 757 çerçevesinde verilmiş olan "ödeme yasağı" kararı ayakta kalmaya devam eder [20, 21].

2.3. İade (İstirdat) Davası

İade davası, senedin iradesi dışında elinden çıktığını (zıyaa uğradığını) iddia eden kişi tarafından, senedi halihazırda elinde bulunduran ve ondan hak talep eden zilyede karşı açılan maddi hukuk davasıdır [14]. Davanın hukuki dayanağı TTK m. 686/2 hükmüdür [22]. Buna göre, poliçe (veya çek/bono) herhangi bir suretle hamilin elinden çıkmış bulunursa, ciro zincirindeki düzgünlüğe dayanarak hak sahibi olduğunu iddia eden yeni hamil, senedi ancak kötüniyetle iktisap etmiş olduğu veya iktisabında ağır kusur bulunduğu takdirde geri vermekle yükümlüdür [14, 15, 23]. İade davasında ispat yükü, senedi zayi ettiğini iddia eden davacı taraftadır; senedin zilyedinin kötüniyeti veya ağır kusuru ispat edilmelidir [15, 22].

2.4. Ödeme Yasağının Kaldırılması

TTK m. 758/2 uyarınca, mahkeme tarafından tayin edilen uygun süre içerisinde hak sahibi iade davasını ikame etmezse, mahkeme muhatap (veya çeklerde muhatap banka, bonoda düzenleyen) hakkındaki ödeme yasağını re'sen kaldırır [2]. Bunun rasyosu, senedi fiilen ve hukuken düzgün bir ciro silsilesiyle elinde bulunduran hamilin, belirsiz bir süre boyunca ödeme yasağı tehdidi altında bırakılmasını (tedavül güvenliğinin zedelenmesini) engellemektir. Ödeme yasağının kalkmasıyla birlikte senet borçlusu, senedi ibraz eden hamile ödeme yaparak borcundan geçerli biçimde kurtulur.

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 757 (Önleyici Önlemler / Ödeme Yasağı): TTK m. 758, m. 757 ile koparılamaz bir bağa sahiptir. İradesi dışında senedi elinden çıkan kişi, senedin ibrazını ve ödenmesini engellemek için m. 757 uyarınca ödeme yasağı talep eder [1]. 758. madde, bu ödeme yasağının kalıcı bir engelleme aracına dönüşmemesi için, hamilin belli olması durumunda iade davası açılması zorunluluğunu getirir.
  • TTK m. 759 ve m. 763 (İptal Davası ve Senedin İbrazı): Senedi eline geçiren bilinmiyorsa TTK m. 759 uyarınca ilanlı iptal davası sürecine geçilir [2, 3]. Ancak iptal süreci devam ederken senedi elinde bulunduran kişi ortaya çıkar ve senedi mahkemeye sunarsa, TTK m. 763 devreye girer [21, 24]. M. 763, tıpkı m. 758 gibi, davacıya iade davası açması için mehil verilmesini emreder. M. 758, kişi daha baştan belliyse; m. 763 ise kişi dava sırasında senedi ibraz ederse uygulanır.
  • TTK m. 686/2 (İade Yükümlülüğü): TTK m. 758'de işaret edilen iade davasının esası m. 686/2 hükmünde yatmaktadır. Senedin rıza dışı elden çıkması tek başına iade için yeterli değildir; davalının (senedi elinde bulunduranın) senedi iktisabında ağır kusurunun veya kötüniyetinin bulunması yasal zorunluluktur [14, 15].
  • İİK m. 72 (Menfi Tespit ve İstirdat): Kambiyo senedine bağlı uyuşmazlıklarda iade davası çoğunlukla İİK m. 72'deki menfi tespit / istirdat davası görünümü altında yahut bununla birlikte, borçlu olunmadığının tespiti ve senedin fiziken iadesi talebiyle birleşerek tezahür eder [25].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve bilhassa 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, kambiyo senedinin zıyaı nedeniyle açılan çekişmesiz iptal ve ödeme yasağı prosedürlerinde, senedin kimin elinde olduğu anlaşılırsa (örneğin çek, tahsil için takas odasına veya bankaya ibraz edilirse), davanın "konusuz kaldığı" gerekçesiyle derhal ve kesin olarak reddine karar verilemez. Yargıtay bu gibi durumlarda TTK m. 758 (veya m. 763) prosedürünün titizlikle işletilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.

Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 12.06.2014 tarihli ve E. 2014/4005, K. 2014/11294 sayılı kararında açıkça belirtildiği üzere: "Dava açıldıktan sonra davaya konu çeklerin kimin elinde olduğunun belirginleşmesi halinde nasıl bir yöntem izleneceği TTK 763. (758.) maddesinde hükme bağlanmıştır. Buna göre mahkemece, davacı yana senedi elinde bulunduran kişiye karşı istirdat/iade davası açması için uygun bir süre verilerek, süresi içerisinde dava açılmaması halinde ödeme yasağının kaldırılmasına hükmedilmelidir. Mahkemece davacı yana iade davası açmak üzere süre verilmeden davaya konu çekler hakkındaki ödeme yasağının kaldırılmasına karar verilmiş olması yasaya aykırıdır." [21, 26].

Aynı dairenin 19.01.2015 tarihli (E. 2014/15256, K. 2015/601) içtihadında da "İstirdat davasının açılması halinde, iptal davasının konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına, açılmaması halinde ise iptal davasının reddi yönünde hüküm kurulmalıdır" yönünde hüküm tesis edilerek, usul ekonomisi ve hukuki dinlenilme hakkı çerçevesinde sürecin nasıl şekilleneceği netleştirilmiştir [27].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Türkiye merkezli "A Anonim Şirketi", tedarikçisine ödeme yapmak üzere düzenlediği hamiline yazılı çeki postaya verirken çaldırmıştır. Çekin kimin elinde olduğunu bilmeyen A Şirketi, derhal yetkili Asliye Ticaret Mahkemesinde zayi nedeniyle çek iptali ve muhatap bankaya yönelik "ödeme yasağı" kararı verilmesi talebiyle dava açar. Mahkeme ödeme yasağı kararı verir. İki hafta sonra muhatap banka mahkemeye gönderdiği yazıda, söz konusu çekin "B Faktoring A.Ş." tarafından takasa ibraz edildiğini bildirir. Hukuki Analiz: Senedi eline geçiren kişi ("B Faktoring A.Ş.") artık bilindiği için mahkemenin TTK m. 818/1-s yollamasıyla m. 758 hükmünü tatbik etmesi zorunludur. Mahkeme, A Şirketi'ne (dilekçe sahibine), B Faktoring A.Ş.'ye karşı "iade (istirdat) davası" açması için iki haftalık uygun ve kesin bir süre vermelidir. Bu süre zarfında ödeme yasağı devam eder. A Şirketi iade davası açarsa, iptal davası konusuz kalır ve ödeme yasağının akıbeti açılan yeni iade davasındaki ihtiyati tedbir taleplerine göre şekillenir.

Olay 2 (Kurmaca Senaryo): C taciri, lehine düzenlenen poliçeyi ofisinde kaybeder. Kimin aldığını bilmektedir, zira senedi ofisini temizleyen D'nin çekmecesinden aldığını güvenlik kamerasından tespit etmiştir. Buna rağmen C, D'ye karşı dava açmanın uzun süreceğini düşünerek, doğrudan Asliye Ticaret Mahkemesinde "kimin elinde olduğu bilinmiyor" iddiasıyla çekişmesiz yargı kapsamında iptal davası açar. Hukuki Analiz: Hakim, dosya kapsamından veya D'nin senedi muhataba ibrazından dolayı durumu öğrenirse TTK m. 758/1 uyarınca hareket edecektir. Poliçeyi eline geçiren D bilindiğinden, iptal davası prosedürü olan "ilan" aşamasına geçilemez. C'ye iade davası açması için kesin süre verilir. C, D'nin senedi kötüniyetle (hırsızlık suretiyle) iktisap ettiğini iade davasında TTK m. 686/2 kapsamında ispatlayacaktır. Eğer C verilen süre içinde iade davasını açmazsa, TTK m. 758/2 uyarınca konulan ödeme yasağı derhal kaldırılır.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: TTK m. 758 prosedürü sonucunda açılacak iade davasında ispat külfeti, senedin iradesi dışında elinden çıktığını ileri süren davacı (dilekçe sahibi) üzerindedir. Davacı, senedi elinde tutan kişinin o senedi iktisap ederken "kötüniyetli" olduğunu veya "ağır kusuru" bulunduğunu ispatlamak zorundadır (TTK m. 686/2) [15, 22]. Bu durum, kıymetli evrakta hamilin (görünüşte hak sahibinin) korunması ilkesinin bir sonucudur.
  • Zamanaşımı / Süreler: Mahkemenin TTK m. 758/1 çerçevesinde tayin edeceği "uygun süre", hak düşürücü nitelikte kesin bir süredir. Süreye riayet edilmemesi, doğrudan ödeme yasağının kaldırılması (TTK m. 758/2) sonucunu doğurur [2, 21].
  • Görevli/yetkili mahkeme: TTK m. 758 önleyici önlemleri kapsamında başvurulacak mahkeme, ödeme yerindeki veya hamilin yerleşim yerindeki Asliye Ticaret Mahkemesidir (TTK m. 757/1) [28-30]. İade davası ise, davalı durumundaki hamilin genel yetkili mahkemesinde HMK m. 6 uyarınca açılmalıdır (Asliye Ticaret Mahkemesi).
  • Yaygın uygulama hataları: Mahkemelerin, senedi elinde bulunduranın ortaya çıkması üzerine, davacıya iade davası açması için mehil (süre) vermeden ve bu davayı bekletici mesele yapmadan "ödeme yasağını" derhal kaldırması yahut "davanın reddine" karar vermesi usule aykırıdır [21]. Yargıtay bu durumu bozma nedeni yapmaktadır.

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk Ticaret Kanunu m. 758'in kaleme alınış biçimi ve doktrindeki yansımaları incelendiğinde, hükmün ticari hayatın gerektirdiği sürat ve güvenlik ihtiyacını büyük oranda karşıladığı görülmektedir. Zira hüküm, çekişmesiz bir yargı işi üzerinden maddi hak ihtilaflarının çözümlenmesine engel olmakta, hukuki dinlenilme hakkını teminat altına almaktadır.

Bununla birlikte, maddedeki "uygun bir süre" (m. 758/1) kavramı yoruma açıktır. Sabih Arkan ve Ünal Tekinalp gibi otoriteler, kıymetli evrakın tedavül hızına dikkat çekerek, belirsiz sürelerin hamilin haklarını zedeleyebileceğini vurgular. HMK ihtiyati tedbir kuralları (m. 397) kıyasen uygulandığında, esas davanın tedbir kararından itibaren en geç iki hafta içinde açılması gerekliliği söz konusudur. Doktrinde bazı yazarlar, TTK m. 758 uygulamasındaki bu sürenin, HMK'daki iki haftalık üst sınırı aşmayacak şekilde standartlaştırılması gerektiğini; aksi halde senedi iyiniyetle iktisap eden kişilerin uzun aylar boyunca tahsilattan mahrum kalabileceğini haklı olarak eleştirmektedir. Zira iptal davası aşamasında borçlunun zenginleşmesine veya hamilin uzun süreli bir hak mahrumiyetine uğramasına sebebiyet vermemek esastır.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.