Resmi Metin

2. Sürenin hesaplanması


Madde 753 - (1) Kanunun bu Kısmında veya poliçede gösterilen süreler hesap edilirken bunların başladığı gün sayılmaz.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) "Kıymetli Evrak" başlıklı üçüncü kitabının, poliçeye ilişkin hükümlerinin yer aldığı "Yedinci Ayırım: Çeşitli Hükümler" başlığı altında "C) Süreler" kısmında düzenlenen TTK m. 753, kambiyo senetleri hukukunda sürelerin hesaplanmasına ilişkin temel metodolojik kuralı vazetmektedir [1]. Madde hükmü; kanunda öngörülen yasal süreler ile bizzat senet üzerinde veya poliçe metninde taraflarca öngörülen iradi sürelerin hesaplanmasında, sürenin işlemeye başladığı ilk günün (dies a quo) hesaba katılmayacağını amirdir [1].

Kambiyo senetleri, içerdikleri soyutluk ve sıkı şekil şartları gereği, hakların doğumunun, devrinin ve sona ermesinin kesin sürelere bağlandığı enstrümanlardır. Sürelerin tayinindeki milimetrik kesinlik ihtiyacı, borçlunun ödeme hazırlığı yapabilmesi ve hamilin müracaat haklarını yitirmemesi açısından hayati bir öneme sahiptir. Kanun koyucu, TTK m. 753 hükmü ile sürelerin tam ve eksiksiz olarak kullanılmasını temin etmeyi amaçlamış; sürenin doğduğu günü (örneğin poliçenin düzenlenme veya görüldüğü günü) hesaplamadan dışlayarak, hakkın kullanımına tahsis edilen sürenin bir takvim gününden daha az bir zaman dilimine inmesini engellemiştir. Bu genel kural, TTK m. 778/1-i yollamasıyla bonolarda [2] ve TTK m. 817 yollamasıyla çeklerde de [3] aynen tatbik edilmektedir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. "Kanunun Bu Kısmında veya Poliçede Gösterilen Süreler" Kavramı

Madde lafzı, sürelerin kaynağı bakımından ikili bir ayrıma gitmiştir. "Kanunun bu Kısmında gösterilen süreler" ifadesiyle; poliçenin kabule arzı için öngörülen yasal süreler (örneğin görüldükten belirli bir süre sonra ödenecek poliçelerdeki bir yıllık süre, TTK m. 693/1) [4], protesto çekilmesi için öngörülen yasal süreler (TTK m. 714) [5] ve zamanaşımı süreleri (TTK m. 749) [6] kastedilmektedir. "Poliçede gösterilen süreler" ise, düzenleyen veya cirantalar tarafından poliçe metnine konulan ihtiyari sürelerdir. Bunlara örnek olarak; vadenin düzenlenme gününden veya görüldükten belirli bir süre sonraya bırakılması (TTK m. 703/1) [7] ya da düzenleyen tarafından kabule arz için özel bir sürenin şart koşulması (TTK m. 692) [4] gösterilebilir. Bu sürelerin tamamında, hesabın başlangıç anı ertesi gün olarak kabul edilecektir.

2.2. "Başladığı Gün Sayılmaz" Kuralının İşleyişi

Sürenin başladığı günün sayılmaması kuralı, sürenin niteliğinden bağımsız olarak takvim günü esasına göre işler. Örneğin, on günlük, bir aylık veya üç aylık gibi süreler hesaplanırken, sürenin başladığı gün (iş günü veya tatil günü olmasına bakılmaksızın) sıfırıncı gün kabul edilir ve sayım takip eden günden (birinci gün) başlar [8]. Söz konusu hesaplama iş günü değil, normal takvim günü (aralıksız) üzerinden yapılır [8], [1]. Tatil günleri, sürenin işlemeye başlamasına mani değildir ve aradaki tatil günleri süre hesabına dâhildir (TTK m. 752/2) [1]. Başladığı gün kuralının yegâne istisnası, sürenin son gününün tatile rastlamasıdır; bu ihtimalde vade veya sürenin bitimi, tatili izleyen ilk iş gününe uzar (TTK m. 752/1) [1].

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 778/1-i (Bonolara Uygulanacak Hükümler): TTK m. 753 hükmü, poliçeye ilişkin sürelerin hesabı kurallarının bonolara da niteliğine aykırı düşmedikçe uygulanacağını emreden TTK m. 778/1-i fıkrası uyarınca bonolar için de aynen geçerlidir [2].
  • TTK m. 817 (Çeklerde Sürelerin Hesabı): TTK m. 753'ün çek hukukundaki tam karşılığıdır. Çeklere ilişkin kısımda yer alan süreler hesap edilirken başladığı günün sayılmayacağı açıkça hükme bağlanmıştır [3].
  • TTK m. 796/3 (Çeklerde İbraz Sürelerinin Başlangıcı): Kanun koyucu, eski 6762 sayılı TTK döneminde yaşanan doktriner tartışmaları sonlandırmak amacıyla, TTK m. 796/3 hükmünde çekin ibraz sürelerinin "çekte yazılı olan düzenleme tarihinin ertesi günü" başlayacağını açıkça belirterek, TTK m. 753 (ve 817) kuralının çek ibraz süreleri bakımından somut bir izdüşümünü yaratmıştır [9].
  • TTK m. 752 (Tatil Günleri): TTK m. 753 uyarınca hesaplanan sürenin arasına giren resmi tatil günleri süreye dâhil edilirken (TTK m. 752/2); şayet hesaplanan sürenin son günü pazara veya başka bir resmi tatile rastlarsa, işlem (ödeme, ibraz, protesto) tatili izleyen ilk iş gününe kadar uzar (TTK m. 752/1) [1].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtisas daireleri (özellikle Yargıtay 11. ve 12. Hukuk Daireleri), sürelerin hesaplanmasında başladığı günün sayılmayacağına ilişkin kuralı tavizsiz bir şekilde uygulamaktadır. Yargıtay kararlarında bilhassa ibraz sürelerinin ve zamanaşımının hesaplanması meselelerinde bu kural uygulama alanı bulmaktadır.

Örneğin, Yargıtay uygulamasına göre; üzerinde keşide tarihi 25.12.2010 olarak gösterilen bir çekte, 10 günlük kanuni ibraz süresinin hesaplanmasına TTK'nın ilgili hükmü (eski TTK m. 729, yeni TTK m. 817, 753) uyarınca keşide tarihi olan 25.12.2010 dâhil edilmez. Süre 26.12.2010 tarihinden itibaren işlemeye başlar ve 10 günlük ibraz süresi 04.01.2011 tarihinde (mesai saati bitiminde) sona erer [10], [11]. İbraz süresinin sona erdiği 04.01.2011 tarihini takip eden gün olan 05.01.2011 tarihi ise, çekte zamanaşımı süresinin (TTK m. 814) işlemeye başladığı ilk gündür [11]. Kambiyo senedine müstenit haciz yolu ile takiplerde, bu bir günlük hesap hatası dahi icra mahkemesince takibin veya ödeme emrinin iptaline (zamanaşımı veya müracaat hakkının yitirilmesi sebebiyle) vücut verebilmektedir.

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Poliçede Protesto Süresinin Hesaplanması): Keşideci A tarafından B emrine düzenlenen ve muhatap C'nin kabulüne havi belirli bir günde (15 Eylül Salı) ödenmesi şart koşulan poliçe, lehtar B tarafından vadesinde muhatap C'ye ibraz edilmiş ancak muhatap ödemeden kaçınmıştır. Hukuki analiz: TTK m. 714/3 uyarınca belirli bir günde ödenmesi şartını içeren poliçeden dolayı çekilecek ödememe protestosunun, ödeme gününü izleyen iki iş günü içinde çekilmesi zorunludur [5]. TTK m. 753 uyarınca sürenin başladığı gün olan ödeme günü (15 Eylül Salı) hesaba katılmaz. İki iş günlük süre, 16 Eylül Çarşamba günü işlemeye başlar ve 17 Eylül Perşembe günü mesai bitiminde sona erer. Eğer protesto 18 Eylül'de çekilirse hamil, başvuru borçlularına (A ve cirantalara) karşı müracaat hakkını yitirir (TTK m. 730/1-b) [12].

Olay 2 (Bonoda Zamanaşımı Süresinin Hesabı): Düzenlenme günü 10 Nisan olan ve vadesi "Düzenlenme gününden bir ay sonra" olarak belirlenen bir bonoda, hamil senedi tahsil etmek istemektedir. Hukuki analiz: TTK m. 706/1'e göre vadenin hesabı, ödemenin yapılması gereken ayın karşılığı olan gününde gelmiş olur [13]. Süre hesabında TTK m. 753 gereği 10 Nisan tarihi (başladığı gün) sayılmaz; süre 11 Nisan'da başlar. Ancak kanun (m. 706/1) pratik bir kural getirerek karşılık gelen günü vade saymıştır, dolayısıyla vade 10 Mayıs'tır [13]. 10 Mayıs günü ödenmeyen bono için zamanaşımı süresi (TTK m. 749/1 gereği vade tarihinden itibaren üç yıl), 10 Mayıs'ı takip eden 11 Mayıs gününden itibaren işlemeye başlar [6].

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Sürelerin (ibraz, protesto, zamanaşımı) TTK m. 753'e riayet edilerek hesaplandığı ve senedin süresinde ibraz / protesto edildiği, aksi bir definin veya itirazın varlığı halinde senede dayalı hakkı iddia eden alacaklı (hamil) tarafından ispatlanmalıdır. Zamanaşımının gerçekleştiği def'ini ise borçlu taraf kanıtlar.
  • Zamanaşımı / Süreler: Süreler hesaplanırken başladığı günün dışlanması, zamanaşımının ilk gününün de vadenin veya ibraz süresinin bittiği tarihin ertesi günü olması sonucunu doğurur [10].
  • Görevli/yetkili mahkeme: Zamanaşımı def'i yahut müracaat hakkının süresinde kullanılmamasına dayalı şikâyet ve itirazlar, genel haciz veya ilamsız takiplerde İcra Mahkemelerinde; menfi tespit, istirdat ve sebepsiz zenginleşme davalarında ise Asliye Ticaret Mahkemelerinde ileri sürülür ve incelenir.
  • Yaygın uygulama hataları: Sürenin başlangıç tarihinin hesaba 1. gün olarak katılması en sık karşılaşılan hukuki hatadır. Özellikle çek ibraz sürelerinde (10 günlük süre) keşide tarihinin sürenin içine dâhil edilerek ibraz süresinin 1 gün erken sonlandırılması ve takip esnasında haksız yere zamanaşımı itirazlarına maruz kalınması sık görülen bir uygulamadır. Oysa süre daima bir ertesi takvim gününden işlemeye başlar [8].

7. Eleştirel Değerlendirme

TTK m. 753 kuralının en önemli doktriner arka planı, 6762 sayılı mülga TTK döneminde çek ibraz sürelerinin başlangıcı hususunda yaşanan derin fikir ayrılıklarıdır. Mülga TTK m. 729'da "süreler hesap edilirken bunların başladığı gün sayılmayacaktır" genel kuralı bulunmasına rağmen, mülga TTK m. 708/IV fıkrasında ibraz sürelerinin "çekte keşide günü olarak gösterilen tarihten itibaren işleyeceği" şeklinde bir ifade bulunması, doktrinde ciddi tartışmalara yol açmıştı [14].

Prof. Dr. Ömer Teoman, mülga TTK m. 708 hükmünün, m. 729 karşısında özel bir lex specialis niteliği taşıdığını ve bu nedenle çeklerde ibraz süresinin hesabında keşide gününün de süreye dâhil edilmesi (ilk gün olarak sayılması) gerektiğini savunmuştu [14], [15]. Buna mukabil; Şafak Narbay, Abuzer Kendigelen, Mehmet Bahtiyar, Fırat Öztan ve Korkut Özkorkut gibi yazarlar bu görüşe şiddetle karşı çıkmış, genel hüküm niteliğindeki kuralın dışlanamayacağını ve sürenin ertesi gün başlaması gerektiğini savunmuşlardır [15], [9].

Kanun koyucu, 6102 sayılı TTK'nın hazırlık aşamasında doktrindeki bu buhranı dikkate alarak son derece isabetli bir yasa yapım tekniği kullanmıştır. Hem TTK m. 753 (ve m. 817) ile başladığı günün sayılmayacağı genel kuralı muhafaza edilmiş hem de TTK m. 796/3 hükmüyle çeklerde ibraz süresinin "düzenleme tarihinin ertesi günü" başlayacağı amir kılınarak, mülga yasadaki antinomi tamamen ortadan kaldırılmıştır [9]. Mevcut yasal yapı, hem Reha Poroy ve Ünal Tekinalp gibi hocaların genel kambiyo senedi güvenliği felsefesine hem de modern borçlar hukuku ilkelerine (TBK m. 92) tam bir uyum arz etmektedir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.