2. Hükümleri
Madde 751 - (1) Zamanaşımını kesen işlem, kimin hakkında meydana gelmişse ancak ona karşı hüküm ifade eder. (2) Zamanaşımı kesilince, süresi aynı olan yeni bir zamanaşımı işlemeye başlar.
2. Hükümleri
Madde 751 - (1) Zamanaşımını kesen işlem, kimin hakkında meydana gelmişse ancak ona karşı hüküm ifade eder. (2) Zamanaşımı kesilince, süresi aynı olan yeni bir zamanaşımı işlemeye başlar.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 751. maddesi, kambiyo senetleri hukukunun temel yapıtaşlarından biri olan zamanaşımı kurumunun kesilmesine bağlanan hukuki sonuçları düzenlemektedir. Madde, "Poliçe" başlığı altında yer almakla birlikte, TTK m. 778/1-h atfı uyarınca bonolar [1] ve TTK m. 818/1-p atfı uyarınca çekler [2] hakkında da uygulama alanı bulmaktadır.
TTK m. 751 hükmü, zamanaşımının kesilmesinin etkilerini iki fıkra hâlinde sistematize etmiştir. Birinci fıkra, zamanaşımının kesilmesinin nispiliği (şahsiliği) ilkesini kurala bağlamış; ikinci fıkra ise kesilme olgusu sonrasında yeni sürenin işlemeye başlaması kuralını ihdas etmiştir [3]. Kambiyo senetlerinde yer alan müteselsil sorumluluk yapısına rağmen, bu madde ile genel borçlar hukukundan ayrılan, kambiyo hukukuna özgü, sıkı ve bağımsız bir zamanaşımı rejimi benimsenmiştir. Bu bağlamda, her bir kambiyo borçlusu yönünden zamanaşımının kesilmesi olgusu bağımsız olarak değerlendirilmelidir.
Kambiyo senetlerinde zamanaşımını kesen sebepler TTK m. 750’de (dava açılması, takip talebinde bulunulması, davanın ihbar edilmesi veya alacağın iflas masasına bildirilmesi) tahdidi olarak sayılmıştır [4]. TTK m. 751/1 uyarınca, bu kesici işlemlerden biri hangi borçluya karşı gerçekleştirilmişse, zamanaşımı yalnızca o borçlu yönünden kesilir [3, 5].
Bu ilke, genel hüküm niteliğindeki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 155 hükmünden kesin bir ayrılışı ifade eder. TBK m. 155 uyarınca müteselsil borçlulardan birine karşı zamanaşımının kesilmesi, kural olarak diğer müteselsil borçlulara karşı da zamanaşımını keser. Oysa kambiyo ilişkisinde, TTK m. 751/1'in emredici lafzı gereği, müteselsil borçlulardan (örneğin keşideci, ciranta, avalist) birine karşı yapılan bir takip işlemi, diğer borçlular yönünden zamanaşımını kesmez [5-7].
TTK m. 751/2, zamanaşımı kesildiğinde, kesildiği tarihten itibaren "süresi aynı olan" yeni bir zamanaşımı süresinin işlemeye başlayacağını amirdir [3, 8]. Kesilme ile birlikte önceki süre tamamen silinir. "Süresi aynı olan" ifadesinden anlaşılması gereken, o borçlu yönünden kanunda öngörülen asıl zamanaşımı süresinin (örneğin poliçeyi kabul edene veya bonoyu düzenleyene karşı 3 yıl, hamilin cirantalara müracaatında 1 yıl, cirantaların birbirine müracaatında 6 ay) yeniden ve sıfırdan işlemeye başlayacağıdır [9]. İcra takibi sürecinde alacaklının yapacağı haciz, satış talebi gibi her bir geçerli takip işlemi zamanaşımını yeniden kesecek ve her defasında aynı müddete tabi yeni bir süre işlemeye başlayacaktır [10].
Yargıtay kararları, TTK m. 751 hükmünün son derece katı ve emredici nitelikte uygulandığını göstermektedir:
Olay 1 (Kesilmenin Nispiliği Senaryosu): Olay: Alacaklı hamil (A), vadesi gelmiş bir bono nedeniyle keşideci (K), birinci ciranta (C1) ve K'nın avalisti (V) aleyhine yasal başvuru hakkına sahiptir. Hamil (A), zamanaşımı süresinin dolmasına kısa bir süre kala yalnızca keşideci (K) aleyhine kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takip başlatmış; ancak C1 ve V'yi takibe dahil etmemiştir. Takip başlatıldıktan sonra ciranta (C1) ve avalist (V) için kanuni müracaat süreleri dolmuştur. Hamil (A) daha sonra C1 ve V'ye başvurduğunda bu kişiler zamanaşımı def'i ileri sürmüştür. Hukuki Analiz: TTK m. 751/1 uyarınca zamanaşımını kesen işlem (icra takibi) sadece kimin hakkında yapılmışsa (K) ona karşı hüküm ifade eder. Müteselsil borçluluk kuralı kambiyo hukukunda geçerli olsa da, zamanaşımının şahsiliği ilkesi gereği K'ye karşı yapılan takip, C1 ve V'ye sirayet etmez. Bu nedenle C1 ve V'nin zamanaşımı def'i haklıdır ve borç onlar yönünden eksik borç hâline gelmiştir [5, 7, 12].
Olay 2 (Yeni Sürenin İşlemeye Başlaması Senaryosu): Olay: Alacaklı, bir çeke dayalı olarak keşideci aleyhine yasal ibraz süresinin bitiminden itibaren 3 yıllık zamanaşımı süresi dolmadan icra takibi başlatmıştır. İcra dairesi ödeme emrini borçluya tebliğ etmiş ve takip kesinleşmiştir. Alacaklı, takibin kesinleştiği tarihten itibaren 3 yıl 2 ay boyunca dosyada haciz talebi veya menkul/gayrimenkul sorgusu dahi dâhil olmak kaydıyla hiçbir işlem yapmamıştır. Borçlu, icra mahkemesine başvurarak icranın geri bırakılmasını talep etmiştir. Hukuki Analiz: TTK m. 750 ve m. 751/2 çerçevesinde, takibin başlatılması ile zamanaşımı kesilmiş ve o tarihten itibaren süresi aynı olan (çekler için TTK m. 814 uyarınca 3 yıl) yeni bir zamanaşımı süresi işlemeye başlamıştır [10, 14]. Alacaklının dosyayı 3 yıl 2 ay boyunca işlem yapmaksızın hareketsiz bırakması, yenilenen sürenin dolmasına yol açmıştır. Borçlunun İİK m. 71 vd. uyarınca icra mahkemesine yapacağı şikâyet/itiraz üzerine icranın geri bırakılmasına karar verilmelidir [15].
TTK m. 751'in öngördüğü katı nispilik (şahsilik) kuralı, Türk Ticaret Hukuku doktrininde (örneğin Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Fırat Öztan, Mehmet Bahtiyar, Yaşar Karayalçın gibi müellifler tarafından) kambiyo senetlerinin sirkülasyon güvenliğini ve senet üzerindeki görünüşe itimadı koruyan gerekli bir kural olarak değerlendirilmektedir [24-26]. Bu kural, imzaların istiklali ilkesinin mantıksal sonucudur [11].
Ancak, modern finansman ve alacağın tahsili süreçlerinde, bu hüküm alacaklılar açısından ağır bir külfet doğurmaktadır. Borçlar Hukukunun müteselsil sorumluluk rejiminde (TBK m. 155) var olan yeknesaklık, kambiyo senetleri hukukunda ortadan kalkmakta ve alacaklıyı, senede imza koyan her bir borçluya karşı ayrı ayrı takip veya dava mekanizmalarını eşzamanlı olarak işletmeye mecbur bırakmaktadır [5]. Doktrinde bazı yazarlar, bu denli keskin bir ayrımın, borçlu ile alacaklı arasındaki menfaat dengesini (özellikle avalistler bakımından) alacaklı aleyhine orantısız şekilde bozabileceği yönünde eleştiriler getirse de, kambiyo senetlerinin sürat ve güven ihtiyacının üstünlüğü ilkesi uyarınca yasa koyucunun bu tasarrufu genel kabul görmüş ve içtihatlarda da katı biçimde uygulanagelmiştir.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.