Resmi Metin

3. Araya girerek kabul edenin sorum luluğu


Madde 737 - (1) Araya girerek kabul eden kişi, hamile ve kimin lehine araya girmişse, ondan sonra gelen borçlulara karşı tıpkı lehine araya girilen kişi gibi sorumlu olur. (2) Araya girerek kabule rağmen, lehine kabul gerçekleşen kişi ile ondan önce gelen borçlular 725 inci maddede gösterilen tutarı ödemek şartıyla hamilden, poliçenin ve varsa protesto belgesinin ve bir makbuzun verilmesini isteyebilir.


FG

Fethi Güzel'in Yorumu ve Analizi

Akademik Değerlendirme

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

Kambiyo senetleri hukuku kapsamında, poliçenin kabul edilmemesi veya ödenmemesi durumlarında hamilin vadeden önce müracaat hakkını kullanabilmesi, senedin tedavül kabiliyetine ve borçluların ticari itibarına ciddi zararlar verebilecek bir süreçtir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 734 ve devamı maddelerinde düzenlenen "araya girme" (intervention) müessesesi, bu olumsuz sonuçları bertaraf etmeyi amaçlayan, kambiyo hukukuna özgü bir güvence mekanizmasıdır [1].

TTK m. 737, bu sistematik içerisinde "araya girerek kabul" (acceptance for honor / intervention for honor) işlemini gerçekleştiren kişinin hukuki sorumluluğunun mahiyetini ve sınırlarını tayin etmektedir [2]. Araya girerek kabul, muhatabın poliçeyi kabulden imtina etmesi durumunda, senedin vadeden önce müracaat borçlularına (düzenleyen, cirantalar ve bunların avalistleri) yönelmesini engellemek ve senedin vadesine kadar tedavülde kalmasını veya en azından belirli bir borçlunun kredi itibarının sarsılmasını önlemek maksadıyla gerçekleştirilir [3], [1].

TTK m. 737'nin birinci fıkrası, araya giren kişinin sorumluluğunun "bağımsız ancak fer'i" niteliğini, aval kurumuna (TTK m. 702) benzer bir diksiyonla ("tıpkı lehine araya girilen kişi gibi") ortaya koymaktadır [4], [2]. İkinci fıkra ise, araya girme işleminin lehine araya girilen asıl müracaat borçlusunu pasif bir pozisyona mahkûm etmemesi adına, söz konusu borçluya senet bedelini fer'ileriyle birlikte (TTK m. 725) ödeyerek senedi hamilden geri alma yetkisi bahşetmektedir [5], [6]. Bu yönüyle madde, kambiyo borçluları arasındaki menfaat dengesini hassas bir biçimde tesis eden temel bir yapıtaşıdır.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

Maddenin doktriner temellerini ve pratik sonuçlarını kavrayabilmek adına, bünyesinde barındırdığı hukuki müesseselerin derinlemesine tahlil edilmesi gerekmektedir.

2.1. Araya Girerek Kabul Eden Kişi ve Temsil Ettiği Hukuki Konum

TTK m. 734/3 uyarınca, muhatap da dâhil her üçüncü kişi veya poliçeyi kabul eden kişi hariç olmak üzere poliçeden dolayı zaten borçlu olan herkes, araya girerek poliçeyi kabul edebilir [1]. Araya girerek kabul beyanı poliçe üzerine yazılır, imzalanır ve kimin lehine yapıldığı açıkça gösterilir; gösterilmemişse kanun gereği düzenleyen lehine yapılmış sayılır (TTK m. 736) [2]. TTK m. 737/1 bağlamında, araya giren kişi, lehine araya girdiği müracaat borçlusunun (örneğin bir cirantanın) senet üzerindeki kambiyo sorumluluğu modelini aynen kopyalar. Sorumluluğun sınırı, lehine araya girilen borçludan sonra gelen kişilerle çizilmiştir. Yani araya giren kişi; hamile ve lehine araya girdiği kişiden sonra gelen cirantalara karşı sorumludur, ancak lehine araya girdiği kişiden önce gelen (ve hiyerarşik olarak daha üstte bulunan) borçlulara karşı sorumlu tutulamaz [2].

2.2. "Tıpkı Lehine Araya Girilen Kişi Gibi" Sorumluluk İlkesi

Kanun koyucunun m. 737/1'de kullandığı "tıpkı lehine araya girilen kişi gibi sorumlu olur" ibaresi [2], doğrudan doğruya TTK m. 702/1'deki avalistin sorumluluğuna ilişkin düzenleme ile paralellik arz etmektedir [7], [8]. Bu sorumluluk, asıl borca bağlı bir "fer'i" sorumluluk görünümünde olsa da, kambiyo senetlerinin mücerretlik (soyutluk) ilkesi gereği aynı zamanda "bağımsız" bir taahhüttür [4], [9]. Araya giren kişinin sorumluluğunun kapsamı, tıpkı avalde olduğu gibi, lehine girilen kişinin borcunun şekli geçersizlik (örneğin imza taklidi veya ehliyetsizlik) dışındaki maddi hukuk sakatlıklarından etkilenmez [10]. Ancak, lehine araya girilen kişi senedin metninden anlaşılan def'ileri veya yetkili hamile karşı ileri sürebileceği şahsi def'ileri haizse (TTK m. 687), araya giren kişi de bu konumun sınırları dâhilinde hareket eder [11], [12].

2.3. Lehine Kabul Gerçekleşen Kişinin Senedi Geri İsteme Hakkı (m. 737/2)

TTK m. 737/2, kambiyo hukuku dogmatiği açısından son derece incelikli bir imkân sunar. Araya girilerek kabul işlemi her ne kadar müracaat borçlusunu korumak amacıyla yapılsa da, bu durum borçlunun iradesi hilafına onun borcunun vadesine kadar faiz, masraf veya komisyon gibi ek yüklerle (TTK m. 725) artmasına sebebiyet verebilir [13], [5]. Kanun koyucu, müracaat borçlusuna (lehine araya girilen kişiye) şu hakkı tanımıştır: Araya girilerek kabul gerçekleşmiş dahi olsa, borçlu dilerse TTK m. 725 uyarınca poliçenin kabul edilmemiş kısmını, işlemiş faizini, protesto ve ihbar masrafları ile binde üçü aşmamak üzere komisyon ücretini derhal ödeyerek senedin, protesto belgesinin ve bir makbuzun kendisine iadesini talep edebilir [5], [6]. Bu sayede borçlu, borcun ileride daha da büyümesinin önüne geçer ve kendinden önceki borçlulara karşı rücu hakkını derhal kullanma ehliyetine kavuşur (TTK m. 726) [14].

3. Sistematik İlişkiler

Bu madde, kambiyo hukukunun bütünlüğü içerisinde diğer normlarla koparılamaz bir organik bağa sahiptir:

  • TTK m. 734 ve 736 (Araya Girmenin Şartları ve Şekli): Araya girerek kabulün geçerliliği ve m. 737’deki sorumluluğun doğabilmesi için m. 736’daki şekil şartlarının (poliçe üzerine yazılma, imzalanma ve lehine girilen kişinin belirtilmesi) tamamlanması zorunludur [1], [2].
  • TTK m. 700 - 702 (Aval): Aval, senet bedelinin ödenmesini teminat altına alan ve lehine aval verilen kişi ile "müteselsil" sorumluluk doğuran bir işlemdir [15], [8]. Araya girerek kabul de teminat fonksiyonuna sahiptir ancak avalden farklı olarak yalnızca kabul edilmeme protestosu veya vadeden önce müracaat hakkının doğduğu istisnai kriz anlarında senedin itibarını korumak için devreye girer [3]. Avalistin sorumluluğu ile araya girenin sorumluluğu yasa lafzı itibarıyla denkleştirilmiştir [4], [2].
  • TTK m. 725 (Başvurma Hakkının Kapsamı): Madde 737/2'de açıkça atıf yapılan m. 725, hamilin müracaat yoluyla talep edebileceği ana para, faiz ve fer'i giderleri belirler [5], [14]. Lehine araya girilen borçlu, bu bedeli ödeyerek senedi hamilden kurtarma takdir yetkisine sahiptir.
  • TTK m. 687 (Kişisel Def'iler ve Borçlunun Zararına Hareket): Araya girerek kabul eden kişinin sorumluluğu tayin edilirken, senedin devir zincirindeki şahsi def'ilerin (temel ilişkiden kaynaklanan sakatlıklar vb.) hamile karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği TTK m. 687'deki "bile bile borçlunun zararına hareket" kriteri çerçevesinde değerlendirilmelidir [16], [12].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay kararlarında "araya girerek kabul" müessesesi, özellikle şekil şartlarına uyulmaması sebebiyle aval veya beyaz ciro olarak yorumlandığı uyuşmazlıklarda karşımıza çıkmaktadır.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına yansıyan ilkelere (Örn: 12. HD, 23.3.2007 T., 2732 E., 5575 K.) göre; senedin arka yüzüne veya ön yüzüne atılan bir imzanın "araya girme suretiyle kabul" sayılabilmesi için, TTK'da aranan şekil şartlarına (eski TTK m. 648, yeni TTK m. 736) mutlak surette riayet edilmelidir. Kararda vurgulandığı üzere: "Poliçenin arka yüzündeki bir imzanın ise ciro zincirinin düzenini bozmamak şartı ile nihayet bir beyaz ciro olarak kabul edilebileceği, bu sebeple araya girmek suretiyle kabul edenin, bu niyetini gösteren bir kaydı da poliçeye dercetmesi gerekir. Somut olayda... araya girme sureti ile kabul şerhi bulunmamaktadır." [17].

Bu içtihat, araya giren kişinin m. 737 kapsamındaki sorumluluk statüsüne dâhil edilebilmesi için, atılan imzanın salt bir ciro veya aval olarak nitelendirilemeyecek kadar sarih bir "araya girme (intervention)" şerhi barındırması gerektiğini kesin bir dille ortaya koymaktadır [17]. Aksi halde kişi, duruma göre beyaz ciro yapmış bir ciranta veya m. 701/3 gereğince avalist sıfatıyla çok daha geniş bir sorumluluk dairesine dâhil olabilecektir [18], [17].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Müracaat Hakkının Askıya Alınması ve Araya Girenin Sorumluluğu): Düzenleyen (A), Muhatap (M) üzerine 500.000 TL bedelli ve vadeli bir poliçe keşide etmiş, bunu Lehtar (B)'ye teslim etmiştir. Poliçe (B)'den (C)'ye, (C)'den de (D)'ye ciro edilmiştir. Hamil (D), vade gelmeden önce senedi kabule arz etmiş, ancak (M) kabulden imtina etmiştir. Hamil (D)'nin kabul etmeme protestosu çekmesi üzerine, (B)'nin ticari itibarı zedelenmesin diye Üçüncü Kişi (X) devreye girmiş ve poliçe üzerine "Ciranta (B) lehine araya girerek kabul edilmiştir" yazıp imzalamıştır. Hukuki analiz: TTK m. 737/1 uyarınca [2], araya girerek kabul eden (X), tıpkı lehine araya girdiği (B) gibi sorumluluk altına girmiştir. Bu işlem sonucunda hamil (D)'nin vadeden önce müracaat hakkını kullanması engellenmiştir. (X), kendisinden sonraki hak sahibi olan (C) ve hamil (D)'ye karşı sorumludur; ancak (B)'den önceki cirantalara veya düzenleyen (A)'ya karşı herhangi bir ödeme yükümlülüğü altına girmemiştir.

Olay 2 (Lehine Araya Girilen Kişinin Senedi Geri Alması): Yukarıdaki olayda, (X) araya girerek senedi kabul etmesine rağmen, Ciranta (B) bu kabul sürecinin uzaması halinde temerrüt faizleri, komisyonlar ve diğer fer'i masrafların (TTK m. 725) artmasından endişe etmiştir. (B), araya girerek kabulün sağladığı süreyi kullanmak istememektedir. Hukuki analiz: TTK m. 737/2 uyarınca [6], lehine kabul gerçekleşen (B), hamil (D)'ye derhal başvurarak TTK m. 725'te gösterilen ana para, varsa faiz ve masrafları [5] tamamen ödeyebilir. Bu ödemenin ardından (D), poliçeyi, protesto belgesini ve ibra niteliğindeki makbuzu (B)'ye devretmek zorundadır. Böylece (B), artabilecek masrafları durdurduğu gibi, poliçeyi geri alarak derhal düzenleyen (A)'ya müracaat edebilme ehliyetini geri kazanır (TTK m. 726) [14].

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Poliçede araya girerek kabul beyanının bulunduğunu iddia eden taraf, bu hususu senet metni üzerindeki "geçerli ve yasaya uygun" açık şerhlerle (TTK m. 736) ispatla mükelleftir [2], [12]. Salt imza, kural olarak aval (ön yüzde ise) veya beyaz ciro (arka yüzde ise) sayılır [18], [17].
  • Zamanaşımı / Süreler: Araya girerek kabul edene karşı açılacak davalar, lehine araya girilen kişinin tabi olduğu zamanaşımı sürelerine (TTK m. 749) tabidir [19], [20]. Ayrıca araya giren kişi, iki iş günü içinde durumu lehine araya girdiği kişiye ihbarla yükümlüdür (TTK m. 734/4); aksi halde poliçe bedelini aşmamak üzere doğacak zararlardan sorumlu tutulur [1].
  • Görevli/yetkili Mahkeme: TTK m. 4 uyarınca kambiyo senetlerinden doğan tüm davalar "mutlak ticari dava" niteliğinde olduğundan [21], araya giren kişiye veya lehine araya girilen kişiye karşı açılacak davalarda görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemeleridir [21], [22].
  • Yaygın Uygulama Hataları: Uygulamada üçüncü kişilerin, senedin itibarını kurtarmak saikiyle senede imza atmaları, ancak niyetlerinin "araya girerek kabul" olduğunu yazılı olarak belirtmeyi ihmal etmeleri çok sık görülmektedir. Bu eksiklik, Yargıtay nezdinde atılan imzanın aval veya ciro hükmünde değerlendirilmesine sebep olarak, imza sahibini öngörmediği çok daha ağır müteselsil sorumluluklarla karşı karşıya bırakmaktadır [17], [23].

7. Eleştirel Değerlendirme

Türk ticaret hukuku doktrininde (örneğin Reha Poroy, Ünal Tekinalp, Sabih Arkan, Fırat Öztan ve Mehmet Bahtiyar gibi kıymetli otoritelerce kaleme alınan eserlerde) "araya girerek kabul" kurumunun modern ticari hayattaki yeri sıklıkla eleştirilmektedir [24], [25], [26].

Doktriner tartışmalar çerçevesinde, bankacılık enstrümanlarının (gayrinakdi krediler, teminat mektupları, teyitli akreditifler, garanti sözleşmeleri) bu denli geliştiği, aval ve ciro silsilesinin son derece güçlü teminat fonksiyonları üstlendiği günümüz finansal sisteminde [25], [27], araya girme müessesesinin işlevselliğini yitirdiği ve klasik kambiyo hukukunun arkaik bir kalıntısı olarak kanunda varlığını sürdürdüğü vurgulanmaktadır. Nitekim bankalar ve finansal kuruluşlar, üçüncü bir kişinin borcu için "araya girerek kabul" prosedürünün katı şekil şartlarına (TTK m. 734-737) tabi olmak yerine, o senede aval vermeyi (TTK m. 700 vd.) veya tamamen ayrı bir banka garantisi tesis etmeyi tercih etmektedirler [15], [28].

Bununla birlikte, TTK m. 737'nin kaleme alınışındaki hukuki tutarlılık son derece sağlamdır. Madde, hem müracaat borçlusunun ticari onurunu koruyan hem de hamilin tatmin olmasını sağlayan "çifte eksenli" bir koruma kalkanı sunar. Ancak de lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından, senedin ön yüzüne atılan her imzanın doğrudan aval sayılmasına yönelik mutlak karinenin (TTK m. 701/3), araya girerek kabul iradesini gölgelemeyecek ve ispatını daha sade hale getirecek esneklikte yeniden yorumlanması veya düzenlenmesi, bu kurumun ölü bir kanun metni olmaktan çıkıp yeniden uygulanabilirliğine katkı sağlayabilir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.