1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Kambiyo senetleri hukukunda "araya girme" (intervention), poliçenin vadesinden önce kabul edilmemesi veya vadesinde ödenmemesi tehlikesi karşısında, başvuru (müracaat) borçlularından birinin ticari itibarının korunması ve müracaat silsilesinin (kambiyo takibinin) erkenden tetiklenmesinin önlenmesi amacıyla ihdas edilmiş, kendine özgü (sui generis) bir hukuki müessesedir [1, 2]. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 734. maddesi, araya girme kurumunun genel esaslarını, araya girebilecek kişileri ve araya girenin ihbar külfetini düzenlemektedir [3].
Madde sistematiği incelendiğinde, kurumun temelde iki farklı görünüme sahip olduğu anlaşılmaktadır: Araya girerek kabul (TTK m. 735 vd.) ve araya girerek ödeme (TTK m. 738 vd.) [4, 5]. Kanun koyucu, TTK m. 734/1 hükmüyle, poliçeyi düzenleyen, cirantalar veya aval verenlere, "gereğinde" poliçeyi kabul edecek veya ödeyecek bir "adres (kişi)" gösterme hakkı tanımıştır [3]. Bu, senet üzerinde yer alan ihtiyari bir kayıt olup, hamilin müracaat hakkının doğduğu anlarda başvurabileceği bir sigorta mekanizması işlevi görür [1].
Araya girme müessesesinin temel gayesi, senedin ödenmeme veya kabul edilmeme protestosu neticesinde doğacak faiz, masraf ve komisyon gibi ek külfetlerin (TTK m. 725) önüne geçmek ve borçlunun ticari onurunu himaye etmektir. Dolayısıyla araya girme, hamilin müracaat hakkı doğduğu takdirde işletilen, hamili tatmin ederek müracaat zincirini durduran bir tasfiye ve teminat mekanizmasıdır [1, 2].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. "Gereğinde Kabul Edecek veya Ödeyecek Kişi" (Müracaat Adresi) Gösterilmesi
TTK m. 734/1 uyarınca; poliçeyi düzenleyen (keşideci), cirantalar veya aval verenler, senedin ön yüzüne bir kayıt düşerek, poliçenin asıl muhatap tarafından kabul edilmemesi veya ödenmemesi ihtimaline binaen bir üçüncü kişiyi (araya girecek kişi) işaret edebilir [3]. Doktrinde buna "müracaat adresi" veya "ihtiyat muhatabı" da denilmektedir. Bu kaydın varlığı, hamilin başvuru hakkını kullanmadan evvel söz konusu kişiye gitmesini zorunlu kılan haller yaratabilir (TTK m. 735/2) [6].
2.2. Araya Girebilecek Kişiler ve "Poliçeyi Kabul Eden Kişi Hariç" Kuralı
Maddenin 3. fıkrası, araya girebilecek kişilerin yelpazesini oldukça geniş tutmuştur. Muhatap dâhil her üçüncü kişi veya poliçeden dolayı zaten borçlu olan herkes (örneğin bir ciranta veya avalist) araya girerek senedi kabul edebilir veya ödeyebilir [3]. Ancak kanun koyucu burada çok kritik bir istisna getirmiştir: "Poliçeyi kabul eden kişi hariç olmak üzere" [3].
Poliçeyi kabul eden kişi (muhatap), kabul beyanıyla birlikte senedin "asıl borçlusu" statüsünü kazanır (TTK m. 698/1) [7-9]. Asıl borçlunun, müracaat borçlularını korumak için "araya giren" sıfatını taşıması hukuki ve mantıki açıdan mümkün değildir; zira o zaten borcu nihai olarak ifa etmekle yükümlü olan asli süjedir [10]. Ancak poliçeyi henüz kabul etmemiş bir muhatap, araya giren sıfatıyla hareket edebilir [3, 11].
2.3. İhbar Külfeti ve Sorumluluk Sınırı
Araya girmek suretiyle kabul veya ödemede bulunan kişinin, TTK m. 734/4 uyarınca "lehine araya girdiği borçluya durumu iki iş günü içinde ihbar etme" yükümlülüğü bulunmaktadır [3]. Bu ihbar yükümlülüğü, lehine araya girilen borçlunun, senedin akıbetinden haberdar olmasını ve mükerrer ödemeler ile gereksiz ticari manevralardan kaçınmasını sağlamak içindir. Süreye uyulmaması araya girmenin geçerliliğini etkilemez; ancak araya giren kişi, ihbarın yapılmamasından doğan zararlardan poliçe bedelini aşmamak kaydıyla sorumlu tutulur [3].
3. Sistematik İlişkiler
Bu maddenin, Türk Ticaret Kanunu'nun ve genel hükümlerin çeşitli maddeleriyle doğrudan organik bağı bulunmaktadır:
- TTK m. 735 - 737 (Araya Girerek Kabul): TTK m. 734'te genel çerçevesi çizilen kurumun kabul aşamasındaki görünümüdür. Vadenin gelmesinden önce başvuru hakkı doğduğunda (örneğin muhatabın iflası veya kabulden kaçınması), araya girilerek kabul gerçekleştirilir ve böylece hamilin vadeden önce müracaat borçlularına yönelmesi engellenir [4].
- TTK m. 738 - 742 (Araya Girerek Ödeme): Vadede veya vadeden evvel araya girerek yapılan ödemedir. TTK m. 742/1'e göre araya girerek ödemede bulunan kişi, adına ödemede bulunduğu kişiye ve ona borçlu olanlara karşı hakları iktisap eder, ancak bu senedi yeniden ciro edemez [1, 12].
- TTK m. 723 (İhbar Zorunluluğu): Kambiyo senetlerinde kabul etmeme veya ödememe hallerindeki genel ihbar zincirinin bir uzantısı olarak, TTK m. 734/4'teki iki iş günlük ihbar süresi bu madde sistematiğiyle paralel bir bildirim rejimi kurar [3, 13].
- TBK m. 581 vd. (Kefalet Sözleşmesi) ve Aval (TTK m. 700): Araya girme, bir tür kambiyo kefaleti olan "aval"den yapısal olarak farklıdır. Avalist senedin üzerine imza atarak taahhüt altına girerken [14], araya girme genellikle müracaat hakkının doğduğu patolojik evrede, hamilin icrasını durdurmaya matuf bir tasfiye edimidir [1].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Araya girme müessesesinin şekil şartları ve uygulamadaki görünümü Yargıtay kararlarında katı bir biçimde değerlendirilmektedir. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında (Örn: 23.3.2007 tarih ve E. 2007/2732, K. 2007/5575 sayılı karar) araya girmenin cirodan ve avalden ayırt edilmesi hususu vurgulanmıştır [15].
Yargıtay'a göre, araya girme suretiyle kabul şerhinin poliçe üzerine yazılması ve araya giren tarafından imzalanması şarttır. Senedin arka yüzüne atılan çıplak bir imza, araya girme veya aval olarak nitelendirilemez; bu, ciro zincirini bozmamak kaydıyla ancak beyaz ciro olarak kabul edilebilir [15, 16]. Yüksek Mahkeme, araya girme kastının poliçe üzerinde açıkça dercedilmiş olmasını emredici bir şekil şartı olarak aramaktadır. Niyetini açıkça göstermeyen ve sadece imza içeren kayıtlar, TTK m. 736 gereği araya girme olarak hüküm doğurmaz [15, 17].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
Bir ihracat işlemine binaen düzenlenen poliçede düzenleyen (A), senedin üzerine "Gereğinde kabul edecek kişi: (X) Bankası A.Ş." şerhini koymuştur. Muhatap (B) senedi kabul etmekten kaçınmış ve hamil (C) kabul etmeme protestosu çekmiştir. Hamil (C), müracaat hakkını kullanarak doğrudan düzenleyen (A)'ya başvurmak istemektedir.
Hukuki analiz: TTK m. 735/2 uyarınca, poliçede araya girecek kişi gösterilmişse, hamil (C), bu kişiye (X Bankası) poliçeyi ibraz etmeden ve onun da araya girme suretiyle kabul etmediğini protesto ile tespit ettirmeden vadeden evvel müracaat borçlularına yönelemez [6]. Hamilin doğrudan (A)'ya başvurması kanuna aykırıdır.
Olay 2:
Muhatabın ödemediği ve protesto edilen bir poliçede, cirantalardan (D) lehine, üçüncü kişi (Ü) araya girerek poliçe bedelini hamile ödemiştir. Ancak (Ü), bu ödemeyi (D)'ye 10 gün sonra bildirmiştir. Bu süreçte (D), borcun ödenmediğini düşünerek senedin asıl borçlusu muhataba kendi nezdindeki başka bir cari hesap alacağından virman yaparak mükerrer bir ifa sürecine girmiş ve zarara uğramıştır.
Hukuki analiz: TTK m. 734/4 amir hükmü gereğince araya giren kişi (Ü), lehine araya girdiği borçluya (D) durumu iki iş günü içinde ihbar etmekle yükümlüdür [3]. İhbarın süresinde yapılmaması nedeniyle (D)'nin uğradığı bu zarar, poliçe bedelini aşmamak kaydıyla araya giren (Ü) tarafından tazmin edilmek zorundadır [3]. Ayrıca (Ü), TTK m. 742/1 gereği senedi ciro edemez, ancak (D) ve ondan öncekilere rücu edebilir [1, 12].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Araya girenin TTK m. 734/4 kapsamındaki ihbar külfetini yerine getirdiğini ispat yükü, araya giren kişiye aittir. Tacirler arası ilişkilerde bu ispatın TTK m. 18/3 (noter, iadeli taahhütlü mektup vb.) vasıtalarıyla yapılması elzemdir. Yargıtay da araya girme şerhinin şekil şartlarına tabiliğini resen gözetir [15].
- Zamanaşımı / Süreler: İhbar süresi, araya girme işleminin yapıldığı günden itibaren "iki iş günü"dür [3]. Sürenin hesabında tatil günleri atlanır. Poliçeden doğan rücu davaları bağlamında TTK m. 749'daki altı aylık ve bir yıllık zamanaşımı süreleri de araya girenin rücu haklarında dikkate alınmalıdır [18, 19].
- Görevli/yetkili mahkeme: Araya girme kurumundan kaynaklanan zararın tazmini veya rücu taleplerine ilişkin davalar mutlak ticari dava niteliğinde olup, Asliye Ticaret Mahkemelerinin görev alanına girmektedir (TTK m. 4).
- Yaygın uygulama hataları: Araya giren kişinin niyetini senet metnine şüpheye mahal bırakmayacak şekilde (Örn: "D lehine araya girerek ödüyorum") yazmaması, uygulamadaki en büyük hatadır. TTK m. 741 uyarınca kimin için ödendiği açıkça gösterilmezse, ödeme yasa gereği "düzenleyen için" yapılmış sayılır [20]. Bu da rücu silsilesini tamamen değiştirir. Ayrıca araya girerek ödeyen kişinin senedi ciro etmeye kalkması da bir diğer hatadır; zira TTK m. 742/1 senedin yeniden ciro edilmesini yasaklamıştır [1, 12].
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu'nda detaylı olarak düzenlenen araya girme müessesesi, 1930 tarihli Cenevre Yeknesak Kanunu'nun bir mirasıdır. Teori bakımından, hamilin alacağına en hızlı şekilde kavuşması ve müracaat borçlularının itibarının zedelenmemesi adına kusursuz bir denge üzerine kurgulanmıştır [2].
Ancak modern ticari yaşam ve bankacılık pratikleri bağlamında bu kurumun uygulanabilirliği oldukça daralmıştır. Günümüzde teminat fonksiyonu, banka teminat mektupları, akreditifler ve özellikle "aval" müessesesi ile çok daha efektif bir biçimde sağlanmaktadır [14, 21, 22]. Tacirler, karmaşık ihbar ve şekil şartları barındıran "araya girme" kurumu yerine, bankaların senede aval vermesi (aval kredisi) yöntemini tercih etmektedirler [14].
Bununla birlikte, kanundaki TTK m. 734 ila m. 742 arasındaki yeknesak sistematik, poliçenin "tedavül ve itibar koruma" felsefesinin en bariz yansımasıdır. Doktrinde Poroy/Tekinalp gibi otoritelerin vurguladığı üzere, kambiyo senetleri hukukunun soyutluk (mücerretlik) ve şeklî sıkılık ilkelerinin muhafazası adına bu kurumların varlığı, kıymetli evrakın güvenilirliğini temin eden yedek bir zırh olarak kanunda yerini korumalıdır.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.