Madde 670
Madde 670 - (1) Sözleşme ile borçlanmaya ehil olan kişi, kamb iyo senetleri ile borçlanmaya da ehildir. BİRİNCİ BÖLÜM Poliçe BİRİNCİ AYIRIM Poliçenin Düzenlenmesi ve Şekli A) Şekil I - Unsurları 1. Genel olarak
Madde 670
Madde 670 - (1) Sözleşme ile borçlanmaya ehil olan kişi, kamb iyo senetleri ile borçlanmaya da ehildir. BİRİNCİ BÖLÜM Poliçe BİRİNCİ AYIRIM Poliçenin Düzenlenmesi ve Şekli A) Şekil I - Unsurları 1. Genel olarak
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Üçüncü Kitabı (Kıymetli Evrak), Dördüncü Kısmında "Kambiyo Senetleri" üst başlığı yer almakta olup, bu kısmın ilk maddesi TTK m. 670'tir [1]. Hüküm, “Sözleşme ile borçlanmaya ehil olan kişi, kambiyo senetleri ile borçlanmaya da ehildir.” şeklindeki lafzıyla, kambiyo senetleri hukuku bakımından borçlanma ehliyetinin genel sınırlarını tayin eden bir atıf normu niteliğindedir [1, 2].
Kambiyo senetleri (poliçe, bono ve çek), tedavül kabiliyetleri yüksek, soyut (mücerret) borç ikrarı veya havale niteliği taşıyan kıymetli evraklardır. Bu senetlerin düzenlenmesi, ciro edilmesi, kabul edilmesi veya aval verilmesi suretiyle altına girilen kambiyo taahhüdü, ağır hukuki sonuçlar doğurur. Kanun koyucu, böylesine ağır sonuçları olan bir hukuki işlem türü için yepyeni veya özel bir ehliyet rejimi ihdas etmemiş; bunun yerine Türk Medeni Kanunu (TMK) ve Türk Borçlar Kanunu (TBK) sistematiğindeki "fiil ehliyeti" kurallarına yollama yapmayı tercih etmiştir [2, 3].
Dolayısıyla, TTK m. 670, kambiyo hukuku ile medeni hukuk arasındaki illiyet bağını kuran temel kapı niteliğindedir. Bir kişinin poliçe, bono veya çek tanzim edebilmesi, ciro edebilmesi veya aval verebilmesi için TMK anlamında tam fiil ehliyetine sahip olması (veya ilgili yasal istisnaların mevcudiyeti) şarttır [2, 4]. Bu ehliyetin bulunmaması halinde gerçekleştirilen kambiyo taahhüdü, işlemi yapan kişi açısından mutlak butlan (hükümsüzlük) yaptırımı ile karşılaşır ve bu sakatlık "mutlak def'i" olarak iyiniyetli üçüncü kişilere (hamillere) dahi ileri sürülebilir [5, 6].
Hükmün kalbinde yer alan "sözleşme ile borçlanmaya ehil olma" ifadesi, doğrudan doğruya TMK'nın fiil ehliyetine ilişkin m. 9, 10, 13 ve 14 hükümlerine dayanmaktadır [4].
Kambiyo senedi ile borçlanma (kambiyo taahhüdü), poliçe, bono veya çekin ön veya arka yüzüne imza atılması suretiyle kişinin asıl borçlu, ciranta veya avalist sıfatıyla müteselsil sorumluluk zincirine dâhil olmasıdır [9]. Doktrinde, kambiyo taahhüdünün doğumu anı bakımından sözleşme ve yaratma (kreasyon) teorileri tartışılsa da; hâkim görüşe göre kambiyo taahhüdü ehliyetinin, senedin düzenlenip (imzalanıp) karşı tarafa (lehtara) teslim edildiği anda mevcut olması zorunludur [5, 10]. Senedin imzalandığı anda ehliyetli olup teslim anında ehliyetin kaybedilmesi veya tam tersi durumlar, kambiyo taahhüdünün geçerliliğini bu tespite göre etkileyecektir [5].
Bu maddenin Türk hukuk sistemindeki diğer temel normlar ile somut bağlantıları şu şekildedir:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtisas daireleri (özellikle Yargıtay 11., 12. ve 19. Hukuk Daireleri), TTK m. 670 merkezinde "ehliyetsizlik" iddiasını mutlak bir def'i olarak nitelendirmektedir. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre; kambiyo senedi tanzim edildiği sırada keşidecinin (veya cirantanın) TMK m. 13 vd. anlamında fiil ehliyetinden (ayırt etme gücünden) yoksun olması halinde, senet hükümsüzdür. Bu hükümsüzlük, senedin bir "bedelsizlik" iddiası gibi nispi def'i olarak değil; "mutlak def'i" (senedin geçersizliğine ilişkin def'i) olarak herkese karşı ileri sürülebileceği anlamına gelir [5, 6]. Yargıtay, ehliyetsizlik iddiasının ileri sürüldüğü hallerde, senedi sonradan ciro yoluyla iktisap eden ve görünüşte tamamen iyiniyetli olan bir hamilin dahi bu durumdan etkileneceğini ve kendisine karşı bu defi'nin başarıyla ileri sürülebileceğini açıkça hükme bağlamıştır [5]. Ayrıca, ehliyetsizliğin senedin verildiği (teslim edildiği) tarih itibarıyla saptanması gerektiği içtihatlarda vurgulanmaktadır [5].
Olay 1: Ağır bir demans (Alzheimer) hastası olan ve ayırt etme gücünü tamamen yitirmiş (tam ehliyetsiz) bulunan (A), tedavisi için kendisinden faydalanmaya çalışan (B)’nin yönlendirmesiyle 500.000 TL bedelli bir bono imzalamış ve (B)’ye teslim etmiştir. (B), bu bonoyu ticari ilişkisi bulunan tedarikçisi (C)’ye (iyiniyetli) ciro etmiştir. Vade geldiğinde (C), bonoyu tahsil etmek için (A)'nın yasal temsilcisine başvurmuştur. Hukuki analiz: TTK m. 670 uyarınca, sözleşme yapma ehliyeti olmayan (A)'nın kambiyo taahhüdünde bulunma ehliyeti de yoktur [2, 4]. Ayırt etme gücü bulunmayan (A)'nın fiilleri hukuki sonuç doğurmaz (mutlak butlan) [7]. Bu ehliyetsizlik durumu bir "mutlak def'i" olup, senedi ciro yoluyla iktisap eden iyiniyetli üçüncü kişi (C)'ye karşı da ileri sürülebilir [5, 6]. Dolayısıyla (C), (A)'dan talepte bulunamaz; ancak (C), müracaat hakkı kapsamında kendisine senedi ciro eden (B)'ye başvurabilir (TTK m. 677 imzaların bağımsızlığı ilkesi) [11, 12].
Olay 2: (X) Anonim Şirketi'ni tek başına temsile yetkili yönetim kurulu üyesi (Y), şirketin ticari faaliyeti kapsamında 1.000.000 TL'lik bir çek keşide etmiştir. Ancak aynı çekin arka yüzüne, 16 yaşındaki lise öğrencisi oğlu (Z)'ye ciro (aval/ciro) imzasını attırmıştır. Çek karşılıksız çıkınca hamil, hem (X) A.Ş.'ye hem de (Z)'ye takip başlatmıştır. Hukuki analiz: (X) A.Ş. tüzel kişi olarak TTK m. 670 ve TMK m. 49 kapsamında kambiyo borçlanma ehliyetine sahip olup şirketi bağlayan imza geçerlidir [2, 8]. Ancak 16 yaşındaki (Z), sınırlı ehliyetsizdir ve velisinin izni/onayı olmadan yaptığı kambiyo taahhüdü onu bağlamaz [7]. (Z)'nin kambiyo ehliyetsizliği, TTK m. 677 uyarınca senedin bütününe halel getirmez, (X) A.Ş.'nin sorumluluğu devam eder; fakat hamil (Z)'den talepte bulunamaz [11, 16].
Doktrinde Prof. Dr. Reha Poroy, Prof. Dr. Ünal Tekinalp ve Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar gibi otoriteler, TTK m. 670 (eski TTK m. 582) hükmünün varlığının kanun sistematiği açısından son derece isabetli olduğunu vurgulamaktadır. Kambiyo hukuku gibi aşırı şekilci ve soyut (mücerret) bir sistemin, ehliyet gibi kamu düzenine ilişkin bir konuda kendi kapalı sistemini yaratmak yerine Medeni Hukuk'un süzgeçten geçmiş, oturmuş müesseselerine (TMK m. 9 vd.) atıf yapması, normatif birliğin sağlanması açısından büyük bir avantajdır [4, 5].
Ancak doktrinde eleştirilen ve tartışma yaratan hususlardan biri, özellikle sınırlı ehliyetsizlerin aval (kambiyo kefaleti) vermesi meselesidir. TMK m. 449'da veli ve vasiye "kefil olma" yasağı getirilmiştir [7]. Ticari hayatta, TTK m. 670'in bu genel atfı nedeniyle, vesayet altındakiler namına verilen avallerin TMK m. 449 yasağına takılıp takılmayacağı uzun süre tartışılmıştır. Hâkim doktriner görüş (Öztan, Pulaşlı vb.), avalin de maddi hukuktaki kefalete benzer bir kişisel teminat olması sebebiyle, kanun koyucunun koruma amacından hareketle yasal temsilcinin dahi küçük/kısıtlı adına aval veremeyeceğini (verirse geçersiz olacağını) kabul etmektedir [7, 18]. Bu bağlamda, TTK m. 670 hükmünün lafzi sadeliğinin, kambiyo taahhütlerinin spesifik türlerinde (özellikle aval) medeni hukukun koruyucu sınırlarıyla çatıştığı gri alanlar yarattığı doktrince tespit edilen yegâne yapısal noksanlıktır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.