Madde 645
Madde 645 - (1) Kıymetli evrak öyle senetlerdir ki, bunların içerdikleri hak, senetten ayrı olarak ileri sürülemediği gibi başkalarına da devredilemez.
Madde 645
Madde 645 - (1) Kıymetli evrak öyle senetlerdir ki, bunların içerdikleri hak, senetten ayrı olarak ileri sürülemediği gibi başkalarına da devredilemez.
Akademik Değerlendirme
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Üçüncü Kitabı "Kıymetli Evrak" başlığını taşımakta olup, TTK m. 645, kıymetli evrak hukukunun temelini, anayasasını ve kavramsal çerçevesini çizen yegâne tanımdır. Madde metninde yer alan, "Kıymetli evrak öyle senetlerdir ki, bunların içerdikleri hak, senetten ayrı olarak ileri sürülemediği gibi başkalarına da devredilemez." şeklindeki tanım, 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu'nun (eTTK) 557. maddesinin dilinin sadeleştirilmiş hâlidir [1, 2]. Nitekim eTTK m. 557’de yer alan "mündemiç" kelimesi yerine "içerdikleri", "dermeyan edilemediği" kelimesi yerine ise "ileri sürülemediği" ibareleri tercih edilerek çağdaş hukuk diline uyum sağlanmıştır [1, 2].
Bu tanımın kökeni, İsviçre Borçlar Kanunu’nun (İsv. BK) 965. maddesine ve tarihsel olarak Alman hukukçu Heinrich Brunner’in kıymetli evrak (Wertpapiere) teorisine dayanmaktadır [2, 3]. Brunner’in doktrine kazandırdığı ve Kıta Avrupası hukuk sistemlerine yön veren klasik tanıma göre; kıymetli evrak, özel hukuk hakkına ilişkin olup, hakkın talep veya devir yoluyla kullanılmasının senede zilyet olma hukuki koşuluna bağlandığı belgelerdir [3]. Bu yönüyle TTK m. 645, sadece bir hukuki terim açıklaması değil, hakkın senette cismanileşmesi (somutlaşması) ilkesinin pozitif hukuktaki kesin ifadesidir [4, 5]. Kıymetli evrakta, maddi varlığı olmayan bir hak, fiziki bir varlık olan senetle (kâğıtla) bütünleşmekte ve hak, senedin kaderine tabi olmaktadır [5].
TTK m. 645 hükmü, kıymetli evrakın üç temel kurucu unsurdan oluştuğunu ortaya koymaktadır: Senet (maddi unsur), hak (gayrimaddi unsur) ve bu ikisi arasındaki sıkı bağlılık (irtibat).
Kıymetli evrakın maddi unsurunu "senet" oluşturur. TTK m. 646 hükmünde yer alan "Borçlu ancak bu senet karşılığında alacaklıya ödeme yapmakla yükümlüdür" kuralı, senedin fiziki bir materyal olarak varlığını şart koşar [6]. Klasik hukuk anlayışında senet, üzerine yazı yazılmaya ve imza atılmaya elverişli bir cismi (genellikle kâğıt) ifade eder [6]. Senet, yalnızca bir ispat vasıtası (delil) değil, hakkın doğumu, devri ve kullanılması için zorunlu olan kurucu bir unsurdur. Senet olmaksızın, kıymetli evrak hukukuna tabi bir haktan söz edilemez [6, 7].
Madde metninde atıf yapılan "hak", senede değerini ve kıymetini veren asıl unsurdur [8]. Kıymetli evraka konu olabilecek hakkın belirli hukuki nitelikleri taşıması zorunludur: Bu hak, özel hukuka ilişkin olmalı, ekonomik (parasal) bir değer taşımalı ve devredilebilir nitelikte olmalıdır [4, 9]. Kişiye sıkı sıkıya bağlı olan (örneğin aile hukukundan doğan) haklar veya devredilemez nitelikteki haklar kıymetli evraka konu olamazlar [10]. İçerdiği hakkın türüne göre kıymetli evrak; alacak hakkı içerenler (poliçe, bono, çek, tahvil), ayni hak içerenler (makbuz senedi, varant, konişmento) ve ortaklık hakkı içerenler (pay senetleri, ilmühaberler) olarak sınıflandırılır [5, 9, 11].
TTK m. 645’in varlık sebebi olan ve adi senetler ile kıymetli evrakı birbirinden ayıran temel kriter, hak ile senet arasındaki sıkı bağdır [5, 7]. Hukuk doktrininde Reha Poroy ve Ünal Tekinalp'in de ifade ettiği üzere, bu sıkı bağ neticesinde senet ve hak adeta et ve tırnak gibi iç içe geçmiştir [5]. Bu irtibat sebebiyle hak, senet olmaksızın borçluya karşı ileri sürülemez ve hak, senedin zilyetliği devredilmeksizin üçüncü kişilere devredilemez [1, 12, 13]. Hakkın senede yerleşmesiyle birlikte, hakkın devri alacağın temliki kurallarından koparak, eşya hukuku (zilyetliğin devri) prensiplerine tabi hâle gelir [14, 15].
TTK m. 645 hükmü, ticaret ve medeni hukukun diğer temel müesseseleriyle doğrudan sistematik bir kurgu içerisindedir:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri, TTK m. 645 ve devamı maddelerinin uygulanmasında "senedin ibrazı zorunluluğu" kuralını son derece katı ve tavizsiz bir biçimde yorumlamaktadır. Yerleşik içtihatlara göre, kıymetli evrakta mündemiç olan hak, sadece ve ancak senedin fiziki ibrazı ile talep edilebilir.
Yargıtay'ın yerleşik kararlarında şu ilkeler vurgulanmaktadır: Kambiyo senedi bedelinin tahsili amacıyla icra takibi yapılabilmesi veya alacak davası açılabilmesi için, senedin aslının icra dairesine veya mahkemeye sunulması şarttır. Borçlu, senedin aslını görmeden ödeme yapmaya zorlanamaz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında açıkça ifade edildiği üzere; senedin irade dışı elden çıkması (çalınması, kaybolması) durumunda dahi, hak sahibi olduğunu iddia eden kişi doğrudan borçluya başvuramaz. Öncelikle TTK m. 651 vd. uyarınca yetkili mahkemeden "zayi nedeniyle iptal kararı" alması zorunludur [24, 25]. İptal kararı getirilmedikçe veya senet ibraz edilmedikçe, borçlunun temerrüde düşürülmesi hukuken mümkün değildir.
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): (A) Anonim Şirketi, tedarikçisi (B)'ye olan borcu karşılığında 500.000 TL bedelli bir bono düzenleyerek (B)'ye teslim etmiştir. (B), nakit ihtiyacı sebebiyle bu bonodaki alacağını Faktoring Şirketi (C)'ye devretmek hususunda (C) ile yazılı bir "Alacağın Temliki Sözleşmesi" akdetmiştir. Ancak sözleşme imzalanmasına rağmen, (B) bononun fiziki aslını kasasında unutmuş ve (C)'ye teslim etmemiştir. Vade günü geldiğinde Faktoring Şirketi (C), (A) Anonim Şirketi'ne başvurarak yazılı temlik sözleşmesini ibraz etmiş ve ödeme talep etmiştir. Hukuki Analiz: TTK m. 645 uyarınca kıymetli evrakta hak, senetten ayrı olarak devredilemez. TTK m. 647 gereği, mülkiyetin devri için ciro (veya temlik beyanı) yanında senet zilyetliğinin devri zorunludur [17, 18]. Somut olayda senet aslı (C)'ye teslim edilmediğinden, hak devredilmemiştir. (C), yetkili hamil sıfatını kazanamamıştır. (A) Anonim Şirketi, TTK m. 646 uyarınca senedin fiziki ibrazı gerçekleşmediğinden ödemeden imtina etme hakkına ve yükümlülüğüne sahiptir.
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): Keşideci (K), lehtar (L) emrine 100.000 TL bedelli bir çek düzenlemiştir. (L), bu çeki (M)'ye ciro etmiştir. Çekin vadesinden önce (K) ile (L) bir araya gelmiş ve (K), aralarındaki ticari ilişki nedeniyle (L)'ye 100.000 TL'yi elden nakit olarak ödemiştir. Ancak (K), ödemeyi yaparken çekin aslını (L)'den geri almayı talep etmemiş veya üzerine "ödenmiştir" şerhi düşürmemiştir. Vade günü (M), çeki bankaya ibraz etmiş, karşılıksızdır işlemi yaptırdıktan sonra (K)'ya icra takibi başlatmıştır. Hukuki Analiz: TTK m. 645 ve m. 646 hükümleri uyarınca kıymetli evrak borçlusu, ancak senedin teslimi karşılığında borcundan kurtulur [6, 16]. (K), çeki geri almaksızın (L)'ye ödeme yaparak ağır kusurlu davranmıştır. Senedin içerdiği hak, senetten bağımsız olarak sona ermediğinden ve ciro yoluyla yetkili hamil konumuna geçen iyiniyetli (M)'ye karşı, (K)'nın (L)'ye yaptığı ödeme itirazı (şahsi defi) ileri sürülemez. (K), çeki elinde bulunduran ve hak sahibi olan (M)'ye ikinci kez ödeme yapmak zorundadır [6, 14].
TTK m. 645'teki klasik tanım, sanayi devrimi sonrası Kıta Avrupası hukukunun "kâğıt/evrak" bazlı tedavül ekonomisine göre şekillenmiş, oldukça başarılı ve uzun ömürlü bir teorik yapıdır. Ancak modern teknoloji, dijitalleşme ve sermaye piyasalarındaki gelişmeler, fiziki senedin (kâğıdın) varlığını zorunlu kılan bu klasik yapıyı doktriner bir sınamaya tabi tutmaktadır [6].
Özellikle Sermaye Piyasası Hukuku bağlamında "kaydileştirme" (dematerialization) sürecine girilmiş olması, milyonlarca pay senedinin fiziken basılması yerine Merkezi Kayıt Kuruluşu (MKK) nezdinde dijital kayıtlarla (kaydi sistem) izlenmesini zorunlu kılmıştır [31-33]. "Evraksız kıymetli evrak" veya "kıymet hakkı" olarak nitelendirilen bu yeni enstrümanlar, TTK m. 645’teki fiziki bir "senet" ve "zilyetlik" unsurlarını barındırmamasına rağmen kıymetli evrakın tüm ekonomik ve hukuki işlevlerini yerine getirmektedir [32-34].
Doktrinde Sabih Arkan, Mehmet Bahtiyar ve Ersin Çamoğlu gibi yazarların da sıklıkla işaret ettiği üzere; Türk Ticaret Kanunu, klasik kıymetli evrak (poliçe, bono, çek vb.) bakımından senede bağlılık ilkesini korurken, eşzamanlı olarak elektronik poliçe, dijitalleşme ve kaydi menkul kıymetlere dair esneklikler geliştirmek durumunda kalmıştır [6, 35, 36]. Gelinen noktada, TTK m. 645’in lafzının, kıymetli evrak kavramının ulaştığı dijital boyutları bütünüyle kapsayamadığı, tanımın ilerleyen süreçte sadece "kâğıt belgeyi" değil, "güvenilir elektronik kayıtları" da içerecek şekilde doktriner bir yeniden yoruma veya yasal bir güncellenmeye ihtiyaç duyabileceği ciddi olarak tartışılmaktadır.
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.