1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Vergi Usul Kanunu'nun (VUK) 279. maddesi, işletme bilançolarında yer alan
finansal yatırım araçlarının (menkul kıymetlerin) dönem sonlarında hangi yasal
ölçülere göre değerleneceğini kurala bağlayan asli bir usul normudur. 1998
yılında 4369 sayılı Kanun ile köklü bir değişikliğe uğrayan bu madde, menkul
kıymetlerin iktisadi ve hukuki mahiyetlerindeki farklılıkları (ortaklık hakkı
verenler ile alacak hakkı verenler ayrımını) dikkate alarak ikili bir değerleme
rejimi kurmuştur. Öncel/Kumrulu/Çağan, Vergi Hukuku eserinde, finansal
araçların vergi hukukunda doğru ölçülerle değerlenmesinin, işletmenin mali
gücünün bilançoya şeffaf bir şekilde yansıması ve gerçekleşmemiş suni kazançlar
üzerinden vergi alınmaması prensibi bakımından büyük önem taşıdığını ifade
etmektedir [1]. Madde, hisse senetleri için statik bir ölçüyü (alış bedeli)
zorunlu tutarken, diğer menkul kıymetler (tahvil, bono vb.) için piyasa
gerçekliğini (borsa rayici) veya dönemsel tahakkuku esas alan dinamik bir yapı
inşa etmiştir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
- Hisse Senetleri ve %51 Yerli Fon Katılma Belgeleri: Anonim şirket
paylarını temsil eden hisse senetleri ile portföyünün yarıdan fazlası yerli
hisselerden oluşan yatırım fonu belgeleridir. Bunlar, piyasa değerleri artsa da
azalsa da mutlak surette "alış bedeli" ile değerlenir.
- Borsa Rayici ile Değerlenen Diğer Menkul Kıymetler: Hisse senetleri ve
nitelikli fonlar dışında kalan devlet tahvili, hazine bonosu, özel sektör
tahvili, finansman bonosu gibi alacak hakkı veren (sabit veya değişken
getirili) menkul kıymetlerdir. Kural olarak piyasa kapanış ortalaması (VUK m.
263 borsa rayici) ile değerlenirler.
- Kıstelyevm (Gün Bazlı) Tahakkuk Esası: Borsa rayici bulunmayan veya
muvazaalı olan alacak hakkı veren menkul kıymetlerde uygulanan formüldür.
Menkul kıymetin "alış bedeline", değerleme gününe (genellikle 31 Aralık) kadar
geçen süreye isabet eden faiz ve kur farkı gelirinin eklenerek
aktifleştirilmesini emreder.
- Getirisi İhraç Edenin Kâr/Zararına Bağlı Olanlar: Kâr/zarar ortaklığı
belgeleri gibi dönemsel getirisi değerleme gününde matematiksel olarak
bilinemeyen, borsa rayici de olmayan kıymetlerin mecburen "alış bedeli" ile
değerleneceğini gösteren istisnai kuraldır.
3. Sistematik İlişkiler
VUK m. 279, değerleme ölçülerini tanımlayan VUK m. 263 (Borsa rayici) ve m.
268/A (Alış bedeli) maddelerinin doğrudan ve pratik uygulama alanıdır.
Sistematik açıdan asıl büyük etkisini Gelir ve Kurumlar Vergisi matrahlarının
tespitinde gösterir. Başaran Yavaşlar, Vergi Usul Hukuku çalışmasında, VUK m.
279'da yer alan gün bazlı değerleme (kıstelyevm) kuralının, vergi hukukundaki
"tahakkuk ilkesinin" en somut yansıması olduğunu; zira henüz vadesi gelmemiş ve
tahsil edilmemiş faiz ve kur farkı gelirlerinin bu madde delaletiyle kurum
kazancına dâhil edilerek vergilendirildiğini belirtmektedir [1]. Aynı zamanda
bu madde, kambiyo mevzuatını ve yabancı paraların değerlemesini ilgilendiren
VUK m. 280 ile birlikte finansal değerleme rejiminin omurgasını oluşturur.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) X A.Ş., Borsa İstanbul'da (BİST) işlem gören Y Bankası
A.Ş.'ye ait hisse senetlerinden 1.000.000 TL tutarında satın almıştır. 31
Aralık değerleme gününde bu hisse senetlerinin borsadaki rayici hızla artmış ve
toplam değeri 3.000.000 TL'ye ulaşmıştır. Şirket muhasebecisi, kârı bilançoda
göstermek amacıyla hisseleri 3.000.000 TL üzerinden değerlemek ister. Ancak VUK
m. 279 amir hükmü gereğince, hisse senetleri (borsada işlem görse dahi) mutlak
surette "alış bedeli" ile değerlenmek zorundadır. Bu nedenle hisseler 1.000.000
TL olarak bilançoda kalır ve gerçekleşmemiş 2.000.000 TL'lik borsa kazancı
üzerinden vergi ödenmez.
(kurmaca senaryo) Z İthalat Ltd. Şti., borsaya kote olmayan ve borsa rayici
bulunmayan 6 ay vadeli bir özel sektör finansman bonosunu 1 Ekim tarihinde
500.000 TL alış bedeliyle iktisap etmiştir. Bononun vadesi ertesi yılın 1 Nisan
tarihidir. 31 Aralık'ta değerleme yapılırken, Z Şirketi bu bonoyu alış bedeli
olan 500.000 TL ile bırakamaz. VUK m. 279 gereği, 1 Ekim'den 31 Aralık'a kadar
geçen 92 günlük süreye (kıstelyevm) isabet eden dönemsel faiz getirisi
hesaplanıp alış bedeline eklenir. Bulunan yeni değer bilançoya yansıtılır ve
hesaplanan bu 92 günlük "farazi" faiz geliri kurumlar vergisi matrahına
eklenir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık ve mali danışmanlık pratiğinde, "hisse senedi" ile "tahvil/bono"
rejimlerinin birbirine karıştırılması en çok karşılaşılan ve vergi ziyaına yol
açan usul hatalarından biridir. Tosuner/Demir, Vergi Usul Kanunu eserinde,
meslek mensuplarının özellikle döviz cinsinden ihraç edilmiş (Eurobond gibi)
menkul kıymetlerin değerlemesinde, değerleme gününe kadar olan "kur
farklarının" ve "faizlerin" alış bedeline eklenmesi mecburiyetini atlamamaları
gerektiğini; bu hesaplamaların yapılmamasının dönemsellik ilkesinin ihlali
sayılarak idarece doğrudan matrah farkı ve ceza olarak yansıtılacağını mesleki
bir uyarı sıfatıyla hatırlatmaktadır [1]. Hisse senetleri alış bedeli ile
değerlenirken döviz kurlarındaki değişimin dikkate alınmayacağı (kambiyo kârı
yazılmayacağı) müvekkillere özellikle vurgulanmalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
VUK m. 279, Türk vergi sisteminin uluslararası finansal raporlama standartları
(UFRS/TFRS) ile arasındaki derin uçurumun en belirgin olduğu normlardan
biridir. Borsada her saniye fiyatı güncellenen, likiditesi nakit paraya eşdeğer
olan hisse senetlerinin, enflasyonist bir ortamda yıllar önceki donuk "alış
bedeli" ile bilançoda tutulmaya zorlanması, işletmenin gerçek ekonomik gücünü
(özsermayesini) maskelemektedir. Selim Kaneti, Vergi Hukuku eserinde, modern
sermaye piyasası araçlarının değerlemesinde vergi hukukunun piyasa
gerçekliğinden bu denli kopuk, arkaik (tarihi maliyete dayalı) kurallarda ısrar
etmesinin, ticari kâr ile mali kâr arasındaki makası hukuka aykırı şekilde
açtığını vurgulamaktadır [1].
Öte yandan, tahviller ve bonolar için öngörülen dönemsel getiri tahakkuku
(kıstelyevm) kuralı, henüz tahsil edilmemiş gelirlerin vergilendirilmesi
anlamına gelmektedir. Yaltı Soydan, Vergi Yükümlüsünün Hakları çalışmasında,
ihraççının iflas etmesi veya bononun vadesinde ödenmemesi (temerrüt) riski
bulunmasına rağmen, sırf 31 Aralık tarihi geldi diye mükellefin kâğıt üzerinde
hesaplanan bir faiz geliri için peşin vergi ödemeye mahkûm edilmesinin,
anayasal "ödeme gücüne göre vergilendirme" ve mülkiyet haklarına ölçüsüz bir
müdahale olduğunu eleştirel bir dille ifade etmektedir [1]. Erginay, Vergi
Hukuku eserinde de işaret edildiği üzere, vergi sisteminin menkul kıymet
değerlemesinde UFRS'nin "gerçeğe uygun değer (fair value)" metodolojisini
bütünüyle benimsemesi ve gerçekleşmemiş kârların vergilendirilmesinde daha
hakkaniyetli (karşılık ayrılabilecek) yeni mekanizmalar inşa etmesi hukuk
devleti ilkesinin bir gereğidir [1].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Vergi Usul Kanunu'nun (VUK) 279. maddesi, işletme bilançolarında yer alan finansal yatırım araçlarının (menkul kıymetlerin) dönem sonlarında hangi yasal ölçülere göre değerleneceğini kurala bağlayan asli bir usul normudur. 1998 yılında 4369 sayılı Kanun ile köklü bir değişikliğe uğrayan bu madde, menkul kıymetlerin iktisadi ve hukuki mahiyetlerindeki farklılıkları (ortaklık hakkı verenler ile alacak hakkı verenler ayrımını) dikkate alarak ikili bir değerleme rejimi kurmuştur. Öncel/Kumrulu/Çağan, Vergi Hukuku eserinde, finansal araçların vergi hukukunda doğru ölçülerle değerlenmesinin, işletmenin mali gücünün bilançoya şeffaf bir şekilde yansıması ve gerçekleşmemiş suni kazançlar üzerinden vergi alınmaması prensibi bakımından büyük önem taşıdığını ifade etmektedir [1]. Madde, hisse senetleri için statik bir ölçüyü (alış bedeli) zorunlu tutarken, diğer menkul kıymetler (tahvil, bono vb.) için piyasa gerçekliğini (borsa rayici) veya dönemsel tahakkuku esas alan dinamik bir yapı inşa etmiştir.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
3. Sistematik İlişkiler
VUK m. 279, değerleme ölçülerini tanımlayan VUK m. 263 (Borsa rayici) ve m. 268/A (Alış bedeli) maddelerinin doğrudan ve pratik uygulama alanıdır. Sistematik açıdan asıl büyük etkisini Gelir ve Kurumlar Vergisi matrahlarının tespitinde gösterir. Başaran Yavaşlar, Vergi Usul Hukuku çalışmasında, VUK m. 279'da yer alan gün bazlı değerleme (kıstelyevm) kuralının, vergi hukukundaki "tahakkuk ilkesinin" en somut yansıması olduğunu; zira henüz vadesi gelmemiş ve tahsil edilmemiş faiz ve kur farkı gelirlerinin bu madde delaletiyle kurum kazancına dâhil edilerek vergilendirildiğini belirtmektedir [1]. Aynı zamanda bu madde, kambiyo mevzuatını ve yabancı paraların değerlemesini ilgilendiren VUK m. 280 ile birlikte finansal değerleme rejiminin omurgasını oluşturur.
4. Uygulama: Yargı İçtihadı
Bu maddeye ilişkin son dönemde emsal karar tespit edilemedi.
5. Pratik Örnek Olaylar
(kurmaca senaryo) X A.Ş., Borsa İstanbul'da (BİST) işlem gören Y Bankası A.Ş.'ye ait hisse senetlerinden 1.000.000 TL tutarında satın almıştır. 31 Aralık değerleme gününde bu hisse senetlerinin borsadaki rayici hızla artmış ve toplam değeri 3.000.000 TL'ye ulaşmıştır. Şirket muhasebecisi, kârı bilançoda göstermek amacıyla hisseleri 3.000.000 TL üzerinden değerlemek ister. Ancak VUK m. 279 amir hükmü gereğince, hisse senetleri (borsada işlem görse dahi) mutlak surette "alış bedeli" ile değerlenmek zorundadır. Bu nedenle hisseler 1.000.000 TL olarak bilançoda kalır ve gerçekleşmemiş 2.000.000 TL'lik borsa kazancı üzerinden vergi ödenmez.
(kurmaca senaryo) Z İthalat Ltd. Şti., borsaya kote olmayan ve borsa rayici bulunmayan 6 ay vadeli bir özel sektör finansman bonosunu 1 Ekim tarihinde 500.000 TL alış bedeliyle iktisap etmiştir. Bononun vadesi ertesi yılın 1 Nisan tarihidir. 31 Aralık'ta değerleme yapılırken, Z Şirketi bu bonoyu alış bedeli olan 500.000 TL ile bırakamaz. VUK m. 279 gereği, 1 Ekim'den 31 Aralık'a kadar geçen 92 günlük süreye (kıstelyevm) isabet eden dönemsel faiz getirisi hesaplanıp alış bedeline eklenir. Bulunan yeni değer bilançoya yansıtılır ve hesaplanan bu 92 günlük "farazi" faiz geliri kurumlar vergisi matrahına eklenir.
6. Pratik Uygulama Notları
Avukatlık ve mali danışmanlık pratiğinde, "hisse senedi" ile "tahvil/bono" rejimlerinin birbirine karıştırılması en çok karşılaşılan ve vergi ziyaına yol açan usul hatalarından biridir. Tosuner/Demir, Vergi Usul Kanunu eserinde, meslek mensuplarının özellikle döviz cinsinden ihraç edilmiş (Eurobond gibi) menkul kıymetlerin değerlemesinde, değerleme gününe kadar olan "kur farklarının" ve "faizlerin" alış bedeline eklenmesi mecburiyetini atlamamaları gerektiğini; bu hesaplamaların yapılmamasının dönemsellik ilkesinin ihlali sayılarak idarece doğrudan matrah farkı ve ceza olarak yansıtılacağını mesleki bir uyarı sıfatıyla hatırlatmaktadır [1]. Hisse senetleri alış bedeli ile değerlenirken döviz kurlarındaki değişimin dikkate alınmayacağı (kambiyo kârı yazılmayacağı) müvekkillere özellikle vurgulanmalıdır.
7. Eleştirel Değerlendirme
VUK m. 279, Türk vergi sisteminin uluslararası finansal raporlama standartları (UFRS/TFRS) ile arasındaki derin uçurumun en belirgin olduğu normlardan biridir. Borsada her saniye fiyatı güncellenen, likiditesi nakit paraya eşdeğer olan hisse senetlerinin, enflasyonist bir ortamda yıllar önceki donuk "alış bedeli" ile bilançoda tutulmaya zorlanması, işletmenin gerçek ekonomik gücünü (özsermayesini) maskelemektedir. Selim Kaneti, Vergi Hukuku eserinde, modern sermaye piyasası araçlarının değerlemesinde vergi hukukunun piyasa gerçekliğinden bu denli kopuk, arkaik (tarihi maliyete dayalı) kurallarda ısrar etmesinin, ticari kâr ile mali kâr arasındaki makası hukuka aykırı şekilde açtığını vurgulamaktadır [1].
Öte yandan, tahviller ve bonolar için öngörülen dönemsel getiri tahakkuku (kıstelyevm) kuralı, henüz tahsil edilmemiş gelirlerin vergilendirilmesi anlamına gelmektedir. Yaltı Soydan, Vergi Yükümlüsünün Hakları çalışmasında, ihraççının iflas etmesi veya bononun vadesinde ödenmemesi (temerrüt) riski bulunmasına rağmen, sırf 31 Aralık tarihi geldi diye mükellefin kâğıt üzerinde hesaplanan bir faiz geliri için peşin vergi ödemeye mahkûm edilmesinin, anayasal "ödeme gücüne göre vergilendirme" ve mülkiyet haklarına ölçüsüz bir müdahale olduğunu eleştirel bir dille ifade etmektedir [1]. Erginay, Vergi Hukuku eserinde de işaret edildiği üzere, vergi sisteminin menkul kıymet değerlemesinde UFRS'nin "gerçeğe uygun değer (fair value)" metodolojisini bütünüyle benimsemesi ve gerçekleşmemiş kârların vergilendirilmesinde daha hakkaniyetli (karşılık ayrılabilecek) yeni mekanizmalar inşa etmesi hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir [1].
Conversation: 14fd14ca-7253-4111-8964-96d48f2d3b60 (turn 1)