1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Birinci Kitabının, Altıncı Kısmında (m. 89-101) düzenlenen "Cari Hesap" müessesesi, ticari hayatta nakit akışını hızlandıran, taraflar arasındaki ödeme trafiğini basitleştiren ve takas işlemini sistematik bir hukuki zemine oturtan son derece önemli bir sözleşme tipidir [1, 2]. TTK m. 98, cari hesap sözleşmesinin genel sona erme sebeplerini düzenleyen temel normdur. Kanun koyucu, cari hesap sözleşmesinin sona ermesini "Genel Olarak" başlığı altında m. 98'de; "Özel Durumlar" olan ölüm ve kısıtlılık hallerini m. 99'da ve bakiyenin haczini m. 100'de kaleme alarak sistematik bir ayrım yapmıştır [3-5].
Cari hesap, doğası gereği tarafların birbirlerine karşı olan münferit alacaklarını talep etmekten feragat ettikleri, bu alacakların bir bütün teşkil ettiği (bütünlük ilkesi - TTK m. 97) ve ancak hesap devresi sonunda ortaya çıkan bakiyenin (saldo) talep edilebilir hale geldiği bir sözleşmedir [6-8]. Bu minvalde TTK m. 98 hükmü, sözleşmenin hangi an ve şartlarda son bulacağını, dolayısıyla hukuki durumun (alacaklılık ve borçluluk sıfatlarının) hangi anda katileşeceğini ve tahsil edilebilir bir bakiye alacağının ne zaman muaccel olacağını tayin etmesi bakımından kritik bir öneme sahiptir [7, 8].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Kararlaştırılan Sürenin Sona Ermesi (TTK m. 98/1-a)
Cari hesap sözleşmesi, tarafların irade muhtariyeti ilkesi gereğince belirli süreli veya belirsiz süreli olarak akdedilebilir. Taraflar sözleşmenin geçerlilik süresini (sözleşme süresi) baştan tayin etmişlerse, bu sürenin dolmasıyla birlikte sözleşme başkaca bir ihtara, ihbara veya merasime gerek kalmaksızın kendiliğinden (ipso iure) sona erer [3, 5, 9]. Sürenin bitimiyle birlikte son hesap devresi kesilir ve nihai bakiye ortaya çıkar. Doktrinde isabetle vurgulandığı üzere; belirli süreli cari hesap sözleşmesi sürenin bitimiyle sona ermesine rağmen taraflar aralarındaki cari hesap ilişkisini zımnen veya fiilen devam ettirirlerse, bu durumda sözleşme artık "belirsiz süreli" cari hesap sözleşmesine dönüşmüş kabul edilir [10]. Bu dönüşüm, ticari hayatın kesintisiz akışı ve güvenin korunması ilkesinin bir sonucudur.
2.2. Taraflardan Birinin Fesih İhbarında Bulunması (TTK m. 98/1-b)
Belirsiz süreli cari hesap sözleşmelerinde, taraflardan herhangi biri sözleşmeyi tek taraflı bozucu yenilik doğuran bir hak olan fesih hakkını kullanarak sona erdirebilir [3, 11]. TTK m. 98/1-b, fesih ihbarı için herhangi bir bildirim süresi (ihbar öneli) öngörmemiştir [11, 12]. Ancak Türk Medeni Kanunu m. 2'de yer alan dürüstlük kuralı (hakkın kötüye kullanılması yasağı) gereğince, fesih hakkı uygun olmayan bir zamanda, sırf karşı tarafı zarara sokmak kastıyla (ani ve hazırlıksız yakalayarak) kullanılamaz [11]. Fesih ihbarında bulunacak tarafın, karşı tarafa yeni duruma uyum sağlayabilmesi için makul bir süre tanıması (makul fesih öneli) gerekmektedir [11, 12].
2.3. Taraflardan Birinin İflas Etmesi (TTK m. 98/1-c)
Taraflardan birinin iflası, cari hesap sözleşmesinin infisahına (kendiliğinden sona ermesine) yol açan objektif bir durumdur [3, 5]. İflas kararının verilmesiyle birlikte müflisin malvarlığı iflas masasına dâhil olur (İİK m. 191) ve müflisin tasarruf yetkisi kısıtlanır. İflasın açılmasıyla cari hesap kesilir, o an itibariyle ortaya çıkan bakiye belirlenir [5]. Eğer müflis taraf bakiye alacaklısı ise, bu alacak masaya girer; müflis taraf bakiye borçlusu ise, diğer taraf (sağlam taraf) iflas masasına alacak kaydı yaptırır (İİK m. 195).
Bu hükmün niteliği doktrinde tartışmalıdır. Bir kısım yazarlar (örneğin Reha Poroy / Hamdi Yasaman ve Sabih Arkan) iflasın sözleşmeyi kendiliğinden ve kesin olarak sona erdirdiğini, bu kuralın emredici olduğunu savunurken; diğer bir görüş, İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 298 hükmüne (veya iflas idaresinin iki taraflı sözleşmeleri devam ettirme yetkisine) dayanarak, iflas idaresinin sözleşmeyi devam ettirme iradesi göstermesi halinde cari hesabın sürdürülebileceğini, dolayısıyla TTK m. 98/1-c'nin sadece haklı nedenle fesih imkânı veren bir kural olarak anlaşılabileceğini ileri sürmektedir [10, 13, 14]. Ancak hâkim görüş ve kanunun lafzı, cari hesabın kredilendirme ve karşılıklı güven fonksiyonu sebebiyle, iflasın doğrudan sona erdirici etki doğurduğu yönündedir.
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 18/3 (Tacirler Arası Şekil Şartı): Cari hesap sözleşmesinin tarafları kural olarak tacirdir (veya en azından banka-müşteri ilişkisinde kanun gereği ticari iş niteliğindedir [15, 16]). TTK m. 18/3 uyarınca, tacirler arasında diğer tarafı temerrüde düşürmeye, sözleşmeyi feshe veya sözleşmeden dönmeye ilişkin ihbar ve ihtarların noter, taahhütlü mektup, telgraf veya kayıtlı elektronik posta (KEP) sistemi ile güvenli elektronik imza kullanılarak yapılması şarttır [17-19]. Dolayısıyla, TTK m. 98/1-b kapsamında yapılacak bir fesih ihbarı, tarafların her ikisi de tacir ise, TTK m. 18/3'te öngörülen geçerlilik şekline uygun yapılmak zorundadır.
- TTK m. 101 (Zamanaşımı): Cari hesap sözleşmesinin m. 98 kapsamında sona ermesi, alacak ve borçların muaccel hale gelerek talep edilebilir bir bakiye (saldo) alacağına dönüştüğü andır. TTK m. 101 uyarınca, cari hesabın tasfiyesine ve bakiye alacağına ilişkin davalar, sözleşmenin sona erdiği tarihten itibaren beş yıllık zamanaşımına tabidir [12, 20, 21]. Sözleşme TTK m. 98 gereği sona ermeden bu beş yıllık zamanaşımı süresi işlemeye başlamaz [12].
- TBK m. 134 ve 143 (Takas Hükümleri): Cari hesap, sürekli bir takas mekanizmasıdır [22, 23]. TTK m. 90/1, TBK'nın takasa ilişkin m. 134 ve m. 143/2 hükümlerini saklı tutmuştur [24]. Ancak cari hesapta takas, TBK'daki takastan farklı olarak, her bir alacak için tek tek takas beyanında bulunmaya gerek kalmaksızın, hesap devresi sonunda hesapların birleştirilmesi suretiyle kendiliğinden gerçekleşir [23, 25].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtisas daireleri (özellikle mülga 19. HD ve 11. HD), TTK m. 98 ve cari hesap sözleşmelerinin son bulması bağlamında katı ve istikrarlı bir içtihat geliştirmiştir.
Yargıtay, cari hesabın ayırıcı unsurunun karşılıklı alacaklı ve borçlu olma (zimmet ve matlup) ihtimali olduğunu belirtmektedir [26-28]. Banka genel kredi sözleşmelerini bu bağlamda "gerçek anlamda cari hesap" olarak nitelendirmeyen Yargıtay kararları bulunmakla birlikte, gerçek cari hesap sözleşmelerinde Yargıtay; fesih ihbarının (TTK m. 98/1-b) ancak usulüne uygun şekilde karşı tarafa ulaşmasıyla hesabın kesileceğini ve bakiye alacağın bu andan itibaren talep edilebilir hale geleceğini vurgulamaktadır. Yargıtay, bakiye alacağına faiz yürütülebilmesi için sözleşmenin sona ermesi ve ayrıca bakiyenin ödenmesi için karşı tarafın usulüne uygun bir ihtarname ile temerrüde düşürülmesi gerektiğini (veya ihtarnamede verilen sürenin bitiminde temerrüdün oluşacağını) kabul etmektedir [29, 30].
Ayrıca Yargıtay, fesih yapılmadan (sözleşme sona ermeden) bakiye alacak için doğrudan icra takibine geçilmesini veya dava açılmasını erken (henüz muaccel olmayan alacağın talebi) olarak değerlendirebilmektedir. Sözleşmenin sona ermesi, bakiye alacağın dava şartı niteliğindedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo):
İstanbul'da iplik üretimi yapan (A) A.Ş. ile Bursa'da kumaş dokuma faaliyeti gösteren (B) Ltd. Şti., aralarındaki sürekli mal alım-satım işlemlerini basitleştirmek adına belirsiz süreli, yazılı bir cari hesap sözleşmesi akdetmişlerdir. (A) A.Ş. yönetimi, (B) Ltd. Şti.'nin ödeme güçlüğüne düştüğüne dair piyasadan duyumlar almış ve alelacele şirketin genel e-posta adresi üzerinden bir e-posta göndererek "Sözleşmeyi an itibariyle tek taraflı feshediyor ve bakiyenin derhal ödenmesini talep ediyoruz" beyanında bulunmuştur.
Hukuki analiz: TTK m. 98/1-b uyarınca belirsiz süreli cari hesap sözleşmelerinde fesih ihbarı mümkündür. Ancak tarafların her ikisi de tacir olduğundan, sözleşmeyi feshe yönelik bu ihbarın TTK m. 18/3 hükmü emredici gereğince; noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya KEP sistemi kullanılarak yapılması şarttır [17-19]. Alelade bir e-posta ile yapılan fesih ihbarı geçerli bir şekil şartını taşımadığından sözleşmeyi sona erdirmez. Dolayısıyla, (A) A.Ş.'nin bu e-postaya dayanarak başlatacağı icra takibi, cari hesabın hukuken henüz kesilmemiş ve bakiyenin muaccel olmamış olması nedeniyle itiraz veya şikayet üzerine iptal edilecektir.
Olay 2 (Kurmaca Senaryo):
(X) A.Ş. ile (Y) Ticaret (gerçek kişi tacir) arasında 3 yıllık belirli süreli bir cari hesap sözleşmesi mevcuttur. Sözleşmenin 2. yılında, (Y) Ticaret hakkında asliye ticaret mahkemesince iflas kararı verilmiştir. İflas idaresi, (Y)'nin işletmesinin kârlı olduğu düşüncesiyle ticari faaliyete devam etme kararı almış ve (X) A.Ş.'ye bir ihtarname göndererek "Cari hesap sözleşmesinin iflas masası tarafından İİK m. 298 kıyasen aynen sürdürüleceğini" bildirmiştir.
Hukuki analiz: TTK m. 98/1-c son derece açıktır: Taraflardan birinin iflas etmesi halinde cari hesap sözleşmesi kanun gereği kendiliğinden sona erer [3, 5]. Her ne kadar doktrinde bazı yazarlar İİK'daki hükümler çerçevesinde iflas idaresinin bu sözleşmeyi sürdürebileceğini iddia etse de (Türk Ticaret Kanununda Cari Hesap başlıklı çalışmada belirtildiği üzere [10, 13]), cari hesap sözleşmesinin karşılıklı yüksek güven, takas edilebilirlik ve kredi fonksiyonu barındırması sebebiyle TTK m. 98/1-c emredici nitelikte özel bir (lex specialis) hükümdür. İflas idaresinin tek taraflı iradesiyle cari hesabı diriltmesi veya sürdürmesi, (X) A.Ş.'nin muvafakati (yeni bir sözleşme yapılması) olmaksızın mümkün değildir. Sözleşme iflas kararı anında son bulmuştur.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Cari hesap sözleşmesinin feshedildiği ve süresinin dolduğunun ispatı iddia eden tarafa aittir. Fesih ihbarının TTK m. 18/3 kapsamında usulüne uygun gönderildiği ve tebliğ edildiği, PTT veya Noter tebligat mazbataları ile yahut KEP delilleriyle ispatlanmalıdır.
- Zamanaşımı / Süreler: TTK m. 101 gereği zamanaşımı, TTK m. 98'de sayılan sebeplerden (sürenin bitimi, fesih veya iflas) birinin gerçekleşerek sözleşmenin sona erdiği tarihten itibaren başlar ve 5 yıldır [12, 20, 21].
- Görevli/yetkili mahkeme: Cari hesap sözleşmesinden kaynaklanan fesih, bakiye tespiti ve tahsiline ilişkin davalar mutlak ticari dava niteliğindedir (TTK m. 4). Görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemeleridir [31, 32].
- Yaygın uygulama hataları:
- Cari hesap ilişkisi devam ederken (sözleşme sona ermeden) ara dönemlerde tekil fatura veya irsaliyelere dayalı olarak icra takibi yapılması (TTK m. 97 bütünlük ilkesine aykırıdır [3, 6, 7]).
- Tacirler arası fesihlerde TTK m. 18/3 şekil şartına uyulmaması [18].
- Fesih iradesi ile bakiyenin ödenmesi (temerrüt) ihtarlarının birbirine karıştırılması. Sırf sözleşmenin feshedilmiş olması bakiyeye kendiliğinden temerrüt faizi işlemesini sağlamaz; ayrıca bir ödeme ihtarı veya dava/takip gereklidir [29, 30].
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde (özellikle Mehmet Bahtiyar, Sabih Arkan ve Sami Karahan gibi otoritelerin de yer yer temas ettiği veya ticari sözleşmelere ilişkin eserlerinde tartıştığı üzere [14, 33, 34]); TTK m. 98/1-b hükmünün, belirsiz süreli cari hesap sözleşmelerinde fesih ihbarı için hiçbir asgari süre (önel) öngörmemiş olması, modern ticaret hukukunun "işletmelerin korunması" ve "öngörülebilirlik" prensipleri açısından ciddi bir normatif eksiklik olarak değerlendirilmelidir. Ölüm ve kısıtlılık halinde sözleşmenin sona erdirilmesi için m. 99'da açıkça "on gün önceden haber vermek şartıyla" şeklinde bir ihbar süresi öngörülmüşken [4, 5]; olağan bir fesih durumunda m. 98'de hiçbir sürenin yer almaması kanun koyucunun tutarsızlığıdır. Uygulamada hâkimler, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) aracılığıyla "makul süre" tespiti yapmak zorunda kalmakta, bu durum da hukuki güvenlik ilkesini zedelemektedir. De lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından, TTK m. 98/1-b hükmüne asgari bir fesih ihbar süresinin (örneğin 15 gün veya 1 ay) derç edilmesi ticari hayatın istikrarı için elzemdir.
Yine, TTK m. 98/1-c'deki iflas sebebinin emredici olup olmadığına dair doktrin ihtilafı da kanuni bir netliğe kavuşturulmalıdır [10, 13]. İİK m. 195 ve 298 ile TTK m. 98 arasındaki sistematik bağ, ticari hayatın gerçekleriyle uyumlu hale getirilmeli; cari hesapta "kişiye sıkı sıkıya bağlı (intuitu personae)" unsurların varlığı açıkça gerekçelendirilmelidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Birinci Kitabının, Altıncı Kısmında (m. 89-101) düzenlenen "Cari Hesap" müessesesi, ticari hayatta nakit akışını hızlandıran, taraflar arasındaki ödeme trafiğini basitleştiren ve takas işlemini sistematik bir hukuki zemine oturtan son derece önemli bir sözleşme tipidir [1, 2]. TTK m. 98, cari hesap sözleşmesinin genel sona erme sebeplerini düzenleyen temel normdur. Kanun koyucu, cari hesap sözleşmesinin sona ermesini "Genel Olarak" başlığı altında m. 98'de; "Özel Durumlar" olan ölüm ve kısıtlılık hallerini m. 99'da ve bakiyenin haczini m. 100'de kaleme alarak sistematik bir ayrım yapmıştır [3-5].
Cari hesap, doğası gereği tarafların birbirlerine karşı olan münferit alacaklarını talep etmekten feragat ettikleri, bu alacakların bir bütün teşkil ettiği (bütünlük ilkesi - TTK m. 97) ve ancak hesap devresi sonunda ortaya çıkan bakiyenin (saldo) talep edilebilir hale geldiği bir sözleşmedir [6-8]. Bu minvalde TTK m. 98 hükmü, sözleşmenin hangi an ve şartlarda son bulacağını, dolayısıyla hukuki durumun (alacaklılık ve borçluluk sıfatlarının) hangi anda katileşeceğini ve tahsil edilebilir bir bakiye alacağının ne zaman muaccel olacağını tayin etmesi bakımından kritik bir öneme sahiptir [7, 8].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Kararlaştırılan Sürenin Sona Ermesi (TTK m. 98/1-a)
Cari hesap sözleşmesi, tarafların irade muhtariyeti ilkesi gereğince belirli süreli veya belirsiz süreli olarak akdedilebilir. Taraflar sözleşmenin geçerlilik süresini (sözleşme süresi) baştan tayin etmişlerse, bu sürenin dolmasıyla birlikte sözleşme başkaca bir ihtara, ihbara veya merasime gerek kalmaksızın kendiliğinden (ipso iure) sona erer [3, 5, 9]. Sürenin bitimiyle birlikte son hesap devresi kesilir ve nihai bakiye ortaya çıkar. Doktrinde isabetle vurgulandığı üzere; belirli süreli cari hesap sözleşmesi sürenin bitimiyle sona ermesine rağmen taraflar aralarındaki cari hesap ilişkisini zımnen veya fiilen devam ettirirlerse, bu durumda sözleşme artık "belirsiz süreli" cari hesap sözleşmesine dönüşmüş kabul edilir [10]. Bu dönüşüm, ticari hayatın kesintisiz akışı ve güvenin korunması ilkesinin bir sonucudur.
2.2. Taraflardan Birinin Fesih İhbarında Bulunması (TTK m. 98/1-b)
Belirsiz süreli cari hesap sözleşmelerinde, taraflardan herhangi biri sözleşmeyi tek taraflı bozucu yenilik doğuran bir hak olan fesih hakkını kullanarak sona erdirebilir [3, 11]. TTK m. 98/1-b, fesih ihbarı için herhangi bir bildirim süresi (ihbar öneli) öngörmemiştir [11, 12]. Ancak Türk Medeni Kanunu m. 2'de yer alan dürüstlük kuralı (hakkın kötüye kullanılması yasağı) gereğince, fesih hakkı uygun olmayan bir zamanda, sırf karşı tarafı zarara sokmak kastıyla (ani ve hazırlıksız yakalayarak) kullanılamaz [11]. Fesih ihbarında bulunacak tarafın, karşı tarafa yeni duruma uyum sağlayabilmesi için makul bir süre tanıması (makul fesih öneli) gerekmektedir [11, 12].
2.3. Taraflardan Birinin İflas Etmesi (TTK m. 98/1-c)
Taraflardan birinin iflası, cari hesap sözleşmesinin infisahına (kendiliğinden sona ermesine) yol açan objektif bir durumdur [3, 5]. İflas kararının verilmesiyle birlikte müflisin malvarlığı iflas masasına dâhil olur (İİK m. 191) ve müflisin tasarruf yetkisi kısıtlanır. İflasın açılmasıyla cari hesap kesilir, o an itibariyle ortaya çıkan bakiye belirlenir [5]. Eğer müflis taraf bakiye alacaklısı ise, bu alacak masaya girer; müflis taraf bakiye borçlusu ise, diğer taraf (sağlam taraf) iflas masasına alacak kaydı yaptırır (İİK m. 195).
Bu hükmün niteliği doktrinde tartışmalıdır. Bir kısım yazarlar (örneğin Reha Poroy / Hamdi Yasaman ve Sabih Arkan) iflasın sözleşmeyi kendiliğinden ve kesin olarak sona erdirdiğini, bu kuralın emredici olduğunu savunurken; diğer bir görüş, İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 298 hükmüne (veya iflas idaresinin iki taraflı sözleşmeleri devam ettirme yetkisine) dayanarak, iflas idaresinin sözleşmeyi devam ettirme iradesi göstermesi halinde cari hesabın sürdürülebileceğini, dolayısıyla TTK m. 98/1-c'nin sadece haklı nedenle fesih imkânı veren bir kural olarak anlaşılabileceğini ileri sürmektedir [10, 13, 14]. Ancak hâkim görüş ve kanunun lafzı, cari hesabın kredilendirme ve karşılıklı güven fonksiyonu sebebiyle, iflasın doğrudan sona erdirici etki doğurduğu yönündedir.
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili ihtisas daireleri (özellikle mülga 19. HD ve 11. HD), TTK m. 98 ve cari hesap sözleşmelerinin son bulması bağlamında katı ve istikrarlı bir içtihat geliştirmiştir.
Yargıtay, cari hesabın ayırıcı unsurunun karşılıklı alacaklı ve borçlu olma (zimmet ve matlup) ihtimali olduğunu belirtmektedir [26-28]. Banka genel kredi sözleşmelerini bu bağlamda "gerçek anlamda cari hesap" olarak nitelendirmeyen Yargıtay kararları bulunmakla birlikte, gerçek cari hesap sözleşmelerinde Yargıtay; fesih ihbarının (TTK m. 98/1-b) ancak usulüne uygun şekilde karşı tarafa ulaşmasıyla hesabın kesileceğini ve bakiye alacağın bu andan itibaren talep edilebilir hale geleceğini vurgulamaktadır. Yargıtay, bakiye alacağına faiz yürütülebilmesi için sözleşmenin sona ermesi ve ayrıca bakiyenin ödenmesi için karşı tarafın usulüne uygun bir ihtarname ile temerrüde düşürülmesi gerektiğini (veya ihtarnamede verilen sürenin bitiminde temerrüdün oluşacağını) kabul etmektedir [29, 30].
Ayrıca Yargıtay, fesih yapılmadan (sözleşme sona ermeden) bakiye alacak için doğrudan icra takibine geçilmesini veya dava açılmasını erken (henüz muaccel olmayan alacağın talebi) olarak değerlendirebilmektedir. Sözleşmenin sona ermesi, bakiye alacağın dava şartı niteliğindedir.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): İstanbul'da iplik üretimi yapan (A) A.Ş. ile Bursa'da kumaş dokuma faaliyeti gösteren (B) Ltd. Şti., aralarındaki sürekli mal alım-satım işlemlerini basitleştirmek adına belirsiz süreli, yazılı bir cari hesap sözleşmesi akdetmişlerdir. (A) A.Ş. yönetimi, (B) Ltd. Şti.'nin ödeme güçlüğüne düştüğüne dair piyasadan duyumlar almış ve alelacele şirketin genel e-posta adresi üzerinden bir e-posta göndererek "Sözleşmeyi an itibariyle tek taraflı feshediyor ve bakiyenin derhal ödenmesini talep ediyoruz" beyanında bulunmuştur. Hukuki analiz: TTK m. 98/1-b uyarınca belirsiz süreli cari hesap sözleşmelerinde fesih ihbarı mümkündür. Ancak tarafların her ikisi de tacir olduğundan, sözleşmeyi feshe yönelik bu ihbarın TTK m. 18/3 hükmü emredici gereğince; noter aracılığıyla, taahhütlü mektupla, telgrafla veya KEP sistemi kullanılarak yapılması şarttır [17-19]. Alelade bir e-posta ile yapılan fesih ihbarı geçerli bir şekil şartını taşımadığından sözleşmeyi sona erdirmez. Dolayısıyla, (A) A.Ş.'nin bu e-postaya dayanarak başlatacağı icra takibi, cari hesabın hukuken henüz kesilmemiş ve bakiyenin muaccel olmamış olması nedeniyle itiraz veya şikayet üzerine iptal edilecektir.
Olay 2 (Kurmaca Senaryo): (X) A.Ş. ile (Y) Ticaret (gerçek kişi tacir) arasında 3 yıllık belirli süreli bir cari hesap sözleşmesi mevcuttur. Sözleşmenin 2. yılında, (Y) Ticaret hakkında asliye ticaret mahkemesince iflas kararı verilmiştir. İflas idaresi, (Y)'nin işletmesinin kârlı olduğu düşüncesiyle ticari faaliyete devam etme kararı almış ve (X) A.Ş.'ye bir ihtarname göndererek "Cari hesap sözleşmesinin iflas masası tarafından İİK m. 298 kıyasen aynen sürdürüleceğini" bildirmiştir. Hukuki analiz: TTK m. 98/1-c son derece açıktır: Taraflardan birinin iflas etmesi halinde cari hesap sözleşmesi kanun gereği kendiliğinden sona erer [3, 5]. Her ne kadar doktrinde bazı yazarlar İİK'daki hükümler çerçevesinde iflas idaresinin bu sözleşmeyi sürdürebileceğini iddia etse de (Türk Ticaret Kanununda Cari Hesap başlıklı çalışmada belirtildiği üzere [10, 13]), cari hesap sözleşmesinin karşılıklı yüksek güven, takas edilebilirlik ve kredi fonksiyonu barındırması sebebiyle TTK m. 98/1-c emredici nitelikte özel bir (lex specialis) hükümdür. İflas idaresinin tek taraflı iradesiyle cari hesabı diriltmesi veya sürdürmesi, (X) A.Ş.'nin muvafakati (yeni bir sözleşme yapılması) olmaksızın mümkün değildir. Sözleşme iflas kararı anında son bulmuştur.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Doktrinde (özellikle Mehmet Bahtiyar, Sabih Arkan ve Sami Karahan gibi otoritelerin de yer yer temas ettiği veya ticari sözleşmelere ilişkin eserlerinde tartıştığı üzere [14, 33, 34]); TTK m. 98/1-b hükmünün, belirsiz süreli cari hesap sözleşmelerinde fesih ihbarı için hiçbir asgari süre (önel) öngörmemiş olması, modern ticaret hukukunun "işletmelerin korunması" ve "öngörülebilirlik" prensipleri açısından ciddi bir normatif eksiklik olarak değerlendirilmelidir. Ölüm ve kısıtlılık halinde sözleşmenin sona erdirilmesi için m. 99'da açıkça "on gün önceden haber vermek şartıyla" şeklinde bir ihbar süresi öngörülmüşken [4, 5]; olağan bir fesih durumunda m. 98'de hiçbir sürenin yer almaması kanun koyucunun tutarsızlığıdır. Uygulamada hâkimler, dürüstlük kuralı (TMK m. 2) aracılığıyla "makul süre" tespiti yapmak zorunda kalmakta, bu durum da hukuki güvenlik ilkesini zedelemektedir. De lege ferenda (olması gereken hukuk) bakımından, TTK m. 98/1-b hükmüne asgari bir fesih ihbar süresinin (örneğin 15 gün veya 1 ay) derç edilmesi ticari hayatın istikrarı için elzemdir.
Yine, TTK m. 98/1-c'deki iflas sebebinin emredici olup olmadığına dair doktrin ihtilafı da kanuni bir netliğe kavuşturulmalıdır [10, 13]. İİK m. 195 ve 298 ile TTK m. 98 arasındaki sistematik bağ, ticari hayatın gerçekleriyle uyumlu hale getirilmeli; cari hesapta "kişiye sıkı sıkıya bağlı (intuitu personae)" unsurların varlığı açıkça gerekçelendirilmelidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.