RESMİ METİN

**IV

  • Bütünlük ilkesi**

Madde 97 - (1) Cari h esaba geçirilen alacak ve borç kalemleri ayrılmaz bir bütün oluşturur. Cari hesabın kesilmesinden önce taraflardan hiçbiri, alacaklı veya borçlu sayılamaz. Tarafların hukuki durumunu ancak sözleşmenin sonundaki hesabın kesilmesi belirler.


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Altıncı Kısmında "Cari Hesap" başlığı altında yer alan 97. madde, cari hesap sözleşmelerinin temelini ve felsefesini oluşturan "Bütünlük İlkesi"ni (İhtilat Prensibi) düzenlemektedir. İlgili madde metni, "Cari hesaba geçirilen alacak ve borç kalemleri ayrılmaz bir bütün oluşturur. Cari hesabın kesilmesinden önce taraflardan hiçbiri, alacaklı veya borçlu sayılamaz. Tarafların hukuki durumunu ancak sözleşmenin sonundaki hesabın kesilmesi belirler." şeklindedir [1, 2].

Cari hesap kurumu, ticari hayatın ihtiyaçlarından doğmuş olup, tacirler arasındaki sürekli ve karşılıklı işlemlerin basitleştirilmesi, yeknesaklaştırılması ve nakit hareketlerinin asgariye indirilmesi amacına hizmet eder [3, 4]. TTK m. 97 hükmü, bu amacın hukuki zeminini teşkil eder. Bu madde uyarınca, taraflar arasındaki ticari veya hukuki ilişkilerden (satım, hizmet, acentelik vb.) doğan münferit alacak ve borçlar, cari hesaba kaydedildiği andan itibaren bağımsızlıklarını yitirir ve "kalem" (zümre) adını alarak ayrılmaz bir bütünün parçası haline gelirler [5-7].

Bu bütünlük ilkesi gereğince, hesap devresi (periyodu) devam ettiği müddetçe, söz konusu kalemlerin her biri için ayrı ayrı ifa talep edilemez, münferit temerrüt hükümleri işletilemez veya bu kalemler tekil olarak dava ve icra takibine konu edilemez [7-9]. Hukuki anlamda alacaklı ve borçlu sıfatları, hesap devresinin sonunda, borç ve alacak kalemlerinin karşılıklı olarak takas edilmesi neticesinde ortaya çıkan "bakiye" (kalıntı) üzerinden belirlenir [1, 10]. Bu durum, cari hesabın salt bir muhasebe işlemi olmaktan çıkıp, maddi hukuka etki eden yenilik doğurucu bir sözleşme statüsüne kavuşmasını sağlar [3, 11].

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Cari Hesaba Geçirilen Alacak ve Borç Kalemleri

Cari hesap sözleşmesinin işleyebilmesi için, taraflar arasında önceden veya o anda mevcut olan temel bir hukuki ilişkinin (örneğin satım sözleşmesi, kredi sözleşmesi, eser sözleşmesi) varlığı şarttır [12]. Bu temel ilişkilerden doğan alacaklar, TTK m. 89 uyarınca ayrı ayrı istenmekten vazgeçilerek hesaba kaydedilir [5, 13]. Hesaba kayit işlemi ile birlikte bu bedeller "alacak" veya "borç" olmaktan çıkıp teknik anlamda "kalem" ismini alırlar. Bu kalemlerin hesaba geçirilmesi, kural olarak alacağı doğuran temel ilişkinin yenilendiği (tecdit) anlamına gelmez; nitekim TTK m. 90/1-b, aksi kararlaştırılmadıkça yenilemenin gerçekleşmeyeceğini ifade eder [14, 15]. Kalemlerin birleşmesiyle oluşan havuz, TTK m. 97 anlamında ayrılmaz bütünü ifade eder [1].

2.2. Ayrılmaz Bütün Oluşturma (Bütünlük İlkesi)

Bütünlük ilkesi, münferit borç ve alacakların hukuki kaderlerinin cari hesap havuzunda erimesi demektir. Bir alacak kalemi hesaba yazıldığında, artık onun vadesi, ifa yeri veya temerrüt şartları bağımsız olarak değerlendirilemez [7]. Bu kalemler birbirleriyle eriyerek kaynaşır ve takas işlemine hazır hale gelirler [11, 16]. Bu durumun en somut sonucu, taraflardan birinin alacaklısının, hesaba girmiş münferit bir alacak kalemi üzerine haciz koyduramamasıdır [9, 17]. Haciz, ancak TTK m. 100 kapsamında hesap kesildiğinde lehe ortaya çıkacak bakiye üzerine konulabilir [8, 18].

2.3. Cari Hesabın Kesilmesi ve Hukuki Durumun Belirlenmesi

"Hesabın kesilmesi", TTK m. 94 uyarınca sözleşme veya ticari teamülle belirlenen (örneğin banka uygulamasında üçer aylık dönemler olan 31 Mart, 30 Haziran vb. veya aksi belirtilmemişse her takvim yılının son günü) hesap devresinin son bulmasıdır [19-21]. TTK m. 97 uyarınca, tarafların hukuki durumu (kimin alacaklı, kimin borçlu olduğu) sadece ve kesin olarak bu anda tespit edilir [2, 7, 10]. Bu kesilme işlemi neticesinde çıkan "bakiye", taraflarca kabul edildiğinde veya itiraz edilmediğinde, yeni hesap devresinin ilk kalemi olarak kaydedilir [14, 21].

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 89 (Cari Hesabın Tanımı): Bütünlük ilkesi, 89. maddede yer alan "alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip" ifadesinin doğal bir sonucudur [5, 13]. 89. maddedeki feragat beyanı, 97. maddedeki ayrılmaz bütünlüğün hukuki sebebidir.
  • TTK m. 94 (Bakiyenin Belirlenmesi): 97. maddede ifade edilen "hesabın kesilmesi" işlemi, usul ve esaslarını 94. maddeden alır [19].
  • TTK m. 100 (Bakiyenin Haczi): 97. madde uyarınca ara dönemde alacaklılık sıfatı doğmadığından, üçüncü kişilerin haciz talepleri 100. maddeye göre ancak hesabın kesilmesi anında tespit edilecek bakiye üzerinden hüküm ifade eder [9, 18]. Üçüncü şahıslar ara dönemde münferit kalemlere haciz ihbarnamesi gönderemez [22].
  • TBK m. 134 ve m. 143 (Takas): Cari hesap, esasında sürekli ve özel bir takas (mahsup) sözleşmesidir [16]. Ancak genel borçlar hukukundaki takastan farklı olarak, TTK m. 97 ve m. 94 bağlamında takas, hesap devresi sonunda tarafların ayrıca bir takas beyanında bulunmasına gerek kalmaksızın kendiliğinden gerçekleşir [11].
  • TTK m. 101 (Zamanaşımı): Bütünlük ilkesi gereği, hesaba giren kalemlerin bireysel zamanaşımı süreleri işlemez; zamanaşımı, cari hesap sözleşmesinin sona ermesinden itibaren 5 yıl olarak bütüne (bakiyeye) uygulanır [23, 24].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay kararlarında TTK m. 97'nin getirdiği bütünlük ilkesi titizlikle uygulanmaktadır. Yargıtay, cari hesap ilişkisinde tarafların karşılıklı alacaklı ve borçlu olma ihtimalini bu kurumun kurucu unsuru olarak görmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri, hesap devresi kapanmadan ve bakiye usulünce tespit edilmeden tarafların birbirlerine karşı edim davası açamayacağını yerleşik içtihat hâline getirmiştir [7, 17].

Özellikle üçüncü kişilerin haciz talepleri bağlamında Yargıtay, "üçüncü şahıs şirket ile borçlu arasında cari hesap sözleşmesine dayalı hesap bakiyesine haciz koymak için hesap devresinin sonunun beklenmesi gerekeceğinden daha önce haciz ihbarnamesi gönderilemez" yönünde kararlar vererek, TTK m. 97'deki "kesilmeden önce alacaklı/borçlu sayılamaz" ilkesini icra hukukuna kesin bir şekilde yansıtmıştır [22].

Bununla birlikte banka kredi kartı ve kredi sözleşmelerinin cari hesap sayılıp sayılamayacağı hususunda Yargıtay, "cari hesabın ayırıcı unsuru sayılan karşılıklı olarak alacaklı ve borçlu olma olgusu, bu sözleşmeler bakımından hiçbir zaman gerçekleşemez" (müşteri daima borçludur) diyerek banka tüketici/ticari kredilerini dar anlamda cari hesap kabul etmemiş ve bunlara ödünç sözleşmesi (10 yıllık zamanaşımı) hükümlerini uygulamıştır [12, 25].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca Senaryo): (A) Anonim Şirketi ile (B) Limited Şirketi arasında 01.01.2025 tarihli geçerli bir cari hesap sözleşmesi bulunmaktadır ve hesap devresi bir takvim yılı olarak belirlenmiştir. (A) Şirketi, 15.05.2025 tarihinde (B) Şirketi'ne 500.000 TL değerinde hammadde teslim etmiş ve bu bedel cari hesaba alacak kalemi olarak işlenmiştir. (A) Şirketi'nin bir başka borcundan dolayı alacaklısı olan (C) Şirketi, (A)'nın (B)'den olan bu 500.000 TL'lik münferit alacağı üzerine 20.06.2025 tarihinde haciz konulması için İcra Müdürlüğü'ne talepte bulunmuş ve (B)'ye 89/1 haciz ihbarnamesi göndermiştir. Hukuki analiz: TTK m. 97 uyarınca, cari hesaba geçirilen kalemler ayrılmaz bir bütün oluşturur ve hesap kesilmeden önce (A) Şirketi, (B)'ye karşı alacaklı sıfatını haiz değildir [1]. Dolayısıyla (C) Şirketinin gönderdiği haciz ihbarnamesi, münferit 500.000 TL'lik kalemi kapsayamaz. TTK m. 100 devreye girer; haciz ihbarnamesi ulaştığı gün hesap mecburen kapatılarak bakiye tespit edilir. Haciz, sadece bu bakiye üzerinden (eğer (A) lehine bir bakiye çıkarsa) hüküm ifade edebilir. Münferit kalemin haczi hukuken geçersizdir [8, 9, 18, 26].

Olay 2 (Kurmaca Senaryo): (X) A.Ş. ve (Y) Ltd. Şti. arasında 6 aylık hesap devreleri öngören bir cari hesap sözleşmesi bulunmaktadır. 3. ayın sonunda (X) A.Ş., cari hesaba kaydedilmiş olan 1.000.000 TL tutarındaki hizmet faturasının ödenmediği gerekçesiyle, hesap devresinin dolmasını beklemeden (Y) aleyhine ilamsız icra takibi başlatmıştır. Hukuki analiz: Takibe itiraz halinde açılacak itirazın iptali davasında mahkeme, TTK m. 97'nin emredici kuralı olan "cari hesabın kesilmesinden önce taraflardan hiçbiri alacaklı sayılamaz" ilkesi gereğince, davanın (takibin) henüz muacceliyet ve alacaklılık sıfatı doğmadığı (erken açıldığı) gerekçesiyle usulden/esastan reddine karar vermelidir [1, 7, 10]. (X) A.Ş. ancak hesap devresi bittikten sonra oluşacak lehe bakiye için takip başlatabilirdi.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat Yükü: Cari hesabın varlığının ispatı, TTK m. 89/2 gereği yazılı geçerlilik şartına tâbidir [27, 28]. Cari hesaba kaydedilen kalemlerin ispatı ise ticari defterler ve dayanak belgelerle (fatura, sevk irsaliyesi vb.) HMK m. 222 ve TTK m. 83 hükümleri uyarınca yapılır [29]. Bakiye itirazsız kesinleşse dahi (TTK m. 94), kalemin temel ilişki bakımından geçerliliğine (hata, hile vb.) itiraz edilebilir.
  • Zamanaşımı / Süreler: Cari hesaba giren münferit kalemler kendi özel zamanaşımı sürelerinden koparlar. Tüm alacaklar (bakiye ve faizler) sözleşmenin (veya hesabın) sona ermesinden itibaren 5 yıllık zamanaşımına tabidir (TTK m. 101) [23, 24].
  • Görevli/yetkili mahkeme: TTK m. 4 uyarınca cari hesap sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar mutlak ticari davadır. Dolayısıyla Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir.
  • Yaygın uygulama hataları: Cari hesap sözleşmesi süresi içerisinde doğan münferit fatura veya irsaliye alacakları için, hesabın kesilmesini beklemeden faturaya dayalı icra takibi başlatılması en sık rastlanan usul hatasıdır. Keza bankaların genel kredi sözleşmelerini tam anlamıyla "cari hesap" olarak nitelendirip TTK hükümlerine tabi tutmaya çalışmaları yargıda sıklıkla reddedilmektedir [12, 25, 30].

7. Eleştirel Değerlendirme

TTK m. 97'de düzenlenen "Bütünlük İlkesi" Türk ticaret hukuku doktrininde çok çeşitli tartışmalara zemin hazırlamıştır. Bu tartışmaların başında banka kredi sözleşmelerinin hukuki niteliği gelmektedir.

Reha Poroy, Hamdi Yasaman, Sabih Arkan ve Mehmet Bahtiyar gibi otoritelerin eserlerinde işaret edildiği üzere, Yargıtay'ın banka kredilerini, "müşterinin hiçbir zaman alacaklı duruma geçemeyeceği" gerekçesiyle cari hesap sözleşmesi olarak kabul etmemesi ve "karz (ödünç)" sözleşmesi sayması doktrinde eleştirilmektedir [12, 31, 32]. Doktrinde ağırlıklı görüşe göre, tarafların bir kredi sözleşmesini cari hesap olarak işletme konusunda iradelerini birleştirmeleri ve cari hesabın kanuni sonuçlarını kabul etmeleri yeterlidir; hesabın sürekli olarak tek taraf (banka) lehine bakiye vermesi, TTK m. 97'deki bütünlük ve TTK m. 89'daki cari hesap niteliğini ortadan kaldırmaz [28, 30]. Nitekim müşteri de hesaba fazla para yatırarak alacaklı konuma geçebilir [28].

Bunun dışında, maddedeki "ayrılmaz bütün oluşturur" ifadesinin (İhtilat Prensibi) sınırları da doktrinde tartışmalıdır. Bir alacak kalemi cari hesaba kaydedildiğinde, Borçlar Kanunu anlamında tam bir "yenileme" (tecdit) mi olur, yoksa sadece tahsil kabiliyeti mi askıya alınır? TTK m. 90/1-b, açıkça "aksi kararlaştırılmamışsa bu alacak yenilenmiş olmaz" demek suretiyle, kalemlerin tamamen hukuki niteliklerini kaybetmediklerini, sadece TTK m. 97 gereği hesap kapatılana kadar bütüne entegre olup tekil dava edilebilirlik vasfını geçici olarak yitirdiklerini kabul etmektedir [14, 15]. Bu durum, kanun koyucunun "Bütünlük İlkesi" ile "Alacağın fer'ilerinin ve teminatlarının korunması" arasında kurduğu ince bir dogmatik dengedir.


Metodolojik Not

Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.