1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Birinci Kitabının, Altıncı Kısmında yer alan "Cari Hesap" müessesesi, m. 89 ilâ m. 101 arasında düzenlenmiştir [1]. Bu sistematik içerisinde TTK m. 92, "Özel durumlar" başlığı altında, cari hesap sözleşmesinin mevcudiyetine rağmen hesap dışında kalacak ve bağımsız olarak talep edilebilecek alacak kalemlerini düzenleyen istisnai ve açıklayıcı bir normdur.
Madde metnine göre, "Taraflar arasında cari hesap sözleşmesinin bulunması, komisyon sözleşmesinden kaynaklanan ücretin ve her türlü giderin istenmesine engel oluşturmaz" [2], [3]. Cari hesap sözleşmesinin temel işlevi, tarafların herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı (bakiyeyi) istemeleridir [4], [5], [6]. Kural olarak, cari hesaba geçirilen alacak ve borç kalemleri ayrılmaz bir bütün oluşturur ve hesabın kesilmesinden önce taraflardan hiçbiri alacaklı veya borçlu sayılamaz [7], [8], [9].
Ancak yasa koyucu, ticari hayatın gereksinimleri ve komisyon ile vekâlet ilişkilerinin niteliği gereği, TTK m. 92 ile komisyon ücreti ve yapılan masrafların bu "ayrı ayrı istenememezlik" (bütünlük) kuralının istisnası olduğunu açıkça vurgulamıştır. TTK, hangi alacakların cari hesaba gireceğini tek tek saymak yerine, hangi alacakların cari hesabın dışında kalacağını belirleme yöntemini (TTK m. 92 ve m. 93) benimsemiştir [10]. Bu bağlamda, TTK m. 92'de belirtilen komisyon ücreti ile masraflar kural olarak cari hesaba kaydedilmeyip, taraflarca her zaman ve anında istenebilir niteliktedir [11].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Cari Hesap Sözleşmesi
TTK m. 89/1 uyarınca cari hesap sözleşmesi; iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip, bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak bakiyeyi isteyebileceklerine ilişkin sözleşmedir [4], [5], [6]. Bu sözleşme sayesinde, özellikle alım-satım, hizmet gibi ilişkiler nedeniyle birbirlerine devamlı ve karşılıklı olarak ödemelerde bulunan tarafların, her bir işlem için ayrı ayrı ödeme ve tasfiye yapma külfeti ortadan kalkar [12], [13]. Bu yapı, ticari işlemlerde basitleştirme ve yeknesaklaştırma sağlar [14]. Cari hesap sözleşmesinin geçerliliği, TTK m. 89/2 gereği kesin olarak yazılı şekil şartına bağlanmıştır [5], [15].
2.2. Komisyon Sözleşmesinden Kaynaklanan Ücret ve Her Türlü Gider
Ticari vekâlet, simsarlık veya komisyon gibi iş görme sözleşmelerinde, işi gören tarafın bu faaliyeti sebebiyle hak kazandığı komisyon ücreti ile işin ifası için katlandığı olağan/olağanüstü giderler, anında muaccel olan ve derhal ödenmesi gereken nitelikteki alacaklardır. TTK m. 92 hükmü, taraflar arasında genel bir cari hesap sözleşmesi bulunsa dahi, bu ücret ve masrafların doğrudan ve ayrıca talep edilebilir olmasını teminat altına alır [2], [3], [11]. Taraflar, ancak açık bir ek anlaşma veya özel bir şartla bu tür alacakların da cari hesaba dâhil edileceğini (ve ancak hesap devresi sonunda bakiye içinde talep edilebileceğini) kararlaştırabilirler. Aksi takdirde kanun, komisyon ve gider alacaklarını doğrudan cari hesabın dışında, derhal ifa edilebilir saymaktadır [11].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 89 (Cari Hesabın Tanımı ve Şekli): TTK m. 92'nin uygulanabilmesi için öncelikle taraflar arasında TTK m. 89/2 anlamında yazılı ve geçerli bir cari hesap sözleşmesinin varlığı gerekir [4], [5], [15].
- TTK m. 93 (Hesap Dışında Kalan Alacaklar): Kanun koyucu, TTK m. 92'de komisyon ücreti ve giderlerin ayrıca istenebileceğini düzenlerken, m. 93'te takas edilemeyen alacaklarla, belirli bir amaca harcanmak veya ayrıca emre hazır tutulmak üzere teslim olunan para ve mallardan doğan alacakların cari hesaba geçirilemeyeceğini hükme bağlamıştır [3], [10]. Her iki madde birlikte, cari hesabın pasif sınırlarını belirler.
- TTK m. 90/1-b (Önceki Alacakların Durumu): Cari hesap sözleşmesinin yapılmasından önce doğmuş olan alacaklar da kural olarak (tarafların onayı olmadıkça) cari hesaba kaydedilemez [16], [11]. TTK m. 92 ile bu hüküm, "sözleşme kapsamına nelerin girmeyeceği" hususunda paralellik arz eder.
- TBK m. 134 ve m. 143/2 (Takas Hükümleri): TTK m. 90, cari hesabın genel hükümlerini düzenlerken Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) ilgili maddelerini saklı tutmuştur [5], [1]. Cari hesap özünde sürekli bir takas ve mahsup mekanizmasıdır [12], [17].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay uygulamasında cari hesap sözleşmesinin sınırları ve nelerin bu hesaba dâhil edilip edilemeyeceği konusu sıklıkla tartışılmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında özellikle kredi sözleşmelerinin cari hesap sayılıp sayılamayacağı hususu belirgindir. Yargıtay kararlarına göre, "cari hesap şeklinde işleyen banka kredi sözleşmeleri"nde, müşteri hiçbir zaman alacaklı duruma geçmeyeceği ve daima borçlu kalacağı için, bu sözleşmeler TTK anlamında cari hesap değil, ödünç sözleşmesi niteliğinde kabul edilmektedir [18]. Yargıtay, cari hesabın ayırıcı unsuru olan "karşılıklı olarak alacaklı ve borçlu olma" olgusunun bu ilişkilerde gerçekleşmediğini belirtmektedir [18], [19].
TTK m. 92 bağlamında Yargıtay kararlarından çıkan temel ilke şudur: Eğer bir alacak kalemi (örneğin komisyon veya masraf) cari hesap dışında bağımsız talep edilebilir bir nitelik taşıyorsa, alacaklının hesap devresinin sonunu beklemesi gerekmez [20], [11]. Eğer taraflar bu masrafı hesaba kaydetmişlerse bile, ticari teamül veya açık anlaşma yoksa, asıl olan bu giderlerin TTK m. 92 gereği her an talep, takip ve dava edilebilir olmasıdır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1:
A (Tacir) ile B (Tacir) arasında, tekstil ürünlerinin alım-satımından doğan karşılıklı borç ve alacakların tasfiyesi için 01.01.2025 tarihinde geçerli bir yazılı cari hesap sözleşmesi akdedilmiş ve hesap devresi 1 yıl olarak belirlenmiştir. Yıl içerisinde A, B'nin talimatıyla B adına özel bir hammadde partisinin yurtdışından tedariki hususunda komisyoncu sıfatıyla işlem yapmış, bu işten kaynaklı 150.000 TL komisyon ücretine hak kazanmış ve 30.000 TL gümrük masrafı ödemiştir. A, 01.06.2025 tarihinde bu 180.000 TL'nin ödenmesini talep ettiğinde B, "Aramızda cari hesap sözleşmesi var, bu alacağını cari hesaba kaydet, bakiye hesap devresi sonu olan 31.12.2025 tarihinde belli olacaktır" diyerek ödemeden kaçınmıştır.
Hukuki analiz: 6102 sayılı TTK m. 92 açık bir şekilde, taraflar arasında cari hesap sözleşmesinin bulunmasının, komisyon sözleşmesinden kaynaklanan ücretin ve her türlü giderin istenmesine engel oluşturmayacağını düzenlemektedir [2], [3]. Bu sebeple A'nın hak kazandığı komisyon ücreti ve yaptığı giderler otomatik olarak cari hesaba girmez ve A, hesap devresinin sonunu beklemeden bu tutarı B'den derhal talep ve tahsil edebilir [11]. B'nin savunması hukuki dayanaktan yoksundur.
Olay 2:
Bir distribütörlük ve lojistik ilişkisinde X A.Ş. ile Y Lojistik Ltd. Şti. arasında cari hesap sözleşmesi mevcuttur. Y Lojistik, X A.Ş.'nin mallarını bir depoda saklarken ortaya çıkan ani bir su baskını tehlikesini bertaraf etmek için acil ve olağanüstü tahliye masrafları (vinç kiralama vb.) yapmış ve 50.000 TL fatura etmiştir. Y Lojistik derhal ödeme talep ettiğinde, X A.Ş. tutarın cari hesaba kaydedildiğini ve yıl sonunda takas edileceğini bildirmiştir.
Hukuki analiz: İş görme/taşıma/saklama sürecinde doğan bu tür olağanüstü giderler, TTK m. 92 kapsamında cari hesabın "bekleme ve mahsup" prensibinin dışındadır [2], [3]. Y Lojistik, bu giderin ödenmesi için cari hesap döneminin kapanmasını beklemek zorunda değildir; bu alacak bağımsızdır ve ifası hemen istenebilir [11].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Bir taraf, bir alacağın cari hesap dışında bağımsız olarak talep edilebileceğini (örneğin komisyon ücreti veya olağanüstü masraf olduğunu) ileri sürüyorsa, alacağın bu hukuki niteliğini HMK genel ispat kuralları ve yazılı delillerle (ticari defterler, faturalar, komisyon sözleşmesi) ispatla mükelleftir. Cari hesap sözleşmesinin kendisinin TTK m. 89/2 gereği yazılı olması geçerlilik şartıdır [5], [15].
- Zamanaşımı / Süreler: TTK m. 101 uyarınca, cari hesabın tasfiyesine ve kabul edilen artan tutara ilişkin davalar, sözleşmenin sona erdiği tarihten itibaren beş yıllık zamanaşımına tabidir [21], [22], [23]. Ancak TTK m. 92 bağlamında cari hesaba girmeyen bağımsız komisyon ve gider alacakları, kendi hukuki sebeplerine (örneğin komisyon veya vekâlet sözleşmesi) ilişkin genel zamanaşımı sürelerine (kural olarak TBK uyarınca 5 veya 10 yıl) tabi olacak ve muacceliyet anından itibaren işlemeye başlayacaktır.
- Görevli/yetkili mahkeme: TTK m. 4 uyarınca her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan cari hesap ve komisyon uyuşmazlıkları mutlak veya nispi ticari dava niteliğindedir [24], [25]. Bu sebeple görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemeleridir [24]. Yetkili mahkeme ise HMK m. 6 vd. genel hükümler uyarınca davalının yerleşim yeri veya sözleşmenin ifa yeri mahkemesidir.
- Yaygın uygulama hataları: Uygulamada, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi olduğunda, doğan istisnasız her türlü alacağın cari hesaba kaydedilmesi gerektiği yönünde hatalı bir önkabul bulunmaktadır. Oysa TTK m. 90/1-b, m. 92 ve m. 93 hükümleri, hangi kalemlerin bu hesaba kaydedilemeyeceğini netleştirmiştir [10], [11]. TTK m. 92 uyarınca masraf ve komisyon alacaklarının hesap devresi sonu beklenmeden icra takibine konu edilebileceğinin gözden kaçırılması, alacaklı tarafın likidite kaybına ve gereksiz hukuki uyuşmazlıklara yol açmaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu, cari hesap kurumunda kıta Avrupası ve özellikle İsviçre-Alman doktrininden geniş ölçüde etkilenmiştir. Doktrinde cari hesaba hangi alacakların gireceğinin yasa koyucu tarafından pozitif olarak sayılmaması, bunun yerine TTK m. 92 ve m. 93 gibi maddelerle nelerin "dışarıda" kalacağının (negatif yöntemle) belirtilmesi isabetli bir yasal mimari olarak değerlendirilmektedir [10].
Bununla birlikte, ticari hayatta bankalar ile müşteriler arasındaki kredi açma sözleşmelerinin "cari hesap" olarak adlandırılması Yargıtay ile doktrin arasında keskin görüş ayrılıklarına sebep olmaktadır. Yargıtay, müşterinin hesaba para yatırması ihtimalinde bile kalıcı olarak "karşılıklı borçlu-alacaklı" olma vasfının (mütekabiliyet) bulunmadığını ileri sürerek bu ilişkileri TTK anlamında cari hesap sözleşmesi olarak nitelememektedir [18], [19]. Doktrindeki pek çok yazar ise (örneğin Reha Poroy, Hamdi Yasaman, Sabih Arkan ve diğerleri), Yargıtay'ın bu katı tutumunu eleştirmiş, tarafların bir kredi sözleşmesini cari hesap olarak işletme konusunda iradelerini birleştirmelerinin ve bu hesabın basitleştirici hükümlerine tabi olmayı kabul etmelerinin yeterli olduğunu, bakiye ilişkisinin tek taraflı ağırlık göstermesinin cari hesap sözleşmesinin doğasına aykırı olmadığını savunmuşlardır [19], [15].
TTK m. 92 özelinde ise, yasa koyucunun açık düzenlemesi doktrinde ittifakla desteklenmektedir. Vekâlet ve komisyon ilişkilerinde vekil veya komisyoncunun yaptığı masraflar kendi malvarlığından eksilen hazır değerlerdir; bunların uzun bir cari hesap döneminin (örneğin 1 yıl) sonuna kadar askıda bekletilmesi ticari işleyişin hızına, likidite ihtiyacına ve hakkaniyete aykırı olacaktır. Bu nedenle kanun koyucunun m. 92'deki tercihi hem teorik hem de pratik yönden oldukça isabetlidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Birinci Kitabının, Altıncı Kısmında yer alan "Cari Hesap" müessesesi, m. 89 ilâ m. 101 arasında düzenlenmiştir [1]. Bu sistematik içerisinde TTK m. 92, "Özel durumlar" başlığı altında, cari hesap sözleşmesinin mevcudiyetine rağmen hesap dışında kalacak ve bağımsız olarak talep edilebilecek alacak kalemlerini düzenleyen istisnai ve açıklayıcı bir normdur.
Madde metnine göre, "Taraflar arasında cari hesap sözleşmesinin bulunması, komisyon sözleşmesinden kaynaklanan ücretin ve her türlü giderin istenmesine engel oluşturmaz" [2], [3]. Cari hesap sözleşmesinin temel işlevi, tarafların herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı (bakiyeyi) istemeleridir [4], [5], [6]. Kural olarak, cari hesaba geçirilen alacak ve borç kalemleri ayrılmaz bir bütün oluşturur ve hesabın kesilmesinden önce taraflardan hiçbiri alacaklı veya borçlu sayılamaz [7], [8], [9].
Ancak yasa koyucu, ticari hayatın gereksinimleri ve komisyon ile vekâlet ilişkilerinin niteliği gereği, TTK m. 92 ile komisyon ücreti ve yapılan masrafların bu "ayrı ayrı istenememezlik" (bütünlük) kuralının istisnası olduğunu açıkça vurgulamıştır. TTK, hangi alacakların cari hesaba gireceğini tek tek saymak yerine, hangi alacakların cari hesabın dışında kalacağını belirleme yöntemini (TTK m. 92 ve m. 93) benimsemiştir [10]. Bu bağlamda, TTK m. 92'de belirtilen komisyon ücreti ile masraflar kural olarak cari hesaba kaydedilmeyip, taraflarca her zaman ve anında istenebilir niteliktedir [11].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Cari Hesap Sözleşmesi
TTK m. 89/1 uyarınca cari hesap sözleşmesi; iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip, bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak bakiyeyi isteyebileceklerine ilişkin sözleşmedir [4], [5], [6]. Bu sözleşme sayesinde, özellikle alım-satım, hizmet gibi ilişkiler nedeniyle birbirlerine devamlı ve karşılıklı olarak ödemelerde bulunan tarafların, her bir işlem için ayrı ayrı ödeme ve tasfiye yapma külfeti ortadan kalkar [12], [13]. Bu yapı, ticari işlemlerde basitleştirme ve yeknesaklaştırma sağlar [14]. Cari hesap sözleşmesinin geçerliliği, TTK m. 89/2 gereği kesin olarak yazılı şekil şartına bağlanmıştır [5], [15].
2.2. Komisyon Sözleşmesinden Kaynaklanan Ücret ve Her Türlü Gider
Ticari vekâlet, simsarlık veya komisyon gibi iş görme sözleşmelerinde, işi gören tarafın bu faaliyeti sebebiyle hak kazandığı komisyon ücreti ile işin ifası için katlandığı olağan/olağanüstü giderler, anında muaccel olan ve derhal ödenmesi gereken nitelikteki alacaklardır. TTK m. 92 hükmü, taraflar arasında genel bir cari hesap sözleşmesi bulunsa dahi, bu ücret ve masrafların doğrudan ve ayrıca talep edilebilir olmasını teminat altına alır [2], [3], [11]. Taraflar, ancak açık bir ek anlaşma veya özel bir şartla bu tür alacakların da cari hesaba dâhil edileceğini (ve ancak hesap devresi sonunda bakiye içinde talep edilebileceğini) kararlaştırabilirler. Aksi takdirde kanun, komisyon ve gider alacaklarını doğrudan cari hesabın dışında, derhal ifa edilebilir saymaktadır [11].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay uygulamasında cari hesap sözleşmesinin sınırları ve nelerin bu hesaba dâhil edilip edilemeyeceği konusu sıklıkla tartışılmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarında özellikle kredi sözleşmelerinin cari hesap sayılıp sayılamayacağı hususu belirgindir. Yargıtay kararlarına göre, "cari hesap şeklinde işleyen banka kredi sözleşmeleri"nde, müşteri hiçbir zaman alacaklı duruma geçmeyeceği ve daima borçlu kalacağı için, bu sözleşmeler TTK anlamında cari hesap değil, ödünç sözleşmesi niteliğinde kabul edilmektedir [18]. Yargıtay, cari hesabın ayırıcı unsuru olan "karşılıklı olarak alacaklı ve borçlu olma" olgusunun bu ilişkilerde gerçekleşmediğini belirtmektedir [18], [19].
TTK m. 92 bağlamında Yargıtay kararlarından çıkan temel ilke şudur: Eğer bir alacak kalemi (örneğin komisyon veya masraf) cari hesap dışında bağımsız talep edilebilir bir nitelik taşıyorsa, alacaklının hesap devresinin sonunu beklemesi gerekmez [20], [11]. Eğer taraflar bu masrafı hesaba kaydetmişlerse bile, ticari teamül veya açık anlaşma yoksa, asıl olan bu giderlerin TTK m. 92 gereği her an talep, takip ve dava edilebilir olmasıdır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1: A (Tacir) ile B (Tacir) arasında, tekstil ürünlerinin alım-satımından doğan karşılıklı borç ve alacakların tasfiyesi için 01.01.2025 tarihinde geçerli bir yazılı cari hesap sözleşmesi akdedilmiş ve hesap devresi 1 yıl olarak belirlenmiştir. Yıl içerisinde A, B'nin talimatıyla B adına özel bir hammadde partisinin yurtdışından tedariki hususunda komisyoncu sıfatıyla işlem yapmış, bu işten kaynaklı 150.000 TL komisyon ücretine hak kazanmış ve 30.000 TL gümrük masrafı ödemiştir. A, 01.06.2025 tarihinde bu 180.000 TL'nin ödenmesini talep ettiğinde B, "Aramızda cari hesap sözleşmesi var, bu alacağını cari hesaba kaydet, bakiye hesap devresi sonu olan 31.12.2025 tarihinde belli olacaktır" diyerek ödemeden kaçınmıştır. Hukuki analiz: 6102 sayılı TTK m. 92 açık bir şekilde, taraflar arasında cari hesap sözleşmesinin bulunmasının, komisyon sözleşmesinden kaynaklanan ücretin ve her türlü giderin istenmesine engel oluşturmayacağını düzenlemektedir [2], [3]. Bu sebeple A'nın hak kazandığı komisyon ücreti ve yaptığı giderler otomatik olarak cari hesaba girmez ve A, hesap devresinin sonunu beklemeden bu tutarı B'den derhal talep ve tahsil edebilir [11]. B'nin savunması hukuki dayanaktan yoksundur.
Olay 2: Bir distribütörlük ve lojistik ilişkisinde X A.Ş. ile Y Lojistik Ltd. Şti. arasında cari hesap sözleşmesi mevcuttur. Y Lojistik, X A.Ş.'nin mallarını bir depoda saklarken ortaya çıkan ani bir su baskını tehlikesini bertaraf etmek için acil ve olağanüstü tahliye masrafları (vinç kiralama vb.) yapmış ve 50.000 TL fatura etmiştir. Y Lojistik derhal ödeme talep ettiğinde, X A.Ş. tutarın cari hesaba kaydedildiğini ve yıl sonunda takas edileceğini bildirmiştir. Hukuki analiz: İş görme/taşıma/saklama sürecinde doğan bu tür olağanüstü giderler, TTK m. 92 kapsamında cari hesabın "bekleme ve mahsup" prensibinin dışındadır [2], [3]. Y Lojistik, bu giderin ödenmesi için cari hesap döneminin kapanmasını beklemek zorunda değildir; bu alacak bağımsızdır ve ifası hemen istenebilir [11].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu, cari hesap kurumunda kıta Avrupası ve özellikle İsviçre-Alman doktrininden geniş ölçüde etkilenmiştir. Doktrinde cari hesaba hangi alacakların gireceğinin yasa koyucu tarafından pozitif olarak sayılmaması, bunun yerine TTK m. 92 ve m. 93 gibi maddelerle nelerin "dışarıda" kalacağının (negatif yöntemle) belirtilmesi isabetli bir yasal mimari olarak değerlendirilmektedir [10].
Bununla birlikte, ticari hayatta bankalar ile müşteriler arasındaki kredi açma sözleşmelerinin "cari hesap" olarak adlandırılması Yargıtay ile doktrin arasında keskin görüş ayrılıklarına sebep olmaktadır. Yargıtay, müşterinin hesaba para yatırması ihtimalinde bile kalıcı olarak "karşılıklı borçlu-alacaklı" olma vasfının (mütekabiliyet) bulunmadığını ileri sürerek bu ilişkileri TTK anlamında cari hesap sözleşmesi olarak nitelememektedir [18], [19]. Doktrindeki pek çok yazar ise (örneğin Reha Poroy, Hamdi Yasaman, Sabih Arkan ve diğerleri), Yargıtay'ın bu katı tutumunu eleştirmiş, tarafların bir kredi sözleşmesini cari hesap olarak işletme konusunda iradelerini birleştirmelerinin ve bu hesabın basitleştirici hükümlerine tabi olmayı kabul etmelerinin yeterli olduğunu, bakiye ilişkisinin tek taraflı ağırlık göstermesinin cari hesap sözleşmesinin doğasına aykırı olmadığını savunmuşlardır [19], [15].
TTK m. 92 özelinde ise, yasa koyucunun açık düzenlemesi doktrinde ittifakla desteklenmektedir. Vekâlet ve komisyon ilişkilerinde vekil veya komisyoncunun yaptığı masraflar kendi malvarlığından eksilen hazır değerlerdir; bunların uzun bir cari hesap döneminin (örneğin 1 yıl) sonuna kadar askıda bekletilmesi ticari işleyişin hızına, likidite ihtiyacına ve hakkaniyete aykırı olacaktır. Bu nedenle kanun koyucunun m. 92'deki tercihi hem teorik hem de pratik yönden oldukça isabetlidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.