1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 812. maddesi, kambiyo senetleri hukukunun en temel ve tartışmalı müesseselerinden biri olan sahte veya tahrif edilmiş çekin muhatap banka tarafından ödenmesi halinde zarara kimin katlanacağı hususunu düzenlemektedir. Bu madde, mülga 6762 sayılı TTK’nın 724. maddesinin güncel karşılığı olup, kıymetli evrak hukukunun "görünüşe güven" ve "imzaların bağımsızlığı" ilkeleriyle doğrudan bağlantılıdır.
Çek, hukuki niteliği itibarıyla bir ödeme aracı ve çifte yetki veren bir havaledir. Muhatap banka ile düzenleyen (keşideci) arasında bir çek anlaşması (sözleşmesi) bulunur. Bu sözleşme uyarınca banka, ibraz edilen ve görünüşte geçerli olan çeki ödemekle yükümlüdür. Ancak banka, birer itibar ve itimat müessesesi olması sıfatıyla [1], kendisine ibraz edilen senedin gerçekten müşterisi (düzenleyen) tarafından tanzim edilip edilmediğini kontrol etmek zorundadır. TTK m. 812, sahte veya tahrif edilmiş bir çekin muhatap banka tarafından ödenmesi halinde kural olarak zararın bankaya ait olacağını amirdir [2]. Kanun koyucu bu düzenleme ile muhatap bankanın kusursuz sorumluluğunu (kanundan doğan ağırlaştırılmış objektif özen yükümlülüğünü) tesis etmiştir [3]. Zararın düzenleyene yüklenebilmesi için ancak ve ancak düzenleyenin kendisine teslim edilen çek defterini iyi saklamaması gibi somut bir kusurunun ispat edilmesi gerekmektedir [4].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Sahte Çek
Sahte çek kavramı, senet üzerindeki düzenleyen (keşideci) imzasının, senedi düzenleyen olarak gözüken kişiye veya onun yetkili temsilcisine ait olmaması durumunu ifade eder [5]. Sahtelik, imzanın tamamen uydurulması, taklit edilmesi veya yetkisiz bir temsilci tarafından atılması şeklinde ortaya çıkabilir [5, 6]. TTK m. 812 anlamında sahtelik, sadece düzenleyen imzasına ilişkindir; cirantaların imzalarındaki sahtelik kural olarak bankanın sorumluluğunu doğurmaz, zira bankanın cirantaların imzalarının sıhhatini araştırma yükümlülüğü yoktur (TTK m. 801) [7, 8].
2.2. Tahrif Edilmiş Çek
Tahrifat (falsification / alteration), geçerli olarak tanzim edilip tedavüle çıkarılmış bir çekin metninde (bedel, tarih, lehtar ismi gibi zorunlu veya ihtiyari unsurlarında), senede imza koyanların rızası olmaksızın sonradan yapılan maddi değişikliklerdir [5]. Örneğin senet bedelinin sonuna bir sıfır eklenmesi veya "1" rakamının "4" yapılması tipik tahrifat halleridir. TTK m. 748 uyarınca tahrifattan önce imza atanlar eski metne, sonra imza atanlar ise yeni metne göre sorumlu tutulsa da [9, 10], muhatap banka tahrif edilmiş bedeli hamile ödediğinde, asıl bedel ile ödediği tahrif edilmiş bedel arasındaki farktan doğan zararı kural olarak bizzat üstlenmek zorundadır [11].
2.3. Muhatap Bankanın Kusursuz Sorumluluğu
TTK m. 812, muhatap banka açısından kusursuz sorumluluk (objektif sorumluluk) esası getirmiştir [3, 12]. Banka, ödemeyi yaparken hiçbir kusuru olmadığını, sahteliğin veya tahrifatın mevcut en ileri teknolojik cihazlarla dahi anlaşılamayacak kadar mükemmel ("iğfal kabiliyetini haiz") olduğunu ileri sürerek kural olarak sorumluluktan kurtulamaz [3]. Banka, bu zararı müşterisinin (düzenleyenin) hesabına borç kaydedemez; kaydetmişse, sebepsiz zenginleşme veya haksız fiil / sözleşmeye aykırılık hükümleri çerçevesinde bu bedeli müşterisine iade etmek zorundadır [13, 14].
2.4. Düzenleyenin Kusuru (Kurtuluş Kanıtı)
Maddenin istisnasını "meğerki" bağlacıyla başlayan kısım oluşturur. Banka, zararın doğmasında düzenleyenin kusuru bulunduğunu ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir veya müterafik kusur (TBK m. 52) oranında indirim talep edebilir [15, 16]. Kanun lafzı, "çek defterini iyi saklamamış olması gibi" ifadesiyle örnekleyici bir sayım yapmıştır. Doktrin ve içtihatlarda kabul edilen başlıca kusur halleri şunlardır: Çek defterinin çalındığının veya kaybolduğunun bankaya derhal bildirilmemesi [17, 18], senedin tahrifata son derece elverişli (boşluklar bırakılarak) doldurulması [19, 20], çalıştırılan işçilerin/temsilcilerin seçiminde ve denetiminde özen gösterilmemesi [4, 21].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 801 (Muhatabın İnceleme Yükümlülüğü): TTK m. 801 uyarınca muhatap banka, cirolar arasında düzenli bir teselsülün bulunup bulunmadığını incelemekle yükümlü ise de cirantaların imzalarının geçerliliğini araştırmak zorunda değildir [7, 8]. Ancak bu muafiyet, düzenleyenin imzası için geçerli değildir. Banka, müşterisi olan düzenleyenin imzasını, sistemindeki "imza sirküleri/kartonu" ile karşılaştırmak ve doğrulamak mecburiyetindedir [7, 22].
- TTK m. 748 (Metinde Değişiklik / Tahrifat): Senedin tahrif edilmesi halinde kimin hangi metne göre sorumlu olacağını belirler [9]. Ancak bankanın tahrif edilmiş çeki ödemesi halinde iç ilişkide zararın kime ait olacağı özel olarak m. 812'de düzenlenmiştir.
- TTK m. 792 (Kötü Niyetli Hamile Rücu): Sahte veya tahrif edilmiş çeki ödeyen ve zarara katlanmak zorunda kalan muhatap banka, çeki kendisine ibraz ederek bedeli tahsil eden hamile veya önceki cirantalara ancak onların "kötü niyetli" veya senedi iktisapta "ağır kusurlu" olduklarını ispatlayarak rücu edebilir [23, 24].
- TBK m. 52 (Müterafik Kusur): Olayda hem bankanın sahte imzayı teşhis edememesi (ağır kusur/kusursuz sorumluluk) hem de düzenleyenin çek defterini iyi saklamaması birleşmişse, mahkemece müterafik (ortak) kusur incelemesi yapılarak zarar paylaştırılır [15, 25].
- TBK m. 115/3 ve 116/3 (Sorumsuzluk Kayıtlarının Geçersizliği): Uygulamada bankalar, çek hesabı açılış sözleşmelerine "sahte/tahrif edilmiş çekin ödenmesinden bankanın sorumlu olmayacağına" dair genel işlem koşulları eklemektedir. Bu kayıtlar, bankanın hile veya ağır kusuru ile hafif kusurunu dahi kapsayacak şekilde sorumsuzluk öngördüğünden, TTK m. 812'nin emredici niteliği ve TBK ilgili maddeleri gereğince kesin hükümsüzdür (batıldır) [23, 26].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, sahte ve tahrif edilmiş çeki ödeyen bankanın sorumluluğu "kusursuz sorumluluk" esasına dayanır. Banka, tahrifatın veya sahteliğin çıplak gözle anlaşılamayacak düzeyde profesyonelce yapılmış olmasını ileri sürerek kural olarak sorumluluktan kurtulamaz [12, 27].
Ancak Yargıtay, özellikle son yıllarda verdiği kararlarda, TBK m. 52 bağlamında illiyet bağını kesen veya zararın bölüştürülmesini gerektiren "müterafik kusur" (ortak kusur) ilkesini titizlikle uygulamaktadır.
- Bildirim Yükümlülüğünün İhlali: Yargıtay'a göre, çek defterinin çalındığını bankaya bildirmekte geciken ve zararın artmasına neden olan çek hesabı sahibi müterafik kusurludur (Örn: Y. 11. HD. 2004/581 E., 2004/9645 K.) [17, 18].
- Tahrifata Elverişli Doldurma: Çekin bedel kısmını aralıklı yazan, rakamların başını ve sonunu çizgilerle veya tırnak işaretiyle kapatmayan keşidecinin eylemi, Yargıtay tarafından tahrifatı kolaylaştıran bir müterafik kusur olarak nitelendirilmektedir (Y. 11. HD. 1983/11256 E., 1983/1286 K.) [19].
- Personel Seçiminde Özensizlik: Keşidecinin işçisinin (veya muhasebe personelinin) çek defterini hırsızlayıp sahte olarak doldurması olayında, Yargıtay hem bankayı imza incelemesindeki ağır kusuru nedeniyle sorumlu tutmuş hem de keşideciyi "adam çalıştıranın sorumluluğu/istihdam edeni iyi seçmeme" kapsamında müterafik kusurlu bulmuştur (Y. 11. HD. 2009/14253 E., 2011/7629 K.) [21].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo):
Büyük ölçekli bir inşaat şirketinin ofisinden boş bir çek yaprağı hırsızlanmıştır. Şirket yetkilileri durumu olaydan üç hafta sonra fark etmiş ve derhal muhatap bankaya ihbarda bulunmuştur. Ancak bu üç haftalık süre zarfında, çalan kişi senedi 500.000 TL bedelle, şirket yetkilisinin imzasını çok profesyonelce taklit ederek doldurmuş ve muhatap banka şubesinden tahsil etmiştir. Şirket, hesabından düşülen 500.000 TL'nin iadesi için bankaya dava açmıştır.
Hukuki analiz: TTK m. 812 uyarınca kural olarak sahte çeki ödeyen banka, zarara katlanmakla yükümlüdür ve imza sahteliğinin profesyonelce yapılmasını savunma olarak ileri süremez. Ancak somut olayda, keşideci şirket çek defterinin güvenliğini sağlayamamış ve zıya halini bankaya bildirmekte üç hafta gecikerek ağır bir ihmal göstermiştir [17, 18]. Bu nedenle mahkemece yapılacak yargılamada, düzenleyenin "çek defterini iyi saklamaması" ve "bildirim külfetini zamanında yerine getirmemesi" hususları tespit edilerek, TBK m. 52 uyarınca bankanın tazmin yükümlülüğünden ciddi bir oranda müterafik kusur indirimi yapılacaktır.
Olay 2 (kurmaca senaryo):
Tedarikçisine 10.000 TL borcu olan bir gerçek kişi tacir, çeki düzenlerken rakam kısmına "10.000", yazı kısmına ise "Onbin" yazmış ancak her iki ibarenin de sonunu kapatmamış ve boşluk bırakmıştır. Senedi devralan kötü niyetli lehtar, her iki kısmın sonuna birer sıfır ekleyerek rakamı "100.000", yazıyı ise "Yüzbin" haline getirmiş ve senedi takas odası aracılığıyla bankaya ibraz etmiştir. Banka, hesapta yeterli bakiye bulunduğundan 100.000 TL ödeme yapmıştır. Düzenleyen, aradaki 90.000 TL farkın iadesi için bankaya müracaat etmiştir.
Hukuki analiz: Somut olayda bir tahrifat mevcuttur. Banka, TTK m. 812 uyarınca tahrif edilmiş çeki ödemiş olmaktan doğan zararı kural olarak üstlenmelidir ve sadece 10.000 TL'yi hesabın borcuna geçirebilmelidir [11, 28]. Ne var ki, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, senedi tahrifata son derece elverişli (boşluk bırakarak, kapatmayarak) şekilde tanzim eden düzenleyenin bu eylemi, zararın doğmasında "birlikte kusur" (müterafik kusur) teşkil eder [19]. Olayda grafolojik inceleme neticesinde bankanın tahrifatı basit bir gözle anlayıp anlayamayacağı ve düzenleyenin özensiz tanzimi oranlanarak zarar paylaştırılacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Sahte veya tahrif edilmiş çekin ödenmesi durumunda, "objektif özen yükümlülüğünü" ihlal ettiği karinesine binaen sorumluluk asıl olarak bankadadır. Zararın düzenleyenin kusurundan kaynaklandığını (örneğin çek defterinin çalındığını zamanında bildirmediğini) ispat külfeti, muhatap bankanın üzerindedir [4, 22].
- Zamanaşımı / Süreler: Sahte veya tahrif edilmiş senedin ödenmesi nedeniyle müşterinin (hesap sahibinin) haksız yere borçlandırılan hesabının düzeltilmesi (istirdat/tazminat) talebi, banka ile arasındaki bankacılık sözleşmesine / vekâlet ilişkisine (veya haksız fiile) dayandığından, çeklerin 3 yıllık zamanaşımına (TTK m. 814) tabi değildir. Bu tür davalar genel hükümlere tabi olup TBK m. 146 uyarınca kural olarak 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde açılmalıdır [14, 24].
- Görevli/yetkili mahkeme: Çek hesabı sözleşmesine dayalı olarak banka ile tacir müşteri arasında görülecek davalarda görevli mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesidir. Tüketici niteliğindeki gerçek kişiler bakımından (çok nadir olsa da) Tüketici Mahkemelerinin görevli olabileceği dikkate alınmalıdır.
- Yaygın uygulama hataları: Bankaların tip matbu sözleşmelerle "sahtelik ve tahrifattan doğacak her türlü zararın müşteriye ait olduğuna" dair sorumsuzluk anlaşmaları yapması yaygındır. Ancak TBK m. 115 ve m. 116 ile TTK'nın emredici niteliği gereğince bu kayıtlar mahkemelerce kesin olarak geçersiz (batıl) kabul edilmektedir [23, 26]. Bir diğer hata, bankanın çeki takas odasından ödediği (fiziken görmediği) savunmasıdır. Yargıtay, takas odası aracılığıyla ödemenin (görüntü üzerinden yapılan incelemenin) bankanın TTK m. 812'deki inceleme ve özen yükümlülüğünü ortadan kaldırmayacağını açıkça belirtmektedir [29-32].
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 812 hükmünün uygulanmasında doktrinde temel bir tartışma, bankanın sorumluluğunun hukuki niteliği üzerine yoğunlaşmaktadır. Reha Poroy ve Ünal Tekinalp gibi hocalar, bankanın sorumluluğunun kural olarak muhatap ile hesap sahibi arasındaki "çek sözleşmesine" (üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme bağlamında) dayandığını ifade ederken [33]; Abuzer Kendigelen, muhatap bankanın hamile karşı sorumluluğunun haksız fiil, müşterisine karşı sorumluluğunun ise kanundan doğan özel bir kusursuz sorumluluk hali / sözleşmeye aykırılık teşkil ettiği kanaatindedir [34].
Diğer taraftan, TTK m. 812'de benimsenen kusursuz sorumluluk prensibi, modern bankacılık tekniklerinin ve sahtecilik yöntemlerinin geldiği son nokta dikkate alındığında doktrinde haklı eleştirilere maruz kalmaktadır. Çok üst düzey teknolojiyle üretilmiş, iğfal kabiliyeti en üst düzeyde olan ve ancak kriminal laboratuvar şartlarında özel mikroskoplarla tespit edilebilen sahte imzalı senetlerin, günlük gişe yoğunluğu ve takas süreçleri içerisinde sıradan bir banka görevlisi tarafından çıplak gözle teşhis edilmesi fiziken imkânsızdır. Kanun koyucunun bankayı "güven kurumu" olmasından hareketle mutlak bir kefil gibi konumlandırması ve objektif özen yükümlülüğünü bu derece katı uygulaması, hakkaniyet ilkesine zaman zaman ters düşebilmektedir. İsviçre Hukukunda olduğu gibi, bankanın sadece kendisinden makul şartlarda beklenebilecek özeni göstermemesinden (kusurundan) sorumlu olacağına dair daha esnek bir yasal zemine geçilmesi ve zararın "hakkaniyet sorumluluğu" çerçevesinde bölüştürülmesine imkân veren yapısal bir reform düşünülmelidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 812. maddesi, kambiyo senetleri hukukunun en temel ve tartışmalı müesseselerinden biri olan sahte veya tahrif edilmiş çekin muhatap banka tarafından ödenmesi halinde zarara kimin katlanacağı hususunu düzenlemektedir. Bu madde, mülga 6762 sayılı TTK’nın 724. maddesinin güncel karşılığı olup, kıymetli evrak hukukunun "görünüşe güven" ve "imzaların bağımsızlığı" ilkeleriyle doğrudan bağlantılıdır.
Çek, hukuki niteliği itibarıyla bir ödeme aracı ve çifte yetki veren bir havaledir. Muhatap banka ile düzenleyen (keşideci) arasında bir çek anlaşması (sözleşmesi) bulunur. Bu sözleşme uyarınca banka, ibraz edilen ve görünüşte geçerli olan çeki ödemekle yükümlüdür. Ancak banka, birer itibar ve itimat müessesesi olması sıfatıyla [1], kendisine ibraz edilen senedin gerçekten müşterisi (düzenleyen) tarafından tanzim edilip edilmediğini kontrol etmek zorundadır. TTK m. 812, sahte veya tahrif edilmiş bir çekin muhatap banka tarafından ödenmesi halinde kural olarak zararın bankaya ait olacağını amirdir [2]. Kanun koyucu bu düzenleme ile muhatap bankanın kusursuz sorumluluğunu (kanundan doğan ağırlaştırılmış objektif özen yükümlülüğünü) tesis etmiştir [3]. Zararın düzenleyene yüklenebilmesi için ancak ve ancak düzenleyenin kendisine teslim edilen çek defterini iyi saklamaması gibi somut bir kusurunun ispat edilmesi gerekmektedir [4].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Sahte Çek
Sahte çek kavramı, senet üzerindeki düzenleyen (keşideci) imzasının, senedi düzenleyen olarak gözüken kişiye veya onun yetkili temsilcisine ait olmaması durumunu ifade eder [5]. Sahtelik, imzanın tamamen uydurulması, taklit edilmesi veya yetkisiz bir temsilci tarafından atılması şeklinde ortaya çıkabilir [5, 6]. TTK m. 812 anlamında sahtelik, sadece düzenleyen imzasına ilişkindir; cirantaların imzalarındaki sahtelik kural olarak bankanın sorumluluğunu doğurmaz, zira bankanın cirantaların imzalarının sıhhatini araştırma yükümlülüğü yoktur (TTK m. 801) [7, 8].
2.2. Tahrif Edilmiş Çek
Tahrifat (falsification / alteration), geçerli olarak tanzim edilip tedavüle çıkarılmış bir çekin metninde (bedel, tarih, lehtar ismi gibi zorunlu veya ihtiyari unsurlarında), senede imza koyanların rızası olmaksızın sonradan yapılan maddi değişikliklerdir [5]. Örneğin senet bedelinin sonuna bir sıfır eklenmesi veya "1" rakamının "4" yapılması tipik tahrifat halleridir. TTK m. 748 uyarınca tahrifattan önce imza atanlar eski metne, sonra imza atanlar ise yeni metne göre sorumlu tutulsa da [9, 10], muhatap banka tahrif edilmiş bedeli hamile ödediğinde, asıl bedel ile ödediği tahrif edilmiş bedel arasındaki farktan doğan zararı kural olarak bizzat üstlenmek zorundadır [11].
2.3. Muhatap Bankanın Kusursuz Sorumluluğu
TTK m. 812, muhatap banka açısından kusursuz sorumluluk (objektif sorumluluk) esası getirmiştir [3, 12]. Banka, ödemeyi yaparken hiçbir kusuru olmadığını, sahteliğin veya tahrifatın mevcut en ileri teknolojik cihazlarla dahi anlaşılamayacak kadar mükemmel ("iğfal kabiliyetini haiz") olduğunu ileri sürerek kural olarak sorumluluktan kurtulamaz [3]. Banka, bu zararı müşterisinin (düzenleyenin) hesabına borç kaydedemez; kaydetmişse, sebepsiz zenginleşme veya haksız fiil / sözleşmeye aykırılık hükümleri çerçevesinde bu bedeli müşterisine iade etmek zorundadır [13, 14].
2.4. Düzenleyenin Kusuru (Kurtuluş Kanıtı)
Maddenin istisnasını "meğerki" bağlacıyla başlayan kısım oluşturur. Banka, zararın doğmasında düzenleyenin kusuru bulunduğunu ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir veya müterafik kusur (TBK m. 52) oranında indirim talep edebilir [15, 16]. Kanun lafzı, "çek defterini iyi saklamamış olması gibi" ifadesiyle örnekleyici bir sayım yapmıştır. Doktrin ve içtihatlarda kabul edilen başlıca kusur halleri şunlardır: Çek defterinin çalındığının veya kaybolduğunun bankaya derhal bildirilmemesi [17, 18], senedin tahrifata son derece elverişli (boşluklar bırakılarak) doldurulması [19, 20], çalıştırılan işçilerin/temsilcilerin seçiminde ve denetiminde özen gösterilmemesi [4, 21].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarına göre, sahte ve tahrif edilmiş çeki ödeyen bankanın sorumluluğu "kusursuz sorumluluk" esasına dayanır. Banka, tahrifatın veya sahteliğin çıplak gözle anlaşılamayacak düzeyde profesyonelce yapılmış olmasını ileri sürerek kural olarak sorumluluktan kurtulamaz [12, 27].
Ancak Yargıtay, özellikle son yıllarda verdiği kararlarda, TBK m. 52 bağlamında illiyet bağını kesen veya zararın bölüştürülmesini gerektiren "müterafik kusur" (ortak kusur) ilkesini titizlikle uygulamaktadır.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (kurmaca senaryo): Büyük ölçekli bir inşaat şirketinin ofisinden boş bir çek yaprağı hırsızlanmıştır. Şirket yetkilileri durumu olaydan üç hafta sonra fark etmiş ve derhal muhatap bankaya ihbarda bulunmuştur. Ancak bu üç haftalık süre zarfında, çalan kişi senedi 500.000 TL bedelle, şirket yetkilisinin imzasını çok profesyonelce taklit ederek doldurmuş ve muhatap banka şubesinden tahsil etmiştir. Şirket, hesabından düşülen 500.000 TL'nin iadesi için bankaya dava açmıştır. Hukuki analiz: TTK m. 812 uyarınca kural olarak sahte çeki ödeyen banka, zarara katlanmakla yükümlüdür ve imza sahteliğinin profesyonelce yapılmasını savunma olarak ileri süremez. Ancak somut olayda, keşideci şirket çek defterinin güvenliğini sağlayamamış ve zıya halini bankaya bildirmekte üç hafta gecikerek ağır bir ihmal göstermiştir [17, 18]. Bu nedenle mahkemece yapılacak yargılamada, düzenleyenin "çek defterini iyi saklamaması" ve "bildirim külfetini zamanında yerine getirmemesi" hususları tespit edilerek, TBK m. 52 uyarınca bankanın tazmin yükümlülüğünden ciddi bir oranda müterafik kusur indirimi yapılacaktır.
Olay 2 (kurmaca senaryo): Tedarikçisine 10.000 TL borcu olan bir gerçek kişi tacir, çeki düzenlerken rakam kısmına "10.000", yazı kısmına ise "Onbin" yazmış ancak her iki ibarenin de sonunu kapatmamış ve boşluk bırakmıştır. Senedi devralan kötü niyetli lehtar, her iki kısmın sonuna birer sıfır ekleyerek rakamı "100.000", yazıyı ise "Yüzbin" haline getirmiş ve senedi takas odası aracılığıyla bankaya ibraz etmiştir. Banka, hesapta yeterli bakiye bulunduğundan 100.000 TL ödeme yapmıştır. Düzenleyen, aradaki 90.000 TL farkın iadesi için bankaya müracaat etmiştir. Hukuki analiz: Somut olayda bir tahrifat mevcuttur. Banka, TTK m. 812 uyarınca tahrif edilmiş çeki ödemiş olmaktan doğan zararı kural olarak üstlenmelidir ve sadece 10.000 TL'yi hesabın borcuna geçirebilmelidir [11, 28]. Ne var ki, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre, senedi tahrifata son derece elverişli (boşluk bırakarak, kapatmayarak) şekilde tanzim eden düzenleyenin bu eylemi, zararın doğmasında "birlikte kusur" (müterafik kusur) teşkil eder [19]. Olayda grafolojik inceleme neticesinde bankanın tahrifatı basit bir gözle anlayıp anlayamayacağı ve düzenleyenin özensiz tanzimi oranlanarak zarar paylaştırılacaktır.
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
TTK m. 812 hükmünün uygulanmasında doktrinde temel bir tartışma, bankanın sorumluluğunun hukuki niteliği üzerine yoğunlaşmaktadır. Reha Poroy ve Ünal Tekinalp gibi hocalar, bankanın sorumluluğunun kural olarak muhatap ile hesap sahibi arasındaki "çek sözleşmesine" (üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme bağlamında) dayandığını ifade ederken [33]; Abuzer Kendigelen, muhatap bankanın hamile karşı sorumluluğunun haksız fiil, müşterisine karşı sorumluluğunun ise kanundan doğan özel bir kusursuz sorumluluk hali / sözleşmeye aykırılık teşkil ettiği kanaatindedir [34].
Diğer taraftan, TTK m. 812'de benimsenen kusursuz sorumluluk prensibi, modern bankacılık tekniklerinin ve sahtecilik yöntemlerinin geldiği son nokta dikkate alındığında doktrinde haklı eleştirilere maruz kalmaktadır. Çok üst düzey teknolojiyle üretilmiş, iğfal kabiliyeti en üst düzeyde olan ve ancak kriminal laboratuvar şartlarında özel mikroskoplarla tespit edilebilen sahte imzalı senetlerin, günlük gişe yoğunluğu ve takas süreçleri içerisinde sıradan bir banka görevlisi tarafından çıplak gözle teşhis edilmesi fiziken imkânsızdır. Kanun koyucunun bankayı "güven kurumu" olmasından hareketle mutlak bir kefil gibi konumlandırması ve objektif özen yükümlülüğünü bu derece katı uygulaması, hakkaniyet ilkesine zaman zaman ters düşebilmektedir. İsviçre Hukukunda olduğu gibi, bankanın sadece kendisinden makul şartlarda beklenebilecek özeni göstermemesinden (kusurundan) sorumlu olacağına dair daha esnek bir yasal zemine geçilmesi ve zararın "hakkaniyet sorumluluğu" çerçevesinde bölüştürülmesine imkân veren yapısal bir reform düşünülmelidir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.