1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Kıymetli Evrak Hukuku kitabında yer alan 779. madde, bononun ihdası ve yapısal kurgusu bağlamında temel taşı niteliğinde bir düzenlemedir. Hüküm, bonoyu düzenleyenin (keşidecinin) kambiyo hukukundaki sorumluluk rejimini tayin ederken, kıymetli evrak hukukunun genel sistematiğine uygun olarak poliçe hükümlerine atıf yapma yöntemini (kıyas veya yollama) benimsemiştir.
Poliçe, yapısı gereği üçlü bir ilişki (düzenleyen, muhatap, lehtar) üzerine kuruluyken; bono, ikili bir ilişki (düzenleyen ve lehtar) ihtiva eden soyut bir borç ikrarıdır [1, 2]. Poliçede düzenleyen, muhataba yönelik bir ödeme emri verirken; bonoda düzenleyen bizzat ödeme vaadinde bulunur [3, 4]. Bu temel ayrım, bonoyu düzenleyenin statüsünü poliçeyi düzenleyenden tamamen farklı bir konuma oturtur. TTK m. 779/1, bu yapısal farklılığı hukuki bir zemine oturtarak, bonoyu düzenleyen kişinin sorumluluğunu, poliçeyi kabul etmiş olan muhatabın sorumluluğu ile eşdeğer tutmuştur [5-7]. Böylece, bonoda düzenleyen, tıpkı poliçede kabul eden muhatap gibi senedin "asıl (asli) borçlusu" sıfatını kazanır [5, 6, 8].
Maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları ise, vadesi "görüldükten belirli bir süre sonra" olarak belirlenmiş bonolara özgü ibraz ve vade tespiti usulünü düzenlemektedir. Bu hükümler, senedin vadesinin işlemeye başlaması için gerekli olan ibraz prosedürünü ve borçlunun ibrazı tevsikten kaçınması halinde başvurulacak hukuki çareyi (tarih tespit protestosu) ayrıntılı bir biçimde şarta bağlamaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Asıl Borçlu Sıfatı ve Düzenleyenin Sorumluluğu (m. 779/1)
Kambiyo senetlerinde sorumluluk rejimi "asıl borçlu" ve "müracaat borçlusu" şeklinde ikili bir yapı üzerine kuruludur [9, 10]. Poliçede muhatap, senedi kabul etmekle asıl borçlu statüsüne girer (TTK m. 698) ve hamil, vadedeki ödemeyi doğrudan ondan talep eder [11]. Bonoda ise poliçedeki gibi bir muhatap bulunmadığı ve düzenleyen doğrudan kendi adına ödeme vaadinde bulunduğu için, kanun koyucu TTK m. 779/1 hükmüyle bonoyu düzenleyeni doğrudan asıl borçlu olarak nitelendirmiştir [5, 7, 8].
Bu sorumluluğun temel sonuçları şunlardır:
- Protesto Çekme Zorunluluğunun Olmaması: Hamilin, asıl borçlu olan düzenleyene (ve onun lehine aval verenlere) başvurabilmesi için senedin ödenmemesi halini protesto ile tespit ettirmesine gerek yoktur [12, 13]. Protesto, yalnızca müracaat borçlularına (lehtar, cirantalar) gitmek için aranan bir şekli şarttır [14, 15].
- Müteselsil Sorumluluğun Zirvesi: Düzenleyen, sorumluluk zincirinin en tepesinde yer alır. Bir müracaat borçlusu (örneğin bir ciranta) senedi ödemek zorunda kalırsa, TTK hükümleri çerçevesinde dönüp asıl borçlu olan düzenleyene rücu edebilir [16].
- Zamanaşımı Süresi: Asıl borçlu sıfatının doğal bir neticesi olarak, düzenleyene karşı ileri sürülecek poliçeden (bonodan) doğan istemler, vadenin geldiği tarihten itibaren 3 (üç) yıllık uzun zamanaşımı süresine tabidir (TTK m. 749/1, m. 778/1-h) [8, 10, 17].
2.2. Görüldükten Belirli Bir Süre Sonra Ödenmesi Şart Olan Bonoların İbrazı (m. 779/2)
Vade, bononun ihtiyari değil, ancak TTK m. 776 ve m. 777 kapsamında yokluğu senedi "görüldüğünde ödenecek" hale getiren spesifik unsurlarından biridir [18]. TTK m. 703'te poliçeler için öngörülen vade türleri, TTK m. 778 yollamasıyla bonolar için de geçerlidir [19]. Bunlardan biri de "görüldükten belirli bir süre sonra" ödenmesi şart olan senetlerdir [20, 21].
TTK m. 779/2, bu tür vadeli bonoların, düzenleyene TTK m. 693'te yazılı süreler içinde ibraz olunmasını emreder. TTK m. 693, poliçelerin kabule arzı için öngörülen "düzenlenme gününden itibaren 1 yıllık" süreyi ifade eder [22, 23]. Bonoda kabul müessesesi olmadığı için [24, 25], bu 1 yıllık süre, senedin vadesini başlatacak olan "görülme" (ibraz) işlemi için kıyasen uygulanır. Düzenleyen bu süreyi kısaltabilir veya uzatabilir [23].
2.3. İbrazın Doğrulanması ve Tarih Tespit Protestosu (m. 779/3)
Hamil, senedi düzenleyene ibraz ettiğinde, düzenleyenin senedin üzerine "ibraz gününü işaret etmek ve imzasını koymak" suretiyle bu durumu doğrulaması gerekir. Süre (vade tarihi), bu ibraz kaydı tarihinden itibaren işlemeye başlar [26].
Ancak, düzenleyen senedin ibraz edildiğini doğrulamaktan veya imza atmaktan kaçınırsa, hukuki belirsizliğin önüne geçmek adına TTK m. 779/3, "tarih tespit protestosu" müessesesini devreye sokar [27]. Hamil, ibrazın yapıldığını ve borçlunun imza atmaktan imtina ettiğini bir protesto ile tespit ettirmelidir. Bu takdirde, poliçe ve bononun vadesini belirleyecek olan süre, ibraz günü yerine "protesto gününden" itibaren işlemeye başlayacaktır [27].
3. Sistematik İlişkiler
- TTK m. 778 (Uygulanacak Hükümler): Bononun poliçe hükümlerine tabi kılındığı temel atıf maddesidir [28]. Poliçedeki "kabul eden muhatap" için öngörülen her türlü hukuki sonuç (zamanaşımı, aval, sorumluluk), TTK m. 779/1 gereği doğrudan bonoyu düzenleyen kişiye intibak ettirilir [6, 8].
- TTK m. 749/1 (Zamanaşımı): Poliçeyi kabul edene karşı ileri sürülecek istemlerin 3 yıllık zamanaşımına tabi olacağı kuralı, TTK m. 779/1 illiyetiyle doğrudan bono keşidecisi için geçerlidir [8, 17].
- TTK m. 732 (Sebepsiz Zenginleşme): Zamanaşımı sebebiyle kambiyo hakları düşen senedin hamili, asıl borçlu olan düzenleyene karşı sebepsiz zenginleşme davası açabilir [7, 29]. Doktrinde Reha Poroy ve Ünal Tekinalp gibi yazarlar, poliçede ikinci derecede sorumlu olan düzenleyenin sebepsiz zenginleşme ile dava edilebilmesi karşısında, bononun asıl borçlusu konumundaki düzenleyenin evleviyetle bu davaya muhatap olacağını vurgulamışlardır [7, 29].
- TTK m. 700 ve m. 702 (Aval): Aval, kimin lehine verilmişse avalistin onun gibi sorumlu olmasını gerektirir [30, 31]. Bonoda düzenleyen asli borçlu olduğundan (m. 779/1), düzenleyen lehine aval veren kişi de tıpkı düzenleyen gibi asli borçlu sıfatını haiz olur ve protestoya gerek kalmaksızın ona başvurulabilir [12, 13, 32].
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle 11. ve 12. Hukuk Daireleri), TTK m. 779'un (mülga eTTK m. 691) yarattığı asli borçlu statüsü üzerinde son derece istikrarlı bir içtihat külliyatı oluşturmuştur.
- Asıl Borçluya (Düzenleyene) Başvuruda Protestonun Gerekmemesi İlkesi:
Yargıtay 12. HD., kararında (Örn: E. 2008/3353, K. 2008/5864); "Bir bonoyu düzenleyen keşideci o bononun asli borçlusu olarak bonoda yazılı borcun tamamını ödemek zorundadır... TTK'nun 690. maddesinin (yeni m. 730) göndermesi ile... senedin keşidecisinin protesto olunması zorunlu değildir" tespitini yapmıştır [33, 34]. Bu karar, TTK m. 779/1 uyarınca asıl borçlunun protestodan muaf tutulduğunun kesin bir yargısal ifadesidir.
- Düzenleyen Lehine Aval Verenin Durumu:
Yargıtay 11. HD. (Örn: E. 2005/10609, K. 2005/9103); düzenleyen lehine aval verenin, asıl borçlu statüsünde bulunduğunu ve bu kişiye karşı ihtiyati haciz kararı alınabilmesi veya takip başlatılabilmesi için ödememe protestosu çekilmesine gerek bulunmadığını hüküm altına almıştır [13].
- Sebepsiz Zenginleşme ve 3 Yıllık Zamanaşımı:
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu (E. 2001/19-230, K. 2001/310), bonoda asıl borçlu konumundaki düzenleyiciye karşı başvuruların vadeden itibaren 3 yıllık zamanaşımına tabi olduğunu ve bu sürenin dolmasının ardından ancak sebepsiz zenginleşme davası açılabileceğini hükme bağlamıştır [7, 35].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Asıl Borçlu ve Müracaat Borçlusu Ayrımı):
Müteahhit (A) A.Ş., tedarikçisi (B) Ltd. Şti.'ye 500.000 TL bedelli, 15.09.2026 vadeli bir bono düzenleyip teslim etmiştir. (B) Ltd. Şti., senedi cirolayarak faktoring şirketi (C) A.Ş.'ye devretmiştir. Vade tarihinde senet ödenmemiş, ancak (C) A.Ş. muhasebe departmanının hatası nedeniyle vadeyi izleyen 2 iş günü içinde ödememe protestosu çekilmemiştir.
Hukuki analiz: TTK m. 779/1 gereğince, düzenleyen (A) A.Ş., poliçeyi kabul eden muhatap gibi asıl borçludur [5, 7, 8]. Bu nedenle hamil (C) A.Ş., protesto çekilmemiş olsa dahi asıl borçlu (A)'ya karşı 3 yıllık zamanaşımı süresi içinde kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip başlatabilir [8, 17]. Ancak, müracaat borçlusu konumundaki ciranta (B) Ltd. Şti.'ye yönelik başvuru hakkı (rücu hakkı), süresinde protesto çekilmediği için TTK m. 730 uyarınca düşmüştür [15, 36, 37].
Olay 2 (Görüldükten Belirli Bir Süre Sonra Ödenecek Bono):
Tacir (X), alacaklısı (Y)'ye "görüldükten 45 gün sonra ödenecektir" ibaresini taşıyan bir bono düzenlemiştir. (Y), senedi teslim aldıktan 2 ay sonra (X)'in işyerine giderek senedi ibraz etmiş ve vadenin başlaması için imza ve tarih talep etmiştir. (X), ödeme vadesini ertelemek maksadıyla senedin üzerine ibraz gününü işaretlemekten ve imza atmaktan kaçınmıştır.
Hukuki analiz: TTK m. 779/2 ve m. 779/3 hükümleri tam da bu ihtilafı çözmek için ihdas edilmiştir. (Y)'nin, (X)'in imza ve tarih atmaktan imtina ettiğini derhal noter aracılığıyla çekeceği bir "tarih tespit protestosu" ile belirlemesi şarttır [27]. Protesto evrakının düzenlendiği tarih, 45 günlük sürenin başlangıç tarihi olarak kabul edilecek ve vade bu şarta göre hesaplanacaktır [27].
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat yükü: Bonoyu düzenleyen asıl borçlunun imzasına yönelik bir inkar söz konusu olduğunda (imza itirazı), imzanın borçluya aidiyetini ispat külfeti, senedi elinde bulunduran ve takibe girişen alacaklıya (hamile) aittir [38].
- Zamanaşımı / Süreler: Bonoyu düzenleyen kişiye karşı kambiyo hukukuna dayalı alacak talepleri, vadeden itibaren 3 (üç) yıl geçmekle zamanaşımına uğrar (TTK m. 749/1 atfıyla) [8, 17]. Görüldükten belirli bir süre sonra vadeli bonolarda senedin, düzenleme tarihinden itibaren 1 yıl içinde ibrazı şarttır (TTK m. 693, m. 779/2) [22, 23].
- Görevli/yetkili mahkeme: Asıl borçlu ile hamil arasındaki temel itiraz ve menfi tespit davalarında, TTK m. 4 uyarınca Asliye Ticaret Mahkemeleri görevlidir. Yetkili icra dairesi/mahkeme ise kural olarak senedin ödeme yeri veya borçlunun yerleşim yeridir [39].
- Yaygın uygulama hataları:
- Hukukçular tarafından bonoyu düzenleyene başvurabilmek için poliçedeki veya çekteki gibi (çektki tüm borçlular için) bir ödememe protestosu çekilmesinin hukuki bir gereklilik sanılması [40, 41].
- Müracaat borçlularına (cirantalara) yönelik 1 yıllık zamanaşımı süresinin, asıl borçlu olan düzenleyene uygulanacak 3 yıllık süre ile karıştırılması. Düzenleyiciye karşı süre 3 yıldır [10, 17].
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu'nun, kıymetli evrak hukukunu "Poliçe" temelinde inşa ederek bonoya (ve kısmen çeke) ilişkin düzenlemelerde sürekli poliçe hükümlerine yollama (atıf) yapma tekniği (TTK m. 778 ve m. 779), doktrinde Sabih Arkan, Fırat Öztan ve Mehmet Bahtiyar gibi kıymetli evrak hukukçuları tarafından hem pratik kolaylığı hem de teorik handikapları yönüyle tartışılmıştır [28, 42-44].
TTK m. 779/1 hükmü, bononun ikili ilişkisini (düzenleyen-lehtar), poliçenin üçlü yapısındaki (düzenleyen-muhatap-lehtar) "kabul etmiş muhatap" statüsüne monte etmiştir [5, 7, 8]. Bu hukuki kurgu mantıksal bir zorunluluktur; zira bonoda düzenleyen, sadece bir borç talimatı veren değil, bizzat borcu yüklenen kişidir [3]. Ancak doktrinde (özellikle Reha Poroy ve Ünal Tekinalp), kanun koyucunun eTTK döneminde (özellikle sebepsiz zenginleşme gibi konularda) bonoyu düzenleyenin statüsünü poliçeye atıf yaparken kısmen unuttuğunu ve bu boşlukların yargı içtihatlarıyla doldurulmak zorunda kalındığını eleştirmişlerdir [29]. TTK m. 779 ile "tıpkı bir poliçeyi kabul eden gibi" ifadesinin net bir şekilde vurgulanması, asıl borçlu statüsündeki tereddütleri kökünden çözmüştür.
Bununla beraber, TTK m. 779/2 ve 3 fıkralarında düzenlenen "görüldükten belirli süre sonra ödenecek" bonolar ticari hayatta son derece nadir kullanılmaktadır. Piyasada ağırlıklı olarak "belirli bir günde ödenecek" bonolar (vadesi net olan senetler) tercih edildiğinden, 2. ve 3. fıkra hükümlerinin fiili tatbikatı oldukça sınırlıdır [20]. Tarih tespit protestosunun getirdiği ek masraf ve noter harçları [45], alacaklıları bu vade türünü kullanmaktan imtina etmeye sevk etmektedir. Nitekim kanun koyucunun, senedin bir kredi ve teminat aracı olmasını göz önünde bulundurarak, bu tür kompleks usul kurallarını sadeleştirmesi ve kıymetli evrak hukukunun hız ve güvenilirlik ilkelerine daha pratik yollarla (örneğin elektronik doğrulama veya sicil sistemleri) entegre etmesi yönünde modern reform önerileri dile getirilmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) Kıymetli Evrak Hukuku kitabında yer alan 779. madde, bononun ihdası ve yapısal kurgusu bağlamında temel taşı niteliğinde bir düzenlemedir. Hüküm, bonoyu düzenleyenin (keşidecinin) kambiyo hukukundaki sorumluluk rejimini tayin ederken, kıymetli evrak hukukunun genel sistematiğine uygun olarak poliçe hükümlerine atıf yapma yöntemini (kıyas veya yollama) benimsemiştir.
Poliçe, yapısı gereği üçlü bir ilişki (düzenleyen, muhatap, lehtar) üzerine kuruluyken; bono, ikili bir ilişki (düzenleyen ve lehtar) ihtiva eden soyut bir borç ikrarıdır [1, 2]. Poliçede düzenleyen, muhataba yönelik bir ödeme emri verirken; bonoda düzenleyen bizzat ödeme vaadinde bulunur [3, 4]. Bu temel ayrım, bonoyu düzenleyenin statüsünü poliçeyi düzenleyenden tamamen farklı bir konuma oturtur. TTK m. 779/1, bu yapısal farklılığı hukuki bir zemine oturtarak, bonoyu düzenleyen kişinin sorumluluğunu, poliçeyi kabul etmiş olan muhatabın sorumluluğu ile eşdeğer tutmuştur [5-7]. Böylece, bonoda düzenleyen, tıpkı poliçede kabul eden muhatap gibi senedin "asıl (asli) borçlusu" sıfatını kazanır [5, 6, 8].
Maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları ise, vadesi "görüldükten belirli bir süre sonra" olarak belirlenmiş bonolara özgü ibraz ve vade tespiti usulünü düzenlemektedir. Bu hükümler, senedin vadesinin işlemeye başlaması için gerekli olan ibraz prosedürünü ve borçlunun ibrazı tevsikten kaçınması halinde başvurulacak hukuki çareyi (tarih tespit protestosu) ayrıntılı bir biçimde şarta bağlamaktadır.
2. Maddedeki Kavramların Analizi
2.1. Asıl Borçlu Sıfatı ve Düzenleyenin Sorumluluğu (m. 779/1)
Kambiyo senetlerinde sorumluluk rejimi "asıl borçlu" ve "müracaat borçlusu" şeklinde ikili bir yapı üzerine kuruludur [9, 10]. Poliçede muhatap, senedi kabul etmekle asıl borçlu statüsüne girer (TTK m. 698) ve hamil, vadedeki ödemeyi doğrudan ondan talep eder [11]. Bonoda ise poliçedeki gibi bir muhatap bulunmadığı ve düzenleyen doğrudan kendi adına ödeme vaadinde bulunduğu için, kanun koyucu TTK m. 779/1 hükmüyle bonoyu düzenleyeni doğrudan asıl borçlu olarak nitelendirmiştir [5, 7, 8].
Bu sorumluluğun temel sonuçları şunlardır:
2.2. Görüldükten Belirli Bir Süre Sonra Ödenmesi Şart Olan Bonoların İbrazı (m. 779/2)
Vade, bononun ihtiyari değil, ancak TTK m. 776 ve m. 777 kapsamında yokluğu senedi "görüldüğünde ödenecek" hale getiren spesifik unsurlarından biridir [18]. TTK m. 703'te poliçeler için öngörülen vade türleri, TTK m. 778 yollamasıyla bonolar için de geçerlidir [19]. Bunlardan biri de "görüldükten belirli bir süre sonra" ödenmesi şart olan senetlerdir [20, 21].
TTK m. 779/2, bu tür vadeli bonoların, düzenleyene TTK m. 693'te yazılı süreler içinde ibraz olunmasını emreder. TTK m. 693, poliçelerin kabule arzı için öngörülen "düzenlenme gününden itibaren 1 yıllık" süreyi ifade eder [22, 23]. Bonoda kabul müessesesi olmadığı için [24, 25], bu 1 yıllık süre, senedin vadesini başlatacak olan "görülme" (ibraz) işlemi için kıyasen uygulanır. Düzenleyen bu süreyi kısaltabilir veya uzatabilir [23].
2.3. İbrazın Doğrulanması ve Tarih Tespit Protestosu (m. 779/3)
Hamil, senedi düzenleyene ibraz ettiğinde, düzenleyenin senedin üzerine "ibraz gününü işaret etmek ve imzasını koymak" suretiyle bu durumu doğrulaması gerekir. Süre (vade tarihi), bu ibraz kaydı tarihinden itibaren işlemeye başlar [26].
Ancak, düzenleyen senedin ibraz edildiğini doğrulamaktan veya imza atmaktan kaçınırsa, hukuki belirsizliğin önüne geçmek adına TTK m. 779/3, "tarih tespit protestosu" müessesesini devreye sokar [27]. Hamil, ibrazın yapıldığını ve borçlunun imza atmaktan imtina ettiğini bir protesto ile tespit ettirmelidir. Bu takdirde, poliçe ve bononun vadesini belirleyecek olan süre, ibraz günü yerine "protesto gününden" itibaren işlemeye başlayacaktır [27].
3. Sistematik İlişkiler
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili daireleri (özellikle 11. ve 12. Hukuk Daireleri), TTK m. 779'un (mülga eTTK m. 691) yarattığı asli borçlu statüsü üzerinde son derece istikrarlı bir içtihat külliyatı oluşturmuştur.
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Asıl Borçlu ve Müracaat Borçlusu Ayrımı): Müteahhit (A) A.Ş., tedarikçisi (B) Ltd. Şti.'ye 500.000 TL bedelli, 15.09.2026 vadeli bir bono düzenleyip teslim etmiştir. (B) Ltd. Şti., senedi cirolayarak faktoring şirketi (C) A.Ş.'ye devretmiştir. Vade tarihinde senet ödenmemiş, ancak (C) A.Ş. muhasebe departmanının hatası nedeniyle vadeyi izleyen 2 iş günü içinde ödememe protestosu çekilmemiştir. Hukuki analiz: TTK m. 779/1 gereğince, düzenleyen (A) A.Ş., poliçeyi kabul eden muhatap gibi asıl borçludur [5, 7, 8]. Bu nedenle hamil (C) A.Ş., protesto çekilmemiş olsa dahi asıl borçlu (A)'ya karşı 3 yıllık zamanaşımı süresi içinde kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takip başlatabilir [8, 17]. Ancak, müracaat borçlusu konumundaki ciranta (B) Ltd. Şti.'ye yönelik başvuru hakkı (rücu hakkı), süresinde protesto çekilmediği için TTK m. 730 uyarınca düşmüştür [15, 36, 37].
Olay 2 (Görüldükten Belirli Bir Süre Sonra Ödenecek Bono): Tacir (X), alacaklısı (Y)'ye "görüldükten 45 gün sonra ödenecektir" ibaresini taşıyan bir bono düzenlemiştir. (Y), senedi teslim aldıktan 2 ay sonra (X)'in işyerine giderek senedi ibraz etmiş ve vadenin başlaması için imza ve tarih talep etmiştir. (X), ödeme vadesini ertelemek maksadıyla senedin üzerine ibraz gününü işaretlemekten ve imza atmaktan kaçınmıştır. Hukuki analiz: TTK m. 779/2 ve m. 779/3 hükümleri tam da bu ihtilafı çözmek için ihdas edilmiştir. (Y)'nin, (X)'in imza ve tarih atmaktan imtina ettiğini derhal noter aracılığıyla çekeceği bir "tarih tespit protestosu" ile belirlemesi şarttır [27]. Protesto evrakının düzenlendiği tarih, 45 günlük sürenin başlangıç tarihi olarak kabul edilecek ve vade bu şarta göre hesaplanacaktır [27].
6. Pratik Uygulama Notları
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu'nun, kıymetli evrak hukukunu "Poliçe" temelinde inşa ederek bonoya (ve kısmen çeke) ilişkin düzenlemelerde sürekli poliçe hükümlerine yollama (atıf) yapma tekniği (TTK m. 778 ve m. 779), doktrinde Sabih Arkan, Fırat Öztan ve Mehmet Bahtiyar gibi kıymetli evrak hukukçuları tarafından hem pratik kolaylığı hem de teorik handikapları yönüyle tartışılmıştır [28, 42-44].
TTK m. 779/1 hükmü, bononun ikili ilişkisini (düzenleyen-lehtar), poliçenin üçlü yapısındaki (düzenleyen-muhatap-lehtar) "kabul etmiş muhatap" statüsüne monte etmiştir [5, 7, 8]. Bu hukuki kurgu mantıksal bir zorunluluktur; zira bonoda düzenleyen, sadece bir borç talimatı veren değil, bizzat borcu yüklenen kişidir [3]. Ancak doktrinde (özellikle Reha Poroy ve Ünal Tekinalp), kanun koyucunun eTTK döneminde (özellikle sebepsiz zenginleşme gibi konularda) bonoyu düzenleyenin statüsünü poliçeye atıf yaparken kısmen unuttuğunu ve bu boşlukların yargı içtihatlarıyla doldurulmak zorunda kalındığını eleştirmişlerdir [29]. TTK m. 779 ile "tıpkı bir poliçeyi kabul eden gibi" ifadesinin net bir şekilde vurgulanması, asıl borçlu statüsündeki tereddütleri kökünden çözmüştür.
Bununla beraber, TTK m. 779/2 ve 3 fıkralarında düzenlenen "görüldükten belirli süre sonra ödenecek" bonolar ticari hayatta son derece nadir kullanılmaktadır. Piyasada ağırlıklı olarak "belirli bir günde ödenecek" bonolar (vadesi net olan senetler) tercih edildiğinden, 2. ve 3. fıkra hükümlerinin fiili tatbikatı oldukça sınırlıdır [20]. Tarih tespit protestosunun getirdiği ek masraf ve noter harçları [45], alacaklıları bu vade türünü kullanmaktan imtina etmeye sevk etmektedir. Nitekim kanun koyucunun, senedin bir kredi ve teminat aracı olmasını göz önünde bulundurarak, bu tür kompleks usul kurallarını sadeleştirmesi ve kıymetli evrak hukukunun hız ve güvenilirlik ilkelerine daha pratik yollarla (örneğin elektronik doğrulama veya sicil sistemleri) entegre etmesi yönünde modern reform önerileri dile getirilmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.