1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 73, ticari işletmelerin finansal tablolarından en önemlisi olan "bilanço"nun içerik ve şekil şartlarını, Türkiye Muhasebe Standartları (TMS) ile uyumlu bir sistematik dâhilinde düzenleyen temel bir hükümdür. Bilanço, en yalın tanımıyla; bir kurumun belirli bir tarihteki varlıklarını, alacaklarını, borçlarını ve özkaynaklarını gösteren finansal tablodur [1]. TTK m. 68 uyarınca, her tacir ticari faaliyetinin başında bir açılış bilançosu ve her faaliyet döneminin sonunda varlık ve borçlarının tutarlarının ilişkisini gösteren yıllık bilanço çıkarmak zorundadır [2].
TTK m. 73, bilançonun şemalandırılmasında ve kalemlerin gösterilmesinde uyulması gereken asgari standartları belirlemektedir. Bu hüküm, bilançonun bir tarafında işletmenin sahip olduğu varlıkları (aktifleri), diğer tarafında ise bu varlıkların hangi kaynaklardan (yabancı kaynaklar ve özkaynaklar) sağlandığını (pasifleri) gösteren klasik muhasebe denkliğinin kanuni dayanaklarından birini oluşturur [3]. İlgili madde, "şeffaflık" ve TTK m. 515'te ifadesini bulan "dürüst resim ilkesi"nin (true and fair view) hayata geçirilmesi amacıyla sevk edilmiştir [4]. Madde metninde açıkça TMS'ye atıf yapılması, modern ticaret hukukunun muhasebe ve denetim standartlarını evrensel ölçütlere bağlama amacının somut bir yansımasıdır [5].
2. Maddedeki Kavramların Analizi
Maddenin lafzı incelendiğinde, bilançoyu oluşturan ana hesap gruplarının ve bu gruplara hâkim olan temel ilkelerin kesin hatlarla birbirinden ayrıldığı görülmektedir.
2.1. Duran Varlıklar
Maddenin ikinci fıkrasında bizzat tanımlanan "duran varlıklar", işletmeye devamlı surette tahsis edilmiş bulunan varlıkları ifade eder [5]. Doktriner ve finansal terminolojide duran varlıklar; bir yıldan daha uzun süre işletmede kullanılmak üzere elde tutulan ve kısa sürede (bir yıl içinde) paraya dönüşmesi veya tüketilmesi öngörülmeyen malvarlığı değerleridir [6]. İştirakler, arazi ve arsalar, binalar, taşıtlar, demirbaşlar, fikri ve sınai haklar ile özel maliyetler bu kapsamda yer alır [6]. Bu varlıklar, işletmenin üretim ve hizmet kapasitesinin kalıcı altyapısını oluşturur.
2.2. Dönen Varlıklar
Dönen varlıklar, işletmenin elindeki ve bankalardaki nakit parası ile normal faaliyet dönemi (genellikle en çok bir yıl) içinde paraya dönüşmesi, tüketilmesi veya satılması öngörülen varlıklarından oluşur [6]. Kasa, banka, kısa vadeli ticari alacaklar, stoklar ve verilen avanslar dönen varlıklar kalemini teşkil eder [6]. Bu varlıkların bilançoda ayrı bir şema altında gösterilmesi, işletmenin likidite durumunun (kısa vadeli borç ödeme gücünün) üçüncü kişiler ve yatırımcılar tarafından objektif olarak değerlendirilebilmesi için zorunludur.
2.3. Yabancı Kaynaklar (Borçlar)
Bilançonun pasif karakterli bu kalemi, işletmenin üçüncü kişilere (bankalara, satıcılara, personele, devlete vb.) olan ve belirli bir vadede geri ödenmesi gereken hukuki yükümlülüklerini ifade eder [6], [1]. Yabancı kaynaklar, vadelerine göre "Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklar" (bir yıl veya daha kısa sürede ödenecek borçlar) ve "Uzun Vadeli Yabancı Kaynaklar" (bir yıldan daha uzun sürede ödenecek borçlar) olmak üzere ikiye ayrılır [6].
2.4. Özkaynaklar
Özkaynaklar, işletmenin sahip olduğu toplam varlıklar ile dışarıya olan borçları (yabancı kaynaklar) arasındaki farkı dengeleyen hesap grubudur [6]. İşletme sahiplerinin (ortakların, hissedarların) işletmeye tahsis ettikleri sermayeyi, geçmiş yıllar kârlarını, sermaye ve kâr yedeklerini ifade eder [6]. Diğer bir deyişle, dışarıdan temin edilen yabancı kaynakların aksine, işletmenin "kendi öz kaynaklarından" karşılanan kısımdır [7].
2.5. Dönem Ayırıcı Hesaplar
Bilanço gününden sonraki belirli bir süre içinde giderleşecek olan harcamalar ile gelir unsuru oluşturacak tahsilatların (örneğin gelecek aylara/yıllara ait gelirler ve giderler) dönemsellik ilkesi gereği ilgili oldukları mali döneme aktarılmasını sağlayan hesaplardır [5]. Bu hesapların ayrı bir kalem olarak gösterilmesi, işletmenin anlık kârlılık ve maliyet yapısının manipüle edilmesini engeller.
3. Sistematik İlişkiler
Madde 73, Türk özel hukuku ve usul hukuku sistemi içerisinde izole bir hüküm olmayıp, özellikle TTK’nın diğer finansal raporlama ve denetim hükümleriyle organik bir bağa sahiptir:
- TTK m. 68 (Finansal Tabloların Düzenlenmesi): Tacirin ticari faaliyetinin başında açılış bilançosu ve her hesap dönemi sonunda yıllık bilanço ve gelir tablosu düzenleme yükümlülüğünün temelini oluşturur
[2]. TTK m. 73, bu yükümlülüğün "içeriksel" sınırlarını çizer.
- TTK m. 72 (Tamlık ve Mahsup Yasağı): Bilançoda varlıkların, borçların ve özkaynakların ayrı ayrı gösterilmesi kuralını tamamlar nitelikte olup, aktif kalemler ile pasif kalemlerin (örneğin bir alacak ile bir borcun) birbiriyle mahsup edilerek bilançodan gizlenmesini kesin olarak yasaklar
[5].
- TTK m. 88 ve m. 515 (TMS’ye Atıf ve Dürüst Resim İlkesi): Finansal tabloların düzenlenmesinde Türkiye Muhasebe Standartlarına uyulmasını zorunlu kılar
[8]. TTK m. 73'ün "Türkiye Muhasebe Standartlarında aksi öngörülmemişse" ibaresi ile başlaması, maddi hukuk kurallarının, teknik ve dinamik muhasebe standartlarına üstünlük tanıdığının sistematik göstergesidir.
- HMK m. 222 (Ticari Defterlerle İspat): Bilançonun ve ticari defterlerin delil niteliği taşıyabilmesi için kanuna eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş olması gerekir
[9]. TTK m. 73 şemasına uyulmadan, karmaşık veya gerçeğe aykırı düzenlenen bir bilanço, tacir lehine delil teşkil etmez.
4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay uygulamalarında, bilançonun kanuna (TTK m. 73 vd.) ve Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun bir şemalandırma ile, şeffaf ve doğru biçimde hazırlanıp hazırlanmadığı hususu, özellikle anonim şirketlerde yönetim kurulu üyelerinin "ibra" edilmesi kurumunda karşımıza çıkmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre; genel kurulun bilançoyu onaylaması, kural olarak yönetim kurulu üyelerinin o hesap dönemindeki işlemleri bakımından ibra edildikleri (aklandıkları) sonucunu doğurur [10]. Ancak Yargıtay kararlarında açıkça vurgulandığı üzere, onaylanan bilançonun işletmenin gerçek durumunu yansıtmaması, kanuna (TTK m. 73'te emredilen ayrıntı ve şemalandırma kuralları dâhil) ve iyiniyet kurallarına aykırı bir şekilde düzenlenmesi hâlinde, bu bilançonun onaylanmasına ilişkin genel kurul kararı mutlak bir ibra sonucu doğurmaz [11]. Bilançonun şeffaflık, tamlık ve mahsup yasağı gibi kurallara aykırı olarak, pay sahiplerini yanıltacak ölçüde konsolide edilmesi veya varlıkların yanlış tasnifi durumunda, mahkemeler bu ibra kararlarının iptaline veya geçersizliğine hükmetmektedir [11].
5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo):
(X) Anonim Şirketi, 2024 yılı hesap dönemi sonu itibarıyla bilançosunu hazırlamış, ancak işletmenin 5 yıl vadeli olarak kullanmakta olduğu banka kredilerini (Uzun Vadeli Yabancı Kaynaklar) ile 6 ay içinde ödenmesi gereken tedarikçi borçlarını (Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklar) bilançoda tek bir "Borçlar" kalemi altında, hiçbir alt ayrıntı vermeden şemalandırmıştır. Ayrıca, işletmede üretim amacıyla 10 yıldır kullanılan fabrika binalarını "Dönen Varlıklar" altında göstermiştir.
Hukuki analiz: İşbu bilanço TTK m. 73/1'de emredilen "yeterli ayrıntıya inilerek şemalandırılır" kuralına ve TTK m. 73/2'de yer alan "işletmeye devamlı surette tahsis edilmiş bulunan varlıklar duran varlıklar içinde yer alır" emredici kuralına açıkça aykırıdır [5]. Krediler ve tedarikçi borçları TMS uyarınca vadelerine göre ayrıştırılmalı, fabrika binaları ise "Duran Varlıklar" altında raporlanmalıydı. Bu tablo TTK m. 515'teki "dürüst resim" ilkesini zedelediğinden [4], pay sahipleri tarafından bilançonun onaylanmasına dair genel kurul kararının iptali dava edilebilir.
Olay 2 (Kurmaca Senaryo):
(Y) Limited Şirketi, bilançosunu düzenlerken, A firmasından olan 500.000 TL ticari alacağını (Aktif/Dönen Varlık), aynı firmaya olan 400.000 TL'lik senetli borcuyla (Pasif/Yabancı Kaynak) netleştirerek, bilançoya sadece 100.000 TL'lik "Diğer Alacaklar" kalemi olarak yansıtmıştır.
Hukuki analiz: Her ne kadar alacaklı ve borçlu sıfatları aynı ticari ilişkide birleşmiş gibi görünse de, TTK m. 72'de açıkça düzenlenen "Aktif kalemler pasif kalemlerle... mahsup edilemez" kuralı ihlal edilmiştir [5]. Ayrıca bu durum, TTK m. 73'te öngörülen dönen varlıklar ve borçların ayrı kalemler olarak, brüt değerleriyle raporlanması gerekliliğini bertaraf eder. İlgili bilanço şeması kanuna aykırıdır.
6. Pratik Uygulama Notları
- İspat Yükü: Bilançonun TTK m. 73 ve TMS normlarına uygun tutulmadığını, dolayısıyla şemalandırma veya kayıt hataları nedeniyle işletmenin gerçek finansal durumunu yansıtmadığını iddia eden taraf (örneğin şirketin iflasını isteyen alacaklı veya genel kurul kararının iptalini talep eden pay sahibi), bu iddiasını ispatla mükelleftir. Ancak tacirin ticari defterlerini kendi lehine delil olarak kullanabilmesi için defterlerin ve bilançonun kanuna uygun tutulmuş olduğunu ispat yükü, bu kayıtlara dayanan tacirin kendisindedir (HMK m. 222)
[9], [12].
- Zamanaşımı / Süreler: Her tacir, açılış bilançolarını, yıllık finansal tablolarını (bilançolarını) ve bunların dayanağı olan muhasebe kayıtlarını, son kaydın yapıldığı veya bilançonun düzenlendiği takvim yılının bitişinden itibaren on yıl süreyle saklamakla yükümlüdür (TTK m. 82)
[13].
- Görevli/Yetkili Mahkeme: Ticari işletmenin malvarlığına, bilançonun düzenleniş biçimine, finansal tablolara veya bunların tasdikine ilişkin uyuşmazlıklardan doğan davalarda görevli mahkeme, Asliye Ticaret Mahkemeleridir (TTK m. 4)
[14].
- Yaygın Uygulama Hataları: Uygulamada sıkça yapılan hata, işletmelerin TTK ve TMS/TFRS standartları yerine, sadece Vergi Usul Kanunu (VUK) m. 176 vd. uyarınca vergi odaklı hazırladıkları bilançoları, genel kurullara "yılsonu finansal tablosu" olarak sunmalarıdır. VUK odaklı bir bilanço, TTK m. 73 ve m. 515 anlamında şeffaf, ayrıntılı ve uluslararası standartlara uygun raporlama zorunluluğunu çoğu zaman tek başına karşılamamaktadır.
7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 73'ün doktrindeki en önemli tartışma boyutu, bilançonun "Türkiye Muhasebe Standartlarına (TMS)" göre mi yoksa "Vergi Usul Kanunu (VUK)"na göre mi şekilleneceği hususundaki yasal düalizmdir. TTK'nın ilk halinde, ticari defterlerin ve bilançonun tamamen TMS odaklı, şeffaf ve uluslararası denetime uygun olarak düzenlenmesi öngörülmüşken; 6335 sayılı Kanun ile TTK m. 64/5 hükmünde yapılan değişiklik neticesinde VUK hükümlerine de doğrudan atıf yapılarak vergi odaklı muhasebeye geri dönüş yapılmıştır [15], [16].
Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Prof. Dr. Abuzer Kendigelen ve Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar gibi otoriteler bu durumu haklı olarak eleştirmektedir. Zira finansal tabloların TMS yerine vergi normlarına (Tekdüzen Hesap Planı vb.) endekslenmesi, ticari defterler ile finansal tablolar arasında sağlanmak istenen yeknesaklığı bozmaktadır [15], [17], [18]. Vergi mevzuatının temel amacı, devletin vergi matrahını güvence altına almak iken; TTK m. 73 ve m. 515 hükümlerinin amacı, pay sahiplerinin, alacaklıların ve kamunun aydınlatılması, işletmenin şeffaf bir iktisadi organizasyon olarak "dürüst resminin" çekilmesidir [4], [17]. Değerleme ve şemalandırmada çifte standart yaratan bu yasal karmaşanın, TTK'nın asli felsefesi olan "şeffaflık" ilkesini erozyona uğrattığı doktrinde hakim görüş olarak kabul edilmektedir.
Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.
1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama
Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 73, ticari işletmelerin finansal tablolarından en önemlisi olan "bilanço"nun içerik ve şekil şartlarını, Türkiye Muhasebe Standartları (TMS) ile uyumlu bir sistematik dâhilinde düzenleyen temel bir hükümdür. Bilanço, en yalın tanımıyla; bir kurumun belirli bir tarihteki varlıklarını, alacaklarını, borçlarını ve özkaynaklarını gösteren finansal tablodur
[1]. TTK m. 68 uyarınca, her tacir ticari faaliyetinin başında bir açılış bilançosu ve her faaliyet döneminin sonunda varlık ve borçlarının tutarlarının ilişkisini gösteren yıllık bilanço çıkarmak zorundadır[2].TTK m. 73, bilançonun şemalandırılmasında ve kalemlerin gösterilmesinde uyulması gereken asgari standartları belirlemektedir. Bu hüküm, bilançonun bir tarafında işletmenin sahip olduğu varlıkları (aktifleri), diğer tarafında ise bu varlıkların hangi kaynaklardan (yabancı kaynaklar ve özkaynaklar) sağlandığını (pasifleri) gösteren klasik muhasebe denkliğinin kanuni dayanaklarından birini oluşturur
[3]. İlgili madde, "şeffaflık" ve TTK m. 515'te ifadesini bulan "dürüst resim ilkesi"nin (true and fair view) hayata geçirilmesi amacıyla sevk edilmiştir[4]. Madde metninde açıkça TMS'ye atıf yapılması, modern ticaret hukukunun muhasebe ve denetim standartlarını evrensel ölçütlere bağlama amacının somut bir yansımasıdır[5].2. Maddedeki Kavramların Analizi
Maddenin lafzı incelendiğinde, bilançoyu oluşturan ana hesap gruplarının ve bu gruplara hâkim olan temel ilkelerin kesin hatlarla birbirinden ayrıldığı görülmektedir.
2.1. Duran Varlıklar
Maddenin ikinci fıkrasında bizzat tanımlanan "duran varlıklar", işletmeye devamlı surette tahsis edilmiş bulunan varlıkları ifade eder
[5]. Doktriner ve finansal terminolojide duran varlıklar; bir yıldan daha uzun süre işletmede kullanılmak üzere elde tutulan ve kısa sürede (bir yıl içinde) paraya dönüşmesi veya tüketilmesi öngörülmeyen malvarlığı değerleridir[6]. İştirakler, arazi ve arsalar, binalar, taşıtlar, demirbaşlar, fikri ve sınai haklar ile özel maliyetler bu kapsamda yer alır[6]. Bu varlıklar, işletmenin üretim ve hizmet kapasitesinin kalıcı altyapısını oluşturur.2.2. Dönen Varlıklar
Dönen varlıklar, işletmenin elindeki ve bankalardaki nakit parası ile normal faaliyet dönemi (genellikle en çok bir yıl) içinde paraya dönüşmesi, tüketilmesi veya satılması öngörülen varlıklarından oluşur
[6]. Kasa, banka, kısa vadeli ticari alacaklar, stoklar ve verilen avanslar dönen varlıklar kalemini teşkil eder[6]. Bu varlıkların bilançoda ayrı bir şema altında gösterilmesi, işletmenin likidite durumunun (kısa vadeli borç ödeme gücünün) üçüncü kişiler ve yatırımcılar tarafından objektif olarak değerlendirilebilmesi için zorunludur.2.3. Yabancı Kaynaklar (Borçlar)
Bilançonun pasif karakterli bu kalemi, işletmenin üçüncü kişilere (bankalara, satıcılara, personele, devlete vb.) olan ve belirli bir vadede geri ödenmesi gereken hukuki yükümlülüklerini ifade eder
[6],[1]. Yabancı kaynaklar, vadelerine göre "Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklar" (bir yıl veya daha kısa sürede ödenecek borçlar) ve "Uzun Vadeli Yabancı Kaynaklar" (bir yıldan daha uzun sürede ödenecek borçlar) olmak üzere ikiye ayrılır[6].2.4. Özkaynaklar
Özkaynaklar, işletmenin sahip olduğu toplam varlıklar ile dışarıya olan borçları (yabancı kaynaklar) arasındaki farkı dengeleyen hesap grubudur
[6]. İşletme sahiplerinin (ortakların, hissedarların) işletmeye tahsis ettikleri sermayeyi, geçmiş yıllar kârlarını, sermaye ve kâr yedeklerini ifade eder[6]. Diğer bir deyişle, dışarıdan temin edilen yabancı kaynakların aksine, işletmenin "kendi öz kaynaklarından" karşılanan kısımdır[7].2.5. Dönem Ayırıcı Hesaplar
Bilanço gününden sonraki belirli bir süre içinde giderleşecek olan harcamalar ile gelir unsuru oluşturacak tahsilatların (örneğin gelecek aylara/yıllara ait gelirler ve giderler) dönemsellik ilkesi gereği ilgili oldukları mali döneme aktarılmasını sağlayan hesaplardır
[5]. Bu hesapların ayrı bir kalem olarak gösterilmesi, işletmenin anlık kârlılık ve maliyet yapısının manipüle edilmesini engeller.3. Sistematik İlişkiler
Madde 73, Türk özel hukuku ve usul hukuku sistemi içerisinde izole bir hüküm olmayıp, özellikle TTK’nın diğer finansal raporlama ve denetim hükümleriyle organik bir bağa sahiptir:
[2]. TTK m. 73, bu yükümlülüğün "içeriksel" sınırlarını çizer.[5].[8]. TTK m. 73'ün "Türkiye Muhasebe Standartlarında aksi öngörülmemişse" ibaresi ile başlaması, maddi hukuk kurallarının, teknik ve dinamik muhasebe standartlarına üstünlük tanıdığının sistematik göstergesidir.[9]. TTK m. 73 şemasına uyulmadan, karmaşık veya gerçeğe aykırı düzenlenen bir bilanço, tacir lehine delil teşkil etmez.4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı
Yargıtay uygulamalarında, bilançonun kanuna (TTK m. 73 vd.) ve Türkiye Muhasebe Standartlarına uygun bir şemalandırma ile, şeffaf ve doğru biçimde hazırlanıp hazırlanmadığı hususu, özellikle anonim şirketlerde yönetim kurulu üyelerinin "ibra" edilmesi kurumunda karşımıza çıkmaktadır.
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve ilgili Dairelerinin yerleşik içtihatlarına göre; genel kurulun bilançoyu onaylaması, kural olarak yönetim kurulu üyelerinin o hesap dönemindeki işlemleri bakımından ibra edildikleri (aklandıkları) sonucunu doğurur
[10]. Ancak Yargıtay kararlarında açıkça vurgulandığı üzere, onaylanan bilançonun işletmenin gerçek durumunu yansıtmaması, kanuna (TTK m. 73'te emredilen ayrıntı ve şemalandırma kuralları dâhil) ve iyiniyet kurallarına aykırı bir şekilde düzenlenmesi hâlinde, bu bilançonun onaylanmasına ilişkin genel kurul kararı mutlak bir ibra sonucu doğurmaz[11]. Bilançonun şeffaflık, tamlık ve mahsup yasağı gibi kurallara aykırı olarak, pay sahiplerini yanıltacak ölçüde konsolide edilmesi veya varlıkların yanlış tasnifi durumunda, mahkemeler bu ibra kararlarının iptaline veya geçersizliğine hükmetmektedir[11].5. Pratik Örnek Olaylar
Olay 1 (Kurmaca Senaryo): (X) Anonim Şirketi, 2024 yılı hesap dönemi sonu itibarıyla bilançosunu hazırlamış, ancak işletmenin 5 yıl vadeli olarak kullanmakta olduğu banka kredilerini (Uzun Vadeli Yabancı Kaynaklar) ile 6 ay içinde ödenmesi gereken tedarikçi borçlarını (Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklar) bilançoda tek bir "Borçlar" kalemi altında, hiçbir alt ayrıntı vermeden şemalandırmıştır. Ayrıca, işletmede üretim amacıyla 10 yıldır kullanılan fabrika binalarını "Dönen Varlıklar" altında göstermiştir. Hukuki analiz: İşbu bilanço TTK m. 73/1'de emredilen "yeterli ayrıntıya inilerek şemalandırılır" kuralına ve TTK m. 73/2'de yer alan "işletmeye devamlı surette tahsis edilmiş bulunan varlıklar duran varlıklar içinde yer alır" emredici kuralına açıkça aykırıdır
[5]. Krediler ve tedarikçi borçları TMS uyarınca vadelerine göre ayrıştırılmalı, fabrika binaları ise "Duran Varlıklar" altında raporlanmalıydı. Bu tablo TTK m. 515'teki "dürüst resim" ilkesini zedelediğinden[4], pay sahipleri tarafından bilançonun onaylanmasına dair genel kurul kararının iptali dava edilebilir.Olay 2 (Kurmaca Senaryo): (Y) Limited Şirketi, bilançosunu düzenlerken, A firmasından olan 500.000 TL ticari alacağını (Aktif/Dönen Varlık), aynı firmaya olan 400.000 TL'lik senetli borcuyla (Pasif/Yabancı Kaynak) netleştirerek, bilançoya sadece 100.000 TL'lik "Diğer Alacaklar" kalemi olarak yansıtmıştır. Hukuki analiz: Her ne kadar alacaklı ve borçlu sıfatları aynı ticari ilişkide birleşmiş gibi görünse de, TTK m. 72'de açıkça düzenlenen "Aktif kalemler pasif kalemlerle... mahsup edilemez" kuralı ihlal edilmiştir
[5]. Ayrıca bu durum, TTK m. 73'te öngörülen dönen varlıklar ve borçların ayrı kalemler olarak, brüt değerleriyle raporlanması gerekliliğini bertaraf eder. İlgili bilanço şeması kanuna aykırıdır.6. Pratik Uygulama Notları
[9],[12].[13].[14].7. Eleştirel Değerlendirme
Türk Ticaret Kanunu m. 73'ün doktrindeki en önemli tartışma boyutu, bilançonun "Türkiye Muhasebe Standartlarına (TMS)" göre mi yoksa "Vergi Usul Kanunu (VUK)"na göre mi şekilleneceği hususundaki yasal düalizmdir. TTK'nın ilk halinde, ticari defterlerin ve bilançonun tamamen TMS odaklı, şeffaf ve uluslararası denetime uygun olarak düzenlenmesi öngörülmüşken; 6335 sayılı Kanun ile TTK m. 64/5 hükmünde yapılan değişiklik neticesinde VUK hükümlerine de doğrudan atıf yapılarak vergi odaklı muhasebeye geri dönüş yapılmıştır
[15],[16].Prof. Dr. Ünal Tekinalp, Prof. Dr. Abuzer Kendigelen ve Prof. Dr. Mehmet Bahtiyar gibi otoriteler bu durumu haklı olarak eleştirmektedir. Zira finansal tabloların TMS yerine vergi normlarına (Tekdüzen Hesap Planı vb.) endekslenmesi, ticari defterler ile finansal tablolar arasında sağlanmak istenen yeknesaklığı bozmaktadır
[15],[17],[18]. Vergi mevzuatının temel amacı, devletin vergi matrahını güvence altına almak iken; TTK m. 73 ve m. 515 hükümlerinin amacı, pay sahiplerinin, alacaklıların ve kamunun aydınlatılması, işletmenin şeffaf bir iktisadi organizasyon olarak "dürüst resminin" çekilmesidir[4],[17]. Değerleme ve şemalandırmada çifte standart yaratan bu yasal karmaşanın, TTK'nın asli felsefesi olan "şeffaflık" ilkesini erozyona uğrattığı doktrinde hakim görüş olarak kabul edilmektedir.Metodolojik Not
Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.