RESMİ METİN

**III

  • Hükümler**

Madde 702 - (1) Aval veren kişi, kimin için taahhüt altına girmişse aynen onun gibi sorumlu olur. (2) Aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdü geçerlidir. (3) Aval veren kişi, poliçe bedelini ödediği takdirde, poliçeden dolayı lehine taahhüt altına girmiş olduğu kişiye ve ona, poliçe gereğince sorumlu olan kişilere karşı poliçeden doğan haklarını iktisap eder. DÖRDÜNCÜ AYIRIM Ödeme A) Vade I - Vadenin belirlenmesi 1. Genel olarak


AKADEMİK YORUM VE ANALİZ

1. Maddenin Sistematiği ve Genel Açıklama

6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 702. maddesi, kıymetli evrak hukukunun temel teminat müesseselerinden biri olan "aval"in hukuki hüküm ve sonuçlarını düzenlemektedir. TTK m. 700 ila 702 arasında düzenlenen aval, kambiyo senetlerine (poliçe, bono, çek) özgü, senet bedelinin ödenmesini kısmen veya tamamen garanti altına alan şahsi bir teminat türüdür. TTK m. 778/3 yollamasıyla bonolarda ve TTK m. 818/1-f yollamasıyla çeklerde de uygulama alanı bulur.

Kambiyo senetlerinin tedavül kabiliyetini artırmak ve alacaklıya (hamile) güçlü bir güvence sunmak amacıyla ihdas edilen aval, Türk Borçlar Kanunu (TBK) kapsamında düzenlenen "kefalet" sözleşmesinden yapısal ve hukuki sonuçları itibarıyla kesin çizgilerle ayrılır. TTK m. 702 hükmü, aval taahhüdünün "şekli bakımdan fer’i, maddi bakımdan bağımsız" niteliğini açıkça ortaya koymaktadır. Madde üç fıkradan oluşmakta olup; birinci fıkra avalistin sorumluluğunun kapsamını (aynen sorumluluk), ikinci fıkra aval taahhüdünün maddi bağımsızlığını ve şekli fer'iliğini, üçüncü fıkra ise poliçe bedelini ödeyen avalistin halefiyet ve rücu hakkını düzenlemektedir. Bu madde, kambiyo hukukunda işlem güvenliğinin, görünüşe güven ilkesinin ve imzaların istiklali prensibinin en somutlaştığı normlardan biridir.

2. Maddedeki Kavramların Analizi

2.1. Aval Verenin Sorumluluğunun Kapsamı (Aynen Sorumluluk İlkesi)

TTK m. 702/1 uyarınca, "Aval veren kişi, kimin için taahhüt altına girmişse aynen onun gibi sorumlu olur." Bu hüküm, avalistin sorumluluğunun sınırlarını ve hukuki rejimini belirler. Avalist, lehine aval verdiği kişinin (avalat) borçluluk sıfatı ne ise (asıl borçlu veya müracaat borçlusu), alacaklıya karşı o sıfatın gerektirdiği şartlar altında sorumlu olur. Örneğin, bonoda düzenleyen (keşideci) lehine aval veren kişi, asıl borçlu gibi sorumlu olur ve kendisine başvurulabilmesi için protesto çekilmesine gerek yoktur [1]. Buna karşılık, bir ciranta lehine aval verilmişse, avalist bir müracaat borçlusu konumuna gelir ve kendisine başvurulabilmesi için süresinde ödememe protestosu çekilmiş olması şarttır (TTK m. 730) [2]. "Aynen sorumluluk" ilkesi gereği, avalist, lehine aval verdiği kişinin tabi olduğu zamanaşımı sürelerine de tabi olacaktır (örneğin düzenleyen lehine aval verilmişse 3 yıl) [3].

2.2. Aval Taahhüdünün Bağımsızlığı (Maddi Bağımsızlık ve Şekli Fer'ilik)

TTK m. 702/2, avalin en kritik doktriner özelliğini ihtiva eder: "Aval veren kişinin teminat altına aldığı borç, şekle ait noksandan başka bir sebepten dolayı batıl olsa da aval verenin taahhüdü geçerlidir." Aval, maddi bakımdan tamamen bağımsız bir kambiyo taahhüdüdür. Kefaletten en büyük farkı budur. Lehine aval verilen kişinin borcu; ehliyetsizlik, irade sakatlıkları (hata, hile, ikrah), imzanın sahteliği veya temel borç ilişkisindeki bedelsizlik gibi sebeplerle maddi hukuk açısından geçersiz (batıl) olsa dahi, avalistin sorumluluğu devam eder [4, 5]. Avalistin sorumluluğunu ortadan kaldıran yegane husus, **"şekle ait noksanlık"**tır. Şayet senedin zorunlu unsurları eksikse (örneğin bonoda "bono" kelimesinin bulunmaması veya düzenleyenin imzasının hiç olmaması), senet kambiyo senedi vasfını kazanamayacağından, verilen aval de geçersiz olacaktır [6, 7].

2.3. Avalistin Rücu ve Halefiyet Hakkı

TTK m. 702/3 hükmü, avalistin poliçe bedelini ödemesi halindeki hukuki statüsünü düzenler: "Aval veren kişi, poliçe bedelini ödediği takdirde, poliçeden dolayı lehine taahhüt altına girmiş olduğu kişiye ve ona, poliçe gereğince sorumlu olan kişilere karşı poliçeden doğan haklarını iktisap eder." Avalist, alacaklıya (hamile) ödeme yaptığında, sıradan bir halefiyetten ziyade, kambiyo senedinden doğan bağımsız bir hak iktisap eder. Poliçe bedelini ödeyen avalist, lehine aval verdiği kişiye (avalata) ve avalatın başvurabileceği kendinden önceki kambiyo borçlularına (örneğin avalat bir ciranta ise, ondan önceki cirantalara ve düzenleyene) rücu edebilir [8, 9]. Ancak avalist, avalatın başvuramayacağı kişilere rücu edemez.

3. Sistematik İlişkiler

  • TTK m. 724 (Müteselsil Sorumluluk): TTK m. 702/1'deki aynen sorumluluk kuralı, TTK m. 724 ile tamamlanır. Bir poliçeyi düzenleyen, kabul eden, ciro eden veya o poliçeye aval veren kişiler hamile karşı müteselsil borçlu sıfatıyla sorumludurlar. Hamil, bunların borçlanmadaki sıraları ile bağlı olmaksızın dilediğine başvurabilir [10]. Avalist de bu müteselsil zincirin asli bir parçasıdır.
  • TTK m. 677 (İmzaların İstiklali İlkesi): TTK m. 702/2'deki maddi bağımsızlık kuralı, TTK m. 677'nin doğal bir uzantısıdır. Bir senetteki ehliyetsiz kişilerin imzaları veya sahte imzalar senedin geçerliliğini etkilemez; diğer imzalar (bu bağlamda avalistin imzası) geçerliliğini korur [6].
  • TBK m. 583, 584 ve 603 (Kefalette Eş Rızası ve Şekil Şartları): Türk Borçlar Kanunu m. 603, kefalete ilişkin şekil ve eş rızası şartlarının "kişisel güvence verilmesine ilişkin olarak başka ad altında yapılan diğer sözleşmelere" de uygulanacağını amirdir. Ancak TTK m. 702'nin ihtiva ettiği ticari sürat ve görünüşe güven ilkeleri gereği aval, TBK m. 603 kapsamı dışındadır. Avalde eş rızası aranmaz (YİBBGK kararı ile sabittir) [11, 12].
  • TKHK m. 4/5 ve m. 4/6 (Tüketici Hukuku İlişkisi): Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 4/5 gereği tüketicinin nama yazılı olarak düzenlemediği kambiyo senetleri tüketici yönünden geçersizdir. Ancak bu geçersizlik, tüketici lehine aval veren kişinin sorumluluğunu TTK m. 702/2 kapsamında ortadan kaldırmaz (maddi bağımsızlık). TKHK m. 4/6 ise tüketici lehine verilen şahsi teminatların "adi kefalet" sayılacağını öngörür. Doktrinde avalin bu madde kapsamında adi kefalete dönüşüp dönüşmeyeceği derin tartışmalara neden olmaktadır [13, 14].

4. Uygulama: Yargıtay İçtihadı

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun (YİBBGK) 20.04.2018 tarihli, 2017/4 E. ve 2018/5 K. sayılı kararı, TTK m. 702'nin uygulanmasında dönüm noktasıdır. YİBBGK, avalin kefaletten tamamen bağımsız, kambiyo hukukuna özgü bir kurum olduğunu; avale TBK m. 603 yollamasıyla eş rızasına ilişkin TBK m. 584 hükmünün uygulanamayacağını açıkça içtihat etmiştir. Kararın gerekçesinde, kambiyo senetlerinin tedavül kabiliyeti, avalin maddi bağımsızlığı (TTK 702/2) ve işlem güvenliği vurgulanmıştır [15-17].

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatlarında (örneğin 20.02.2015 T., 2959/3404 K. sayılı kararı), senedin ön yüzünde sadece "şirket yetkilisinin" şirket kaşesi dışına attığı ikinci imzanın TTK m. 701/3 ve m. 702/1 uyarınca "aval" sayılacağı ve bu kişinin kişisel (şahsi) sorumluluğunun doğacağı istikrarla kabul edilmektedir [18-20]. Ayrıca, senette düzenleyenin imzasının hiç bulunmaması halinde kambiyo senedi vasfı (şekil şartı) oluşmayacağından, avalistin de sorumluluktan kurtulacağı (şekle ait noksanlık) açıkça belirtilmektedir [7, 21].

5. Pratik Örnek Olaylar

Olay 1 (Kurmaca Senaryo): Tacir (A), (B)'ye olan borcuna karşılık bir bono düzenleyip teslim etmiştir. (A)'nın kardeşi (C), bononun ön yüzünü avalist sıfatıyla imzalamıştır. Daha sonra (A), senedi imzalarken (B) tarafından ağır bir tehdide (ikrah) maruz bırakıldığını ileri sürerek senedin iptalini talep etmiş ve tehdit olgusunu ispatlamıştır. (B), bunun üzerine avalist (C)'ye başvurarak senet bedelini talep etmiştir. Hukuki Analiz: TTK m. 702/2 hükmü uyarınca, avalin maddi bağımsızlığı ilkesi geçerlidir. Lehine aval verilen (A)'nın taahhüdü, irade sakatlığı (tehdit/ikrah) nedeniyle maddi hukuk açısından geçersiz (batıl) hale gelse bile, senedin dış görünüşünde bir "şekil noksanlığı" bulunmadığı sürece avalist (C)'nin taahhüdü geçerliliğini korur. (C), (A)'nın irade sakatlığı def'ini hamile karşı ileri süremez ve bedeli ödemek zorundadır.

Olay 2 (Kurmaca Senaryo): (X) A.Ş. adına sahte bir kaşe yaptırılarak, yetkisiz bir kişi tarafından bono düzenlenmiş ve tedavüle sokulmuştur. Senedin ön yüzünü (Y), (X) A.Ş. lehine avalist olarak imzalamıştır. Hamil (Z), vade geldiğinde (X) A.Ş.'ye başvurmuş ancak imza itirazıyla karşılaşmış, senedin sahte olduğu anlaşılmıştır. Hamil (Z) akabinde avalist (Y)'ye başvurmuştur. Hukuki Analiz: TTK m. 702/2'deki "şekle ait noksanlık" kuralı bağlamında doktrin ve Yargıtay'a göre, sahte imza bir "şekil noksanlığı" değildir. İmzaların istiklali ilkesi (TTK m. 677) gereği, senedin üzerinde fiziken bir düzenleyen imzası bulunduğu sürece şekil şartı tamamdır. (X) A.Ş. sahte imza def'i ile borçtan kurtulur; ancak avalist (Y), TTK m. 702/2 gereği sahtelik itirazından yararlanamaz ve senet bedelini ödemekle yükümlüdür.

6. Pratik Uygulama Notları

  • İspat yükü: Avalist, TTK m. 702 gereği, lehine aval verdiği kişinin kişisel def'ilerini ileri süremez. Kendi şahsi def'ilerini (örneğin hamil ile arasındaki özel bir anlaşma) ileri sürdüğünde ispat yükü avaliste aittir.
  • Zamanaşımı / Süreler: Avalist, kimin lehine aval verdiyse onun zamanaşımı süresine tabidir (TTK 702/1). Düzenleyen lehine aval verilmişse zamanaşımı 3 yıldır; ciranta lehine verilmişse 1 yıl veya 6 aylık müracaat zamanaşımı süreleri uygulanır [3]. Ancak zamanaşımını kesen işlemler (TTK m. 751) şahsidir; avalat aleyhine kesilen zamanaşımı avalisti etkilemez [22].
  • Görevli/yetkili mahkeme: TTK m. 4/1-a uyarınca poliçe, bono ve çeke ilişkin uyuşmazlıklar mutlak ticari dava niteliğindedir. Görevli mahkeme kural olarak Asliye Ticaret Mahkemesidir.
  • Yaygın uygulama hataları: Uygulamada şirket yöneticilerinin senet üzerinde şirket kaşesi dışına attıkları ikinci imzaların mahiyeti sıkça ihtilaf konusu olmaktadır. Hukuken bu ikinci imza TTK m. 701/3 gereği aval sayılır ve TTK m. 702 uyarınca yöneticiyi şahsen, müteselsil borçlu konumuna sokar [23-25]. Bunu adi kefalet zannedip TBK hükümlerini (kefaletin şekil şartları vs.) ileri sürmek büyük bir pratik hatadır.

7. Eleştirel Değerlendirme

Doktrinde TTK m. 702/2 kapsamında yer alan "şekle ait noksanlık" (şekli fer'ilik) kavramının sınırları üzerine köklü tartışmalar mevcuttur. Merhum Prof. Dr. Halil Arslanlı, senedin düzenleyenin elinden sahte bir imza ile çıkması durumunu "şekle ait bir noksanlık" olarak değerlendirmekte ve bu halde avalistin de sorumluluktan kurtulması gerektiğini savunmaktaydı [26]. Buna karşın; Prof. Dr. Reha Poroy, Prof. Dr. Ünal Tekinalp ve Prof. Dr. Fırat Öztan gibi otoritelerin temsil ettiği hâkim doktrin ile Yargıtay içtihatları, dış görünüş itibarıyla senette bir imzanın varlığının şekil şartının tamamlanması için yeterli olduğunu, sahte imzanın şekil noksanlığı değil, TTK m. 677 (imzaların bağımsızlığı) çerçevesinde maddi bir sakatlık olduğunu, dolayısıyla avalistin sahte imza halinde dahi sorumlu kalmaya devam edeceğini haklı olarak kabul etmektedir [6].

Bir diğer güncel doktrin tartışması, TKHK m. 4/6'nın avali kapsayıp kapsamadığı yönündedir. Tüketici hukuku perspektifinden bazı yazarlar (örneğin Prof. Dr. Burak Özen) tüketici lehine verilen her şahsi teminatın adı ne olursa olsun adi kefalet sayılacağını lafzi yoruma dayanarak ileri sürse de; kambiyo hukukunun ruhu, tedavül güvenliği ve TTK m. 702'nin varlık sebebi dikkate alındığında, avalin adi kefalete dönüştüğünü savunmak kambiyo senetlerinin soyutluk ilkesini tahrip eder niteliktedir. TTK m. 702'nin ihtiva ettiği maddi bağımsızlık ilkesinin, zayıf tarafı koruma saikiyle dahi olsa genel hükümler ve özel kanun yollamalarıyla aşındırılması, ödeme aracı olan senetlerin itibarını zedeleyebilme potansiyeli taşır [27, 28].


Metodolojik Not

[Bu yorum, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ve bilimsel araştırma ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. Yalnızca doktrin ve yargı kararları çerçevesinde objektif olarak sunulmuştur.]

Metodolojik Not

Bu çalışma, Av. Fethi Güzel tarafından akademik dürüstlük ilkeleri çerçevesinde hazırlanmıştır. İçerik, güncel kanun değişiklikleri ve yüksek yargı kararları ışığında revize edilmektedir.